20 Kasım 2009 Cuma

Hoşgeldin Gasol...




Döner dönmez etkisini gösterdi Gasol. Lakers hücumunun önünü açtı, savunmayı toparladı ve Lamar'ın kenardan gelmesine sebep olarak benche de harektlik getirdi İspanyol. Yüreğine sağlık şampiyonun.

Roy Keane : Beter olsunlar


Roy Keane diğer İrlandalıların aksine yaşanan olaydan hiç rahatsızlık duymamış. Bianconeri Roy Keane olsa Henry'e dalardı demişti. Artık Keane olgunlaştı mı yada daha muhtemelen İrlanda Futbol Federasyonuna olan kırgınlığından mı bilemiyorum ama bu olayı pek önemsememiş. Önemsememiş derken Henry'nin topu el ile kontrol etmesini önemsememiş. Federasyona ağzına geleni söylemiş.

''Ben maçtan sonra soyunma odasında olsaydım elle oynama hakkında konuşmaz defans oyuncularının o topu nasıl çıkaramadığını konuşurdum. 6 pasta topun sekmesine defans oyucuları ve kaleci nasıl izin verir anlamıyorum'' demiş.

Federsayonun maçın tekrar edilmesi isteğinede tepki göstermiş ve '' Elemelerdeki Gürcistan maçında İrlanda lehine verilen penaltı hayatımda gördüğüm en kötü hakem kararlarından biriydi ve o penaltı sayesinde maçın akışı bir anda değişiverdi. O maçtan sonra federasyon bu maçı tekrar edelim dememişti '' diye eklemiş.

'' Trapattoni, taraftar ve oyuncular daha iyisini hak ediyor ancak federasyon için aynı şeyi söyleyemem, eden bulur'' diyerekten 2002 dünya kupasında yaşadığı olaylardan dolayı hala kırgın olduğunu da söylemiş İrlandalı.

18 ay sonra


29 Nisan 2008'den bugüne... 18 aydan fazlası. Gabriel Milito'nun sakatlık sebebiyle oynamadığı süre. Sahalara dönüyor, şu anda Milito'nun mu benim mi kondisyonum daha iyidir tartışılır...

19 Kasım 2009 Perşembe

Henry'nin eli ekmeğinden ediyordu


2002 Dünya Kupası'nda Güney Kore-İtalya maçında Gökmavililer hakemden çok çekmiş, maçta İtalya aleyhine olmayacak kararlar çıkmış ve son noktada Ahn, İtalya'yı yıkan golü atmıştı. İşin dramatik yanı golü atan Ahn'ın İtalyan takımı Perugia forması giyiyor olmasıydı. Perugia, gaza gelip Ahn'ın sözleşmesini fesh edeceklerini açıklamıştı ardından Koreli oyuncuya Atletico Madrid talip olunca bu karardan vazgeçmişlerdi. Oysa ki Korelinin hiç bir suçu yoktu...

Benzer durum dünkü maçtan sonra Henry'nin de başına geliyordu. Bu sefer sözleşmeyi fesh edecek olan Barcelona değil tabi. Gillette...

Hnery'nin dünkü hentbolundan sonra her şey sorgulanır oldu Ada'da. Hatta durum öyle bir hal aldı ki Gillette firmasının basın sözcüsü konuyla ilgili bir açıklama yapma gereksinimi duydu.

Gillette is aware of what happened last night in the World Cup play-off game. Thierry Henry has publicly acknowledged it was a handball. Gillette are not placed to comment on any refereeing decisions made in the match or any refereeing at all for that matter. This is not going to affect our relationship with Thierry Henry."
Özetle, durumun farkındayız, hakem kararlarına yorum yapmayız. Bu olay Henry ile olan ilişkilerimizi etkilemeyecektir.

Ne elmiş be! Ekmeğinden ediyormuş nerdeyse...

Keane kızgın, Henry pişkin


Dün gece Fransa'da yaşananların yankıları Ada'da sürüyor. Bir süre daha sürecek gibi...

Önce olay adam Thierry Henry'den başlayalım. Barçalı "Evet elime çarptı ama ben hakem değilim, hakem devam ettirdi ben de oynadım. Bu durum hiç birşeyi değiştirmez. Dünya Kupasına katıldık, mutluyum." demiş. Domenech ise "Pozisyonu görmedim, Irlanda adına üzgünüm, oyuncularım ve teknik ekibim adına mutluyum. Dünya Kupasına katıldık." demiş. 2000 Avrupa Şampiyonasında desteklediğim Fransa'dan hepten soğudum. Allah belalarını verir diyeceğim ama vermiş zaten. Domenech...

