31 Mayıs 2009 Pazar

2009 NBA Finalleri: Orlando Magic - Los Angeles Lakers


Orlando'nun buralara kadar gelmesi gerçektende inanılmaz.Nelson'ın sezonu kapattığı haberinden sonra Philadelphia serisindeki performansları onların en fazla Garnettsiz Celtics'i zar zor geçebileceğini ve ondan sonra da LeBron duvarına toslayacakları düşüncesini uyandırmıştı bende. Celtics serisi gerçekten zor geçti ancak Cleveland karşısında rahat bir şekilde seriyi kazandılar. Cleveland hem savunmada hem hücumda çok büyük bir dengesizlik yaşadı ve seri bir anda 3-1 oldu. Burada Mike Brown ve LeBron'un takım arkadaşlarının LeBron'dan birşeyler yapmasını bekleyip seyirci moduna girmesi önemli etken oldu. LeBron inanılmaz bir performans gösterdi ancak Murat Kosova'nın deyimiyle "Yetmedi Varejao, Yetmedi! ". Cleveland'ın hem kısaları hem uzunları savunmada inanılmaz döküldüler. Howard'a getirilen ikili sıkıştırmalar karşısında Orlando'nun keskin şutörleri devreye girdi ve Cleveland'ın gardını düşürdüler. Cleveland'ın Rafer Alston'u riske etmesi bile bir maça mal oldu.


Lakers ise beklendiği gibi finale ulaştı. Beklenenin aksine finale kadar gelirken zorlansa da bu onların avantajına oldu. Zaten sıkıntıları yeteneksizliklerinden değil konsantrasyon eksikliklerinden yaşandı. Bynum yavaş yavaş kendine geldi ve bazı maçlarda istatistiklere yansımasada o sahada olduğunda takım savunmasına önemli katkıları oldu. Lakers oyuncuları doğru hücum ettiklerinde ve savunmayı da çok salmadıkları zamanlar durdurulmaz oldular. Son çeyreklerde hep iyi oynadılar. Kobe inanılmaz oynamaya başladı ve sonunda geçen sene yarım bıraktıları işi bitirmek için geri geldiler.

Orlando açısından bakarsak hücüm olarak klasik olarak Howard üzerinden içeri zorlayacaklar ve ikili sıkıştırma geldiğinde üçlüklere başvuracaklar. Lakers'ın 4 numarada Gasol'u oynattığı zaman oluşacak eşleşme problemlerini maksimum derecede kullanmaya bakıcaklar. Hidayet da kendisini savunacak olan Ariza karşısında boy avantajını kullanmaya çalışacaktır. Orlando'da kritik olay Howard'ı unutup sadece dışardan hücum etmeye çalışmaları ve Rafer'in muhtemel saçma tercihleri olacaktır. Savunmada ise işleri biraz karışık. Howard Bynum ve Gasol'u savunurken ve Kobe'nin içeriye dalışlarında da pozisyon alırken gerkesiz faul almamaya dikkat etmeli. Yoksa hem hücumda hem de savunmada Orlando inanılmaz bir düşüş yaşar zira böyle bir durumda Lakers oyuncuları Cavs oyuncularına göre daha çok avantaj sağlayacak tarzda oyuncular. Pietrus fena bir savunmacı değil ancak LeBron'un 38.5'lik sayı ortalamasının %52 lik bir şut yüzdesi ile bulması LeBron'dan daha skorer bir oyuncu olduğunu düşündüğüm Kobe karşısında ne kadar durabileceği konusunda pek bir güven vermiyor açıkcası.


Lakers açısından bakarsak Lakers'ın savunmadaki bir numaralı hedefi Howard olacak. Bynum faul problemine girmediği sürece Howard'ı savunmak konusunda çok sıkıntı çekeceğini düşünmüyorum. Fiziksel olarak Howard ile başa çıkabilecek bir vücudu var ayrıca Howard'ın hücum anlamında çok silahı olmaması onu savunmayı daha da kolaylaştır. Gasol'un da sertlik görünce kaçan bir yapısı olduğuna katılmıyorum. Gasol takımla birlikte savunma yapabilen bir oyuncu eğer takım savunmayı salmışsa o zaman Gasol'da savunmada düşüyor. Bence o da Howard'ın hücum olarak pek seçenekli olmayan yapısı karşısında uzun boyu ile yeterli savunmayı yapabilir ve hatta bazı durumlarda hücum faullerini Howard'a yaptırabilir. Savunmadın diğer kanadı ise şutörleri tutmak olacak. Lakers bazı pozisyonlar hariç Howard'a ikili sıkıştırma getirmediği sürece şutörleri savunmada çok sıkıntı çekmez. Bunun yanında Lakers savunmasının en azyıf olduğu nokta olan 1 numarada Orlando'nun en zayıf halkasının olması Lakers açısından bir avantaj. Hücumda ise eşleşme probleminin yaşandığı 4 numardan sık sık ekmek yemeleri gerekiyor. İçeriyi iyi besleyip ve Kobe'nin de içeri dalışları ile Howard'ı faul problemine sokmaları çok akıllaca olur. Fisher'ın içeri saçma sapan dalmaması önemli ve benchin biraz daha katkı vermesi gerekecektir. Özellikle Sasha'nın şut ritmini bulması Lakers'ı oldukça rahatlatır.


Serinin 2-3-2 formatında olması bence saha avantajı sahibine daha fazla avataj sağlıyor diğer formata göre.Eğer Lakers ilk iki maçı evinde kazanırsa deplasmanda 3 maçıda üst üste kaybedeceğini düşünmüyorum. Evine 3-2 ile döndüğü takdirde de şampiyonluğu Orlando'ya bırakmaz. Tahminim şimdilik 4-2 Lakers lehine ancak ilk iki maçı görmeden birşey söylemek çok zor zira eşleşme problemlerinden kimin avantajlı çıkacağı hiç belli olmaz.

