31 Ekim 2010 Pazar

Beşiktaş 2-1 Sivasspor


Mersin İY maçından sonra Sivasspor maçının önemine dikkat çekmiştim. Motivasyon açısından mühim bir maçtı, kazanıldı. Son dakikada direkten dönen top girseydi motivasyon açısından Beşiktaş dibi görebilirdi. O top 2 puandan çok daha fazlasına mal olurdu. Yükselişe geçmesi gereken bir zamanda dii gösterirdi Beşiktaş'a...

Maça nerdeyse eldeki en iyi kadro ile başladı Beşiktaş. Holosko mu eldeki en iyi oyuncu demeyin. Nihat'ın varlığında Holosko, Messi kadar değerli maalesef. Kaleci tercihi Rüştü oldu. Ben Cenk, Hakan, Rüştü sırasıyla oynatırdım. Hakan'ı ya da Rüştü'yü formda tutmak için de Cenk'i yedek soyundurmazdım. Yabacı kotasına takılan Zapo ise bu maçta yerini Ersan'a bıraktı. İyi de oldu. Ersan üzerinde çalışılmaya değer bir oyuncu. Sisteme uygun stoperde sorun yaşayan Beşiktaş ayağı düzgün Ersan'a şans vermeli...

Beşiktaş maça çok iyi başladı. Guti'nin goldeki muhteşem arapasında Üzülmez müthiş bir bindirme yaptı ve çok iyi kesti topu. Bobo gerekli ve yeterli olanı yaptı. Bu golden sonra biraz toparlanan Sivas'ı Necip'in çabuk şutu yıktı. İkinci yarıda Sivas daha etkiliydi. İkinci yarının başlangıcıyla birlikte Sivasspor çok sert oynamaya başladı. Agresif oynamak başkadır, sert oynamak başka. Sivassporlu oyuncular rakibi sakatlayacak düzeyde sert oynadı. Guti, oyun her durduğunda çorabını indirip ayağına baktı. Maç 2-1 ken Guti'nin oyundan alınması intihardı ancak o noktada ben de çıksın istedim. Maç umrumda değildi, Guti buraya futbol oynamaya geldi, hakemler futbol oynamasını sağlamak zorunda. Sadece Guti'yi değil, futbol oynamak isteyen herkese bu imkan sağlanmalı.


Guti demişken, Guti ile Keita arasındaki pozisyona da değinmek gerekir. Keita'nın faulunu es geçti hakem. Ardından Guti, Keita'nın üzerine gitti. Keita'nın, Guti suratına vurmuşçasına kendini yere atmasını görmezden gelip Guti'ye kart çıkardı. Hakem burada tamamen yanlış karar verdi. Eğer Guti vurdu gibi gördüyse kırmızı ver, vurmadığını gördüyse seni aldatan oyuncuya sarı ver, Guti'ye değil...

Necip için de bir parantez açalım. Güzel bir gol attı, bir de büyük hata yaptı. Necip henüz çok genç. Hata yapar, yapacakda. Böyle böyle öğrenecek. Bugünkü hatası mağlubiyete sebep olsa da canı sağolsun. Umarım bu pozisyonun etkisinde kalmaz ve güzel futboluna devam eder.

Beşiktaş özellikle ikinci yarı çok etkisizdi. Bu futbol Beşiktaş'ın bu yılki kimliğini yansıtmıyor maalesef. Beşiktaş bugün galibiyeti haketmedi. Hakedecek futbolu oynamalı. Bu Sivasspor haketti manasına gelmesin. Sivasspor bugün yarım puan dahi haketmedi. İyi oynamıyor, sert ve çirkef oynuyorlar.

La Liga: Hercules 1-3 R.Madrid & Barça 5-0 Sevilla


Dün futbola doydum. Hatta gece beynim sulanmış haldeydi. Eskişehirspor-Ankaragücü maçıyla başlayan günü, Arsenal- West Ham, Galatasaray-MP Antalyaspor, Hercules-Real Madrid ve son olarak Barcelona-Sevilla maçıyla taçlandırdım. Maç arasındaki boşlukları da Man Utd -Tottenham ve Milan - Juventus ile doldurdum...

İspanya Ligi iki şampiyonun çıktığı bir lig. Lig şampiyonu ve lig 3.sü. İlginçtir, ligin 3.sü, lig 2.sinden daha mutlu bitiriyor ligi. Ligin ikincisi başarısız, üçüncüsü başarılı ilan ediliyor. La Liga'da her hafta en az iki maç zevkle izlenir. Barca ve Real'in maçları. Dün de kaçırmadın tabi...

Real Madrid için zor bir deplasmandı Hercules. Ligdeki konumu iyi olmasa da büyük takımlara karşı dirençli ve istekli oldukları aşikar. Ligdeki iki galibiyetini Barça ve Sevilla'dan aldılar. Büyük takımlar karşısında farklı bir motivasyon ile oynuyorlar. Takımın bir başka özelliği ise hücum hattı. Trezeguet, Valdez ve Portillo. Bir bakıma Antalyaspor'u anımsatıyor bana: Necati, Veysel, Tita, Djiehoua...

Maça erken bulduğu golle başlayınca savunmaya çekildi Hercules. Real Madrid'e karşı 80 dakika savunma yapmak ve gol yememek kolay değil. Benzer durum Barça karşısında da geçerli. Di Maria'nın golüne kadar dayandılar, sonrasında direçleri hepten kırıldı. 85'de sahneye Ronaldo çıktı ve 2 tane salladı. 3.'yü bile atıyordu. Cristiano'nun ilk golünde büyük emeği olan Marcelo'nun kendine olan aşırı güveni beni çok rahatsız ediyor. Takımda kaleyi en çok deneyen oyuncu belki de. Xabi ve Ronaldo bile o kadar gereksiz şut çekmiyor... Son olarak Cristiano'nun 12. golüne ulaştığını, bu ay oynadığı 9 maçta 13 gol attığını not düşelim.. Real Madrid onun için Mr. October demiş...


Barcelona ise rahat bir galibiyet aldı. Sevilla eski Sevilla değil. Kaleci Palop'un ve Jesus Navas'ın olması durumunda bile Barça'ya karşı çok fazla direnemezlerdi. Sevilla ile Barça-Real arasındaki makas her geçen gün açılıyor. Doğru transfer stratejileri saha dışında takımı yükseltiyor ama saha içine yansımıyor. Messi'nni erken golü ve Konko'nun kırmızısı maçı kopardı. Bunlar olmasa daha desturlu bir galibiyet gelirdi. Villa'nın golü muhteşemdi. Golde bir santrforun yapması gereken herşeyi yaptı David Villa. Ders olarak okutulacak bir goldü...

Real Barça kazanmaya devam ediyor. Durum geçen yıldan farklı olmayacak. 3. ile 2. arasındaki puan farklı ligin ikinci yarısından itibaren çift hanelere çıkar.

Mutlu Yıllar


Bugün, blogumuzun fantastik Eskişehirsporlusu Deepman'in doğum günü...

Arada apaçilik yapsa da iyi çocuktur :) Mutlu yıllar dilerim Ercan'ım...

30 Ekim 2010 Cumartesi

Galatasaray 2-1 MP Antalyaspor


Galatasaray uzun süreli galibiyet hasretini MP Antalyaspor karşısında bozdu. Antalyaspor ligin dişli ekiplerinden. Özellikle hücum hattı bir Anadolu takımı için oldukça iyi. Galatasaray geçen hafta Fenerbahçe karşısında iyi bir skor aldı ancak bu skorla Galatasaray'da işler rayına girdi demek için erken. Bu sebeple bu maçın öncesinde Galatasaray maçın mutlak favorisi değildi...

Hagi ikinci maçında da Fenerbahçe maçındakine benzer bir sistem ile çıktı. Elano'nun yokluğunda Sabri'yi öne çekti. Serkan'ı arkasına koydu. Ortasahada ise cezalı Ayhan'ın yerine Barış oyundaydı. Sistem aynıydı. Zaten farklı olması yönünde çok da beklenti yoktu çünkü sakatlar henüz iyileşmemişti.

Antalyaspor ise üçlü bir hücum hattıyla sahadaydı. Necati, Tita ve Veysel. Zayıf savunmalar için oldukça sıkıntılı bir üçlü. Veysel ve Necati fizik olarak iyi, Tita hızlı ve golcü. Necati ve Veysel ayeıca hava hakimiyeti iyi olan oyuncular. Antalya'nın tek eksiği savunmada oynamayan Deniz'di. Ben bunu Antalya adına avantaj olarak görüyorum.

Maça iyi başlayan Sarı-Kırmızılılardı ancak baskı kısa sürdü. Antalyaspor tam oyuna hakim olacak derken önce Tita kaçırdı, sonra Servet attı. Servet'in golünün şoku yaşanırken Pino ikiledi..

İkinci yarıya daha atak başladı Antalyaspor. Defansın ve kalecinin hatasında topu ağlarında gördü Galatasaray. Bu bölümde Antalya'nın bir gole daha ihtiyacı vardı. Geciken gol Galatasaray'ı tekrar oyuna hakim taraf yaptı. Maçın son bölümline kadar Galatasaray kontrollü götürdü maçı.Son bölümlerde karşılıklı goller kaçtı ve maç bu şekilde sona erdi.

Galatasaray'da Misimoviç şu ana dek tek olumlu hareket yapmadı. Geldiğinden beri büyük beklenti var ancak henüz sahneye çıkmış değil. Haftalar sonra sahaya çıkan Elano bile ilk maçında oyuna ağırlığını koyabilmişken Misimoviç'in formsuzluğu Galatasaray'ı olumsuz etkiliyor.

Kaleci seçimi konusunda normal şartlarda her türlü Aykut'u tercih ederim. Daha iyi olup olmadığı tartışılır amaUfuk'un büyük takım kalecisi olmadığı aşikar. Kaleci hata yapabilir ama 36. dakikada zamana oynamaya başlamaz. Bu küçük hareketleri Galatasaray kalesini küçültüyor.

