31 Aralık 2011 Cumartesi

Mutlu Yıllar Sir Alex

8 Kasım 1986. Alex Ferguson, Manchester United'ın başında ilk maçında. Oxford United deplasmanındalar ve 2-0 kazanıyorlar.

Mutlu yıllar Alex Ferguson. İyi ki varsın...

30 Aralık 2011 Cuma

EPL'de ilk yarının gözden düşenleri

Bir önceki postta Premier Lig'de ilk yarının göze batanlarından bahsettim. Öncelikle o postta adını anmayı unuttuğum Johan Cabaye'den özür dileyeyim. Cabaye de ilk yarıda oldukça başarılı bir performans sergilemişti. Cabaye, NU savunmasını hücumuna bağladığı gibi, bir önceki yazıyı buna bağlayan adam oldu.



EPL'de göze çarpan, sezonun formda oyuncularından bahsettim. Şimdi de beklentilerin altında kalanlardan bahsedelim.


Kaleden başlayalım. Net olarak sezonun en patlağı Paul Robinson. Blackburn'un bu kötü gidişinin tek sebebi değil belki ama bunu engelleyecek bir şey yaptığını da söylemek zor. Takımın dahi altında performansı en kötü 11'in kalesine kadar taşıdı onu. Robinson'un arkasındaki isim ise Cech. Çek kaleci eski günlerinin çok uzağında ve her geçen gün daha da uzaklaşıyor.


Savunmanın sağında Rafael var. Geçen sene övgüyle bahsettiğimiz, her geçen gün üzerine biraz daha koyuyor dediğimiz Brezilyalı adını unutturdu. Bu sezon forma şansı bulmakta çok zorlanıyor. Sir Alex stoper Smalling'i sağa çekti. İkizi Fabio, Rafael'in kardeşi diye anılıyordu ama roller değişti. Stoperlerin birinde yine Man Utd'lı bir oyuncu var: Evans. Çok mu kötü? Felaket bir performans sergilediğini söyleyemem ama zayıf. Rio'nun boşluğunu dolduracak denilen adam bu adam değil. Az gol yiyen ManU savunmasının en zayıf halkası. Evans'ın yanında da Chelsea'nin stoperi David Luiz var. Büyük umutlarla gelmişti ama sıkıntı büyük. Çok hata yapıyor. Beklentilerin çok altında. Öyle ki Chelsea stoper arayışına girdi bile. İkinci yarı onu kulübede görme ihtimalimiz çok yüksek. Sol bek ise iyice kulübeye hapsolan Kolarov. Bu adam Lazio'daki Kolarov değil. Geçtiğimiz yıl Real Madrid'e son anda transferi gerçekleşmeyen ve İngiltere yolunu tutan Sırp oyuncu kulübede. City onun yerine Clichy'i aldı -ki Clichy bile çok tartışılan bir oyuncudur-. Bunların dışında kadroda yer bulamayan isimlerden biri de Chelsea'nin kulübeye alışan oyuncusu Alex. Brezilyalının kulüpten ayrılma ihtimali yüksek. Everton'un stoperi Distin de düşüşteki oyunculardan bir diğeri.



Ortasaha tamamen Chelsea oyuncularından kurulabilirdi aslında. Ama hepsi rakiplerinden bir tık daha iyi olmanın şansını yaşadı. Lampard, Malouda, Kalou nerdeyse hiç oynamadan yarıyı tamaladılar. Aralarında en iyisi Lampard'dı ama o da beklenildiği kadar iyi değildi. Sağ kanada El Mohamady'yi uygun gördüm. Geçen sezon çok iyi bir çıkış yakalamıştı ama bu sezon kulüple birlikte o da düşüşe geçti. Orta ikilinin biri Nasri. Sezon başında Arsenal'den kavga gürültü getirildi ama kadroya dahi girmekte zorlanıyor. Evet City ortasahasında çok oyuncu var ve forma şansı bulmak kolay değil ama geçen seneki Nasri de bir zahmet şans bulsun. Kupa için Arsenal'den ayrılan Nasri, City'nin FA Cup ve League Cup oyuncusu kıvamında. Orta ikilinin diğeri Tim Cahill. Avustralyalı 2011'de hiç gol atamadı. Bu bile Cahill'deki düşüşü anlatmaya yeter herhalde. Sol açığa da Arshavin'i koydum. Arsenal'in yokluğunda bile yok. Arshavin'i en çok zorlayan, hatta belki ondan bile daha kötü performans ortaya koyan oyuncu ise N'Zogbia. Downing de bir başka zayıf isim. Kuyt, Obi Mikel, Gerrard nerede diye sorana da cevabımız yok. Gerrard'ın sakatlıktan yeni çıktığı gerçeği var ve bu onun durumunu bir nebze olsun hafifletiyor ancak Kuyt ve özellikle de Obi Mikel'in bahanesi yok. Essien'in yokluğunda bile faydasız.
Forvet ikilisi geçen sezonun devre arasında büyük paralar harcanan ikili. Liverpool'dan Chelsea'ye giden "The Kid" ve onun yerine transfer edilen Andy Carroll. İkisi de yok. Haklarında söylenecek çok fazla şey de yok. Chamakh da gözden kaçmış değil. Bütün gol yükünü RVP'nin çektiği yerde benden daha fazla katkı sağlamadı. Şu anda EPL gol krallığında benim 1 gol üzerimde. Son hafta attığı goller Berbatov'u kurtarmaz. Bulgar oyuncu çok az katkı sağladı. Ruiz, Anelka ve A.Johnson da beklentilerin çok aşağısında kalan diğer isimler.

EPL'de ilk yarının göze çarpanları


Premier Lig için sezonun ilk yarısı bitti, ikinci yarısı şu zaman başlıyor gibi birşey demek kolay değil. Evet resmi başlangıç bitiş tarihleri var ama yarıları birbirinden ayıran uzun tatil yok. İlk yarının göze çarpanları 2011'in sonu gelmişken, bir hafta önceden değerlendirelim.


Takım bazında değil de oyuncu bazında bakmak istedim. Takım bazında incelemeyi bir başka yazıya saklayalım. EPL bu sezon önceki sezonlara göre kalecilerin biraz daha ön plana çıktığı bir yarı yıl yaşadı. Nerdeyse tüm kaleciler hakkında iki satır yazacak kadar hikaye var. EPL'ye yeni gelmiş De Gea, Lindegaard ile rotasyona girse de beklentilerin altında kalmadı. Van der Sar'dan sonra kim gelse zor göreve talip olacaktı. İspanyol için çok iyi bir sezon geçiriyor diyemem ama kötü de değil. City'nin kalecisi Hart da kalede güven veriyor. Hem City için hem de İngiltere için büyük şans. Diğer taraftan 40'ında transfer yapan Friedel, Newcastle'ın başarılı kalecisi Krul, Wigan'ın iki sezondur göze çarpan kalecisi Al Habsi ve son olarak Vorm. Swansea ligin mütevazı ekiplerinden. Öncelikleri gol yememek bunu da çok kez başardılar. Kaleleri ise emin ellerde.


Sağ bek için ikinci bir isim düşündüğümüzde Micah'nın çok altında kalıyor. Üzellikle hücumda takıma büyük katkı sağlıyor. Sagna'nın sakatlıkla uğraştığı, Chelsea ve ManU'nun kimin oynayacağına dahi karar veremediği bir bölgede City'nin kafası çok rahat.


Sol bek için sağ beke göre daha fazla aday var. Evra, Baines, Jose Enrique, A. Cole. Cole'un kariyeri düşüşte. Artık ismi de performansı da eskisi kadar etkili değil. Evra bir standart yakalamış durumda ve bunun çok da altına düşmüyor. Baines özellikle duran toplarda takıma büyük katkı sağlıyor. Ancak ben dönemin kadrosuna beklentilerin üzerine çıkan Jose Enrique'yi koydum. Evra'dan daha iyi değil ama kısa sürede adaptasyonu ve katkısı alkışı hakediyor.


Stoperde ManU'dan birinin olmaması şaşırtıcı gelebilir. Vidiç, Rio, Evans hatta dönem dönem orda oynayan Phil Jones. Hepsi şanssız bir dönem geçirdi. Sakatlık sebebiyle Sir Alex o bölgede çok oyuncu oynatmak zorunda kaldı. Bu sebeple daha istikrarlı mücadele eden Kompany ve Coloccini'yi uygun buldum. Terry'nin eski günlerinden uzak olması ve yakışmayacak hatalar yapması sebebiyle kadroya almadım. Skrtel da sezonun iyilerindendi diyerek ortasahaya geçelim.


Sağ açık net Nani. Yarının ortalarında geçen sezonu aratsa da devre sonlarına doğru kendini tekrar hatırlattı. Man Utd kazanıyorsa, Portekizli'nin emeği büyüktür. Solda seçim daha zordu. Mata ve Bale arasında kaldım. Elim Bale'e gitti. Aslında ikisi de birbirinden daha az haketmiyor. Mata çabuk adapte oldu ve kısa zamanda katkı sağladı. Bale de Spurs'un şampiyonluk kovalamasında büyük pay sahibi görünüyor. Ortada Larsson ve Silva. Silva, Man City için bence en önemli adam. Şu an her takımda oynayabilecek kapasitede ve kalitede. Diğer isim ise geçen sezon Spurs'e gelen Vaart. Hollandalı bir ara durulsa da oynadığı dönemlerde büyük katkı sağlıyor. Bu isimlerin dışında sezona çok iyi başlayan Sebastian Larsson, Stoke City'nin ayağıyla oynayan futbolcuları Etherington ve Walters, Arsenalli Alex Song, City'den Yaya ilk yarının göze çarpan isimleriydi.