Turbo (21/21)

Bursa Orhangazi Kupası Koşusu'nda yine birinci geldi Turbo. Bu sefer iki ciddi rakibi vardı. Daha önce geçtiği Kafkaslı ve Darbe. 1500m çim pistte koştu bu sefer. Çim, kum farketmiyor nasıl olsa. Kafkaslı da artık kısa mesafede boy ölçüşemiyor Turbo ile. Rövanş yine Turbo'nun oldu. Uzak ara birinciliği izlemeye gerek yok belki ama Kafkaslı'nın ikincilik sprinti fena değil.

* video*

*video tjk.org.tr'den alınmıştır.

28 Mayıs 2009 Perşembe

Barca 2 - 0 Manu


Akıllı oynayan kupayı aldı. Manchester bir kere olsun Sylvinho'nun kanadını zorlamadı. Ronaldo solda hep Puyol'la uğraştı. Barca defansının en zayıf oyuncusunun yerine en sağlam oyuncusunun üzerine gittiler. Böyle yanlış oynayınca doğru süzgün pozisyon bulamamalarıda normal. Manu oyundan çok kopuktu. Kontrolü eline bir türlü alamadı. Tempoyu belirleryen hep Barca oldu. Tamam ortasahada Chelsea'de oynayan tank gibi oyuncular yok belki Manchester da ama ingilizler ortaya hiçbir karakter koyamadı . Ferguson'da hamlelerinde geç kalınca Barca umduğundan çok daha rahat bir biçimde kupaya uzandı. Tek taraflı bir oyun da finalin zevkini kaçırdı. Gollerde Manu savunmasının önemli hataları vardı. İlk golde Vidiç'in yediği çalım kendisine hiç yakışmadı. İkinci golde iki stoperin ve kalecinin yanlış pozisyon almaları sonucu Messi'den kafa golü yediler.

Manu beyaz forma ile totem yaptı ancak bu sefer tutmadı. Bu arada şu Rıdvan'ın mikrofunun sesini biraz yükseltsinler artık adam ne zaman yorumcu olsa sesini zor duyuyorum. Maçı anlatan İlker Yasin olunca televizyonun sesini açmakta içimden gelmiyor zaten.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Barça vs Manu




Manchester United Vs Barcelona 2009 Rome Trailer by David Rock

Sezonun en önemli maçına geldik artık. Bu sezonun tartışmasız en iyi performans gösteren iki büyük takımı Roma'da gladyatörler gibi kanlarının son damlalarına kadar savaşacaklar. Artık bu noktada yok şu takım daha çok istedi kupayı diye birşey yok. Daha iyi mücadele etmek olabilir ama iki takımın kupayı isteme derecesini belirtmek çok anlamsız geliyor bana.

Manchester'da Fletcher dışında bir eksik yok. Ancak Fletcher'ın eksikliği çok önemli zira Barça'nın en güçlü olduğu bölgede göstereceği sertlik ve mücadele ile bu gücü biraz olsun yavaşlatabilecekti. Savunmada klasik O'Shea,Vidic,Ferdinand ve Evra dörtlüsü ile başlar Sir. Onların önünde Carrick,Anderson ve Park üçlüsü yer alır. Onların önünde Ronaldo,Tevez ve Rooney üçlüsü yer alır. Burada Tevez ve Rooney'nin yapacağı hücüm pres Manu için çok önemli olacak. Barca'da Henry ve Iniesta'nın kondisyon olarak tam hazır olduklarını düşünmüyorum bu yüzden skorun da durumuna göre Ferguson Berbatov'u yada Giggs ve Nani gibi hücumu güçlendirecek oyuncularını ikinci yarı oyuna sürebilir.


Barça'da eksik çok daha fazla. Bir kere hücumun önemli parçaları olan beklerin ikiside yok. Sağ beke Puyol geçicek. Stoperde Cacares bu maçtada düşünülmez. Adama 16 milyon euro bonservis verdiler ve adam 10 maç oynadı sadece. Stoperde yine Yaya Toure oynar. Onun olmaması Barcelona orta sahası için büyük bir handikap ki onun yerini doldurabilecek en iyi alternatif Keita'nın da sol bekte oynaması bekleniyor. Manu gibi kanatları iyi kullanan bir takım karşısında Sylvinho gibi savunması zayıf bir oyuncu koymak çok mantıklı değil. Muhtemelen Yaya Toure'nin yerinde de Busquets oynar. Onun önünde klasik Xavi-Iniesta ikilisi ve onların önünde mahşerin üç atlısı olan Henry-Etoo-Messi sahada yerlerini alırlar.

Tahmin yapmak çok zor ama United'ı zafere daha yakın görüyorum şu noktada zira kadro olarak daha rahatlar ve yapabilecekleri hamleler daha çok ve bu hamleleri yapacak hoca çok daha tecrübeli.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Boro, Newcastle ve Tuncay


Premier lig ülkemizden biraz farklı gibi (farkındayım biraz değil çok farklı) ligin son haftalarında bizim ülkede dipteki herkes kazanır, Premier Lig'de hiç biri kazanamıyor. Piyango bu sene Boro ve NU'a vurdu. NU için zerre kadar üzülmedim, ben de biliyorum bir efsane terketti Premier Lig'i ama bir yerde bu kulübün de aklını başına devşirmesi gerekiyordu, bu ceza onları belki adam eder. Boro için ise üzüldük elbette, Cesur Yürek Tuncay Premier Lig vitrininden indi, belli olmaz gerçi mezarcılar işbaşı yapıp, düşenin dostu olmaz deyip Boro ve NU'ı yağmalayabilir...

Yağmalama işlemleri başlamış. İlk talipliler Aliadiere için kulübün kapısını çalacak gibi görünüyor. Twente, Lens, Villarreal ve Roma kapı önünde. Aliadiere ile yetinmezler tabi, Afonso Alves, Downing, Arca, Pogatetz Boro tarafından talibi çıkması muhtemel oyuncular. Listenin Newcastle tarafı ise oldukça kalabalık. Owen, Martins, Coloccini kısmen ağır toplar, Nolan, Barton, Geremi, Beye, Lovenkrands, Carroll'da diğer sınıf. İşin zor kısmı da oyuncuların genel olarak yüksek maaşları.