Arsenal 1 - 0 West Ham


Avram Grant'ın West Ham'ı bu sezon ligin en zayıf takımlarından biri. Ligdeki konumları da bunu doğruluyor. Ligin dibindeler. Arsenal ise Chelsea takibini sürdürüyor...

The Gunners maça çok iyi başladı. İlk 20 dakika West Ham'ı ezdi ancak golü bulamadı. Özellikle Sagna'nın sağdan bindirmelerinde çok etkili oldu. Ancak ilk yarının ortalarında West Ham iyi kontraya çıkmaya başlayınca Arsenal'in maçın başındaki hızı kesildi. West Ham, Piquionne ve Obinna ile iyi kontralar yakaladı..

İkinci yarı da ilk yarının sonundaki oyuna benzer bir maç izledik. Son 15'te Arsenal biraz daha canlandı. Ortasahadaki etkisiz oyuncu Denilson çıktı yerine araya iyi kaçan Walcott girdi. Walcott'un girişi Arsenal'i canlandırdı. İlk yarıda olduğu gibi yine sağdan bindirmelerle geldi Kırmızı-Beyazlılar. Ancak gol soldan Clichy'nin ortasında geldi.

Arsenal'in hücum hattında Arshavin'in formsuzluğu devam ediyor. Fabregas da çok etkili değildi. Nasri ve golün sahibi Song hücum hattındaki en etkili isimlerdi.

Arsenal kolay kazanmasını beklediğimiz maçı zor da olsa 1 - 0 kazanabildi...

Ankara'da kupa yarışları günü...


Bugün gazeteleri karıştırıken uzun süre uzak kaldığım ganyan meselelerine tekrar göz atınca vay be diyerek hemen biraz araştırma yapma gereği hissettim. Bugün Ankara'da güzel bir hava eşliğinde koşulacak önemli koşular var. Dolayısıyla, koşan atlarda geçimişin ve bugünün en önemli safkanları. Cumhurbaşkanlığı Kupası koşusunda, G-1 İngiliz safkanlarında Pan River ve Miramis önderliğinde, İnspector süpriziyle güzel bir yarış bekliyorum. Miramis'in formunu sürdürme konusunda son zamanlarda zorlandığını ve bu sebeple Pan River'ın formuyla ve jokeyiyle yarışı domine edeceğini bekleyen bir sürü yoruma rastladım. Yine de bu 3 safkanı kupona yazmadan geçmem ben.

Diğer kupa koşusu Cumhuriyet. İşte beni asıl şaşırtan ve yazma gereği uyandıran koşu. Uzun süre koşulardan uzak kaldığını bildiğim TURBO'yu görünce listede önce sevindim. Her ne kadar adı olsa da, gördüm ki Turbo ilk kez favori değil! Yarış hayatında ilk kez favori olmayan Turbo'nun rakipleri arasında ise tecrübe abidesi Kafkaslı, süprizsever Uçanbey -artık G-1'de şansı olmaduğunu düşünüyorum-, yine süprizci Özhaber, her zaman iki ezeli rakip olmuş Gelibolu ve Hayatım safkanları mevcut. Daha önce yazılarımı hatırlayanalar bilir. GELİBOLU'yu ilk koşusundan beri takip ettiğim farklı bir Arap atı olduğunu söylemişimdir. Her koşusunu izlemişimdir. 6-7 aydır takip edemediğim süre zarfında, daha önce bir türlü G-1 seviyesine erişemeyen Gelibolu'nun, G-1'in tozunu attırdığını gördüm. Artık şampiyon diye anılmayıp, şampiyonlara kafa tutan bir Gelibolu olmasına hiç şaşırmadım açıkçası. Bunun bir şekilde olacağı belliydi zaten. Bu yarışta ezeli rakibi Hayatım'ı alt ederse birinci ve şampiyon olmasını bekliyorum. Burada en önemli handikapı ise Karataş'ın olmaması. Ama Selim'in farkını da yansıtacağı kessindir. Kafkaslı bu kalabalıkta yine gecikip ancak tabela yapar diye düşünüyorum. Turbo tabela dışı kalıp, son yarışında da ikinci olunca uzun süre dinlendi. Her zaman favoridir bana göre ama bu yarış için hiç bir bilgim yok hazırlığıyla ilgili. Genel yorumlara göre bu grupta tabela yapar Turbo. Açıkçası efsane geri döndü demeyi de çok istiyorum. Olur mu olur belli de olmaz!

Ayrıca; 2 yaşlı İngiliz safkanlarının maiden koşusunda Candostum için tek yorumları yapanlar mevcut. Bu tip koşularda çok at yazmanın faydalı olacağını hatırlatmakta fayda var. 3 ve yukarı İngilizler'in 1500m kum koşusunda ise Doku ve ayrılmaz yarış arkadaşı Actionmax'i yazmak akıllıca olur.

29 Ekim 2010 Cuma

Bursaspor 1-1 Fenerbahçe


Fenerbahçe ciddi eksiklerle gitti Bursa'ya. Niang, Dia ve Lugano bu takımın en önemli oyuncularından. Niang'ın yerine Semih oynayınca kalite düşüyor, Dia ile Lugano'nun yerine birini dahi koyamıyorsun...

Fenerbahçe özellikle ilk yarıda eksiklerden kaynaklanabilecek bir sıkıntı yaşamadı. Emre'nin müthiş performansı sonrası Alex'in orta-şut karışımı vuruşu ve Semih'in bitiriciliği. Herkes maksimumdaydı pozisyonda. İlk yarıda Fenerbahçe ağır bastı. Özellikle ortasahada hakimiyeti kurdu ve topa hükmeden taraf oldu. Bunda Bursaspor ortasaha oyuncularının zayıf olmasından çok savunma yönünden çok güçsüz olmasının etkisi büyük. Hüseyin dışında savunması güçlü ortasaha merkez oyuncusu yoktu. Batalla da Ergiç de savunması zayıf iki oyuncu. Emre-Baroni-Topuz üçlüsü bu bağlamda ilk yarıda çok zorlanmadı...

İkinci yarı değişen neydi peki? Yine aynı üçlüler karşı karşıyaydı. İkinci yarı Bursaspor ileri çıkınca bu sefer ortasaha oyuncularının hücum yönleri ön plana çıkmaya başladı. Bu sürede Fenerbahçe kapanmasa etkili olabilirdi ancak ilerde Semih yalnız kalınca ortasahada da hücumda da takım biraz düştü...


Bursaspor'un golcüsü(!) Ömer'in her kornerde ve frikikte topa vurması çok enteresan ve başarılı. Hadi hücumda ona atılıyor desek, savunmada da vuruyor... Ömer çok iyi yer tutuyor. FM tabiriyle positioning ve heading 18-19... Bursaspor'un duran toplarda bu kadar etkili olmasının en büyük sebebi Ömer'in performansıdır...

Sercan için bir paragraf açmak gerekir. Sercan benim beğenmediğim bir oyuncu. 80 metre top sürüyor ama sonrası yok... 5 kişi çalımlıyor, kaleciyle karşıkarşıya kalıyor ama sonrası yok... Araya iyi kaçıyor ama sonrası yok... Kuracağımız tüm cümlelerin sonrası yok... Sonrası 2 yıl sonra gelişir mi bilmem. Gelişmezse bu standartta kalır. Bugün Sercan'ın girdiği pozisyonlara bir başkası girseydi Bursaspor kazanırdı. Net... Sercan'ın pozisyonları akla gelince maçı Bursaspor kaybetti demek yanlış olmaz...

Son olarak sabah Lig TV'de ismini bilmediğim bir yorumcu "Anadolu Devrimi"ni anlatırken Anadolu takımlarının kaliteli ve doğru yabancı transferine bağladı durumu. Üç büyüklerin isimli ama yararsız yabancı aldığını söyledi. Anadolu devrimi yapan Bursa'da bugün ilk 11'de 3 yabancı oynadı. Fenerbahçe'de 5 yabancı oynuyordu. Normalde 6'sını da kullanırdı ama üç önemli eksiğinin hepsi de yabancılardı... Devrimi nereye bağlayacağımızı şaşırdık...

Ziraat Türkiye Kupası Grupları


Ziraat Türkiye Kupası grup kuraları çekildi. Beşiktaş'ın seribaşı olmaması sebebiyle, kısmen daha zor bir kura çekeceği belliydi. Bursa, Fenerbahçe, Trabzon ya da Galatasaray ile aynı gruba düşecekti. Trabzonspor ile eşleşti...

Bu dört takımdan tercih etmeyeceğim takımlar Fenerbahçe ya da Galatasaray olurdu. Bu ikisiyle aynı gruba düşmek daha kötü olurdu. Daha formda ya da daha iyi olduklarından değil, gereksiz yere aşırı strese sebep olacaklarından. Trabzon ve Bursa daha formda olsalar dahi benim tercih edebileceğim takımlardı.

Gruba 3. torbadan dahil olan takım Manisaspor, bugünkü form düzeyi ile 3. torbanın en iyi takımı. Kasımpaşa, Ankaragücü ve Gaziantepspor daha yumuşak takımlardı. Bu şanssızlık olarak niteneldirilebilir. Beşiktaş'ın Manisaspor'a yenilmiş olması beni tedirgin etmiyor. Manisa'dan çekinmiyorum...

Beşiktaş 4. ve 5. torbadan ise şanslı kuralar çekti. Gaziantep BB ve Konya Torku...

Fikstüre baktığımızda Gaziantep BB ile Manisa deplasmanlarına gidilecek, Trabzon ve Konya Torku ile içerde oynanacak. Trabzon'un içerde oynanması büyük avantaj.

Trabzon ile Beşiktaş gruptan çıkar düşüncesindeyim.