Forvet hattını iki kişiyle sınırlamak zorladı tabi. RVP'nin yeri ayrı. Son maçta atacağı 2 gol rekor kırdıracaktı ama ıskaladı. Ondan bahsetmek gereksiz. Muhteşem oynuyor. Aguero da lige kolay adapte olanlardan. Sağlam City hücum hattında yerini kaptırmayanlardan. Gerçi kaptıran Dzeko, Balotelli de oynadıkları dönemde iyi iş çıkardılar. Bunların dışında sezona çok iyi giren ama sonrasında biraz duran Rooney, istikrarlı giden Demba Ba, Spurs'un gol yükünü taşıyan Adebayor, Liverpool'un golcüsü Suarez ve Chelsea'nin yumurtadan çıkan golcüsü Sturridge iyi giden oyunculardan.

Yeni Lakers



Lakers 4 maç sonunda 2-2 yaptı. 3-1 i kabul ederdim hatta 4-0 bile bitebilirdi ama yeni bir düzene geçerken kazanılabilecek bazı maçları kaybetmek çok da önemli değil. Üstelik bu 4 maçta Bynum'ın olmadığını ve Lakers'ın Lamar'ın trade exception'ı ile bir hamle yapmadığını düşünürsek bence şimdiki takım için gayet güzel bir sonuç.


Savunmada takımın gösterdiği gelişim muazzam. Ebanks ve Mcroberts gibi hızlı ve atletik oyuncular'ın yanında Gasol ve Steve Blake'in savunmada geri adım atmaması sevindirici.Bynum dönünce savunmanın seviyesi birkaç derece daha artacaktır diye düşünüyorum.


Mike Brown ile savunmanın gelişeceğinden şüphemiz yoktu ancak hücum konusunda yetersizliği yüzünden sürekli eleştirilen ve üstelik oyun kurucunun olmadığı bir hücum sisteminden daha klasik bir hücum sistemine geçilirken vereceği sınav önemliydi. Lokavt yüzünden kısalan kamp dönemi de Mike Brown'ı.sınava bir gün kala çalışmaya başlayan öğrenci durumuna soktu. Ancak maçlar ilerledikçe takımın hücumunun oturacağına şüphem yok ama daha önce dediğim gibi daha net bir oyun kurucu lazım.


Oyuncu bazında incelersek;


Kobe Bryant: (27.8 PT  .481 of 20.3 FG  .829 of 8.8 FT  .308 of 3.3 3P  6.0/0.5 RB  5.75 AS   0.50 BL  1.50 ST  4.50 TO  34.6 MN) Bilek sakatlığı onun top kayıpları konusunda sıkıntıya soksa da  Almanya'da geçirdiği diz operasyonu gayet iyi gelmiş gibi gözüküyor. Verimli hücum performansı ve arkadaşlarını oyuna dahil etme çabası ile bu geçiş dönemini gayet iyi geçiriyor.


Pau Gasol: (16.8 PT  .531 of 12.3 FG  .682 of 5.5 FT  .000 of 0.5 3P  9.0/2.3 RB  2.75 AS   2.50 BL  0.75 ST  1.75 TO  35.8 MN) Gasol bildiğimiz Gasol. Savunmada gösterdiği gayret ile bu sene daha umut vermesinin yanında hücumdaki verimliği devam ediyor.


Derek Fisher: (5.5 PT  .346 of 6.5 FG  .600 of 1.3 FT  .143 of 1.8 3P  2.3/0.3 RB  2.50 AS  0.50 BL  1.25 ST  2.25 TO  25.4 MN) Fisher artık yeni düzende yeri olmayan bir isim. Onun yerine çaylak Morris oynasa daha iyi olur.


Metta World Peace: ( 11.5 PT  .500 of 9.0 FG  .818 of 2.8 FT  .167 of 1.5 3P  3.3/0.5 RB   2.25 AS  0.50 BL  1.00 ST  1.00 TO  26.5 MN) Artest 6. adama rolüne iyi ısınmış gibi geliyor. Dış şutu iyi durmasa da güçlü olduğu yönlerini daha fazla ve daha iyi kullanması sayesinde iyi bir sezon geçiriyor.


Steve Blake: (7.8 PT  .355 of 7.8 FG  .667 of 0.8 FT  .412 of 4.3 3P  2.3/0.5 RB  1.75 AS   0.00 BL  0.25 ST  0.50 TO  22.2 MN) Hala Fisher'dan daha az dakika almasına inanamıyorum. Şampiyon takımın oyun kurucu değil ama şimdiye kadar gösterdiği performans beklentiler boyutunda gayet tatmin edici. Dış şutunun güven vermesi çok önemli ve savunmada daha iyi durması sevindirici.


Devin Ebanks: (5.0 PT  .500 of 3.5 FG  .750 of 2.0 FT  .000 of 0.3 3P  3.3/1.3 RB  1.00 AS  0.50 BL  0.50 ST  0.50 TO  20.5 MN) İstatistik olarak çok aktif gibi gözükmese de topsuz oyunu ve savunması gayet başarılı. Takıma kattığı hız ve atletiklik çok önemli. Sezon ilerledikçe daha iyi olacaktır.


Josh McRoberts: (6.0 PT  .455 of 5.5 FG  .444 of 2.3 FT   6.3/2.0 RB  1.50 AS   1.50 BL  0.75 ST  1.00 TO  25.7 MN): Bence bu sezonun en bargain transferi. Takıma kattığı enerjiden oldukça memnunum.İlk beşte hiç sırıtmadı açıkcası. Murhpy ile birlikte gösterdiği performans Odom'u aratmadı desem yanlış olmaz sanırım.


Troy Murphy: (4.8 PT  .421 of 4.8 FG  .500 of 1.0 FT  .333 of 0.8 3P  8.5/3.0 RB  2.00 AS  0.50 BL  0.25 ST  0.50 TO  25.2 MN) Orta mesafe şutu ve ribaund katkısı ile bu sene önemli bir bench oyuncusu olacağını gösterdi.Bynum'ın dönmesi ile birlikte dakikaları azalacaktır ama süre aldığında katkı verebileceğini göstermesi sıkışık maç programı olan bir sezon için gayet önemli.


Matt Barnes: (5.5 PT  .500 of 5.0 FG  .250 of 2.0 3P  2.5/1.0 RB  1.00 AS  2.00 BL  0.00 ST  1.00 TO  15.8 MN) Sakatlığı yüzünden sadece 2 maçta oynamasına karşın bildiğimiz Barnes. Sezon ilerledikçe daha iyi olacaktır. Ebanks ile ilk beş için önemli bir rekabete girişecektir.


Jason Kapono: (7.0 PT  .556 of 4.5 FG  1.000 of 0.5 FT  .600 of 2.5 3P  1.5/0.5 RB  0.50 AS  0.00 BL  0.50 ST  0.00 TO  15.8 MN) Sadece iki maçta süre almasına rağmen şut tehdini olabileceğini göstermesi çok önemli.Luke Walton süre alacağına Kapono'nun süre almasını çok daha tercih ederim açıkcası.


Andrew Goudelock: (1.5 PT  .250 of 2.0 FG  .400 of 1.3 3P   0.5/0.3 RB  0.25 AS  0.00 BL  0.00 ST  0.25 TO  5.8 MN) İlk maç dışına önemli bir süre almadı ama şutuna olan güveni ve savunmada gösterdiği özveri ve performans ilerisi için umut verici.


Luke Walton: (0.7 PT   .333 of 1.0 FG  .000 of 0.3 3P  0.0/0.0 RB  0.33 AS  0.00 BL  0.00 ST  0.00 TO  3.5 MN) Dediğim gibi Luke'un hiç süre almaması gerekir. Artık Fisher ile birlikte bu takımda yeri olmayan bir oyuncu.





26 Aralık 2011 Pazartesi

NBA Sezon açılışı




NBA'in sonunda geri döndü! İzlediğim 2 daha doğrusu 1.5 maçtan büyük keyif aldım diyebilirim. Maç yayın haklarının Dsmart'a geçmesi özellikle spiker ve yorumcu konusunda ürkütse de Kaan Kural, Orkun Çolakoğlu ve Caner Eler'in kadroya dahil edildiğini görmemiz içimizi rahatlattı. İlk maçı Alp Öger'in anlatması ise büyük hataydı.Maçın içine bir türlü girememiştim ama neyse ki bir şekilde adamın sesini bloke edip maçın keyfine varabildim.Bu arada umarım kablotv ile dsmart anlaşır ve kablotvdeki nbatv geri döner.


Maçlara ve takımların durumuna değinecek olursak;

Celtics - Knicks : Maç başında Knicks çok iyi bir ritm yakalamıştı ama sonradan Celtics'in uyanması ile birlikte müthiş bir geri dönüş yakaladık.İlk maç için müthiş bir seçim olmuş.Maç içinde ve sonunda yaşanan gerginlikler iki takım arasındaki rekabetin yeninden alevlendiğinin bir göstergesiydi. Knicks'ten başlarsak açıkcası o guardlarıyla Knicks bir yere gidemez. Elinde Melo ve Amare gibi iki ofansif silah varken Toney Douglas ve Iman Shumpert'ın her eline geleni sallaması takımın tüm ritmini bozdu zaten. Savunmalarına hiç değinmiyorum bile.Paul Pierce'in olmadığı bir maçta evinde Celtics'i sidik zoruyla yeniyorsan o zaman sıkıntı var demektir.Celtics de ise Rondo'yu çok beğendim. Şutunu yeteri kadar olmasa bile geliştirmiş gözüküyor.Brandon Bass - Glen Davis takasının da Celtics açısından ne kadar doğru bir hamle olduğunu gördük.Bass her zaman beğendiğim underrated bir oyuncu. Pierce dönünce daha iyi olacaklardır tabi ama Jeff Green'in sezonun kapatması benchlerini hepten kurutmuş. Big Three'nin dakikaları sınırlı olması gerektiğinden sezon boyunca bench problemiyle çok uğraşacaklar gibi geliyor.