Ben de isterim Coloccini gibi bir oyuncu ama maaşının ne kadarını ödeyebiliriz bilemem...


Boro Newcastle ekseninden kurtulup biraz Tuncay üzerine yoğunlaşalım...

Bugün arkadaşlarla aramızda da konuştuk, Tuncay ne yapar? Kulüpte kalır mı sorusunun cevabını vermeliyiz öncelikle. Bu sene taraftarlarca yılın futbolcusu seçilmesi ve takımı için kendini parçalaması, bizim bildiğimiz tabiriyle skora isyan etmesi taraftarlarla Tuncay arasında duygusal bir bağ kurdu. Türk oyuncusu zaten duygusaldır hele hele bir de böyle bir bağ girince işin içine Tuncay'ı takımından koparmak hiç de kolay olmaz...

Eğer biri çıkar da Tuncay için reddedilmeyecek bir para önerirse Boro elden çıkarmayı düşünür. Daha kısık gelirli Championship ligde daha kısıtlı bir kadro kurmak akla yatkın gelebilir. Teklif eden kulüp büyük kulüpse Tuncay da buna hayır demez.

Peki sezon ortasında konuşulan Tuncay'ın Chelsea'ye transferi gerçekleşir mi? Ben bu transferin gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Chelsea yeni bir hoca ile yola devam edecek. Bu isim de çok büyük ihtimalle Ancelotti olacak. Gelen hoca öncelikle takımı koruma ve acil ihtiyaç duyulan bölgelere transfer yapmayı düşünecektir. Bu durumda gitmesi kuvvetli muhtemel Ballack'ın yerine bir isim üzerinde durabilir. Sağ kanada bir oyuncu isteyebilir ve yine gitme ihtimali olan Drogba'nın yerine bir forvet arayışına girebilir...

Tuncay'ı daha çok kanat forvet olarak düşünüp transfer listesine koyacaklardır. Bu bölgede daha kanat Malouda ve yedeğinde Kalou varken bizim Cesur Yürek'i pek düşüneceğini sanmıyorum.

Tuncay benim gözümde İngiltere'nin dört büyüğünden ziyade daha çok UEFA kupası kovalayan bir takımının oyuncusu. Aston Villa, Everton, Tottenham ayarında bir takımın oyuncusu. Bu tarz bir takımda ilk 11 oyuncusu olursa kendini daha fazla geliştirebilir ve daha ön planda olabilir. Tıpkı Sociedad ve Villarreal takımlarında top koşturan Nihat örneğinde olduğu gibi, ya da Rangers, Rovers ve Tugay....

İngiltere Aday Kadrosu


Dünya Kupası favorim bu kez İngiltere. Kadrosu çok iyi zaten ama asıl büyük etken Fabio Capello. İtalyan gittiği her takımda şampiyonluk yaşama başarısı göstermiş ve İtalya'da 3 kulübü de şampiyon yapmış. İstatistiklerine bakmayın, can yakar...

Capello, Kazakistan ve Andorra maçlarının aday kadrosunu açıkladı. Beckham dışında bütün oyuncular Premier Lig'de...

Goalkeepers: Green (West Ham United), P.Robinson (Blackburn Rovers), Carson (West Bromwich Albion).
Defenders: Terry and A.Cole (Chelsea), R.Ferdinand and G.Neville (Manchester United), G.Johnson (Portsmouth), Upson (West Ham United), Bridge (Manchester City), Lescott (Everton).
Midfielders: Beckham (AC Milan), Gerrard (Liverpool), Lampard (Chelsea), Barry and A.Young (Aston Villa), Walcott (Arsenal), Carrick (Manchester United), Sh.Wright-Phillips (Manchester City).
Forwards: Rooney (Manchester United), Defoe (Tottenham Hotspur), Crouch (Portsmouth), Heskey (Aston Villa), C.Cole (West Ham United).

En büyük problemleri kaleci. Almunia'nın milli takımda oynama durumunu bile gözlüyorlar. Pompey'in yıllanmış kalecisi James sakat. Robinson 2 yıl aradan sonra tekrar kadroda. Robinson ile birlikte dönen bir başka isim de Manu'lu Neville. J.Cole, Downing ve Lennon sakatlıkları yüzünden kadroda yok. Ortasaha da yerlerini doldurmak zor olmaz.

Forvetlere göz attığımızda Agbonlahor dinlendirilmek üzere kadroya alınmazken, Owen'ın alınmama sebebi yetersiz görülmesi. Bu arada C.Cole'u kadroda gören Beşiktaşlılar ne düşünüyor acaba?

Bu kadronun kesikleri Tottenham'ın oyuncuları olmuş. King ve Bent daha fazla çalışmalı...

24 Mayıs 2009 Pazar

Beşiktaş - Galatasaray




Beşiktaş bugün çok üstün bir oyun sergilemedi, futboluyla Galatasaray'ı ezemedi ama hem hakeme hem Galatasaray'a karşı vermiş olduğu mücadeleyle şampiyonluk yolunda ciddi bir adım daha attı.

Gün itibariyle Trabzonspor'un şampiyonluk şansı topun yuvarlak olmasıyla sınırlı. Sivas'ın olabileceğine Bülent Uygun'un inandığı kadar inanıyorum...

Denizli yine bekleneni yaptı ve muthemel kadrodan farklı bir kadro çıkardı. Yusuf - Tello ikilisine vurdu bu sefer piyango. Yusuf kesik yedi Ekrem ilk 11 başladı. Gerisi beklediğimizden farksızdı. Güven vermeyen adam Gökhan Zan'dı, o da bir iki çıkışı hariç kötü değildi. Bir defans oyuncusu rakip yarı sahada neden çalım atmaya kalkar?
Maça hızlı başlayan Beşiktaş'tı, daha ilk dakikada Sabri çizgiden çıkardı. Sonrasında Galatasaray topla oynayan taraftı. Beşiktaş, ortasahada özellikle Tello ile kazandığı toplarda etkili olmaya çalışıyordu. Bunun dışında duran toplar Beşiktaş'ın hücumunu yönlendiriyordu.