Diğer gruplarda favorilerim ise şöyle: Galatasaray-MP Antalyaspor, Fenerbahçe- Ankaragücü, Bursaspor- İstanbul BB...

28 Ekim 2010 Perşembe

Beşiktaş 3 - 0 Mersin İ.Y.


Bu maç Beşiktaş açısından son derece mühim bir maçtı. Bu sebeple Schuster ciddi bir kadro ile çıktı maça. Tek tük değişiklikler vardı elbette ama takım yedek ağırlıklı değildi. Doğru olan da buydu bence. Bu maça yedeklerle çıkmak, maçı kaybetmemize sebep olabilir ve durumu içinden çıkılmaz bir hale sürükleyebilirdi...

Bu sezon Kayserispor maçına dek güzel futbol izledik. Kaybettiğimiz maçlarda bile iyi oynuyorduk. Bu maçta kötü oynadık diyemem ama iyi de oynamadı takım. Savunma, Rüştü haricinde sıkıntılı değildi; tabi bunda rakibin hücum yapamamasının da etkisi var. O yüzden bu maç savunmanın değerlendirilebileceği bir maç değildi...

Gelelim hücum hattına. Fink tek önlibero. Önünde Yusuf-Guti-Tabata ve ileri ikilide Bobo-Tekke. Çok pozisyon yakalayan ama gol vuruşu olmayan bir takım görünümündeydi. Rakip sürekli savunma yaptığı için Beşiktaş'ın ileride top tutması ve maçı yarısahaya yıkması normal karşılanabilir ancak kalabalık savunmanın arasında iyi top yapması da artı olarak haneye yazılmalı...

Bu bugün adına iyi şeylerdi. Bir iyi şey daha vardı o da Onur. Kayseri maçında vasattı, bugün iyi. Bobo'ya yaptığı asistte çok başarılıydı. Necip, Onur gibi isimleri kadroda görmek mutluluk veriyor...


Gelelim kapımızın önüne. Süpürmemiz gereken çok şey var. Kaleye şut çekmiyoruz. Haklısınız diğer taraftan da Nihat'a çok vuruyorsun diye kızıyorum ama durum biraz farklı. Ceza sahası içinde ekstra pasa çok kaçıyoruz. Bu pas gol olduğunda ayakta alkışlattırır ama çoğunlukla da bu paslar rakibe gider. Öyle de oluyor. Ekstra paslar sebebiyle çok pozisyon harcandı. Bu sebeple takım 30 dakika daha fazla oynadı ve yoruldu. Pazar günü psikolojik anlamda zor bir maç var...

Rakibin durumu sebebiyle de böyle bir taktik anlayışına gidilmiş olabilir ancak maç boyunca bariz gözlemlediğim şey oyunu ağırdan almamızdı. Takım yaşlı olmasıyla alaka kurmaya gerek yok. Çoğu oyuncu hızlı futbola da adapte olabilecek konumda.

Bu maç moral açısından önemliydi. Pazar günü oynanacak Sivas maçı da önemli bir diğer maç... O maç da motivasyon açısından ayrı bir öneme sahip. Rakip yeni hocasıyla ilk lig maçına çıkacak. Yeni hoca ateşi yakmasın bizi...

Bir zamanlar - Christian Ziege


Az önce Ferrara, Casiraghi, Peruzzi ismini hatırlayınca blogu açtığımız ilk zamanlar yazdığım ama sonrasında unuttuğum bir seri aklıma geldi. Bir zamanlar serisi... Kaçta kalmıştık unuttum. Rakamın çok da önemi yok zaten...

Christian Ziege. Munih'in 90 jenerasyonunun üyelerinden. 7 yıl geçirdiği Munih'ten sonra AC Milan'a transferi -ki ben daha çok Milan formasıyla hatırlıyorum kendisini- ve sonrasında İngiltere'de süren kariyeri. Sağlam sol bekti, günümüz hücumcu bekleri gibiydi. Hatta ileride oynadığı bir dönem gol yollarında da etkiliydi.

Çoğumuz onu mohikan saçıyla hatırlıyoruz. 2002 Dünya Kupası'nın gerçek mohikanıydı o. Bizim Ümit çakma olanıydı. Ziege 2005'te futbolu bıraktıktan sonra antrenörlüğe geçiş yaptı. 2006'dan beri Borussia MGB'da çeşitli görevlerde bulundu. Bu sezon itibariyle de Arminia Bielefend'in başına geçti...

Ferrara - Peruzzi


Genelde U-21 hocaları yaşlıdır ancak İtalya'da durum bizdekine benzer. Önceki hoca Casiraghi idi. Futbolculuğunu hatırlarım Casiraghi'nin. Lazio'lu günlerini bilirim. O, Milli Takıma tecrübesiz gelenlerdendi. 2006'da U-21 hocası oldu ve 4 yıl bu görevde kaldı. Geçtiğimiz hafta ayrıldı...

Yerine Juventus'un Guardiola aşısı tutturamadığı Ciro Ferrara geldi. Yaşı genç ama tecrübe sahibi diyebiliriz. 4 yıl İtalya Milli Takımında yardımcılık yaptı sonra Juve ile 1 sezon ve şimdi de İtalya U-21. Yardımcısı da Juve'nin efsane kalecisi Angelo Peruzzi...

Juve'nin aşık olduğum kadrosunun iki elemanı. Daha dün sahadaydılar, şimdi kulübede... Yaşlanıyoruz...

27 Ekim 2010 Çarşamba

Ballon d'Or 2010


Ballon d'Or.. Altın Top ödülü futbol camiasını en saygın ödüllerinden biridir. Hatta birincisi bile diyebiliriz. Yılın futbolcusu dendiğinde referans alınan ödüldür...

Ballon d'Or 2010 adayları açıklandı. Oylamayı dünyanın dört bir yanından gazeteciler yapacak. Eskiden sadece Avrupalı oyuncuların oylandığı ödülde, önce 95'de Avrupa'da top koşturan Avrupa dışı oyuncular da eklendi ve daha sonra 2007'den itibaren dünyadaki tüm oyuncular aday gösterilip, oylanabilir duruma geldi...

Ödülün mazisine baktığımızda Cruyff, Platini ve van Basten ödülü 3 kez kazanarak ilk sıradalar. Tabi burada Pele ve Maradona'nın bu ödüle hiç aday gösterilemediğini de unutmamak lazım.Ödülün şu anki sahibi Lionel Messi...

Adaylar:

Xabi Alonso (Spain)
Dani Alves (Brazil)
Iker Casillas (Spain)
Cristiano Ronaldo (Portugal)
Didier Drogba (Ivory Coast)
Samuel Eto'o (Cameroon)
Cesc Fabregas (Spain)
Asamoah Gyan (Ghana)
Julio Cesar (Brazil)
Miroslav Klose (Germany)
Philipp Lahm (Germany)
Maicon (Brazil)
Thomas Mueller (Germany)
Arjen Robben (Netherlands)
Bastian Schweinsteiger (Germany)
David Villa (Spain)
Xavi (Spain)
Carles Puyol (Spain)
Andres Iniesta (Spain)
Diego Forlan (Uruguay)
Lionel Messi (Argentina)
Mesut Oezil (Germany)
Wesley Sneijder (Netherlands)

Ödülde Dünya Kupası'nın ve Şampiyonlar Ligi'nin etkisi çok büyük. Bunu bir kenara yazmak gerekir. Son kazanan Messi ile bir önceki kazanan Cristiano Ronaldo takımlarına UCL'yi getirip, takımlarını ligde şampiyon yapmışlardır. 2007 galibi Kaka da benzer şekilde Milan'a UCL'yi getirmişti. 2006 galibi Cannavaro Dünya Kupası galibi İtalya'nın kaptanıydı...

Bunları da göz önünde bulundurarak en büyük aday olarak ben Sneijder'i gösteriyorum. Hem Inter ile UCL kazandı, hem ligi kazandı, hem de Dünya Kupası'nda final oynadı. Hepsinde de takımının en önemli oyuncularından biriydi. Diğer adayım Forlan. UEFA Kupası kazandı ve Dünya Kupası'nda takımını yarı finale çıkardı. Her ikisinde de takımın en kritik oyuncusuydu. İkisi de onun takımıydı bir nevi.

Üçüncü aday konusunda kararsızım. Xavi ya da Robben. İkisi de takımlarında başarılıydı. Biri UCL ve Dünya Kupası finali oynadı. Diğer UCL yarı finali oynarken, Dünya Kupası'nın kazandı. İkisi de ligde şampiyon oldu...

Mesut'un adaylar arasında olması da ayrıca mutluluk verici...

26 Ekim 2010 Salı

Kayserispor 1 - 0 Beşiktaş


İnternette problem vardı dün yazamadım. Kayserispor Beşiktaş maçı için siyah-beyaz pencereden bakarsak bu yılın yüz karası diyebiliriz. Bu sezon oynanan en kötü futboldu. Aslında oynanmayan demeliyiz...

Kayserispor'un ortasahadaki hakimiyetini engellemek ve o bölgeyi kalabalık tutmuş olmak için 4 tane ortasaha göbek oyuncusu oynatıldığını düşünmüyorum. Onur-Ernst-Necip ve Fink hepsi biraz hücumcu biraz savunmacı olmak üzere ortasaha merkez oyuncusu. Bir başka tabirle bir çeşit MC...

Peki neden 4'ü birlikteydi? Adam eksikliğinden... Yapılabilir tek değişiklik Onur yerine İsmail'i oynatmak olabilirdi. O zaman 4-3-3 benzeri bir yapı olurdu...