Geçelim Irlanda kanadına. Trapattoni oldukça olgun konuşmuş. "Hayal kırıklığı ve üzüntü yaşıyorum. Amacımız maçı penaltılara götürmekti. Herkes neler olduğunu gördü. Okullara gideceğim ve çocuklarla fair-play hakkında konuşacağım. Bu yaşam için önemli." Trapattoni 70'inden sonra sevgimi kazandı. En sevmediğim İtalyan Hocalardan biriydi ama artık değil. Böyle mazlum görünce insanın kanı ısınıyor...

Dunne, maç sonrası Henry ile konuştum. Evet elime çarptı dedi ancak bu beni mutlu etmedi çünkü sonuç değişmiyor demiş. Gecenin en sert yorumu Keane'den gelmiş. "Platini ve Blatter çok mutlu olmuştur. Birbirlerini arayıp konuşmuşlardır eminim. Bu onların istediği sonuçtu.". Keane sonuna kadar haklı elbette...

Gecenin en güzel yorumu Sean St Ledger'den gelmiş...

"It's cost a lot of us our dreams - as a boy I used to dream of playing in the World Cup, and now I'm not."

"Bu rüyalarımıza maloldu. Dünya Kupası'nda oynama hayallerim vardı ve şimdi bitti."

Dünya Kupası'na doğru

Dünya Kupası'na katılan son 6 takım dün gece belli oldu. Play-Off lar öncesi tek isteğim, Dünya Kupasına renk katacak ülkelerin katılmasıydı. Gerek futboluyla, gerekse de saha dışındaki orgaizasyonlarıyla...

Mısır-Cezayir'den başlayalım. Mısır'dan öyle nefret etmiştim ki Cezayir'i kendi takımım gibi destekliyordum. Neyse ki tarafsız saha da oynanan maçı kazanan Cezayir final biletini aldı. Cezayir'in futbol kmliği hakkında çok bir fikrim yok. Onların gitmesinden çok maçları 12 kişi oynayan Mısır'ın gidememesine sevindim...

Finallerde izleyeceğimiz bir diğer takım da Uruguay oldu. Lugano, Forlan, Caceres, Abreu ve Cavani'yi izleme fırsatımız olacak. Sevindiğim galibiyetlerden biri oldu deyip hemen topu Avrupa kısmına atayım...

Avrupa kıtasını temsil edecek son 4 bilet vardı. Yunanistan yine bir şekilde Dünya Kupası'na gitmeyi başardı. Ukrayna olmuş Yunanistan olmuş benim için çok farketmiyordu. En azından imzalı bir takım izleyeceğiz.

Portekiz, Ronaldo'nun eksikliğine rağmen Bosna'yu 1-0'ın rövanşında yine 1-0 yenerek finallere katıldı. Ronaldo'yu izleyecek olmanın sevinci var ama ilk kez Dünya Kupası'na bu kadar yaklaşmış Bosna'nın elenmesi üzücüydü. Dzeko, Misimoviç, Pjaniç, Ibiseviç izlenesi oyunculardı kısmet olmadı. Bir üzücü haber de Slovenya'dan geldi. Hiddink elenmiş, daha üzücü ne olabilirdi. Slovenya büyük iş başarmış.

Gelelim benim adıma gecenin maçına. Fransa deplasmanı ve Robbie ile bulunmuş bir gol. Her şey çok iyi gidiyor. Takımın artık koşacak dermanı kalmamış, Fransa Anelka ile akın akın geliyor ama öldürmeyen darbe güçlendiriyor işte. Derken ilk galibiyeti 90 dakika sonunda alıyor Irlanda. Amaç maçı uzatmaya götürmekti ve götürdüler de. Kaçan goller de vardı elbette. Robbie Keane bir tane attı ama çok tane de kaçırdı. Hele hele son dakikada Lass'ın hatasından kaptığı topu ağlara yollasa dramatik bir sonla bitirirdi maçı. Artık Domenech de Estella ile mi evlenirdi başkasıyla mı bilemem...

Uzatmalarda da durum maçın sonlarından farklı değildi. Irlanda sürekli kapanıyor, Robbie ile kontra deniyordu, bunu da pek beceremiyordu aslında zira Frasa'nın atletik ve yorulmak bilmez savunma oyuncuları Robbie'yi bir yerde yakalıyordu. Irlanda da 6 kişi savunmadaki yerinden dahi çıkmıyordu. Çanakkale geçilmezi oynuyordu Trapattoni'nin takımı...