Bulls - Lakers : Bu maçın sadece ilk yarısını izleyebildim maalesef :( İzlediğim kadarıyla Lakers Bynumsız geçen senenin normal sezon lideri Bulls'a karşı dişini gösterdi. Özellikle savunmalarını beğendim ki ikinci yarı savunma seviyesini dahada arttırmışlar.Mike Brown'ın savunma konusunda bu takıma çok şey katıcağına emindim ancak hücum konusunda pek iyi değiliz. Özellikle top kaybı rakamları çok yüksek. Bunda Kobe'nin payı büyük. Sakatlığa da bağlanabilir belki bu top kayıpları ama bence Kobe'nin yaşlanmasıyla da ilgili. Geçen sezonda bu tarz top kayıpları yaptığını görüyorduk.Yanında oyunu yönlendirebilecek bir oyun kurucu olmadığı için biraz da buna mecbur kalıyor tabi ki.Bu durum kısa vadede Steve Blake'in rolü arttırılarak ve Morris'in dakika alması sağlanarak çözülebilir ancak Lakers'ın hedefi eğer şampiyonluksa oyunu yönlendirebilecek bir oyun kurucu şart. Bunun dışında Lakers'da Mcroberts ve Ebanks'i çok beğendim. Mcrob çok iyi bir fiyata kapatılmış bir yedek uzun. Ebanks ise hakikaten Kobe'nin dediği gibi sürekli kıyaslanan Ariza'dan hücum olarak daha iyi. Goudelock da Kobe'nin yedeği kim olur sorusuna şimdilik cevap vermiş gibi gözüküyor.NBA'deki ilk maçında tereddüt etmeden çıkardığı şutlar ve yaptığı savunma beni oldukça tatmin etti. Bulls'da ise Rose yavaş başlamasına rağmen sonradan açıldı ve 4-6 üç sayılık isabeti ile şutunu ne kadar geliştirdiğini gösterdi.Ömer Aşık ne yazık ki hücumda yine yok. Biraz hücum geliştirse yazın alacağı yeni konrata 5 milyon dolar ek kazanç getirir.Hamilton ise takıma alıştıkça daha yararlı olacaktır.

Heat - Mavericks  : Bu maçı izlemedim ama izlemeye pek gerek yokmuş anlaşılan.Heat rövanşı acı bir biçimde almış. Dallas için Barea'nın rakip savunmayı dağıtması ve Chandler'ın takım savunmasını toparlaması çok önemli ve şampiyonluğu getiren kritik faktörlerdendi.İki oyuncununda gitmesi büyük kayıp Dallas için.Odom ve Vince Carter gibi iki oyuncuyu takıma kazandırdılar belki ama artık yapıları pek sağlıklı durmuyor. Bu Dallas kadrosunu ben Nash-Finley-Jamison-Walker-Dirk'ün oluşturduğu 2003-2004 Dallas kadrosuna benzetiyorum. Miami'de ise Lebron ve Wade hayvanlaşmış. Özellikle Lebron'un post oyununu kullanması kendisi için önemli bir gelişme.Haslem'in bu takım için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek yok.Çaylak Norris Cole da fena durmuyor.  Chris Bosh kötü başlamış olabilir ama geçen seneki playofflarda  birçoğumuzu yanılttığı için her zaman kendini toparlayabileceğini düşünüyorum.



24 Aralık 2011 Cumartesi

Beşiktaşlı duruşu

Ben Beşiktaşlıyım. 85 doğumluyum ve 90'ların başında beni bu renklere aşık eden Metin Ali Feyyaz'dır. Recep'i de, Gökhan'ı da, Madida'yı da çok severdim. Odamın duvarındaki Beşiktaş posteri, annemin duvara yapıştırmama izin verdiği tek şeydi. O posteri hala saklarım. Amokachi, Metin, Mrmiç, Alpay, Yankov olan o posteri hala çok severim.


Ben Beşiktaş'a duygularımla bağlıyım. Çanakkale Dardanel'e elendiğimizde ağlayan, Zentinburnu'nu 2-0'dan 3-2 yendiğimizde babamın azarına maruz kalan, şampiyon olduğumuzda çekyattan öbürüne atlayan, evde mini şampiyonluk turu atan benim. Hepimizin vardır böyle anıları. Renklere böyle gönül vermişizdir.


Geçtiğimiz yıl Beşiktaş İBB'ye kupa finalinde kaybetse ve bu yıl Avrupa kupalarına katılamamış olsa üzülürdüm. Belki üzüntüden fazlasını yaşardım ama içimdeki Beşiktaş sevgisi zerre kadar azalmazdı. Tayfur hocayı yine severdim. Başarısını tartışırdım, Beşiktaş için doğru antrenör olup olmadığını da yargıılardım ama gitse de kalsa da severdim. Ben bugün Ertuğrul Sağlam'ı da seviyorum, Rıza Çalımbay'ı da. Rıza hoca başarısız olmuştur, o zaman da doğru hoca olmadığını söylemişimdir ama sevgim azalmamıştır.



Bilmiyorum belki 7-8 yıl önce çıksaydı bu şike olayları, o zamanın teknik direktörü de yapmış olabilirdi. Bunu bilmiyorum ve bilemeyeceğiz de. Sadece öyle olmadığını düşünüyorum. Böyle düşünmek istiyorum.



İddianamenin Beşiktaş ile olan kısmını okudum. Okurken hukuki açıdan bakmadım olaylara. Vicdanıma sorgulattım ve etik açıdan yorumladım. İşin hukuki boyutuna mahkeme karar verir. Ben bu konuda uzman değilim ve gazeteden okuduklarım, arkadaşlarımdan öğrendiklerim dışında da bu konuda kendimi geliştirecek bir aktivitede bulunmuş değilim. Yani sizden fazlasını bilmiyorum.

Serdal Adalı'nın konuşmalarını buraya aktarmayacağım dahi. Çünkü o benim için çok önemli biri değil açıkçası. Bundan 10 yıl önceki asbaşkanımızı da hatırlamıyorum. 10 yıl sonra onu da unutacağım. Ama Tayfur Havutçu'yu önemsiyorum. O sadece dönemin teknik direktörü değildi, Süleyman Seba'nın yeğeni ve daha da önemlisi Beşiktaş'ın futbolcusu, çocuğuydu.



Telefon konuşmalarındaki gibi lafı dolandırmayacağım ben. Açık açık yazacağım. Net olarak söylüyorum: Okuduklarım beni hayal kırıklığına uğrattı. Tayfur hocanın, Guti'nin arkasından söylediklerine üzüldüm. Ersan Gülüm hakkında daha net konuşmasını, en azından ona laf söyletmemesini beklerdim. Futbolcularını korumasını isterdim. Onlara laf söyletmemesini.



Rakip takımda hangi kalecinin oynayacağının bilinmesi önemlidir. Ona göre strateji belirlenebilir. Mesela, kaleci uzaktan çekilen şutlarda çok başarılı değilse, takıma uzaktan çek denebilir. Ama bu bilmemkime sorulmaz. En azından Beşiktaş teknik direktörü sormamalı.



Bir başka nokta transfer. Hem İbrahim Akın, İskender Alın hem de Kemal Tokak transferleriyle ilgili telefon kayıtlarını üzüntüyle okudum. İBB'li oyuncularla maç öncesi ilgilenmek o meşhur Beşiktaşlı duruşuna yakışır mıydı?



Ben bugün Tayfur Havutçu'nun Beşiktaş'ta görev almasından rahatsızım. Çünkü o benim bildiğim Tayfur değilmiş. Giunti'nin yanındaki adam değilmiş. Denizli'nin yanına yakıştırdığım adam da değilmiş. Benim sevdiğim Beşiktaş'ın teknik direktörü kötü olabilir, başarısız olabilir ama bunları yapmaz. O "Beşiktaşlı duruşu"nu her geçen gün biraz daha kaybettiriyorlar.

20 Aralık 2011 Salı

19 Aralık 2011 Pazartesi

Buenos Aires'te rüya

Buenos Aires'te bu aralar büyük heyecan var. Hatta büyük bir rüya. Eski günlerin hasretiyle yaşayan iki efsane kulüp taraftarı da heyecanlı. Birinin heyecanı Trezeguet için, diğerinin Carlos Tevez. River taraftarı özlemine ulaştı. Trezeguet kısa bir süre sonra kırmızı - beyaz formayı giyecek. Üstelik o da en az taraftar kadar heyecanlı:


"Çok küçük yaşta ayrıldığım bu ülkeye tekrar dönmek heyecan verici. River'da oynamak benim için bir rüya."


Diğer tarafta heyecanlı bekleyiç devam ediyor. Üstelik Boca taraftarı için mutluluk çok yakın değil. Tevez sağlam bir hedef. Sadece Tevez'in keyfine kalsa sorun yok ama Apaçi'nin peşinde çok dev var. Tevez uzun yolculuklardan sıkılmış görünüyor. Hatta bunu kendi de dile getiriyor. Boca'a oynamak istediğini de açık açık söylüyor.


Tevez'i EPL'de izlemek isterdim ama adama işkence çektirmenin de anlamı yok. Bırakın gitsin. Sevdiği, mutlu olduğu yerde oynasın. Biz uzaktan da seyrederiz.