Eleştirilecek bir başka husus da Nihat. Burda Schuster'i mi Nihat'ı mı eleştirmek gerekir bilemedim. Nihat çok formsuz, üstelik egosu yüksek. Bir insan formsuz olabilir ama bu özgüvenini azaltmalı. Lakin Nihat'ta tam tersi. Her ayağına geleni vuruyor. Maç sonu istatistiklere bakan biri vay be bi Nihat oynamış. Kaleye 4 şutu var diyebilir. Evet Nihat kaleyi en fazla deneyendi ama onun yüzünden diğerleri deneyemediği için. Nihat konusunda bir başka kızdığım nokta da pas verilmediğinde ona buna bağırıp çağırması. Bu diğer futbolcuları eminim ki olumsuz etkiliyordur. Nihat bu ise oynamamalı...

Beşiktaş tarafına son eleştirim kaleci seçimi. Neden Rüştü? 3 tane net hata yaptı? Hep aynı noktadayız. Cenk olmasa eyvallah ama var. Geçen sene olsa kızmazdım ama bu sene neden oynamıyor o çocuk? Ne günahı var?

Stadın zemini... Bana bilmem kaç bin kişilik stad yapma. Bana zemini düzgün stat yap. Ben bunu Beşiktaş için de söylüyorum. Sene başında patates tarlasında oynattılar maçları. Şimdi Kadir Has'da o şekilde. Hatta daha beter. Aynı pozisyonda 3 tane Beşiktaşlı yere düştü. Kaç kez de Kayserili oyuncu düştü. Beşiktaş o yüzden kaybetti falan demiyorum. Stad oynamaya müsait değildi. Eğer bir futbolcu zeminden dolayı istediğini yapamıyorsa, eğer bir hoca zeminden dolayı oyuncu seçimini değiştiriyorsa orada duracaksın. Bu stad düzelene kadar maç yapılmamalı burada. Rusya'da yaşamıyoruz. Zeminimizin kötü olmasına anlayış gösteremem, kusura bakmayın...

Maçı genel değerlendirecek olursak bu sezonki en kötü futbol diyebilirim. Bu maç olmasa takımı çok eleştirmem. Defans kurgusu hariç bir ciddi bir problem yok. Ancak bu maç farklı. Bu maç geçen yılki takımı izledim maalesef. Futbol olarak yerlerde, sürünüyor. Beşiktaş tanınmaz haldeydi...

Bu kötü sonuçların en büyük nedeni sakatlıklar. Sakatlıklar olmasa, sün Guti, Quaresma, Aurelio olsa takım farklı olurdu. Bunu anlamak zor olmasa gerek. Takımın bence en önemli 5 oyuncusundan 3'ü sakat. Oynayanlar Ernst ve Bobo.

Kupa maçı moral açısından önemli. Kaybedilmesi yıkıma götürebilir. Kazanılması morali düzeltir. Haftasonu oynanacak Sivas maçı için de Guti umudu var...

25 Ekim 2010 Pazartesi

IVERSON


NTVSpor'un haberine göre AI Beşiktaş ile anlaştı...

Şampiyon olmuşuz olmamışız, AI yaşlıymış gençmiş, yatırım yapılan kişi doğruymuş yanlışmış...Yemişim...

Iverson Beşiktaş forması giydikten sonra gerisi angarya... Iverson ile ilgili teknik analizi Turiaf yapar, ben duygusal bakarım..

24 Ekim 2010 Pazar

Fenerbahçe 0 - 0 Galatasaray


Maçtan önce fikrim Fenerbahçe'nin maçı alacağı yönündeydi. Açıkçası Galatasaray'a hiç şans vermiyordum. Saat 18.55 olsa ve yine sorsanız, yine fenerbahçe alır derim. Yine Galatasaray'a şans vermem...

Terazinin bir tarafı sonuna kadar dolu, diğer tarafında yeni Hoca ateşi dışında hiç birşey yok. Kadıköy'de skoru çevirebilecek Arda, Kewell ve Baros yok. Sarı kırmızılı formayla skora etki edebilecek tek oyuncu Aykut görünümündeydi. Fenerbahçe tarafında ise tam teşekküllü bir takım var. Eksik yok, form durumu iyi...

Futbolun cilvesi gibi saçma cümleler kurmaya gerek yok. Galatasaray hem beklenenden iyi oynadı, hem de zaten iyi oynadı. Hagi elde ne var ne yok sahaya sürdü. Bizim Sansar Selman'ın tabiriyle yedek kulübesindeki en iyi adam Hagi'ydi. Bir de yanında ortasahayı toparlayabilecek Tugay vardı tabi. Hatta Tugay bir ara koşunca, oyuna girmek için ısınmaya gitti sandım...

Hagi'nin kadro seçimi doğru muydu emin değilim. Kumar oynadı, kazandı. Pino'yu forvette denedi, fena da değildi. Monaco'da forvet oynuyormuş geyiğine lüzum yok. 4 yılda 8 gol atmış adam ömrünü rakip cezasahasında geçirse kaç yazar...

Takımda 3 oyuncu hariç hepsi savunmacıydı. Gerçek manada 4-6-0 ile sahadaydı Sarı-Kırmızılılar. Sistem iş de gördü. Ortasahada Fenerbahçe'yi kapatınca oyuna rakibin hükmetmesini engelledi ve seyircisini de arkasına alıp Aykut'un koruduğu kaleye akın akın gelmesini önledi. Üstelik pozisyon da buldu. Hatta daha maçın başında öne geçiyordu. Elano fena değildi ama Misimoviç hala varlık gösteremiyor. Oyundan çıkan ilk 2 ismin (Misimoviç ve Cana) bu sene bel bağlanan adamlar olması enteresan...

Fenerbahçe cephesinde kağıt üzerinde her şey süper ama sahada olmadı. Galatasaray ortasahayı kapatınca takım durdu. Niang top alamayınca gerilere geldi, bu sefer hücum gücü düştü. Galatasaray ortasaha elemanlar daha iyi olmayabilir ama Emre ve Topuz'a karşı 4 adamla savaşınca etkili oluyor haliyle. Stoch ve Dia da boş alan bulamayınca ve savunmaya yaklaştığında 2 kişinin markajında kalınca etkili olamadı. Kanatların işlemediği bir günde Alex'in oyundan alınması Aykut Hoca'nın hatasıydı. Semih lazımdı ama çıkması gereken Stoch ya da Dia'ydı...

Maç sonunda ya beklenen son olacak ya da seri son bulacaktı. Bu kez sarı-kırmızılılar mutlu oldu. Son olarak Fenerbahçe taraftarı için birşeyler yazmak lazım. Evinde son 10 dakika rakip tribünü dinlemek tribün ayıbıdır. Anonslar bu kez taraftarı coşturabilmek içindi ama iki denemeden sonra onu da bıraktılar...

Abartmışsınız be Reis...


55 yıllık Eredivisie'de ligin ilk gününden bugüne kadar burda mücadele etmiş 3 takım var: Ajax, PSV ve Feyenoord.. Ajax'ın 29, PSV'nin 21 ve Feyenoord'un 14 şampiyonluğu var..

Sen bu ligde 14 kez şampiyon olmuş takımsın, ezeli rakibinden 10 yemeyeceksin.. Evet PSV, Feyenoord'u 10-0 la geçti. Ayıptır!

Ben atana kızmam. Yemeyeceksin 10 tane. PSV, Willem II'ye 10 atsa Hollandalı ligi der geçerim ama yiyen taraf Feyenoord olunca diyemiyor insan...

Başlığı da 3 gol atan Jonathan Reis'e mal edelim...

Free Agent List


Dünya'da spekülasyonun Türkiye'den fazla olduğu bir yer varsa, İtalya'dır.. Yılın her günü transfer spekülasyonu yapma yeteneğine sahipler. Transfer sezonu bitti, ara transfere de henüz zaman var ama boş durmak yok. Bonservisi elinde olanlar listesi yapılmış...

Listedeki oyuncular şu anda boşta. Avrupa'nın bazı liglerinde 1 tane bonservisi elinde oyuncu alabiliyorsun yıl içinde. Biz tanıdık isimlerin de olduğu listeye bakalım...

Kaleciler: Nelson Dida, Michael Rensing, Tony Sylva
Defanslar : Dino Drpic, Goran Gavrancic, Patrick Muller, Liam Rosenior, Goran Sablic, Pierre Wome'
Ortasahalar : Marko Babic, Simone Barone, Ousmane Dabo, Quinton Fortune, Fabio Gatti, Olivier Kapo, Luigi Lavecchia, Enzo Maresca, Nicola Mingazzini, Mozart, Kizito "Kiki" Musampa, Andrea Parola, Robert Pires, Jerome Rothen, Andy Van der Meyde, Damiano Zenoni
Forvetler : Jeremie Aliadiere, Lampros Choutos, Shabani Nonda, Rivaldo, Fabrice Pancrate, Goran Slavkovski, Andwele' Slory

Listede Dida'nın oluşu tuhaf değil ama Rensing ismini görünce çok şaşırdım. Oliver Kahn sonrası Münih'in kalesi ona emanetti ama Kahn'dan sonra o boşluğu doldurmak kolay olmadı. İlk hatırladığım maçı Bremen'den 5 ya da 6 yedikleri bir maçtı. Yine de 26 yaşında kulüpsüz kalması enteresan olmuş. Trabzon'dan ayrılan Sylva'yı da atlamayalım. Trabzon demişken Kiki Musampa da listedeki yerini almış. Musampa'nın Trabzon'dan ayrıldıktan sonraki 3-4 yılda toplam 15 maç yaptığını not düşelim...


Defanslar arasında gördüğümüz Dino Drpiç, Gordon'un yerine Beşiktaş'a gelen ama ahlaksız diye alınmayan bir oyuncuydu. O zaman ne övmüşlerdi. Övüldüğü kadar varmış maşallah. Bir diğer savunmacı Pierre Wome'nin adı bizim takımlarla transfer sezonunda çok geçer. Bana kalırsa Türkiye'de iş de yapar. Hele hele sol bekin az bulunduğu dönemde büyük takımlarda oynamış, tecrübeli ve denenebilir bir oyuncu.

