24 Aralık 2011 Cumartesi

Beşiktaşlı duruşu

Ben Beşiktaşlıyım. 85 doğumluyum ve 90'ların başında beni bu renklere aşık eden Metin Ali Feyyaz'dır. Recep'i de, Gökhan'ı da, Madida'yı da çok severdim. Odamın duvarındaki Beşiktaş posteri, annemin duvara yapıştırmama izin verdiği tek şeydi. O posteri hala saklarım. Amokachi, Metin, Mrmiç, Alpay, Yankov olan o posteri hala çok severim.


Ben Beşiktaş'a duygularımla bağlıyım. Çanakkale Dardanel'e elendiğimizde ağlayan, Zentinburnu'nu 2-0'dan 3-2 yendiğimizde babamın azarına maruz kalan, şampiyon olduğumuzda çekyattan öbürüne atlayan, evde mini şampiyonluk turu atan benim. Hepimizin vardır böyle anıları. Renklere böyle gönül vermişizdir.


Geçtiğimiz yıl Beşiktaş İBB'ye kupa finalinde kaybetse ve bu yıl Avrupa kupalarına katılamamış olsa üzülürdüm. Belki üzüntüden fazlasını yaşardım ama içimdeki Beşiktaş sevgisi zerre kadar azalmazdı. Tayfur hocayı yine severdim. Başarısını tartışırdım, Beşiktaş için doğru antrenör olup olmadığını da yargıılardım ama gitse de kalsa da severdim. Ben bugün Ertuğrul Sağlam'ı da seviyorum, Rıza Çalımbay'ı da. Rıza hoca başarısız olmuştur, o zaman da doğru hoca olmadığını söylemişimdir ama sevgim azalmamıştır.



Bilmiyorum belki 7-8 yıl önce çıksaydı bu şike olayları, o zamanın teknik direktörü de yapmış olabilirdi. Bunu bilmiyorum ve bilemeyeceğiz de. Sadece öyle olmadığını düşünüyorum. Böyle düşünmek istiyorum.



İddianamenin Beşiktaş ile olan kısmını okudum. Okurken hukuki açıdan bakmadım olaylara. Vicdanıma sorgulattım ve etik açıdan yorumladım. İşin hukuki boyutuna mahkeme karar verir. Ben bu konuda uzman değilim ve gazeteden okuduklarım, arkadaşlarımdan öğrendiklerim dışında da bu konuda kendimi geliştirecek bir aktivitede bulunmuş değilim. Yani sizden fazlasını bilmiyorum.

Serdal Adalı'nın konuşmalarını buraya aktarmayacağım dahi. Çünkü o benim için çok önemli biri değil açıkçası. Bundan 10 yıl önceki asbaşkanımızı da hatırlamıyorum. 10 yıl sonra onu da unutacağım. Ama Tayfur Havutçu'yu önemsiyorum. O sadece dönemin teknik direktörü değildi, Süleyman Seba'nın yeğeni ve daha da önemlisi Beşiktaş'ın futbolcusu, çocuğuydu.



Telefon konuşmalarındaki gibi lafı dolandırmayacağım ben. Açık açık yazacağım. Net olarak söylüyorum: Okuduklarım beni hayal kırıklığına uğrattı. Tayfur hocanın, Guti'nin arkasından söylediklerine üzüldüm. Ersan Gülüm hakkında daha net konuşmasını, en azından ona laf söyletmemesini beklerdim. Futbolcularını korumasını isterdim. Onlara laf söyletmemesini.



Rakip takımda hangi kalecinin oynayacağının bilinmesi önemlidir. Ona göre strateji belirlenebilir. Mesela, kaleci uzaktan çekilen şutlarda çok başarılı değilse, takıma uzaktan çek denebilir. Ama bu bilmemkime sorulmaz. En azından Beşiktaş teknik direktörü sormamalı.



Bir başka nokta transfer. Hem İbrahim Akın, İskender Alın hem de Kemal Tokak transferleriyle ilgili telefon kayıtlarını üzüntüyle okudum. İBB'li oyuncularla maç öncesi ilgilenmek o meşhur Beşiktaşlı duruşuna yakışır mıydı?



Ben bugün Tayfur Havutçu'nun Beşiktaş'ta görev almasından rahatsızım. Çünkü o benim bildiğim Tayfur değilmiş. Giunti'nin yanındaki adam değilmiş. Denizli'nin yanına yakıştırdığım adam da değilmiş. Benim sevdiğim Beşiktaş'ın teknik direktörü kötü olabilir, başarısız olabilir ama bunları yapmaz. O "Beşiktaşlı duruşu"nu her geçen gün biraz daha kaybettiriyorlar.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

lan ne durusmus bu.dansöz gibi

Adsız dedi ki...

yazının altına imzamı atarım.

Adsız dedi ki...

her ne kadar beşiktaş'ın başında kalması kupaya bağlı olarak lanse edilse bile bir beşiktaşlının ( beşiktaş'ın hocasının demiyorum beşiktaşlının ) yapmaması gereken bir durum tayfur hocanın yaptığı keşke hiç girmeseydi bu tür bir konuşmanın içine bugün taraftarın gözünde ki saygınlığı azalır yarın kötü bir anı olarak hatırlanmaya başlanır keşke beyefendi kişiliği ile akıllarda kalsaydı da beşiktaş'ın hocası hiç olmasaydı....

SE Vinci dedi ki...

Duygu dolu bir yazı olmuş...