18 Aralık 2011 Pazar

Let's Kick Out Of Football



Benzeri Ekşibeşiktaş blogda mevcut. Blatter bunu çoktan haketmişti. Tek hakeden de o değil aslında. Yanına Platini'yi de eklemek gerekir.

Hatıra fotoğrafı

Bugünkü Newcastle United - Swansea maçında gol olmayacağını tahmin etmek çok zor değildi. İyi savunma yapan iki takım ve daha da önemlisi savunmaya öncelik veren iki takım. Maç 0-0 bitti. Maçta ikili mücadeleler de boldu. Fotoğrafta Coloccini'nin lüle saçları rakibe saç olmuş. Kız arkadaşının saçını kendine saç yapıp fotoğraf çektiren arkadaşlarımı hatırladım.

16 Aralık 2011 Cuma

Sporting Clube de Braga



Espora dergisinde yayınlanan uzun bir Portekiz yazım vardı. Portekiz futbolunu incelerken Braga'ya da bir bölüm ayırmıştım. Geçen sene UEFA Avrupa Ligi'nde final oynayarak bunu hakettiklerini göstermişlerdi. Bu takım aynı kupada son 32'ye girilirken Beşiktaş ile eşleşti. Peki kura çekimine seri başı olarak giren Beşiktaş için nasıl bir eşleşme bu?


Geçen sezon UEFA Avrupa Ligi'nde sürpriz bir şekilde finale kadar çıkan takımın kadrosu rakiplere korku salacak bir kadro değil. Geçen sene Braga ile 34 maça ilk 11'de çıkmış Miguel Garcia bugün Orduspor'da. Tabi aynı kadrodan Pereira'nın da 8 milyon €'ya Atletico Madrid'e gittiğini de söylemek lazım. Sözün özü, Braga'yı bir zamanların Porto'su gibi düşünmemek lazım.


Kadrosu aman aman olmasa da müthiş bir takım olduklarını söyleyebiliriz. Zaten gizemleri de burada gizli. Geçen sene Paciencia ile çok iyi bir harmoni bir ekip vardı ve bu ekip büyük ölçüde bu yıl da beraber. Ama ciddi bir eksikle: Domingos Paciencia.


Braga, hocasını Sporting Lisbon'a kaptırdı ve yola Beira Mar'ı ikinci ligden çıkaran Leonardo Jardim ile devam ediyor. Jardim de popüler Portekizli hocalar gibi genç. Venezuelalı hoca henüz 37 yaşında.


Braga'yı iki yıl kadar çalıştıran ve bu süreçte takıma kademe atlatan Paciencia boşluğu kolay kolay doldurulabilecek bir hoca değil. Bu bağlamda yeni hocanın işi zor. Geçen sezonki kadrodan 4 oyuncu kaybeden ekip, iki yeni takviye ile yola devam ediyor. Bu isimlerden biri oldukça tanıdık: Nuno Gomes. Giden oyuncular listesine baktığımızda Pereira ve Pizzi'nin adını görüyoruz. Her ikisinin de gittiği takım hanesinde Atletico Madrid'i görünce içinden başka bir hikaye çıkıyor tabi: Jorge Mendes. Bu çarkın içindeki bir başka takım da Braga. Karıştırdıkça hikaye çıkacak gibi...


Bugünkü kadrosunda Lima, Alan, Hugo Viana, Ukra, Meyong gibi isimler var. Tabi bir de Atletico Madrid'den (!) kiralanan genç Merida. Kadrosundaki Portekizli sayısı Beşiktaş'tan 3 fazla. Hatta Beşiktaş'ın 11'inde daha fazla Portekizli var. Bize bu topraklarda Portekiz takımı diyorlarsa, onlar Santos'tan, Cruzeiro'dan daha Brezilyalı.

Bugünkü formları hakkında bilgi vermek ne kadar doğru olur bilmiyorum. Zira maçların oynanmasına daha 2 ay var. Yine de özet geçecek olursak Avrupa Ligi'nde Club Brugge ile aynı gruptaydılar ve Belçika temsilcisinin arkasından averajla 2. olarak çıktı. Ligde şu an Portekiz'in üç büyüklerinin arkasında 4. sıradalar. İç sahada iyi, deplasmanda oldukça zayıf bir takım olduğunu söyleyebiliriz. Bu sezon ligde de durum benzer. İçeride kaybetmeyen takımın deplasmanda tek galibiyeti var.


Şimdi gelelim bize. Bizim Portekizliler için anlamlı bir maç olacak. Özellikle deplasmanda iyi motive olacaklarını düşünüyorum -ki bu bizim lehimize olacaktır- . Oyuncuların yanı sıra Carvalhal için de memleketinin takımına karşı mücadele etmek farklı bir duygu olacaktır. Braga'nın içeride iyi oynadığı düşünüldüğünde ilk maç oldukça kritik. Bu maçtan en az beraberlikle dönmek İnönü'de işi kolaylaştırır.


Peki nasıl oynamalıyız? Portekiz takımı gibi değil, Portekizli oyuncuları olan Alman takımı gibi oynamalıyız.

1,2,3, Cancun!



90'ların ikinci yarısındaki Lakers çekirdeğinin neden başarılı olmadığını hep merak etmişimdir. O aralar Türkiye'de şimdiki kadar maçlar yayınlanmıyor, internet de o kadar yaygın olmadığından yeterli bilgi akışı sağlanamadığı için bizde neler olup bittiğini tam olarak öğrenemiyorduk..Neyse ki internet sayesinde artık geçmişteki bazı karanlık noktaları aydınlatabiliyoruz..

Açıkcası 1996 da Shaq'ın Orlando'dan ayrılıp Hollywood'a gelmesi ve Jerry West'in Vidac karşılığında Kobe'nin haklarını alması sonucu sonucu Lakers çok ilgi çekici bir takım haline gelmişti. Nick Van Exel - Eddie Jones - Kobe Bryant - Elden Campbell - Shaq  çekirdeği gerçekten de heyecan vericiydi.

Ancak bu çekirdek içinde sadece Kobe-Shaq kalana kadar hiçbir şey kazanamadı.Bunun birçok sebebi vardı tabi ki. Shaq'ın yeterli olgunlukta olmaması, her ne kadar o zamanlar Penny Hardaway ile birlikte en beğendiğim oyunculardan biri olsa da Eddie Jones'un playofflarda ortadan kaybolması, Kobe'nin liseden çıkmış olmasından dolayı daha ham olması, Elden Campbell'ın pota altında Shaq ile bir uyum yakalayamaması ve yetersiz koçlar gibi sebepleri sayabiliriz.

Tabi Nick Van Exel'i de unutmamak lazım.O zamanlar yaptığı satışlar Lakers'ın başarısızlığında önemli rol oynamış. Twitter o zamanlar olsaydı kim bilir hakkında ne tarz hashtagler yapılıp trend olacaktı...

Muhtemelen Lakers'dan yollanma sebebi olan ve yaptığı en büyük hata 1998 Batı Konferansı Finallerinde Lakers'ın Utah karşısında 3-0 geriye düştükten sonra 4. maç öncesi takımın toplanıp 1,2,3 team diyeceği sırada team yerine Meksika'da bir tatil mekanı olan Cancun'u söylemesi..Sonradan bunu takımın üzerindeki gerginliği almak için söylediğini belirtse de Lakers süpürülmekten kurtulamadığı için bütün suç kendisine kalır ve o yaz takımdan gönderilir...

Şimdi geriye bakınca komik ve değişik bir anı gibi duruyor ama o zamanlar Nick Van Exel'e duyulan nefreti tahmin edebiliyorum..

15 Aralık 2011 Perşembe

Manchester şiiri




Manchester'lılar UCL'den beraber elenince duygusal anlar yaşanmış. Göz pınarları yaşarmış, göz yaşları sel olmuş ve daha bilimum duygusal olaylar. İkisi için güzel bir de şiir yazılmış. Bir de İngilizce şiirsel bir dil değil derler. Fotoğraf da şiire yakıştı hani. Neyse çok uzatmadan sizleri şiir ile başbaşa bırakayım.



The outlook wasn’t too bad for the Man U side that day:

The table read nine points, with but one more game to play.

A win could have them top, a draw would see them through,

Then Basel ruined ev’rything, and proceeded to score two.

Man City needed favors, a leaky sub ‘gainst Napoli.

All that money’d be for naught this year if the Italians grabbed three.

A goal from Marco Ruben, a Nilmar strike would do,

That would give a chance to the expensive lads in blue.

Down there in the Alps did a red knight rant and rave

If only they could finish, their season could they save.

Wayne Rooney on the field, a hero he could be

Or dependable old Giggs, now pushing eighty-three.



But Streller scored one early, sparking joy from Swiss men all,

And Frei, the wayward son, put diving noggin to the ball.

And with the minutes ticking, the giants soon did panic,

Their ship was listing badly, and the nameplate read TITANIC.



City were home cruising, putting Bayern to the sword,

But rumors were a-swirling that struck a jarring chord.

“Inler’s scored a goal,” came a sick, lamenting groan.And soon

“Hamsik’s found a second” from a man with a mobile phone.


There was no ease in City’s manner as they saw out the minutes left to play.

This would be a famous triumph on most any other day.

But Villarreal were the whipping boys, last in all the Group;

Little chance and lesser hope that two goals they could recoup.


All the TV viewers, from Timbuktu to Seoul

Now fixed upon United, desperate for a goal.

Phil Jones then found one! At last, that thin life-line!

Would United come back here, like they had in ninety-nine?

A few short minutes left, enough to prove their mettle.

The world’s most famous club? Surely they were special.

Reds across the world poured hope like from a nozzle,

While fans of other teams whooped and cheered for little Basel.