Galatasaray kanadında en etkili isim Arda'ydı. Özellikle ikili mücadelelerde çok az top kaybetti. Kolay kolay yıkılmıyor ve top kaybetmiyor. Sene sonunda büyük bir takıma gitmesi muhtemel. Galatasaray'ın yaz sezonu için bir başka gözde oyuncusu diye lanse edilen Mehmet Topal için ise aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Kabul ediyorum kendi orjinal mevkisinde oynamadı ve çok büyük beklenti içinde olmamak gerekir ama ben Mehmet Topal'ı kendi mevkisinde oynarken de çok beğenmiyorum. Fellaini ile karşılaştıranları gerçekten tebrik ediyorum. Fellaini Topal'dan 3 gömlek daha üstün bir adam. Topal, Beşiktaş'ta yedek kalır. Çok abartmamak gerekir...

Maçın adamı Abitoğlu'ydu. Hakem Emre Aşık'ı iki kere atmadı. Cisse'yi indirdiği pozisyon kırmızı karttı, hadi kart seviyeni biraz yukarıya çektin, peki 2. yarıda kontrayı kestiği pozisyonda neden sarı kart çıkmadı. Emre Aşık bugün doksan dakika sahada kalabildiyse bu hakemin büyük başarısıdır. Emre kendisi bile inanamamıştır buna...

Sözü hakemden açmışken, Kewell'ın Toraman'a yaptığı hareket kesinlikle sarı karttı. Yusuf'un düşürülmesi penaltıydı. İbrahim Üzülmez - Kewell mücadelesinde de İbrahim kendini bıraktı...

Futbola dönecek olursak, duran toptan ve Topal'ın hatasından gelen ilk golün ardından ikinciyi bulmak için fırsatı olmadı Beşiktaş'ın. İkinci yarıya hızlı başlayan Galatasaray Kewell ile buldu golü. Golün mimarı bence Arda'ydı. Nonda'ya çıkardığı pası kaç kişi çıkarabilirdi?

Golden sonra da Galatasaray baskılı oynamaya başladı. Baros, maç boyunca iki net fırsattan yararlanamadı. Birini kendi kaçırdı, birinde de Sabri'ye çok kötü pas verdi.


Yusuf Tello değişikliği çok anlamsızdı. Tello bence ilk yarının en çalışkan ismiydi ve savunmaya da yardım ediyordu. Ekrem'in çıkması çok daha iyi olabilirdi. Yusuf, oyunun durduğu dakikalarda, İbrahim'in akıl dolu pasıyla golü buldu. Şans da yanındaydı elbette. Orkun'un tokatladığı topun önüne düşmesi Yusuf'un şansıydı.

Maçta dikkatimi çeken bir başka hususta Emre Aşık'ın kaleye şut mahiyetindeki geri pası ve Galatasaray'ın Anadolu takımlarını aratan yedek kulübesi. Bu kadro ile gelecek yıl da başarı gelmez. Bu kadronun çok değişikliğe ihtiyacı var. Baştan aşağı değiştirsen yeridir.

Bursaspor'un kazanamaması sarı kırmızılıların işine geldi. Aksi takdirde UEFA kupası da elden gidebilirdi. Şu anda da o ihtimal var elbette ama Trabzon'un şampiyonluğundan farksız.

Sivas'ın puan kaybını bekliyordum ama olmadı. Yigidolar kazanmayı bildi, Trabzon'da Eskişehir'de 5 gollü galibiyet aldı. Yıllar önce Shota tek başına atmıştı onu. Son haftaya ümitli girdiler...

Beşiktaş'ın Denizli'de 2.bir Fenerbahçe macerasını yaşayacağını sanmıyorum. Denizli stresli olmayacaktır. İkili averajda Konyaspor'un önündeler ve ligde kalmaları garanti. Beşiktaş her ihtimale karşı Denizli'den alacağı 3 puanla şampiyonluğu yaşayacaktır. Buna inanıyorum...

Şampiyon yapıp ayrılmak


Dün görmüştüm haberi. Hatta blogda da yer verecektim ama yok daha neler dedim, umursamadım. Almanya şampiyonu hoca değiştirdi. Wolfsburg'u tarihinde ilk kez şampiyon yapan Felix Magath gitti ve yerine Armin Veh geldi. Magath da Schalke 04'e gitti. Magath'ın imzası önceden atılmıştı gerçi.Gideceği belliydi ama yine de şampiyon yaptı belki gitmez düşüncem vardı.

Benzeri yıllar önce ülkemizde de olmuştu. Galatasaray'ı şampiyon yapan Luce, ertesi yıl Beşiktaş'a gitmişti. O zamanlar lisedeydim, İngilizce öğretmenimiz Mehmet Yalım, sene başında şampiyon Beşiktaş olur demişti. Futboldan anladığından değil ya, "Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste" temeli üzerine oturttuğu futbol ve sosyal anlayışıyla söylemişti bunu.

Hocamı bulup hala buna inanıp inanmadığını sormam lazım, Schalke'ye kaç verir ki bahisler?

Pascal Nouma ve Alpet


Alpet piyasasını futbola açmış, futboldan gidiyor. Hedef kitle futbolla ilgilenen kesim. Satış stratejilerinden çok anlamadığım için bu konuya girmeyeceğim.

Beni ilgilendiren elbette ki Pascal Nouma. Alpet'in Pascal'lı reklamı bu aralar ilgi odağı. Açıkçası ben beğenmedim reklamı. Bana çok bayağı, çok sıradan geldi. Herhangi bir özelliği yok. Duygu yüklemeye çalışmışlar, arada espri kopuyor ikisi birbirine girmiş, karman çorman bir şey olmuş. Reklam boyunca Pascal'la ilgili ne kadar anı verirsek o kadar iyi olur mantalitesi, sıradan bir reklam çıkarmış.