Ortasahalardan Ousmane Dabo deyince aklıma Joey Barton'dan yediği dayak geliyor. Arkadaş, adam seni dövüyor, iki tane de sen vursaydın, o kadar da korkak olma yahu... Olivier Kapo, Wome'nin önüne koy taş gibi oynar. Tamam üç büyüklerde oynamaz ama Bucaspor'da da oynar yani...


Enzo Maresca kadrodaki en iyi isimlerden biri. Geçtiğimiz sezonu Olmpiakos'da geçirdi. Bu seozn başında gönderildi, adı Galatasaray ile de anıldı. 30luk İtalyan ortasahada taş gibi adam. Pires büyüt üstad. Van der Meyde erken çökenlerden. Beklentilerin gölgesinde kalan kariyerinin bugünleri görmesi şaşırtıcı değil.

Aliadiere, Wenger'in talebelerinden. Arsenal'de oynadığı dönemde yedektenoyuna girdiğini çok görsek de, biz onu daha çok M'Boro günlerinden tanıyoruz. Tuncaylı Boro da o da vardı. 27 yaşında, kulüpsüz. Rivaldo, Bunyodkor'da cebini doldurduktan sonra ayrıldı. Yaşı 38, futbolu bırakma zamanı gelmiş artık. Son oalrak Nonda'ya değinelim. Galatasaray'dan ayrıldığından beri bir takımı yok. Resmi yaşı bile çok, gerisini siz düşünün...

23 Ekim 2010 Cumartesi

Real Madrid 6- 1 Racing Santander


Mourinho, Chelsea'ye ilk geldiği dönemde ilk haftalar gol yollarında sıkıntı yaşıyordu, savunmayı ise oturtmuştu; Çünkü Portekizlinin ilk amacı önce gol yemeyen bir takım kurmaktı. Real Madrid'e geldiğinde her ne kadar her takımın bir kimliğinin olduğunu Real'in kimliğinin de hücum futbolu olduğunu söylese de yine önce savunmayı elden geçirmeyi tercih etti. İlk haftalar Madrid'in şımarık taraftarının eleştirisine hedef olsa da o işine baktı...

Real savunma olarak iyiydi ve tek sorun gol yollarındaydı. Elde çok oyuncu vardı ama ideal henüz oturtulmamıştı. Bugün hücum hattında da ideali yakaladı Madrid. Son üç lig maçında 16 gol attılar...

Real Madrid bugün Santander'i 6 golle uğurladı. Üstelik 6 yı bulduğunda daha önünde yarım saate yakın süre vardı. Oyuncu değişiklikleri hem hücum hattının işleyişini hem de takımın konsantrasyonunu bozdu ve maç 6-1 sona erdi.

Savunmada Ramos yoktu. Onun dışında ideal 11 ile sahadaydı Real. Pepe- Carvalho ikilisinin bu maç performansını değerlendirmek anlamlı olmaz. Racing, Real'i zorlayacak ataklar geliştiremedi. Sağda Arbeloa, solda Marcelo kötü değildi. Ekstraları yoktu tabi. Ortasahada geçen sene çok başarılı olan Lass, bu sene yerini Khedira'ya bıraktı. Mourinho Xabi'nin yanında savunması güçlü olan Lass'ın yerine daha dengeli Khedira'yı tercih ediyor. Bu tercihinde de şu ana kadar haklı çıktı.

Di Maria özellikle bugün çok etkiliydi. İlk golün müthiş asisti de ona aitti. Ronaldo'nun performansı onu geri plana atsada, Mourinho'nun taktiğinde ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu gösterdi. Cristiano 4 golle yıldızlaştı. Geçtiğimiz yıl bireysel gollerine alışık olduğumuz Portekizli bu sene takım oyununun içinde. Attığı 4 golle, bu sene La Liga'daki gol sayısını 10'a yükseltti...

Mesut gol ve asistleri dışında çok etkili görünmüyor. Hücum hattında en az savunma yapan oyuncu diyebiliriz...

Bugün takımın hücum hattı sınav verdi ve sınavı geçti. Racing zayıf bir ekip, maç öncesi Miguel Angel'in "Real maçın başında gol atarsa, skoru çeviremeyiz yorumu" sonrası Higuain'in golüyle birlikte oyuncularındaki direncin de kırıldığını düşünüyorum. Real maçını kaybetmeleri beklenmedik bir sonuç değil. Munitis önderliğinde ligde kalma savaşı verecekler. Bu savaşı kazanacaklarını düşünüyorum..

Chelsea - Wolves


Chelsea hem ligdeki konumu, hem form durumu, hem de kadrosu göz önüne alındığında EPL'nin en iddialı takımı.Bugünkü maça da zayıf Wolves karşısına kesin favori olarak çıktılar.

Savunmanın göbeğinde Alex'in yokluğunda Ivanoviç oynadı. Bosingwa sağda, Cole soldaydı. Obi Mikel dörtlü savunmaya en yakın isimdi, Zhirkov sola yakın, Essien de sağa yakın oynadı. Hücumda iyileşen Drogba'ya Anelka ve Malouda eşlik etti.

Wolves maçın başında bir iki pozisyon bulsa da Chelsea 90 dakika maçı istediği biçimde götürmeyi başardı. Öyle ki Mick McCarthy'nin talebeleri gol bulmuş olsa Chelsea 10 dakika içinde skoru lehine çevirebilecek durumdaydı. Özellikle top yarı sahayı geçtiğinde müthiş hücum gücüyle rakip savunmayı bunaltıyor Londra temsilcisi.

Hücumdaki üçlüye destek veren Zhirkov ve Essien ile iki bek de hücum hattına gelince yarısahayı tamamen kapatan Maviler, tek toplarla rakip kalede etkili oluyor. Hücumdaki üçlünün de sürekli yer değiştirmesi rakip takımın savunmasının dengesini bozuyor. Böyle olunca gol konusunda çok da sıkıntı çekmiyor Ancelotti'nin takımı...

Wolves bu maçta tek etkili olabileceği nokta olan kontra atakları iyi kullanamayınca mağlubiyeti kabullenmek zorunda kaldı. Aslında kontra atakları neden değerlendirmek istemediğini anlayabilmiş değilim. Hücum hattında kontraya uygun Doyle olmasına rağmen top çıkarmak için Milijas'ı bekleyince her pozisyonda Chelsea savunması yerini almış oldu. Bu da muhtemel kontraları engelledi. Rakip kaledeki bir kaç pozisyonda da Cech gole izin vermedi.
Chelsea bu maç çok iyi oynadı diyemeyiz ama maçı rahat aldığını söylemek yanlış olmaz...

22 Ekim 2010 Cuma

Piyasası olmak


Piyasası olmak diye buna derler. Adam daha ayrılalı 2 gün oldu ama şimdiden adı iki devle geçti, üstelik her ikisinin de başında halihazırda bir Hoca var...

Sözünü ettiğimiz isim Frank Rijkaard. Galatasaray'dan ayrıldığı gün İngilizler Liverpool için yazmıştı Hollandalıyı, bugün de İtalyanlar Roma'ya yakıştırdı. Yarın Bayern'e, Ajax'a gönderen de çıkar...

Yıllar sonra da değerini bilemedik diye yazar, dün arkasından sallayanlar...

Holigans

Hulk


Başkasının sevgilisine aşık oluyoruz... 3 yıl önce Quaresma'ya tutulmuştuk, bugün Hulk'a... Tanıyorduk kendisini ama yakından görünce bir başka etkilendik...

Seneye Inter'e git, yapama orada; Chelsea'ye kiralan, orda da olmasın.. Futbolu tekrar sevmek istersen, kapımız açık...

Beşiktaş 1 - 3 Porto


Schuster, yıllardır istediğimiz güzel futbolu bize sundu. Yenildiğimiz maçta bile güzel oyun izliyoruz. Son dakikaya kadar bastıran, 90'a 3-1 girilse bile maçı berabere bitirmeye çalışan bir takım izliyoruz sahada... Güzel şeylerin yanında olumsuzluklar da var. Güzelliklerin sağlayıcısı olduğu ibi bir takım olumsuzlukların da sebebi hocadır. Schuster'in hataları var...

Daha önceki yazımda göze hoş gelen futbol için Alman Hoca'nın defansı önde kurduğunu ve alan daralttığını yazmıştım. Bu Sarı Meleğin oyun sistemidir. Göze hoş gelen futbol için tek yol bu mudur? Değildir. En bilindik yol budur ya da şöyle söyleyelim Alman Hoca'nın bildiği yol budur. Bugün, Dünya'da göze hitap eden futbolun en büyük iki temsilcisi Arsenal ve Barcelona da bu tarz oyun ortaya koyuyor..

Beşiktaş bu futbolu oynamasın demiyorum. Ben hücum futbolu oynamaktan son derece memnunum. En önemli iki oyuncu yokken bile Porto karşısında iyi futbol oynamak gurur verici ama sonuç mağlubiyet... Beşiktaş'ın önlem alması gereken bir kaç nokta var...

Öncelikle savunmadaki bu zaafiyeti gidermek gerekir. Savunma önde kurulsun ama bu oyuncularla bu olmuyor. Zapo ve Toraman göreceli olaran eldeki en hızlı ikili ama onlar bile yetersiz kalıyor. Yeterli olduğu maçlar da oluyor ama yetersiz olduklarında can yanıyor. Devre arasında buraya yapılacak takviye ve Sivok'un dönüşüyle bu sorun giderilebilir ama devre arasına kadar savunma biraz daha geri çekilmelidir..

İkinci problem kale. Bugün Nihat oynadı diye kızmıyorum Schuster'e. Nihat oynar; çünkü Quaresma, Holosko sakat, başka adam yok. Ama Hakan neden birinci kaleci? Maçlarda iyi oynayan Cenk antrenmanlarda çok mu kötü? Deneme sınavlarında sınıfın en kötüsü olup, ÖSS'de en iyi dereceyi yapan öğrenci mi?