Across the face of Europe, great towns will host great games

But in the hundred of Salfordshire, there will be more modest aims

There will be no Milan matchup, no great Barca intrigue:

The clubs from Great Manchester are in the Europa League.

Guti Reyis



Guti'den haber var. Yok yok Çin'e gitmiyor. Yarın onu da duyarız belki ama şimdilik İspanya'da galalara takılıyor. "Mission Impossible" filminin Madrid'deki galasına güzel ablamız Romina Belluschio ile birlikte gitmiş. Yeni tarzı ise kötü not almış. O top sakal olmamış Reyis.

13 Aralık 2011 Salı

Taç açma sanatı

Beşiktaş ile aynı grupta olması sebebiyle biz de Stoke City ve meşhur taç organizasyonlarına aşinayız. Oysa bu organizasyon İngiliz ekibi için yeni değil. Bugünlerde Shotton'ı da gördüğümüz taç çizgisinde yıllarca Delap'ı izledik.


Hatta bu organizasyonu iyice abartıp, kenarda top toplayıcı çocukların eline birer havlu da tutuşturuyorlar. Kenara gelen oyuncu elini ve topu havluya silip taçı öyle kullanıyor. Bugün Stoke City ürünü satan mağazalarda bu havlulardan da bulabiliyorsunuz. Müthiş bir pazarlama stratejisi.


Bazı pozisyonlar için çocuktan havluyu almak, topu havluyla kurutmak, elini silmek vs. uygun olabiliyor ancak hemen kullanılması gereken pozisyonlarda zaman kaybı oluyor. Diğer taraftan deplasman maçlarında böyle bir imkan bulamayabiliyor. Tüm bunları elimine etmek için taçı kullanan oyuncu formasının altına topu kurutmak için fazladan bir kıyafet giyiyor. Atlet ayarında ama iyi kurutabilen bir kıyafet. Tottenham maçında İngilizlerin de dikkatini çekmiş görünüyor.


Stoke yönetimi ise uygulamanın kurallar açısından bir sakıncası olmadığının üzerinde duruyor. Pulis ve ekibi daha çok antipati toplayacağa benziyor.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Crespo - Kaka - Amrosini



2004 yazı. Jose'nin yol verdiği Crespo İtalya'daki 4. takımına kiralık olarak geliyor. Üstelik eski kulübünün ezeli rakibine. Bir önceki yıl takıma dahil olan genç Kaka ve kulüpteki 9 yılına hazırlanan Massimo Ambrosini. Üstlerinde Milan'ın yeni forması. Hepsine ayrı yakışmış.

11 Aralık 2011 Pazar

Beşiktaş 1-1 İBB

Manisaspor galibiyetiyle seri 3 maça çıkarılmıştı, haftalar sonra 4 maçlık seri için rakip zorlu İBB'ydi. Şu an Galatasaray ya da Fenerbahçe için yazıyor olsam bu yazıyı, "zorlu İBB" demezdim. Hatta Eskişehirspor, Bursaspor için de demezdim. Ligin sıradan maçlarından olması gereken maç, Beşiktaş için en sıkıntılı maçlardan biri haline geliyor. Bu hafta da durum değişmedi. Şeytanın baçağı yine kırılamadı.


Quaresma'nın yokluğunda Pektemek kanada çekilmiş, Almeida forvete geçmişti. Veli'nin ortasahaya yardım ettiği düşünüldüğünde, pozisyon üretmek için elde Fernandes ve tek kanat kalıyordu. Quaresna oyun kurucu kanat oyuncusu ve pozisyon üretebiliyor ancak Pektemek ile bunu yapmak zor. Zira golcü oyuncu takımda kanat forvet olarak oynuyor.


Pozisyon için Fernandes'e bakan bir Beşiktaş vardı sahada. Savunma anlamında sıkıntı çıkarabilecek Webo ve Doka'dan sadece Doka sahadaydı. Bu anlamda Beşiktaş şanslıydı. Her iki takımda hucümü aynı kanattan şekillendiriyordu. Belediye Doka'nın oynadığı sol kanadı kullanırken, Beşiktaş Hilbert'e de güvenerek sağdan daha sık geliyordu.


İlk yarıda karşılıklı pozisyonlar oldu. Cenk biri çok net üç gol pozisyonunda rakibe geçit vermedi. Diğer taraftan Beşiktaş Almeida ve Egemen ile ciddi pozisyonları harcadı. Ortasahada ikisi de birbirine üstünlük sağlayamıyor ve hücuma iyi çıkıyorlardı. Tabi 3. bölgede çok verimli oldukları söylenemez.

Beşiktaş'ın ikinci yarıya Almeida-Holosko değişikliği ile başlaması mantıklı olabilirdi. Almeida kaçırdığı gol bir kenara çok verimsizdi ve takım o sahadayken 10 kişi mücadele ediyordu. Bu değişiklik ikinci yarı boyunca beklendi ama olmadı.


Zayatte ile Ernst'in mücadele ettiği bir kornerde Pektemek ile geldi gol. Pektemek için şanslı bir andı ve ayağına çarpan tol ağlarla buluştu. Golde Zayatte'nin Ernst ile çok uğraşması, İBB'li oyuncu için kırmızı karta kadar gidebilirdi. Gördüğü sarıdan sonra bile gereksiz itiş kakış vardı ceza sahasında.


Beşiktaş 1-0 la götürmeyi düşündüğü maçın bitimine 3 dakika kala golü ağlarında gördü. Takımı maçta tutan Cenk için çaresiz bir toptu. Maç 1-1 sona erdi ve Belediye büyüsü bir sonraki maça kaldı.


Önümüzde çok önemli bir Stoke City maçı var. Lig uzun bir maraton ve puan kayıpları olacaktır. Üstelik Play-Off saçmalığı varken bu konuda çok daha rahat bir sezon geçiriyoruz. Hatta ve hatta lig yarın bitse şaşırmam. Mehmet Ali Aydınlar her ne kadar lig sezon sonuna kadar devam edecek dese de kişisel davaların sonucu, takımların akıbetini de aşağı yukarı gösterecektir. Hal böyleylen konsantrasyon ne kadar kalır bilmiyorum. Bugün için Avrupa, Beşiktaş için daha önemli. Stoke maçında en azından beraberlik alınmalı.

Noluyo Noluyo ???



Nba'de sezon başlamadı ama piyasa şimdiden karıştı. Chris Paul takasının tekrar gündeme gelmesi ve bu sefer takasın Stern'den onay alması bekleniyordu ama takas yine vetoya takıldı. Açıkcası yeni öneride değişen ne oldu onu da öğrenemedik Üstüne Lamar'ın Dallas'a Trade Exception ve birinci tur draft hakkı karşılığı takas haberi geldi. Şimdi bu takas niye yapıldı onu anlamakta zorluk çekiyorum..Draft hakkını kullanıp Chris Paul takasını Hornets için daha güzelleştirip vetoyu kaldırmak mı istendi yoksa Dwight Howard için Orlando Lakers'dan draft hakkı mı istedi?

 Magic'in Howard için temel istekleri Hidayet'in kontratının alınması ve tabi ki de draft hakkı. Şimdi Lakers'ın eline geçen trade exception (8.9 milyon) Hidayet'in kontratına yetmiyor. Üstelik trade exceptionların üstüne bir başka trade exception yada oyuncu eklenemiyor.Yani Lakers Hido'yu almak istiyorsa Luke, Artest ve Blake gibi parçaları kullanmak zorunda. Orlando bunu kabul eder mi ondan emin değilim.. Lakers elindeki iki trade exception (lamar'ın 8.9 ve sasha'nın 5.5) ile Nelson ve Redick yada Nelson ve Duhon'un kontratlarını alabilir.

Lakers genel menajeri Mitch Kupchak'ın elinde sihirli değnek var mı yok mu? Bu sorunun cevabın birkaç gün içinde görücez sanırım...

9 Aralık 2011 Cuma

Chris Paul Takas Draması



3 gün önce Lakers'ın hem Chris Paul hem de Dwight Howard'ı almak için yoğun çalışmalara başladığı duyumu gelmişti. Açıkcası bu duyumu hiç ciddiye almadım zira takasta kullanbileceğimiz en değerli parça olan Bynum'ı tek bir kez kullanma hakkımız var haliyle. Dedikodulara göre Lakers Gasol'ü Chris Paul takasında kullanmak için takasa 3. bir ortak aradığı konuşuluyordu. Timberwolves'un adı geçti ilk olarak ama sonra dün akşam bu takımın Rockets olduğu ve takasın geçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu konuşuldu. Takas özetle şöyleydi;

Lakers->Chris Paul
Hornets->Luis Scola, Kevin Martin,Goran Dragic ve Lamar Odom
Rockets-> Gasol

Tabi rakamların dengelenmesi için Hornets Lakers'a Gasol için 1.5 milyon Odom için 8.5 milyonluk trade exception yani takas edilebilir salary cap boşluğu yollayacak yada 8.5 milyonluk exception yerine Okafor yada Scola Lakers'a takas olacak yada David West sign&trade ile Lakers'a takas olacaktı.

İlk başta Lakers için kötü bir takas gibi gözükse de takasın Bynum-Dwight Howard takasına bağlanması ile Lakers kimsenin ihtimal vermediği bir şeyi başarmış olacaktı

Hornets'in sahibi olmadığı ve lig tarafından yönetildiği için bu takas sonrası başta Cavs sahibi Dan Gilbert olmak üzere birçok takım sahibi David Stern'e itiraz etmeleri sonucu takasın iptal olmasını sağladılar.