Çok daha iyi olabilirdi.

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Ilsinho gelir mi?


Bir haftadır Ilsinho Beşiktaş'a haberleri dolanıyor. Hatta bunlara ihtimal verip alıcı gözüyle izledim Genç Kartalı (!). Çok ekstra bulmamıştım açıkçası, sağ kanadımızın olmadığını düşününce sağ ayaklı Tello olur demiştim. Gelirse iyi transferdir Beşiktaş için diye karar kılmıştım.

Ertesi gün kimmiş bu Ilsinho diye araştırırken Shakhtar'a maliyeti gözüme çarptı. 10 milyon €. Yaşı konusunda da çok fikrim yoktu, olmaz olaydı. Ağalar beyler! Hangi akla hizmetle yazdınız bu transferi. 10 milyon € sizin gözünüze hiç mi çarpmadı. Adamlar gelecek vaad ediyor diye almış belli ki ve amaçları da sağlam paraya okutmak, Elano gibi...

İtalyanlar, Milan, Juve, Napoli ve Bayern'in Ilsinho ile ilgilendiğini yazmış. Konuşulan rakam 16 milyon €. Dördü de vermez o parayı. Ilsinho'da bugün o kadar para etmez açıkçası. Shakhtar bonservisini 16 olarak belirlediyse komşuya bir sorsun, olmadı Elano aracı olsun...

Barry 10 milyon £


Geçen sene dünyanın parasına bırakmadıkları Gareth Barry'i bu sene bırakma kararı almış Aston Villa. Üstelik 10 milyon £'a. Bu krizde, kaç duyarlı kulüp kaldı ki? Villa örnek olsun diyeceğim ama diğer kulüplerin piyasayı bu kadar düşük tutacaklarını sanmıyorum, hele hele Ronaldo, Kaka, İbrahimoviç transferleri konuşulmaya başlanırsa, rakamlar uçar gider...

Barry için Liverpool kapının önünde bekliyordu zaten. Haberi duyar duymaz basmıştır zile. Man City para harcama derdinde, ilgilenmezlerse şaşarım. Perez, Galacticos kuracak; O, Barry'i değil de Barry'nin gelmesiyle yedeğe düşecek Xabi'yi tercih eder.

Belli ki Benitez ortasahayı iyice sağlama alıyor. Bu takımın neyi eksik? Neden şampiyon olamıyor sayın hocam?

Cambiasso ve Higuain


Dünya kupası öncesi her zamanki gibi en büyük favorilerden birisi Arjantin. 2010 için benim gözümde en iyi 4 takımdan birisi. Arjantin, Brezilya, İngiltere ve İspanya. Bu dört ülke kadro olarak şu andaki konumuyla diğer takımlardan bir adım önde...

Maradona 2010 elemeleri için Kolombiya ve Ekvador ile yapacağı maçların aday kadrosunu açıkladı.

Goalkeepers: Carrizo (Lazio), Andujar (Estudiantes), Vilar (Atlante).
Defenders: J.Zanetti and Burdisso (Inter Milan), Demichelis (Bayern Munich), Heinze (Real Madrid), Papa and Otamendi (Velez Sarsfield), Angeleri (Estudiantes), D.Diaz (Getafe), Forlin (Boca Juniors).
Midfielders: Mascherano (Liverpool), M.Rodriguez (Atletico Madrid), Veron (Estudiantes), J.Gutierrez (Newcastle United), Gago (Real Madrid), Battaglia (Boca Juniors), C.Gimenez (Pachuca), Montenegro (Independiente).
Forwards: Messi (Barcelona), Tevez (Manchester United), Aguero (Atletico Madrid), D.Milito (Genoa), L.Lopez (FC Porto), Bergessio (San Lorenzo).

Kadro elbette ki çok iyi. Hele hele Messi Agüero olduktan sonra yenemeyeceği takım parmakla sayılır. Ancak yine de eleştirimizi yapalım...

Di Maria, Lavezzi, Lucho Gonzalez ve Zabaleta bir sonraki maçlarda değerlendirilebilir. Form durumlarını çok iyi bilmiyorum ama hepsi de milli takımda oynayacak kalitede. Maradona'nın form durumlarından dolayı kadroya çağırmadığını düşünelim.

Ancak. Her Arjantin kadrosu açıklandığında ısrarla söylediğim gibi Cambiasso ve Higuain yine kesik yemiş. Neden? Dünya'nın en iyi önliberolarından Cambiasso nasıl çağırılmaz? Higuain'i bir daha bu kadar formda yakalayabilir miyiz?

İkisinin de Boca değil de River'da oynamış olmasının etkisi var mıdır acaba?

Yılın Arap Atı: AYABAKAN

Her zaman Arap atlarının içinde en haşmetlisinin Ayabakan olduğunu düşünmüştüm. Tabi benim gördüklerim arasında. Ne Yavuzhan'ı, ne Caş'ı, ne Haberbatur'u ne de Kafkaslı'yı böylesine sevdim. Şimdi bir de Turbo var, ama bir türlü Ayabakan'ın, o görkemli atın yerine düşünemiyorum hiç birini. Çok daha fazla zevk alarak izleyecektik belki yıllar içinde Ayabakan'ı ama bazı şeylerin önüne geçmek zor tabi. İhmalkarlıklar sonucu güzelim at sakatlandı ve hala tedavi sürecinde. Şimdi herkes Turbo'ya alkış tutarken asıl sahibi belki de artık pistlere dönemeyecek. Bunu da hemen değerlendirerek Ayabakan'a 2008 yılının Arap Atı ödülünü vermişler. Zaten bu sene ona vermeseler kime verirlerdi ki! Turbo'ya mı? Hiç sanmıyorum.