En problemli noktalarımız bunlar. Yarın Kayserispor maçında da benzer kurguyla çıkarsan canımız yanar...

20 Ekim 2010 Çarşamba

Man Utd 1 - 0 Bursaspor


Man Utd son dönemlerde ciddi sıkıntı yaşıyor. Ligde işler yolunda değil. İzlediğim son 3 maçında vasattı. Geçtiğimiz yılı mumla arıyor takım. Geçen sene Rooney üzerine kurulu sistem bu yıl işlemiyor. Hucüm hattında bu sene Berbatov biraz daha ön planda, tabi bunda Rooney'in isteksizliği de etken..

Bursaspor maçı da zaten bunun gölgesinde başladı. Dün de yazdığım gibi İngiltere'de gündem Rooney'di. Rooney, Ferdinand, Giggs ve Scholes'un yokuğunda Berbatov kulübedeydi.

Bursaspor tarafına baktığımızda savunma isim olarak beklendiği gibiydi. Insua'nın araya atacağı toplarla Sercan ve Volkan'ın koşularına bakan bir hücum hattı vardı.

lk 10 dakika Bursaspor'da heyecan vardı. Bırakın yarısahayı cezasahası içinden çıkamadılar. Golden sonra biraz ManU'nun geri çekilmesi, biraz da Bursaspor'un kendine gelmesi daha dengeli bir oyun izletti bize. Bu dönemde de başabaş oynayamadı Bursa, ancak ilk 10 dakikaya göre daha derli topluydu..

Oynadığı 3 maç ve 0 puan... İlk maç ilk heyecan diye geçti, ikinci maç iyi oynadık kaybettik dedik, üçüncü maç ManU deplasmanı diyoruz. Bundan sonra da benzer bahaneler üretirsek lafım yok. Ancak eğri oturup doğru konuşalım. Bursaspor 3 maçta da hücum olarak varlık gösteremedi. 270 dakikada kaleyi tutan kaç şut var? Kaç organize atak var? Bunlar mühim..

Bursaspor'un en iyi ihtimalle 3. olacağını düşünüyordum. Şu anda en yakın rakibi 4 puanda, üstelik o beklenenin dışında bir takım. Rangers değil, Valencia..

Kabul ediyorum ilk heyecan. Kaybedeceği hiç birşey yok ama takım da kötü. Bursaspor şu ana kadar oldukça başarısız sonuçlar aldı. Yarın için de umut vaad etmiyor..

19 Ekim 2010 Salı

Rooney Meselesi


Man Utd yarın evinde Bursaspor'u ağırlayacak ama gündem UCL değil. Değil Bursaspor Barcelona olsa gündem yine maç olmazdı. Wayne Rooney ayrılmak istediğini açıkladı. Önce durumun bir fotoğrafını çekelim...

İngiliz basını Rooney ile Ferguson'un arasında problem olduğunu bu yüzden İngiliz futbolcunun ayrılmak istediğini açıkladı ancak daha sonra Sir yaptığu açıklamada bunun bir saçmalık olduğunu söyledi. Sir Alex Ferguson, şu anda şok içerisinde olduğunu ve beklemediği bir durumla karşı karşıya kaldıklarını söyledi.
(Alttaki fotoda Everton taraftarı Rooney için yazmış)


Alex Ferguson'un açıklamalarında yola çıkarak biraz daha geri gidelim. Fergie, David Gil'in Rooney'e Agustos ayı ortalarında sözleşme yenileme teklifi sunduğunu ancak İngiliz oyuncunun buna yanaşmadığını söyledi. Belli ki bu bugün verilmiş bir karar değil. Sir, Rooney ile bir kaç ay önce konuştuğunda, Wayne Dünya çapında başarılı olacak bir kulüpte oynamak istediğini söylemiş. Man Utd'ın kötü çizgisi İngiliz oyuncuyu bunaltmışa benziyor...

Tüm bu açıklamalara rağmen Wenger ve Mourinho Kulübün oyuncusunu ikna edeceğine inandıklarını söylediler. Wenger, Cesc örneği üzerinden Rooney değerlendirmesi yaptı ve Man Utd onu ikna edebilecek düzeyde bir kulüp dedi. Mourinho ise Big man (Alex Ferguson) onu ikna edecektir dedi. Diğer taraftar Real Madrid Genel Menajeri Jorge Valdano Rooney ile ilgilenmediklerini, hücum hattının yeterli olduğunu açıkladı...


Bir de şu anda oyuncu kulüp ilişkisi umrunda olmayanlar var. Tabi ki aç Man City ve Chelsea... İngiliz basını, Man City'nin Wayne'i şehrin doğu yakasına getirebilmek için 50 M Sterlin'i gözden çıkardığını yazıyor. 50 M ManU'ya 50'de 4 yıllık anlaşma karşılığı Rooney'e... Hedefleri Tevez&Rooney ikilisini şehrin öbür yakasında bir araya getirmek... Chelsea Menajeri Ancelotti ise Rooney'in ManU ile başları koparması durumunda oyuncuyu kadrosuna katmak isteyeceğini söyledi. Topu Abrahamoviç'e attı. Rus milyarder kulüp için kesenin ağzını açmaktan sakınmaz...

Durum bu... Peki Wayne neden ayrılmak istiyor? Henüz bunun net bir cevabı yok aslında ancak büyük ihtimalle daha büyük hedefleri olan bir takıma gitmek istiyor. Daha ne ManU'da oynuyorsun demek saçma olur. Kırmızı Şeytanlar bu sene UCL'nin favorisi değil ve ligde de Chelsea ile kapışabilmesi zor görünüyor. Tüm bunlar Rooney'in hevesini kaçırmış durumda. Para konusunun problem olduğunu sanmıyorum.

Diğer taraftan konuya açıklık getirmek açısından ortada dolanan 5M Sterlin karşılığında serbest kalması durumuna değineyim. Evet, doğru. Webster kuralı gereği Rooney 5M Sterlin karşılığında devre arasında serbest kalabiliyor. Ancak Wayne'in bu tarz bir transfere imza atacağını düşünmüyorum. O muhtemelen kulübe iyi para kazandırarak gidecektir...

İlk talipleri Man City ve Chelsea. İtalya'dan Rooney'e para çıkaracak takım Inter görünüyor. Benitez'den "Anlaşırlarsa, neden olmasın" gibi bir açıklama bekliyorum. Berlusconi paraya kıyarsa Milan olabilir, Juve zor görünüyor. İspanya'dan Real, Barça var. Real ilgilenmediğin açıkladı ama ben durumun ilerleyen günlerde değişebileceğini düşünüyorum. Kaka & Rooney takası aklıma yatıyor. Real üzerine biraz daha para vererek işi bitirebilir. Barça maddi sıkıntı içinde, para ayıracaklarını düşünmüyorum... Rooney, eğer gerçekten ciddi hedefleri olan bir kulübe gitmek istiyorsa bu City olmayacaktır. Chelsea olması muhtemel. Londra ekibi maddi olarak da Rooney'i ikna edebilecek durumda...


Peki Rooney gitmeli mi? Rooney bugünkü açıklamasıyla Kırmızı Şeytanlar için bir Giggs, Scholes olma özelliğini kaybetti. Old Trafford sakinleri Ronaldo'nun gitmesine sesini çıkarmamıştı çünkü o kendi çocukları değildi. Üstelik Real'in Cristiano'yu sezon sonu alacağı sezon başında belliydi. Ancak Rooney'e bakış açıları tamamen farklı. Kendi çocukları olarak görüyorlar. Bu yüzden Roo halkını çok üzdü...

Diğer taraftan Man Utd ile Fernando Torres ismi geçmeye başladı bile...

18 Ekim 2010 Pazartesi

THY'nın verdiği gurur


Ne A Milli futbol takımı, ne de A Milli Basketbol takımı. İkisi de THY kadar gururumu okşamıyor. Halbuki diğerleri daha milli, hatta saf milli ama THY bir başka benim için.Son dönemlerde beni en çok mutlu eden ve bana bir Türk olarak en fazla gurur veren öge Türk Hava Yolları...



Önce Kevin Costner'lı muhteşem reklam...




Sonra Barcelona ile sponsorluk anlaşması ki bu Barcelona'nın bir takım zorlukları da kabul etmesi manasına geliyordu. Özellikle bazı ülkelere uçuşlarda direkt uçuştan yararlanamaması gibi. Barçalı reklam filmi ve müthiş müzik... Barcelona'nın resmi sitesindeki THY logosundan, Barça maçlarındaki THY reklam panolarına kadar hepsi mutluluk verici...


Ardından bir başka dev. Man Utd...

Bunların yanısıra Euroleague sponsorluğu... Helal olsun...

Barça batakta


Bu yaz bir nebze de olsa hissedilmişti aslında. Bir önceki yıl fırtına gibi esen Barcelona maddi sıkıntı çekiyordu. Transfere para ayırdılar elbette ama bu geçtiğimiz yıllara göre daha düşük limitliydi...

Katalan ekibi şu anda borç batağında. Rosell kulübün 430 Milyon € gibi ağır bir borcun altında olduğunu açıkladı. Koskoca kulüp, sağlam da gelirleri var; Nasıl oluyor bu borç anlamak mümkün değil. 155 M € kredi çekerek bugünkü kötü durumu biraz daha iyileştirmeyi planlıyorlar...

Kabul ediyorum büyük kulüpte büyük paralar döner, Beşiktaş 400 M € borcu çıkaramaz, belki de batar; Barcelona bu durumdan daha kolay sıyrılabilir ama bu kadar borç nasıl oluyor? Real Madrid'in olsa anlarım. Son iki yılda iyi para harcadılar ama geçtiğimiz yılı kupasız geçirdiler, Avrupa'dan erken elendiler; Ancak söz konusu Barça olunca enteresanlaşıyor...