İlk uzatmanın son dakikalarında olan oldu ve Fransa golü buldu. Top, asisti yapan Henry'nin eline çarpmadı, Henry doğrudan topu eliyle aldı. Yan hakemin bunu görememesi ilginçti tabi. Henry'nin çok da umrunda değildir elbette ama o an ben Henry'i sildim. O topu elle alıp asisti yaptığı an Henry benim için bitmiştir. Hele hele maç sonrası koşarak sevinmesine de hiç anlam veremedim. Utan yani. Elle aldığını biliyorsun ve herkes biliyor. Bari sessiz dur adam sansınlar.

Roy Keane olsaydı dün, dakikalar 119'u gösterdiğinde Henry'nin yanına gidip bacağını eline verirdi. Henry'de kupayı artık evdeki televizyondan izlerdi...

Turnuva'da İngiltere dışında kimi tutacağımı bilmiyorum ama kimi tutmayacağımı biliyorum: Domenech'in Henry'li Fransasını...

18 Kasım 2009 Çarşamba

Galatasaray'ın büyük ayıbı


Tamam basketbola önem vermiyoruz ama bu kadarı da ayıp değil mi?

Galatasaray gibi büyük bir camianın cezalı oyuncusunu başka bir oyuncusunun forması altında oynatmasının bir açıklaması yok. Bu kadar sığ, bu kadar basit bir zihniyetin ürünü olan bu davranışın tanımını yapamıyorum.

Oyuncunu unutarak oynatırsın -ki unutmaman gerekir- ama bile bile, göz göre göre cezalı oyuncuyu kamufle ederek oynatmak neden? Bu yakışır mı?

Artık olayın Galatasaray kısmında, cezalı olması gerektiği halde oynatıldığı Fenerbahçe ve Karşıyaka kısmında değilim. Bunlar olayın öneminin yanında sıradan kalıyor. Fenerbahçe'nin ya da Karşıyaka'nın değil; Türk basketbolunun hakkı yendi bugün...

Buna ne ceza gelir bilmiyorum. Para cezasıyla mı geçiştirirler artık, yoksa puan mı silinir ya da küme mi düşürülür buna TBF karar verecektir. Ancak Galatasaray yönetiminin bu durumda sebebiyet veren ya da engellemeyen herkesi yarın kapı önüne koyması gerekir.

Bu ülkede basketbolu da sevmek zor...

Carlos gidiyor


Söz konusu Roberto Carlos olunca La Gazzetta'da da haber oluyor işte...

Carlos, en kısa zamanda kontratıma son verilecek ve Corinthians'a gideceğim açıklaması yapmış...

"I have already informed Fenerbahçe executives, as soon as my contract will be terminated I will call Farah and I will officialize my transfer to Corinthians".

34'ünde de olsa bu topraklara onu getirmek büyük işti. Fenerbahçe başardı...

Vay be! Roberto Carlos da geçti bu ülke futbolundan...

17 Kasım 2009 Salı

Laurent Blanc'in geleceği


Genelde bir hocanın geleceği hakkında konuşurken o hocanın durumu pek iyi olmaz. Ancak Blanc için durum çok farklı. Kariyeri çok parlak olan Fransız, Guardiola'dan sonra 45 yaşın altındaki en iyi hoca olarak görülüyor. Ferguson sonrası için planlar yapan United için de bir numaralı tercih olacak Fransız hoca. Hatta Blanc Bordo'yu ligde 2. yapmasından sonra 2008 yazında Ferguson Portekiz Milli takımının başına geçen Queiroz 'un yerine 2. adam olması için teklifte bulunmuş. Blanc bunu reddetmiş ancak Ferguson bıraktığında gelecek teklif reddededilmez bir teklif olacak. Ferguson'un onu veliahtı gibi görmeside önemli bir avantaj.

Blanc'in diğer seçeneği ise Fransa milli takımı. Raymond Domenech ile bu dünya kupasından sonra yolların ayrılcağı kesin gibi. Şuanda en iyi fransız hoca olan Blanc haliyle bu pozisyon için en büyük aday ancak ben Blanc'in böyle bir teklifi kabul edeceğini düşünmüyorum. Klüp takım kariyeri çok iyi durumda olan ve önü çok açık olan bir hoca milli takıma gitmez.

Diğer bir seçenek ise Real Madrid. Blanc'in eski takım arkadaşı Zinedine Zidane'ın Başkan Perez'e Blanc'i tavsiye ettiği konusunda haberler var. Pellegrini'nin durumuna göre aday hocalardan biri olacaktır.