Neyse, Ayabakan'ın hak ederek aldığı bu ödülde, sakatlanıncaya kadarki başarısının ne olduğu önem kazanıyor tabiki. Ayabakan (Özgün- Zafire.15), start aldığı 15 yarışta, Çanakkale Zaferi Koşusu, Hatay, Haralar, İstiklal Savaşı, Enternasyonal Malazgirt, Cumhuriyet Koşusu ve TIGEM gibi aralarında önemli grup yarışlarının da yer aldığı 13 birincilik elde etti. Bunun yanında büyük bir hayran kitlesi topladı kendine. Yarışseverlerin adeta kendi atı gibi sahiplendiği bir attı Ayabakan. Şimdi Turbo'nun böylesine büyük başarılarla koşmasına rağmen, yarışseverlerin Ayabakan'ı sahiplendiği gibi Turbo'yu sahiplenmediği aşikar. Ayabakan böyle bir safkandı işte. Kısaca farklıydı Ayabakan! Ne olur bilinmez, seneye döner mi dönmez mi soruları arasında bu ödülü hak ederek almasıydi önemli olan.

Bu ödülün daha önce Özgünhan, Kafkaslı ve İzbatur'a verildiğini de hatırlatmak gerek...

Turbo (20/20)

Yine uzak ara... Hiç şaşırmadınız biliyorum. İlk uzun mesefe koşusu denebilecek yarışta bence rakipsizdi. Kendi kalitesinin altında rakiplere uzak atması kolay oldu. Belki Hayatım zorlar dedim, o da formsuzluğunun zirvesinde ne hikmetse. Turbo'nun bundan sonraki uzun mesafe koşularında gerçek gücünü göstermesi çok önemli. İstanbul'da koşacağı enternasyonel koşulara kadar daha çok uzun mesafe koşarak ciğerlerini açması bence çok olumlu olacaktır. İstanbul'a gelse artık da, biz de biraz daha yakından seyretme fırsatına kavuşsak tekrardan.

* video*

*video tjk.org.tr'den alınmıştır. İzinsiz kullanılamaz.

21 Mayıs 2009 Perşembe

Skora Göre Yorum Yapmak

Lucescu'nun UEFA kupasını kazanmasıyla ülkemizde, özellikle spor medyasında bir anda küçümsüyoruz, kıymet bilmiyoruz yazıları patlak verdi... Elbette haklı yazılar, eleştiriler var ama ülkemize gelmiş sonra başarılı olmuş teknik direktörlerin hepsini aynı kefeye koyup "Futboldan anladığımızı sanıyoruz ama anlamıyoruz" demek doğru değil...

Örnekleri tek tek incelemek gerekir. Lucesu ile Hiddink bambaşka örneklerdir. Löw ile Gerets birbirinden çok farklıdır. Skibbe, Aragones, Del Bosque, Tigana... Bu liste uzar hatta kimsenin aklına gelmeyen, bahsi geçmeyen onlarca kişiyi de ben ekleyebilirim listeye...

Değerini bilmiyoruz, küçümsüyoruz, hocadan anlamıyoruz değil bu problemin cevabı. Elbette bu işleri de hakkıyla yapmıyoruz. Küçümsediğimiz de oluyor yer yer, değerini bilmediğimiz de. Bence en büyük sorunumuz sabretmiyoruz...

Lucescu, gerçekten değerini bilemediğimiz bir hoca ama Lucescu'nun altına Tigana yazamayız. Tigana Beşiktaş'ta başarılı olamadı. Bence sabredilmeliydi o ayrı. Kendi sistemini oturtuyordu, genç oyunculara önem veriyordu ama bu sistem buna müsade etmiyor. Yıldırım Demirören, hoca seçerken 5 yıllık plan yapmıyor ya da yapamıyor. 2 yıl sonraki başkanlık seçimlerini düşünmek zorunda kalıyor. Bu sebeple sabredemiyor...

Ya da Del Bosque... Gittiğine üzüldüm ama üzülme sebebim Del Bosque'nin iyi olması değil. İyi bir hocayı kaybetmiş olmamız değil. İstikrarı kaybediyor olmamız... Del Bosque'yi küçümsemedi Beşiktaş. Ülkemizde küçümsendi diyenlerin çoğu o dönemde İspanyol hocaya "Yeniköy kasabı" diyenlerdir. Dün arkasından öyle yazıp ya da söyleyip, bugün bilgiç kesilmesin kimse. Skora göre yorum yapmasın...


Küçümsenmişler de var tabi ki. Bence Briegel bu ülkede küçümsenmiş bir hocadır. Sabredilse Beşiktaş ile çok daha başarılı olabilirdi. Ya da Ertuğrul Sağlam. Bu konu açıldığında hemen Mustafa Denizli kıyaslamasına girilmesin. Ertuğrul Sağlam izole edilip değerlendirilsin. Başarısız değildi, kötü değildi ancak tecrübesizdi. Yollanma sebebi Hiddink'ten Skibbe'den farklı değil. Ancak bugün kimse arkasında değil. Hiddink'i listeye koyanlar onu da koysun... Dün herkes Ertuğrul Beşiktaş'tan gitsin dedi. Yarın başarılı olduğunda onu da mı listemize ekleyeceğiz...

Beşiktaş için asıl problem sabretmemedir. Değerini bilmeme ya da küçümseme değildir. Galatasaray ve Fenerbahçe için de durum çok farklı değil...

Galatasaray'da değeri bilinmemiş Lucescu ve Gerets var. Ancak aynı şekilde aşırı değer verilmiş bir Fatih Terim, bir Kalli de var. Ya da sabredilmemiş bir Hagi. Sabredilse Hagi iyi bir hoca olur muydu? Bilemem ama çizdiği profil olmazdı yönünde.

Fenerbahçe'de Holger Osieck'in adını bile okudum bugün. Geçtiğimiz yıl ülkemizde teknik direktörlere ders vermiş. Peki teknik direktörlük kariyeri boyunca ne yaptı. Onu 2 yıl daha takımın başında tutsalardı başkan taşlanırdı.