10 dakika önce Chris Paul-Kobe Bryant-Dwight Howard bombası ile sallanan sosyal medya takasın iptali ile hepten karıştı. Chris Paul'ın çok sinirlendiği ve yasal yolları zorlayacağı haberleri geldi. Lakers Nba yönetimine takası nasıl değiştirebiliriz diye başvurduğunda bile cevap alamamış.

NBA'in bir takımı yönetmesi konusunda Phil Jackson geçen sene bir eleştiride bulunmuş ve Chris Paul takasını isterse Nba nasıl karar verecek? gibi sorunların çıkabileceğini öngörmüştü.

Açıkcası eğer NBA Hornets'in başına bir genel menajer koymuş ve ona tüm yetkileri vermişse o zaman ya hiçbir hamleye karışmayacak yada hiçbir hamleye izin vermeyip takım satılana kadar bekleyecek. Chris Paul'un yazın kontratı bittiği için ve yeni sözleşmeye yanaşmaması yüzünden yazın hiç bir şey karşılığında gitmesi Hornets'e ne kazandıracak?  Bu saatten sonra Chris Paul'un takas olma ihtimali kalmadı. Sadece Chris Paul için değil Hornets'in yapacağı her hamle tartışma konusu olacak.

Takasta yer alan oyuncuların da ruh hallerini unutmamak lazım. Takası öğrendiğinde Stephen A Smith'in radyo programına bağlanan Odom'un hali içler acısıydı. Resmen canlı yayında ağladı...ve şimdi bu oyuncu Lakers'a geri dönecek..keza Gasol, Kevin Martin, Luis Scola ve Goran Dragic acaba ne düşünecekler?

Lockout sonrasında böyle bir olayın yaşanması açıkcası büyük talihsizlik...

8 Aralık 2011 Perşembe

Manisaspor 1 - 4 Beşiktaş

Geçen sezon bir kez 3 maçlık seri yakalayan takım bu sezon ikinci kez galibiyet serisini 3 maça çıkardı. İlk seri Ankaragücü, Bursa, Antalya karşısında yakalanmıştı ancak o maçlarda takım iyi oynayarak kazanmamıştı. Bu bir gerçek. Bugün durum farklı. Beşiktaş, iyi oynayarak kazanıyor. Üstelik çok yoğun bir maç programıyla.


Quaresma ile başlayayım. Beşiktaş'ın bu tempoyu yakalamasında büyük pay sahibi. Bugünkü takım için Mustafa Denizli'nin takımı + Quaresma diyebiliriz. Quaresma o farkı ortaya koyan adam. Kısır hücum hattını zenginleştiren. Oynamak istediğinde tutmak çok zor. Bugüne kadarki sıkıntı Quaresma'nın sonuca değil şova yönelmesiydi. Takımın lideri olduğunda, takımın gerçek manada lideri olduğunda hücumu şekillendirmeye, pozisyon üretmeye çalıştığında durdurulması imkansıza yakın bir oyuncu. Açık ara ligin en teknik ve kolay çalım atan oyuncusu. Sakatlığı sebebiyle muhtemelen İBB maçını kaçıracaktır. O maça Simao'nun yetişmesini ve hazır olmasını umuyorum.


Takımın bir başka kilit oyuncusu Fernandes. Fernandes tipi oyuncuları sevdiğimi defalarca söylemişimdir. Ortasahada oyunu yönetebilecek, geriden oyun kurabilecek, teknik bir oyuncu. Üstelik savunması da çok zayıf değil. Oyunu iyi kuruyor, topu iyi dağıtıyor. Yanında iki sağlam savunmacı varken ön plana çıkıyor.


Fernandes'i bu kadar iyi kılan Ernst ve Necip. Ortasahada kaybedilen her topa bastılar ve muhtemel kontraları engellediler. Bu bölgede Veli'nin de hakkını teslim etmek gerekir. Daha hücumcu olmasına rağmen savunmaya çok fazla yardım ediyor.


Forvette Almeida'yı beğenen nadir insanlardan biriyim. Almeida'ya muhtaç olduğumuzu düşünüyorum. Elde Pektemek dışında forvet olmaması da bu fikre götüren etkenlerden biriydi. Edu çok zayıf, Bebe maalesef sakat, Holosko daha çok kanat oyuncusu. Ancak bugün Pektemek düşüncelerimi gözden geçirmem gerektiğini gösterdi. İçine Amokachi kaçmıştı adeta. Pektemek için olumsuz eleştirim: Çok geriye geliyor olması. Kaleye daha yakın oynamalı.


Savunma yenilen gole rağmen tam not aldı. Oturmuş iki stoper ve hücumcu bekler. Fazlasını istemiyorum. Ne kadar umut verdiği tartışılır ama İsmail'in sağlam bir bek olacağını düşünüyorum.


Ve son söz teknik kadroya. Carvalhal'in iyi insan olduğu aşikar, pozitif olduğu ortada, iyi hocalığı da ortayı geçti bende. Geçmiş referansının üzerinde performans sergiliyor. Takımın fizik gücüne bakınca, arkada Koch'un olduğunu görüyorum. Ligin fizik gücü en kuvvetli takımı. Koch'un emeği büyük.


İBB maçı bende hala soru işareti. İ.Akın, İ.Alın, A.Avcı yok ama hala soru işareti. Beşitaş kazanırsa 2010-2011 sezonundan beri ilk kez 4 maçlık seri yakalamış olacak.

Dövmede kalan umut



2009 yılında gaza gelen bir City taraftarı hayallerini kurduğu kupanın dövmesini yaptırmış. Kafasına göre de bir vizyon çizmiş tabi. Takımın kurulmasına, sistemin oturmasına 2 yıl biçmiş. 2011 geçti tabi. O kupa şimdi Nou Camp'ta. 2011 biterken City bir darbe daha aldı. Dün gece ManUtd ile birlikte UCL'ye veda ettiler.



7 Aralık 2011 Çarşamba

Michael Owen



Fotoğraf 93 haziranına ait. Henüz 14 yaşında bir çocuk. Adından daha fazla söz ettirmesi bekleniyordu ama olmadı. Kolundaki logo, formadaki reklam ve şorttaki amblem ayrı ayrı kimliğini belli ediyor.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Beşiktaş 2-1 Orduspor

Kadro sıkıntısı yaşanan dönemde Beşiktaş'ın doğru taktiği bulmasına "her işte bir hayır var" diyorum. Trabzonspor, Maccabi ve şimdi de Orduspor galibiyeti. İyi bir seri yakalandı ve daha da önemlisi Beşiktaş "takım" oluyor.


Carvalhal'ın savunma dörtlüsü artık belli. Bir sıkıntı olmadığı sürece Hilbert, Sivok, Egemen, İsmail dörtlüsünü daha çok izleyeceğiz. Kanattan hücuma sağlam destek veren iki bek sayesinde daha çok oyuncu ile hücum yapma fırsatı buluyor Beşiktaş. Üstelik Hilbert'in savunma gücü de yüksek ve İsmail de bu açığı kapatıyor. Stoperler ise ülkenin en iyi ikilisi. Egemen bugün için en sağlam stoper ve Sivok da hem uyumlu, hem de iyi top yapabilen bir oyuncu. Üstelik duran toplarda ikisi de çok verimli. Bugün de bunu net olarak gösterdiler.


Ortasahada Necip'in kısa sürede dönmesi sevindirici. İdeal üçlü bu olmalı: Necip-Ernst-Fernandes. Necip hem savunma, hem de hücum anlamında iyi iş yapmaya başladı. Ernst akıllı oynuyor ve o bölgeyi çok iyi yönetiyor. Fernandes ise hücumda çok verimli. Beşiktaş'ın duran toplarda bu kadar iyi olmasına en büyük katkıyı Portekizli sağlıyor. Orduspor karşısında da duran topları çok iyi kesti. Fernandes'in en büyük hanikapı topu ayağında çok tutması. Klişe olacak ama topu ayağında çok tutmasa, Beşiktaş da onu takımda zor tutardı. Fernandes geriden iyi oyun kuruyor ve iyi pas dağıtımı yapıyor. Bugün Orduspor karşısında, her ne kadar futbol uzmanı (!) spikerlerimiz Gosso'dan daha etkisiz olduğunu düşünse de, ben iyi olduğunu düşünüyorum. Eksikleri var ama oynadıkça bunları kapatacak düzeyde bir futbolcu.

Ersnt ise geldiği günden beri çok iyi. Alman futbolcu için birşeyler yazmak kendimi tekrarlamak gibi oluyor. İki Alman da Beşiktaş için olmazsa olmaz...


Quaresma'nın yokluğunda bir adım daha ilerde oynayan Veli golü atmasına rağmen ekstra birşey beklenmemesi gereken bir oyuncu. Beklenti için henüz erken. Diğer tarafta oynayan Holosko ise gününde değildi. Kötü diyemem ama hatırda kalacak bir performans sergilemedi. Tek forvet Almeida ise tek forvet olmadığını gösterdi. Çift forvetli bir sistemde çok daha verimli olacaktır. Çünkü gol atmaktan çok asist yapmaya ve top indirmeye daha yatkın bir oyuncu.


Takıma Quaresma geldiğinde Holosko kulübeye gidecektir. Simao dışında da ilk 11'i değiştirecek bir adam yok. Forvette, rakibin savunma yapısına göre Almeida - Pektemek değişikliği yapılabilir.


Beşiktaş takım olma yolunda sağlam adım atmış. Bunda Carvalhal'in katkısı büyük. İyi hoca olduğunu söyleyemem. İyi mi bilmiyorum. Ama motivasyonu yüksek ve pozitif bir hoca. Bunlar ihtiyacımız olan şeyler.