Blanc'in seçenekleri Fransa milli takımı hariç Mourinho içinde geçerli. Bence bu iki takımın başlarına Mourinho ve Blanc gelecek ama hangisi hangisine gidicek işte bunu kestirmek hiçte kolay değil.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Ziraat Türkiye Kupası


Yeni adıyla Ziraat Türkiye Kupası kuraları çekildi. Eşleşmelere gelmeden önce kupa hakkında her yıl tekrarladığımız bir iki şeyi tekrarlayalım...

UEFA Kupası'ndan devşirme formatı hala devam ettirmenin mantığını anlamış değilim. UEFA bile değiştirdi formatını ama bizimkiler yaya kaldı. 5 takımlı deplasmansız grubun mantığı ne? Doğrudan grupsuz eleme yapsak bundan daha iyi.

Formatın bir imzası yok. Eğer daha az sürpriz olsun, genel olarak güçlü kazansın derseniz grup ve çift maçı tercih edersiniz. Tam tersini düşünüp, kupada bari sürprizler olsun derseniz grup yapmazsınız, hatta abartıp tek maçlı elemeler yaparsınız. Kimin sahasında olduğuna bile kura ile karar verirsiniz. İşi biraz da şansa bırakırsınız yani. Hangisinin iyi olduğu tartışılır. Ancak bu formatın hangisi olduğu tartışılmaz. Çünkü hiç biri. Kişiliksiz bir format...

Gelelim eşleşmelere. Sivasspor'un ilk 4'e girmesi hep Trabzon'a patladı. Geçen sene Beşiktaş ile bu sene Galatasaray ile aynı gruptalar. Grubun diğer üyelerinin çok dişli olduğunu söyleyemeyiz.

A grubu geçen seneki eşleşmeden çok farklı değil. Yine Eskişehir, Fenerbahçe ve Tokatspor aynı grupta. Diğer iki takım da fena değil. En çekişmeli grup A grubu olacak gibi. C Grubunda Sivasspor formsuz olunca grubun ağır takımı Bursaspor olmuş. Denizli ve Sivas da çok şanssız sayılmaz aslında ama bu gruptan bir sürpriz çıkacak gibi geliyor bana.

Gelelim Beşiktaş'ın grubuna. 4 Süper Lig ekibi var ama Beşiktaş'ın çıkmasını engelleyecek kalitede değiller. Beşiktaş çok büyük ihtimalle lider çıkacaktır...

Tahminim : Fenerbahçe, Eskişehir, Galatasaray, Trabzon, Bursaspor, Giresun&Tarsus, Beşiktaş, Manisa...

De Nigris hayatını kaybetti


Haberi az önce Golatankaleye blogundan Mustafa Taha'dan öğrendim. De Nigris kalp krizi sebebiyle hayatını kaybetmiş. Larissa'nın resmi web sitesindeki haberde ölüm nedeninin kesinlik kazanması için Larissa Üniversitesi Hastanesi'nin otopsi sonucunun beklendiğini yazmışlar.

Yarı Antepli olmamın da etkisi vardır elbette; De Nigris'i çok severdim. Hatta gönderilmesine de anlam verememiştim. Ankaragücü sonrası adını duymadın, ne yapıp ne ettiğini bilmiyordum. Böyle öğreneceğime öğrenmeseydim...

Haberi duyunca şok oldum. Söylenecek çok fazla bir şey yok sanırım. Ailesine sabır diliyorum...

Nedved dönüyor


Pavel Nedved dönüyor ama bu sefer futbolcu olarak değil tabi. Juve, eski yıldızını kaybetmek istememiş. Tuttospor'un haberine göre gelecek yıldan itibaren Nedved, siyah beyazlıların teknik kadrosuna giriyor. Yeni görevi futbolcular ile yönetim arasındaki köprü olmak. Görevinin detaylarını önümüzdeki günlerde Sportif Direktör Secco ile görüşecek...

Nedved gibi değerleri kaybetmemek adına güzel hamle bunlar. Hele hele benim gibi Nedved hayranı Juveliler için oldukça heyecanlandırıcı. Beşiktaş'ın bir zamanlar Ali Gültiken ile denediğini Pavel Nedved ile deneyecek Bianconeri. Beşiktaş tutturamadı, daha doğrusu bir başkası geldi Ali Gültiken'in yetkileri değişti, azaldı vs. Benzer problemlerin Juve'de olacağını sanmıyorum...

15 Kasım 2009 Pazar

Enke'nin intihar nedeni


Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Robert Enke'nin intihar etme sebebini babası Dirk Enke açıkladı: Psikolojik problemler...

Elbetteki intiharın arkasında çok büyük ihtimalle psikolojik problemler olacaktır. Peki neymiş bu problemler..