Löw ve Hiddink. İkisi Lucescu ile alakasız iki örnek. Kariyerlerinin henüz çok başındayken ülkemize gelmişler. Başarılı olmuşlar mı hayır. Gittikten sonra başarılı olmuşlar mı? Yıllar sonra. Löw'ün kıymetini biz bilemedik, Karlsruher de mi bilemedi? Tirol de mi bilemedi ?Wien de mi bilemedi? Benzer biçimde Hiddink gittikten sonra Valencia'da ne yaptı? Madrid de, Betis de ne yaptı? Sonrasında büyük hoca oldu ama o zamanlar değildi. Bilemediğimiz bir kıymeti yoktu...


Bu listeye Luce ve Gerets'in ardından bir tek Zico'yu eklerim. Başkasını değil. Başarılı olmasına rağmen gönderildi. Her üçü de küçümsendi, değeri bilinmedi. Ama geri kalan örneklerin hemen hemen hepsi sabredilmediği için gönderildi...

Bugün, dünü yazmak kolay. Bugünü bugünden yazmalıyız. Ertuğrul yıllar sonra başarılı olduğunda değer bilmedik, gönderdik demesin kimse. Bugün desin. Değerini bilmiyoruz desin...

UEFA Finali


Biletlerimizi çok önceden almıştık. Başvuru sonucu bilet çıkması mutluluk vericiydi, üstelik bir çok kişiye çıkmamıştı. Milan, Valencia, Sevilla, Man City ve Tottenham gibi takımların varlığı heyecanımızı bir nebze daha arttırmıştı. Ancak turlar geçtikçe yıldızlarla dolu takımlar azalıyor, takım oyunu benimseyenler kalıyordu. Biraz da Milan, City gibi takımlar için kupanın önem sırası performansı olumsuz etkiliyordu...

Final Shakhtar Bremen olduğunda kaç kişinin yüzü gülmüştür bilmiyorum. Üstelik Diego'suz bir final. Bırakın Türkleri Ukraynalılar ve Almanlar da kupaya çok ilgi göstermiyordu. Talep edilen bilet beklenenin altında olunca biletler tekrar satışa çıktı. Türkler için 2. fırsattı...

Maç öncesi Kadıköy'de atmosfer beklediğim gibi değildi. Ateşli taraftar grupları yoktu. Almanlar çok ateşli olmasa da fena sayılmazdı ama Ukraynalılar tepkisizdi. Onlar için sıradan bir maçtı sanki...

Maça, kız arkadaşımla gitmiştim. Stada da erken girdik, maç öncesi şov beklentimiz vardı. Stad dışındaki hayal kırıklığına bir yenisi daha eklendi. Stad tamamez buz gibiydi. Gerçek manasında da soğuk bir hava vardı ama bu soğuk havayı ateşleyecek ne taraftar, ne gösteri ne de atmosfer vardı...

Maç başlangıcına 1 saat kala ortalık biraz biraz hareketlenmeye başladı. Yanımızda Ukraynalılar karşımızda Almanlar vardı. Bizim gönlümüz de Shakhtar'dan yanaydı elbet. Lucescu sevgisi bitmemişti. Özil de iyi oynasın istedim tabi ama hoca futbolcudan ağır basıyor...


Lucescu, eski günlerinden zerre kaybetmemiş. Maç öncesi yine saha kenarında fiskiyeler çalıştı. Eski günleri hatırladım. Luce'li günleri...Neyse bunun üzerine ayrıca yazacağım...

Maç başladı, heyecan biraz daha arttı. Herşey hayal kırıklığı da olsa sonuçta UEFA Finaliydi. Shakhtar daha diri bir takımdı, bunu maç öncesinde de söylerdi. Üstelik Bremen çok önemli üç oyuncusundan yoksundu. Hele hele Diego'suz Bremen çok eksikti...

Gollü geçsin istiyordum ama bu isteğim aklıma geldiğinde saha kenarına bakıyor ve heveslerimi unutuyordum. Lucescu varsa gol beklemeyeceksin. 1-0 olunca Shakhtarlılar kadar sevindim. 1-1 olunca da Bremenliler kadar sevindim. Gol istiyordum...

İkinci yarı gol göremedik, 75'e kadar gol olsaydı çok iyi bir 15 dakika izleyebilirdik. Ancak 75'e kadar gol olmayınca iki takım da önce yememeyi düşündü. Bu da 1-1 bitirdi maçı. Uzatmalarda Ukraynalılar turnuvanın yıldızlarından Jadson ile öne geçti, biraz da hakemin iteklemesiyle maçı 2-1 aldı. Oysa son dakikadaki golü verse, temiz penaltı izleyecektik...

Maça dair bir iki not düşeyim. Srna, Shakhtar'ın yıldızı...Öyle böyle değil. Sağ bek ama oyun kurucu...Önünde oynayan Ilsimho'yu alıcı gözüyle izledim. Malum adı Beşiktaş ile anılıyor. Ekstra değil. Daha çok sistem oyuncusu. Beşiktaş'ın daha iyi sağ kanadı var mı? Yok tabi ki...

Maçın en iyisi ortasahadan iki şut denemesine rağmen Naldo'ydu bence. O fiziğe rağmen çok atletik. Jadson'u da unutmamak lazım tabi...Kritik gol kupa getirdi...

Her iki taraftar grubunu da zerre kadar beğenmedim. Ukraynalıların yaş ortalaması 35-40'tı. Almanlar daha genç ama onlar da etkisiz. Shakhtar shakhtar demekten başka tezahürat yok mu? Maçtan sıkılar Türkler Gençlik marşıyla seslerini duyurdular, hatta Shakhtar gol gol gol bile dendi. Araya sızan Türkler amigoluk görevlerini üslenmişler anlaşılan. Kız arkadaşım, bunların amigoları nerde diye sordu? Amigo gelenekleri var mı bilmiyorum ama Alen lazım 40 yaş ortalamalı bir gruba amigoluk yapmazdı.

Arkamda oturan birisi maça eşi ve çocuğuyla gelmiş. Çocuk meraklı...Baba, orta saha neden var? Ofsayt nedir? ve en önemlisi de Biz neden Shakhtar'ı tutuyoruz? Soru zor cevap saçma. Biza daha yakın...Tek sebep bu olmamalı...