4 Aralık 2011 Pazar

Socrates



Ali Ece olmasa, belki de filozof Socrates ile olan isim benzerliğinin dışında, hakkında çok da fazla birşey bilmiyor olacaktım. Babasından ona yadigar kalmıştı bu güzel insan, bize de ondan yadigar kaldı. Onu canlı canlı izleyemedim. Ben daha çoraptan top yapıp evde oynamaya başlamadan, o, topa veda etmişti. Yıllar sonra izledim, dinledim, okudum. Bir futbolcudan çok daha fazlasıymış o. Neyse... Benim onu anlatmam yersiz. Ali abiden okumak gerekir...

Chelsea

Sezon başında Chelsea için güzel şeyler söylendi. Rus patron da taraftar da genç hocaları Villas Boas'dan çok umutluydu. İkinci bir Mourinho devrimi bekleniyordu. Boas'ın da Portekizli oluşu ve Porto'dan büyük başarılar sonrası gelişi buna masalsı bir dokunuş dahi ekledi.

Durum uzaktan İkinci Mourinho devrine işaretediyordu ancak detaylar bambaşkaydı. Jose ile Boas'ın içinde bulundukları durum çok farklıydı. Özellikle Boas için büyük bir handikap vardı: Takım yaşlıydı ve kalıplaşmıştı.


Stamford Bridge taraftarı hala şampiyonluktan umutlu olabilir ancak iki Manchester kulübünün de hem oyun olarak hem de puan cetvelinde gerisinde oldukları aşikar. Üstelik gelecek adına çok umutlu bir görüntü de yok. Takımda ciddi eksikler var. Bunların da kısa zamanda toparlanması kolay görünmüyor. Chelsea için şampiyonluk uzak gibi, hatta üçüncülük yarışı bile ciddiye alınması gereken bir yarış. Zira Spurs emin adımlarla geliyor.


Bu kötü günlerde, hatta Boas ile yolar ayrılabilir denilen bir süreçte Newcastle United karşısında alınan 3 puan çok anlamlıydı. NU, EPL'ye yükseldikten sonra doğru transfer hamleleri yaptı ve iyi de bir sistem oturttu. 2 yıl önce sıradan görünen birçok oyuncu bugün değerli. Geçen hafta hakemin de büyük katkısıyla Man Utd'dan 1 puan almayı başarmışlardı ve moralleri de yerindeydi. Bu maç için de favori olmasalar da puan alma ihtimalleri yüksek görünüyordu.


Ancak işler istedikleri gibi gitmedi. Hoş maçın başında Luiz'in, Ba'yı indirdiği pozisyonu hakemin sarı ile geçiştirmesi skoru etkilemedi değil...


Maviler maçı 3-0'la aldılar. Eze eze 3-0 değil ama doğru oyunla 3-0. NU karşısında bu skoru üretebilecek tek takım var o da Man City. Sene başı olsa belki bir de ManU bunu başarabilirdi. Boas'ın hücuma hızlı çıkan forvet hattı Newcastle savunmasına zor anlar yaşattı. Golden önce de çok pozisyona girip kaçırdılar. Diğer taraftan NU da pozisyon harcamakta cömert davranıyordu.


Chelsea bugün moralli. İşler yolunda mı? Hayır. Herkes bunun farkında. Mourinho'nun en büyük mirası savunma bile sallanıyor. Bosingwa düşünce yerine Ivanoviç monte edildi. Ashley Cole eskisi gibi değil. Terry çok düştü, Luiz her an bombayı bırakabilecek potansiyele sahip. Alex muhtemelen ayrılacak. Mendes'in listesindeyse yolu buralardan da geçebilir. Meireles yedek (?), Anelka ayrılıyor, Drogba yaşlandı. Forvette tipi Fernando Torres'e benzer biri var ama kim bilmiyorum. Kalou iyi bir yedek ama ilk 11 için vasat. Malouda düştü. Essien sakat. Cech artık dünyanın en iyileri arasında gösterilmiyor.


Takım gerçekten çok düştü. Bugün ayakta 4 adam var. Lampard, Mata, Ramires ve Sturridge. Romeu ve Lukaku için bugün yorum yapmak zor. Yarın için iyi olabilirler.


Chelsea'nin 3. olması bu yıl için başarıdır. Yarın Lampard gibi hepsi bir anda form tutar orasını bilemem. Aksi takdirde devre arası transferi bile onları potaya zor sokar.

27 Kasım 2011 Pazar

Trabzonspor 0-1 Beşiktaş / Carvalhal kazandı


Hafta arasında Tayfur Havutçu çıkabilir dedikoduları vardı. Tayfur Hoca'nın çıkması demek, Carvalhal'e teşekkür anlamına gelir. Ya da bize vakti zamanında dedikleri şey buydu. Bugün başkan ya da buna kim karar veriyorsa ne düşünür bilemeyiz. Bu dedikodular dolaşırken, Carvalhal'in sezonun en iyi performansını sergilemesi ironik.



Trabzonspor, ideal kadrosunu korurken Beşiktaş bambaşka bir takımla sahaya çıktı. Trabzonspor aslında geçen sezonki sisteminden çok farklı oynamıyor. Halil ikinci forvet ynamasına rağmen kanada atılmış. Ortada Alanzinho, Colman hızlı çıkarak ya içeri driblingle giriyor ya da Burak'ı defansın arkasına sarkıtıyor. Onların gerisinde de Zokora savunma ile ortasahayı bağlıyor ve o bölgeyi kontrol ediyor. Sağda Celutska ve Serkan ile hücuma destek veriyor. Oyuncuların orijinalde defansif olması bu bölgeden gelen atakları kısmen kısır hale getiriyor. Kısaca kadro yapısını incelediğimizde net bir biçime hocumu ortadan yapan bir takım görüyoruz.


Beşiktaş, bugün normal oyun düzeninden farklıydı. Bunda farklı oyuncuların kullanılması da etken. Necip, Aurelio ve Simao'nun yokluğunda mecburen bu tip bir oyun düzenine gitmişti Portekizli. Haftalar sonra Toraman ve Fernandes ilk 11'deydi. Üstelik Toraman alışık olduğu bölgenin aksine defansif ortasaha pozisyonundaydı. Çok açık biçimde bu kararın Trabzon oyun düzenini çökertmeye yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Hücumda ise Simao'nun yerinde Ekrem vardı. Daha doğrusu yoktu...


Carvalhal dersine çok iyi çalışmıştı. Inter maçında tipik bir Trabzonspor büyük maç performansı izlemiştik. Bu maça da benzer bir oyun düzeni ile çıkması muhtemeldi ve öyle de oldu. Carvalhal, Dörtlü defansın önüne Toraman'ı koymuştu. Fernandes ve Ernst de rakibi geride karşılıyordu. Ekrem de savunmaya yardıma gelince o bölgede sayı olarak çoğalan bir Beşiktaş vardı. Trabzonspor'da Serkan'ın sağdan bindirmeleri dışında herhangi bir kanat organizasyonu mümkün değildi. Mümkün olmadı da. Alanzinho ile Colman hızlı geliyor ama 3. bögeye girdiğinde takım duruyor ve çaresiz kalıyordu. Ernst ve Fernandes önde basıyor, bir aşama daha geçtiğinde Toraman basıyor ve Trabzon top çevirmek zorunda kalıyordu. Trabzon'un girdiği pozisyonlar da, Burak'la buluşturulan topun, savunmanın arkasına kaçan birine aradan verilmesi ile gelişiyordu. Bunların da bazıları ofsayt olmuştu.




Diğer taraftan Beşiktaş Trabzon'un oynamasına izin veriyor ama çok daha tehlikeli pozisyonlar buluyordu. Öyle ki Quaresma 3 kez kaleci ile karşı karşıya kaldı. Üstelik Beşiktaş'ın kontra atakları da çok iyi değerlendirdiği söylenemez. Beşiktaş savunmada kusursuz oynarken, özellikle Egemen harika bir performans sergilerken, hücumda çok da verimli değildi. Hugo Almeida en etkisiz maçlarından birini geçirdi. Simao'nun yokluğu, umutları Fernandes ve Quaresma'ya bağlattı. Fernandes, top hakimiyeti çok yüksek, çok rahat çalım atabilen ve pas yüzdesi çok yüksek bir oyuncu ancak oyunu yavaş oynuyor. Bugün Trabzon'da oynasa, oyunu yavaş oynuyor diye eleştiremezdik belki ama hızlı oynamak zorunda olduğu bir sistemde göze batıyor.



Almeida ve Ekrem'in çıkışı sonrası Beşiktaş farklı bir hücum hattına sahip oldu. Holosko ve Pektemek gibi hızlı ve kontra atağa daha yatkın iki oyuncu ile gol aramaya başlamıştı. Gerçi gol bulmak gibi bir niyeti var mıydı bilmiyorum.

Hakeme ve kararlara geçmeden önce Hilbert için bir paragraf ayırmak gerekir. Savunmada çok iyi olduğunu iddia edemem ama o bölgede oynamaya çalışan herkesten daha iyi. Hücumda ise Beşiktaş'ın transfer listesine girebilecek bir kanat oyuncusundan daha zayıf değil. Harika çıkıyor ve doğru işi yapıyor. İlk 11'de adı ilk yazılması gerekenlerden.


Trabzonspor'un savunması zayıf. Takım halinde savunması iyi ancak stoperleri takım kalitesinin çok altında. Giray, Beşiktaş'ta 18'e giremez. Glowacki de yabancı kontenjanına takılır. Egemen gerçekten büyük kayıp. Tolga iyi ama tüm topları sektirdiği de gözden kaçırmamak gerekir. Beşiktaş Hakan'ı astı bu pozisyonlar yüzünden.