Durum sadece Barça için geçerli değil. Bugün EPL takımlarının çoğu zarar ediyor. Karda olan çok az takım var. Bunlardan biri de Arsenal. Arsene Wenger'e transfer stratejisinden dolayı kızanlara selam olsun...

17 Ekim 2010 Pazar

Skora göre yorum


Beşiktaş dün kaybetti. Maçın tamamını izleyemediğim için maç yazısını yazmadım. Maçın kaybedilmesinden çok, maç sonrası skora göre yapılan yorumlar canımı sıkıyor. Beşiktaş son dakikada bir gol daha atsa ve maçı berabere tamamlasa başka, son dakikada 2 gol daha atıp maçı kazansa başka yorumlar yapılacaktı. Oynanan futbol değil skor değerlendiriliyor maalesef. Üstelik bunu, yorumlarına en çok değer verdiğimiz insanlar dahi yapıyor...

Schuster'in eleştirilmesinden başlayalım. Savunmayı önde kuruyor diye eleştiriliyor... Şurdan başlayalım. Geçen yıl size göze hoş gelen futbol oynayacak, ilk dakikadan son dakikaya kadar gol arayacak, 90 dakika gol atmayı arzulayacak bir takım taahhüt etsem hanginiz yok derdiniz? Dünya'dan örnek verirken ağızdan düşmeyen Barcelona'yı överken, savunmayı ilerde tutuyor diye Schuster'i eleştirmek niye? Schuster eleştirilmesin demiyorum. Hataları elbette gün yüzüne çıkarılsın ama çelişkilerle değil. Hem hücum futbolu oynasın, hem de savunmayı geride kursun. Eldeki yağ ile, şeker ile bu helva çıkmaz hocam... Sorun var ortada ama çözümü bu değil. Savunmaya farklı tipte oyuncu almak...


Gelelim Alman Hoca'nın eleştirildiği ikinci noktaya. Rotasyon. Yahu elinde Guti, Quaresma varsa her maça bunları ilk 11'de çıkarırsın görüşünü savunan yüzlerce insan var. Bu bir öneri ve tercihtir. Alman Hoca yoğun maç trafiğinde oyuncuların bazılarını dinlendirmek, yedek kalan yuncuları da zinde tutumak için rotasyon yapıyor. O da biliyor Quaresma'nın, Guti'nin, Ernst'in değişmez olduğunu. O da biliyor Tabata'nın, Guti'nin boşluğunu dolduramayacağını... Yoğun maç trafiği oyuncuların kaslarını zorlar ve kasa bağlı sakatlıklara karşı daha savunmasız olurlar. Bu maç trafiğini durduramayacağınıza göre, oyuncuları ara ara dinlendirmek gerekir...

Guti ve Quaresma bu takımın en önemli iki silahı. Farklı özelliklere sahip, üst düzey iki yıldız. Her ikisi de takımın kalitesini bir gömlek yukar taşıyan oyuncular ama bunlar olmadan maç kazanılmaz fikri komik. Geçen sene bunlar yoktu ve Beşiktaş çok maç kazandı. Bu yıl da kazanabilir. Bunlar olmayınca savunma şöyle oluyor, ortasaha böyle oluyor gibi günü kurtaran açıklamalara gerek yok. Sonuca göre yorum yapmaya gerek yok. Bugüne kadar oynadığı maçların tüm istatistiklerini tutuyorum. Bu haftadan itibaren de blogda yayınlayacağım. Buna üretecek antitezim de var. Belediye maçında biri 90 dakika oynadı, diğeri sonradan oyuna girdi Beşiktaş kaybetti. Antalya maçında Guti yoktu ama Beşiktaş kazandı. Ankaragücü maçında Quaresma yoktu Beşiktaş 4 attı. Fenerbahçe maçında her ikisi de vardı maç berabere bitti...


Bunun bir başka alengirli çeşidi Guti-Quresma ve Ernst bu takımın en önemli üç oyuncusudur, takımın belkemiğidir ve bu üçünden biri ya da ikisi olmazsa takım kaybeder ya da kazanmakta zorlanır sözü. Öncelikle bu önerme takımın en önemli üç oyuncusu olmasını doğru kılmaz. O halde ben de Rüştü, Hakan ya da Cenk'ten biri olmazsa bu takım kaybeder gibi sağlam bir önermeyle gelip bu üçünü takımın en kritiküç oyuncusu olarak gösterebilirim. Bu üç oyuncu takım için vazgeçilmezdir ama bunlar olmazsa kazanılmaz ya da bu üçü birlikte oynarsa kesin kazanırız diyemem. Skora büyük ölçüde etki eder ancak keskin çizgi çizmek oğru olmaz...

Son olarak bu işin doğrusunun Mustafa Denizli ile Schuster'in ortası olduğu iddiası. Oran da verelim de tam olsun. İç sahada %70 Schuster, %30 Denizli; Dışarda %40 Schuster, %60 Denizli, Avrupa Kupasında %50 Schuster, %20 Denizli, %20 Terim, %10 da Tigana... Saçmalık! Savunmayı Denizli gibi oynatırsan hucümü Schuster gibi yapamazsın. Yine aynı noktaya geliyoruz. Eldeki malzeme ile bu çıkmaz. Bir taraftan feragat etmek zorundasın ya da yeni malzeme almak zorunda kalıyorsun. Stoperler gömülürse bu denli baskılı oynayamazsın, hücumu zenginleştiremezsin... Bazı şeylerin ortalaması sonucu ortalamaz. Bir elin sıcak suyun içinde, diğer elin soğuk suyun içinde olursa toplamda ılık su hissetmezsin...

16 Ekim 2010 Cumartesi

Karabükspor


İki hafta önce Galatasaray'ı yendiğinde, Galatasaray neden kaybetti sorusuna cevap aramıştık. Bu hafta Bursaspor'dan puan aldılar. Bursa neden puan kaybetti sorusunu soruyoruz kendimize. Talep bu yönde olduğu için arz da bu doğrultuda gelişiyor haliyle. Bunların cevabını aramamız gerekir elbette, konuşulması da son derece normal...

Bir biraz da olaya tersinden bakalım. Karabükspor bu sezon Süper Lig'e henüz çıkmış olmasına rağmen üst sıralarda yer edindi kendine. Üstelik kolay fikstür sayesinde değil. Bugüne kadar Kayseri, Beşiktaş, Galatasaray ve Bursaspor ile oynadı. Yani oynadığı 8 maçın 4'ü Avrupa Kupası hedefindeki takımlarla, üstelik 3'ü şampiyonluk adayı...

Karabükspor bu gidişatını sürdürebilir mi göreceğiz. Cernat 2 ay yok. Bu süreç Karabükspor için zor geçecektir. Takım ahengini buldu ve iyi yolda gidiyor. Yücel İldiz için işler yolunda, eğer işler ters gittiğinde de durumu toparlayabilirse Karabükspor'u Avrupa Kupası mücadelesi içinde görebiliriz.

Takımı biraz incelediğimizde savunma ve hücumun iyi olduğunu söyleyebilirim. Deumi, Seriç, Kerim Karabükspor için iyi oyuncular. Seriç'i Beşiktaş performansıyla ya da Kerim'i Fenerbahçe performansıyla değerlendirmemek gerekir. Bu ligin orta sıralarında mücadele edecek takımlar için son derece yerinde oyuncular...

Diğer tarafta Emenike, Cernat ve Hakan Özmert hücum hattında bugüne kadar oldukça iyi işler yaptı. Emenike ve Cernat sürpriz olmadı, bunlara Hakan'ın da katılması hücum hattını zenginleştirdi...

Bursa ve Galatasaray karşısındaki Karabükspor performansını beğendim. Beşiktaş karşısında da kötü değildi. Emenike ve arkadaşları her türlü övgüyü hakediyor...

Temiz gezenlerden: Kezman


Bazı oyuncular kariyer basamaklarını hızla tırmanıp sonrasında ivmesini düşürüyor; Bazıları ise geç açılıyor. Toni 30'unda kariyer yapanlardan. Diğerine verecek daha fazla örneğimiz var. Örneğin Kezman...

Batman'i hepimiz yakından tanıyoruz. Türkiye'ye gelmemiş olsa, böyle oyuncuları almak gerek bile derdik. Hollanda Ligi'nin golcüsüne güvenilmez örneklerinde onun da adı geçer. PSV'de oynadığı kadar atanlardan olan Kezman, PSV'den Mourinho'nun Chelsea'sine tırmandı. İngiltere'de beklentileri karşılayamadı, daha dişine göre bir tkaıma gitti ama orda da olmadı. Ülkemizde yeterince sabredildi ve yine olmadı. Gittiği yerlerde de yapamadı. Bugün adı Brescia ile geçiyor. O da gitmeye sıcak bakabilir. İtalya Ligini denemeye yakın...

Belgrad, Eindhoven, Londra, Madrid, İstanbul, St.Petersburg, Paris... İyi gezmiş. İyi gezmişten kastım çok gezmiş değil. İyi yerleri gezmiş. Brescia değil de Roma ya da Lazio'ya gitse daha tatlı olur. Hem ideolojisine de uyabilir..

13 Ekim 2010 Çarşamba

Seyyar satıcı


Hep düşünmüşümdür, mesela şu cama yapışan spiderman oyuncaklarını kim alıyor? Satıcılar bundan para kazanıyor mu da akşama kadar onu satmaya uğraşıyor. Hadi günde 10 tane sattın diyelim -ki bu bile olağanüstü bir rakam bence- 10TL eder. Bunun sana gelişi ne ki?

Neyse burdan biraz daha satılabilir eşyalara gelelim. Sweatshirt... Zincirlikuyu'da köprünün üstünde bir amca var, akşamları ordan geçerken denk geliyorum. Her geçtiğimde "Kalmasın abi!" diyor... Nasıl yani? Kalmasın derken? Banane abi, kalırsa kalsın. Ya da sende kalmasın diye mi satın alacağım...