Enke'nin babası Dirk Enke'nin spor psikoloğu olması oldukça enteresan geldi bana. Oğluyla kariyeri boyuca resmi olarak ilgilenemediği gerçeğini de göz önünde bulundurmak gerekir.

Baba Enke, oğlunun kaleci psikolojisinin eskiden beri bozuk olduğunu söylemiş. Robert Enke'de, kaleye geçememe korkusundan, gol yeme korkusuna kadar her türlü korku mevcutmuş. Gol yeme korkusundan dolayı antrenmanlara bile gitmek istemiyormuş. Kalenin içinde top görmeyi hayal dahi edemiyormuş.

Enke'nin menajeri ve yakın arkadaşı Jorg Neblung da Dirk Enke'yi destekler açıklamalar yapmış. Bu sıkıntıları sadece Almanya'daki dönemlerinde değil Barcelona'daki dönemlerinde de sıkça rahatsız etmiş Alman kaleciyi...

Konuyla uzaktan yakından alakalı değilimdir ama özellikle sinir sistemiyle ilgili akıl almaz hastalıklar var. Bu da onlardan biri olsa gerek, tabi babası ve menajeri doğru söylüyorsa. Yalan mıdır bilmiyorum ama inanmak gerekir an itibariyle...

Şimdi düşünüyorum da, adamı Fenerbahçe'den yaka paça götürdüler. O dönemde Enke'yi gönderen yöneticilerden biri olmak istemezdim. Psikolojisi bu halde olan birine yapılacak en son şey sanırım...

Sportif Direktör Conceiçao


Okan ile Emre'nin Inter'de oynadığı dönemden sonra adını duymaz olduk. Porto, Lazio ve Parma kariyeri sonrası zirve yaptığı Inter'in ardından düşüşe geçti. Sonrasında bandı geri sardı ve sırasıyla Lazio, Porto ve Standart'da oynadıktan sonra emeklilik hayatına geçiş yaptı. Zamanında büyük takımda oynamış her oyuncunun izlediği yolu izledi ve Katar'dan yolu geçti. Katar dönüşü Avrupa öncesi, Yunanistan'a uğradı, orda da kaldı.

Yunan takımlarının iyi transfer yaptığını hep söylemişimdir. Hakkında 1 dakika konuşacak kadar fikrimizin olmadığı PAOK kaptı Portekizliyi. Bu, Yunanistan'daki 2. yılı; Yaşı da futbol için pek de müsait olmayan yaşlara geldi. Sene sonu futbolu bırakıyor. Fenerbahçe'nin Carlos'la yapmaya çalıştığını PAOK Conceicao ile yapıyor. Gelecek yıl sportif direktör olarak kulüpte kalacak. PAOK iyi iş çıkarmış...

14 Kasım 2009 Cumartesi

Futbolun yorduğu adam: Tevez


Futbolu bizler seviyoruz, peki ya futbolcular. Elbette çoğu severek başlamıştır bu spora, hatta hemen hemen hepsi. Küçükken sevmeyen birinin futbola yetenekli olması pek olağan bir durum değil. Babası maç yapmasına izin vermeyen çok gördüm ama babasının zoruyla bizimle maç yapan arkadaşım olmadı şimdiye kadar...

Küçükken sevip, bir zaman sonra sevmeyen insan gördüm. Maç izlemeyen futbolcu bile biliyorum. Hatta mecbur olmasan topa hayatta vurmam diyeni bile... Hafızam beni yanıltmıyorsa Nordin Jbari futboldan nefret ediyordu. Sükse yapmak için yapılmış bir açıklama olabilir tabi, çok net hatırlamıyorum...

Carlos Tevez bugünlerde futboldan iyice sıkılmışa benziyor. Henüz çok genç. Ne ara oynadın da ne ara sıkıldın. Ama sıkılmış işte. Arjantinli ailesiyle daha fazla zaman geçirmek istiyormuş. Homesick teşhisi koydum ben. Okuduğum 4 satılık açıklamadan anladığım bu. Nerden vardın bu kanıya derseniz... Bu adamı Avrupa'ya bin nazla getirdiler zaten, şimdiki açıklaması da özetle ailemle zaman geçirmek istiyorum, belki Boca'da futbola devam edebilirim şeklinde. Bende puzzlelar yerine oturdu. Cevabım: Homesick...

"I am under contract with City until 2014, but I could retire after the 2010 World Cup if I win it with Argentina. I am a bit tired of football and I would like to spend more time with my family. But, sometimes I think about returning to Boca Juniors and keep playing - I don't know. I will think about all that".

Güney Amerika'lılar iyi hoş da, futbol kafası zayıf be hocam..