Beşiktaş'ın penaltısı çok netti. Tartışmaya bile gerek yok. Kırmızı kart da bir o kadar doğruydu. Quaresma'nın sarı kartı çok anlamsızdı. Sahaya rakip taraftarı almıyorsun ve golü atan oyuncu nereye koşsa rakip taraftar. Quaresma her gol sonrası yaptığı şeyi yapıyor ve kart görüyor. Neden? Rakip seyirciyi tahrik diye. Komik.



Burak'ın Toraman'ın eline değdi itirazı tuhaf. O pozisyonda birinin eline değdiyse o Burak Yılmaz'ın elidir. Burak bu ülkenin en bedava penaltı aldıran oyuncusudur ve bu pozisyonlarda da penaltı beklemesi normal. Burak hakemle çok oynuyor ve tribünü tahrik ediyor. Beşiktaş'ta olmadığı için çok mutluyum.


Trabzon'un son dakikada faul verilerek kesilen pozisyonu, bence goldü. Evet o bölgede bir temas var ama o temasla yıkılacak adam değil Egemen. Bunu değerlendirirken, yükselmekte olan oyuncuya yapılan temasın etkisini de göz önünde bulunduruyorum.


Carvalhal'in kazandığı, Şenol Güneş'in kaybettiği bir maçtı.

Hırs?


Dün oynanan Man Utd - Newcastle United maçı uzun süre hafızalarda kalacaktır. Kırmızı şeytanlar son 10 dakikada yarım sezonluk pozisyon harcadı. Bugün City'nin Liverpool engelini aşması durumunda fark 7 puana çıkacak.

Man Utd - NU maçı, konuşmak için skorundan daha fazlasını barındırıyor. 2 önemli noktaya dikkat çekmek gerekir. Birincisi Rooney'in Coloccini'ye yaptığı sert hareket. İkincisi ise Newcastle'a verilen komik penaltı.

Bir Man Utd taraftarı olarak Rooney'i çok seviyorum. Sahada hırslı futbolcu görmek herkesi mutlu eder. Arsenal taraftarı Song'u, Liverpool taraftarı Gerrard'ı sever. İyi futbolcu olmalarının, kulüpler için farklı anlam ifade etmelerinin yanı sıra hırslı olmaları da onları taraftarın gönlünde farklı yerlere koyar. Ancak Rooney'in bu hırsı zarar verecek boyutlara ulaşabiliyor. Kendine de, rakibe de, takıma da zarar verebilir hale geliyor. Rooney'in, Coloccini'ye yaptığı hareketin savunulacak yanı yok. Eğer o tekmelerden biri Coloccini'ye gelmiş olsaydı Rooney kırmızı yerdi. Şanslı ki tekmeler boşa geldi. Ancak bu pozisyon cezasız kalmayacaktır. Kalmamalı da. Diğer taraftan Coloccini'yi tebrik etmek gerekir. Pozisyonda sağduyulu davrandı ve soğukkanlılığını korudu. Pozisyonda sağ duyusunu kaybeden Ben Arfa idi. Ligin en sert oynayan takımının bir oyuncusunun, alakası olmadığı bir pozisyona bu kadar fazla tepki göstermesi saçma. Evet Rooney'e kırmızı dahi çıkabilirdi ve yaptığı hareketin centilmenlikle uzaktan yakından alakası yoktu ama maç içinde kasap kesilen takımın oyuncusunun da bu pozisyona bu denli tepki göstermesi, bir o kadar yersizdi.

Rooney - Coloccini pozisyonunda Ronney'e tepki göstererek sarı kart gören Ben Arfa penaltı pozisyonunun mimarı. Rio'nun ayağından çok temiz aldığı topta yere düştü ve takımına penaltı kazandırdı. Bu pozisyonda aslında hakem Mike Jones doğru karar vermişti ama yan hakemden etkilenerek kararı penaltıya çevirdi. Bu kadar net hatalı bir kararın, sürekli kollandığı iddia edilen Man Utd aleyhinde olması da ironik. Sir Alex bunu çok sefer dillendirecektir.




Bir de gecenin penaltı kazandıramayanı var. Benim gördüğüm en sahtekar oyunculardan biridir. Busquets dün de penaltı denedi ama bu sefer olmadı.












26 Kasım 2011 Cumartesi

Tanıdık bir isim: Bruno Mezenga




Bu isim bize uzak değil aslında. 2008-09 sezonunda Orduspor'u ikinci ligde uçuran adam. O dönem Ordu'da kiralıktı ve Süper Lig kulüplerinin bonservisini alacağı konuşuluyordu. Kimse almadı ya da alamadı. Flamengo geçen sene Legia Varşova'ya kiraladığı oyuncuyu bu sezon da Kızılyıldız'a kiraladı. Mezenga'nın kiralık gittiği 5. kulüp. Yaşı ise henüz 23. Golü ise muhteşem.

NBA IS BACK



Orkun Çolakoğlu'nun dediği gibi aslında Lakers'lıların galibiyet şarkısıdır ama lokavtın bitişi şerefine!

23 Kasım 2011 Çarşamba

Manchester City için yarın güneş doğar mı?


Beşiktaş'ın ekonomik yapısı ile ilgili bir sürü yazı yazmışımdır. Özellikle yapılan her transfer sonrası buna dikkat çekmiştim. Kulüp ekonomik olarak doğru yönetilmediği takdirde başarı sürekli olamaz. Dünya çapında bir kulüp olsa dahi futbol dışı gelir elde etmiyorsa sıradan olmaya mahkum olur.


Bu sefer konuğumuz Beşiktaş ve çok zengin (!) başkanı Yıldırım Demirören değil. Manchester City.


Manchester'ın gölgede kalmış kulübü Arap sermayesini arkasına aldığı günden beri futbol sahnesinde daha fazla görünmeye başladı. Bugün EPL'de liderler. En yakın rakipleri Man Utd'ın 5 puan önündeler. Üstelik ezeli rakiplerini ligde 6 golle bozguna uğrattılar. Sportif anlamda herşey istedikleri gibi gidiyor. City of Manchester sakinleri son yıllarda hiç olmadıkları kadar mutlular. Peki bu mutlulukları uzun sürecek mi?


Man City, her ne kadar çok başarılı bir geçmişe sahip olmasa da İngiltere'nin büyük sayılabilecek kulüplerinden biridir. Man Utd, Liverpool ayarında olduğunu söylemek tabi. Bugün bu iki rakibinin de üzerindeyse ve şampiyonluğun favorilerinden biri gösteriliyorsa bunu Skeikh Mansour'a borçlu.


Mansour, kulübü satın aldığında ne taraftar ne de futbolcuları şampiyonluk hayali kurabiliyordu. Muhtemelen o günkü kadroyu oluşturan futbolcular bugün hala şampiyonluk hayali kuramıyor durumdadır. Bugün kadroyu oluşturan futbolcular şampiyonluğa inanıyor, üstelik bu inançları her geçen gün artıyor. Mancini de futbolcularına güveniyor.


Peki City'i uzun yıllar şampiyonluğa oynarken görebilecek miyiz? Yoksa saman alevi mi?


UEFA, özellikle Arap patronların futbol piyasasına girmesinden ve piyasayı allak bullak etmesinden rahatsız. Yeni gelecek kurallarla futbol dışı parayı engellemeyi planlıyor. Bunu ne denli gerçekleştirebilir, nasıl kontrol edebilir bilmiyorum. Yarın City, stadın isim hakkını sattım, değeri 1 milyar € derse ve başkan cebinden kulübe 1 milyar verirse UEFA buna ne der? Ne diyebilir? Bilmiyorum. Bunları engellerse City'nin geleceği çok karanlık.



Bugün City'de kadrodışı bırakılan Tevez haftalık 180,000 pound kazanıyor. Kulübün en fazla kazanan oyuncusu. Tottenham'da kiralık oynayan Adebayor'un maaşının yarısını City ödüyor. Haftalık 75,000 pound. Arsenal'in en fazla kazanan oyuncusu RVP'den daha fazla kazanan 7 oyuncusu var. Üstelik bunların arasında Kolo Toure de var. Arsenal'den gelen Clichy 90,000 kazanıyor. Bu para Arsenal'de en fazla kazanan 2. oyuncu yapardı onu. Clichy'nin ayrılmasına şaşırmamak gerekir. Bunlar oynayıp da kazananlar, bir de oynamadan cep dolduranlar var. Bridge 80,000 kazanıyor haftada. Bu para onu Man Utd'da en fazla kazanan 6. oyuncu yapardı mesela. Santa Cruz için hala haftada 45,000 kenara ayırması gerekiyor. Bugün City'den oyuncu almak zor. Real'den, Barça'dan alırsınız City'den alamazsınız. Haftalık ücretler o kadar şişmiş ki, o parayı verecek takım az bulunur.


Bu sebeple City elindekileri satamıyor. Neden satamıyor. Birinci neden bonservis istiyor ve almak isteyen takım City'nin satmak zorunda olduğunu bildiği için para vermeye yanaşmıyor. Mezarcılık yapıyor kısacası. İkinci neden de oyunculara aynı parayı verecek takım çok fazla çıkmıyor haliyle. Gareth Barry ben gidiyorum dese, aynı parayı kazanacağı kulüp bulamaz. Yaya Toure bugün Gerrard'dan, Nani'den, Terry'den, Lampard'dan çok kazanıyor. Allah arttırsın ne diyelim...


Yarın, bugün kadar olmasa da yine oyuncu alınacak ve yine ikna metodu para olacak. van Persie için kese açılacak ve bu sefer Dzeko bir başkasına kiralanacak. Para kimin umrunda? Kimsenin...