12 Ekim 2010 Salı

Golden Foot 2010


Bilgisayarım bolzulduğu için bir süre yazamadım. Bizim tosuna kavuştum. Siftahı bir ödülle yapmak istedim. Golden Foot ödülü, panele katılan gazetecilerin oylamasıyla verilen bir ödül. İlginç kısıtı, adayların 29 yaş üstü olma zorunluluğu. Bir nevi elini eteğini çekmeden önce son bir ödül ya da iyi futbolcuydu ama şanssızlığına kurban gitti ödül alamadı, vitrinine koyacak ödülü olsun mahiyetinde bir ödül...

Adaylar Raul, Gianluigi Buffon, Clarence Seedorf, Carles Puyol, David Beckham, Ryan Giggs, Steven Gerrard, Samuel Eto'o, Didier Drogba ve Francesco Totti'ydi... Adaylara bakınca pek de ödülsüz gitmesin ödülü olmadığını anlamam geç olmadı. Ödülü Totti kaptı... 2010 yılını değerlendirdiğimizde Puyol'a ya da Drogba'ya da gidebilirdi. Roma'yı, Inter'e rakip yapan Totti'ye de yakışır...

Şöyle bir geçmişe bakalım:
2003 : Roberto Baggio
2004 : Pavel Nedved
2005 : Andrei Shevchenko
2006 : Ronaldo
2007 : Alessandro Del Piero
2008 : Roberto Carlos
2009 : Ronaldinho

Ödülün ağırlıklı olarak Serie A'ya gitmesi enteresan gelmedi açıkçası...

9 Ekim 2010 Cumartesi

Mesut Özil


Bu blogda bunu çok yazdık... Bunun da son olmadığını biliyorum. Milli maçı değerlendirmeyeceğim. Turnuvalar dışında Milli Takımları sevmediğim için göz ucuyla izledim maçı...

Mesut Özil. Topu her ayağına alışında kendi seyircisi önünde yuhalandı. Tarihte ilk kez olmuyor ama alışık olduğumuz şekli bu değildi... Onun adına çok üzüldüm. Golü attığında da ne yapacağını şaşırdı zaten. Sevinmedi, sevinmezdi de...

Mesut'u orda ıslıklayanlardan, yuhalayanlardan utanıyorum. Bu konu bu kadar çok konuşulursa, adamın ağzından sürekli birşeyler alabilmek için uğraş verilirse herkesi rahatsız edecek bir durum ortaya çıkacaktır. En sonunda Mesut da patlayacak, varsa içindeki sevgi de körelecektir...

Bu olaylar MilliTakımlardan hepten uzaklaştırıyor beni... Fotoğraf, takımların ne kadar milli olduğunu da göstermiyor değil hani.. Mehmet Aurelio ile Mesut Oezil...

7 Ekim 2010 Perşembe

Milli 11


Solda Arda yokken, sağ kanatta Volkan Şen çağrılmamışken ve Nuri de çok üst düzey bir performans sağlarken şuan milli takım için en optimum taktiğin diamond (baklava) ortasahalı bir taktik olduğunu düşünüyorum. Başka takım olsa önliberoda Necip yada Ceyhun'u tercih ederdim ancak Almanya deplasmanında daha tecrübeli olan Aurelio daha uygun gibi duruyor tabi Beşiktaş'taki oyununu devam ettirirse devre arası klübeye dönmesini isterim. Forvette ise en iyi oyuncumuz Mevlüt gibi gözüküyor ancak milli takımda bir türlü performans göstereremesi kaygı vereci. Onun dışında Tuncay ve Semih kendi takımlarında oynayamamaları da köt bir durum. Nihat'ın çağrılması başlı başına facia, Sercan'ın bitirciliği ise Guiza ile yarışır durumda. Halil'in performansı hakkında pek bir bilgim yok. Benim için en optimum seçim Mevlüt-Semih ikilisi olur gibi geliyor.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Robin Van Persie


RVP küçükkende bir goonermış anlaşılan. Bu arada o yaşta acaip bacakları varmış belkide bu kadar çok sakatlanmasının sebebidir o acaip ince ve uzun bacaklar.

5 Ekim 2010 Salı

Küçük Hoca


Abdullah Avcı'yı az biraz seviyorsam o da sene ortasında takımını yüz üstü bırakıp Galatasaray'a gitmediği içindir. Belki bir daha böyle bir fırsatın gelmeyeceğini bile bile teklifi reddetmişti. Gerçekten, belki de o teklif bir daha asla gelmeyecek...

Abdullah Avcı'yı bir kenara bırakıp bugüne bakalım. Bülent Uygun. Bucaspor'dan komik bir gerekçeyle istifa etti. Kulübe istifa dilekçesini dahi vermeden kendi sitesinden duyurdu. Ntvspor'a yaptığı açıklama ise şöyleydi:

"Elde edilen sonuçlardan memnun olmayan bir kesim vardı. İki haftadır bir karar verme aşamasındaydım. Bucaspor'a başarılar diliyorum. Şimdi biraz kendimi dinleyip ne yapacağıma, hangi takımla çalışacağıma karar vereceğim."

Belli ki Uygun, şöyle güzel bir öğle uykusu çkmiş, uyumuş, misler gibi dinlenmiş, kararını hemencecik verivermiş. Bir kaç saat yetmiş Don Kişot'a. İstifa ettiği günün akşamında Eskişehirspor ile görüştüğünü açıkladı. Eskişehirspor başkanı da bugün görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

Bucaspor Başkanının yaptığı açıklama ise konuyu bir süre daha gündemde tutacak gibi...
"Bursa maçından sonra görüşmelerin başladığını çok iyi biliyorum. Kimlerle görüşüldüğünü de çok iyi biliyorum. Tabi Eskişehirspor yarın Bülent hocayla anlaştığı zaman, Bülent hoca istifa etti ondan sonra biz anlaştık diyecekler. Ama istifanın öncesini biliyorum, Eskişehirspor'a yakıştıramadım."

Bunu ispatlayabilir mi ispatlayamaz mı bilmiyorum. İspatlarsa hakkını mahkemede ya da TFF nezdinde arar.

Ben olaya etik açıdan yaklaşıyorum. Ancak yaklaşamıyorum çünkü etik olmaktan çok uzak. Tiksindirici, mide bulandırıcı. Bülent Uygun sene başında da Gaziantepspor ile anlaşmış sonrasında Buaspor'a transfer olmuştu. Kişiliğini, bu iki olay az çok ortaya çıkarıyor. Dün Antep'e yaptığını bugün Buca'ya yaptı, yarın bir başkasına yapar.

Bülent Başşgaaannn .... Anladın...

4 Ekim 2010 Pazartesi

Büyük Hoca


Nigel de Jong... Hep bu tip oyuncuların arındırılmasını, temizlenmesini diliyorduk. Bunu nasıl yapabileceğimizi düşünüyorduk. Van Marwijk hepimiz için örnek teşkil edecek bir hamle yaptı... De Jong'u Milli Takım aday kadrosundan çıkardı.

Bu doğru bir hamledir. Ne zaman ki bir takım, bir oyuncusunu rakibine kasten faul yaptığı için cezalandırırsa o zaman bundan örnek almışız, doğru yola girmişiz demektir. Van Marwijk... Büyük Hocaymış...

Teofilo & Toraman


Trabzon Beşiktaş maçı hakkında kısaca yazmıştım. Bu konuyu özellikle maç yorumunun dışında tuttum. Maçtan soyutlayarak bakmak istiyorum biraz, zira futbolla uzaktan yakından alakası olmayan bir şey..

Teo'nun tokatı ve sonrasındaki yumruğundan bahsetmiştik. Teo, ikinci sarıdan kırmızı gördüğü için ciddi bir ceza almayacaktır. Bu futbol adına üzücü. Maç öncesi, ta Kolombiya'dan buralara gelmiş. Hiç bilmediği bir şehirde, ekmek parasının ve kariyerinin peşinde koşuyor diye sevgi beslediğim insana artık iyi duygular beslemiyorum. Çünkü o futbolun güzelliğinin üzerini örten biri. Toraman, Teofilo'ya küfrettiyse az bile yapmış. Dirsek attıysa yine lafım yok ama bunlar yokken önce serbest vuruş için dikilmiş topa vurursan, sonra tokat atıp üzerine gelen adama yumruğu indirirsen sana diyeceğim tek şey: Yatacak yerin yok Teo..

Gelelim kendi kapımızın önüne. İbrahim Toraman. Bu takımın kaptanlarından biri. En iyi bildiğim Beşiktaşlıdan daha Beşiktaşlı. Hırsıyla, gururuyla, azmiyle çıkıyor her maçta. Elinden gelenin en iyisini yaptığına şüphem yok. Terlik olayına gelince, Allah razı olsun o terlikten. Ancak Toraman dün kendine yakışmayanı yaptı. Kendini o şekilde yere atması üzdü beni. Cezasında değilim işin. Sarı verilirdi ona, kırmızı da verse umrumda değil. 5 maç ceza da versinler. Benim için mühim olan o formayı terleten ve gücüne güç katmaya geldik diye haykırdığımız, kaptanımızın bu hareketi yapmış olması. Yapmamalıydı. Beşiktaş'ın oyuncusu ceza sahasında atlamamalı, hakem görmeden rakibine dirsek atmamalı, küfretmemeli, kendini bu şekilde yere atmamalı. Yakışmadı Toraman'a.

Çıksınlar sahaya kartallar gibi oynasınlar, alkışlarız. Şampiyon olmuşlar olmamışlar umrumda olmaz. Örnek futbolcu, örnek insan olsunlar.

Bırakın yarının çocukları şampiyon olamıyor diye tutmasın Beşiktaş'ı... 20 yaşına geldiklerinde gıpta etsinler yeter...