19 Mayıs 2009 Salı

NBA Playoff 2009 : Konferans Finalleri Eşleşmeleri



Yarı finallerde beklediğim takımlar üstünlük sağladı ancak seri sonuçlarında bazı süprizler vardı. Atlanta'nın evinde bir maç alabileceğini düşünmüştüm ancak yakınından bile geçemediler. Dallas ise oynadığı oyundan çok takım sahibi Cuban'ın angutlukları ile gündeme geldiği sürece buralarda kalır ve en fazla 1 maç alır. Beni şaşırtan seri ise Lakers-Houston serisiydi. Houston'ın Lakers'a ters gelen bir yapısı vardı ancak Yao sakatlandıktan sonra bile onsuz 2 maç almayı başardılar. Lakers ise tam bir Türk takımı gibiydi. Bıçak kemiğe dayanmadığı sürece son derece ciddiyetsiz oynadılar. Ne zaman pota altını kullanmak akıllarına geldi o zaman maçları kazandılar. Celtics-Magic serisi ise son derece keyifliydi. Açıkcası Garnett olmadan bu kadar. Ray Allen bu seride çok satış koydu. Seneye 35 yaşına girecek olması ile birlikte artık önemli bir faktör olmaktan çıkacak gibi. Hido ise 7. maçın son çeyreğinde hançerleri teker teker sapladı ve maçın bu sefer dönmesini engelledi.


Cleveland Cavaliers - Orlando Magic : Cleveland favori gibi gözüksede Orlando çok tehlikeli bir takım. Üçlükle yaşayıp üçlükle ölen bir takımlar. Eğer iyi günlerindeyseler o zaman durdurmak çok zor oluyor Orlando'yu. İçerde de Dwight Howard gibi canavarları olduğundan iç-dış dengesini iyi ayarladıklarında Cleveland'ın işi oldukça zorlaşır. Ancak Cleveland çok formda ve LeBron'u yavaşlatabilecek bir isim göremiyorum Orlando'da. Orlando üçlük konusunda ekstradan sapıtmazsa en fazla 2 maç alır ve seri 4-2 Cleveland lehine biter.


Los Angeles Lakers - Denver Nuggets : Bu seride Lakers'ın Houston serisindeki yaptığı hataları yapmamasını bekliyorum. Artık uyanmışlardır sanırım. Finale giden yol hiçte kolay değil.Geçen sene bunu Celtics ile görmüştük. Denver Houston'a göre Lakers için eşleşilmesi daha kolay bir takım. Aaron Brooks gibi hızlı bir guard'ın Lakers'ı zorlayacağı çok açıktı üstelik Lakers'ın 1 numaralı skoreri Kobe'nin savunmasında Battier ve Artest gibi bu ligin en iyi savunmacıları arasında yer alan oyuncular görev alınca işler biraz zorlaşıyor. Dahntay Jones fena bir savunmacı değildir ancak Battier ve Artest'ten sonra hafif kalırlar. Pota altında da Nene ve Kenyon Martin Gasol ve Bynum'ı yıldıracak sertliğe sahip değiller. Billups Brooks kadar hızlı olmadığından Fisher için eşleşmesi daha kolay bir oyuncu. Lakers için Odom'un sırt ağrıları önemli. İstenilen katkıyı sakatlık yüzünden veremezse Odom o zaman işler Lakers için zorlaşır. Ayrıca Bynum'ın kafa olarak kendine gelmesi lazım arada küçük şeyler için triplere giriyor. Ancak takım arkadaşlarıda onu daha çok topla buluşturmalılar. Bir de Lakers'ın benchi Denver benchi karşısında zayıf kalıyor. Brown ,Powell ve Lamar katkı sağlıyorlar ama Sasha,Farmar ve Walton çok şuursuz oynuyorlar. Özellikle Sasha'nın kendine gelmesi gerekiyor. Seri için tahminin 4-2 Lakers alır.

17 Mayıs 2009 Pazar

Ankaragücü - Beşiktaş


Beşiktaş'ın Ankaragücü'ne kaybedebileceğini hiç düşünmemiştim bile. Küme düşüyormuş, puana ihtiyacı varmış, Ankara deplasmanı zormuş, Ankaragücü ile Beşiktaş taraftarının arası açıkmış vs vs... Bunların hepsi boş bana. Eğer şampiyonluğa koşuyorsanız Ankaragücü maçında takılmayacaksınız, hele hele böyle bir durumdayken...Nitekim takılmadı da Beşiktaş, zaman zaman zor anlar yaşasa da genel olarak rahat bir futbolla 3 puanı aldı.

Dün Sivas Hacettepe'yi yenince, bugün kazanmak zorundaydı Beşiktaş, bu bilinçle çıkmıştı maça, erken gol rahatlattı, aşırı rahatlama iyi değil tabi. Skor 1-0 iken Beşiktaş gol yesin istedim. 90 dakika bu şekilde geçmemeliydi ya 2-0 olmalı ya da 1-1 olmalıydı. İmdadıma Iglesias yetişti. Beşiktaş'in 1-1 sonrası 10 dakika geçmeden 2-1 yapacağı belliydi. Ankaragücü açık oynuyordu, Holosko, Tello, Yusuf varsa açık oynamak çok sakıncalı. Beşiktaş'ın araya iyi top atabilen ve iyi dribling yapabilen oyuncuları Ankaragücü'nü ekarte etmeye yeterdi. Golü yedikten hemen sonra golü buldu Beşiktaş. O pozisyon gol olmasa bir sonraki olurdu. Dediğim gibi beraberlik 10 dakikadan fazla sürmezdi.

Delgado ve Serdar olmayınca Beşiktaş biraz daha iyi oynuyor. İyi niyetimle biraz diyorum ama siz anlayın...

Takımınızda top kaybeden oyuncunuz ne kadar azsa o takım o kadar başarılı olur. Bugün Beşiktaş'ın 11'inde topa dan dun vuran tek oyuncusu Gökhan Zan'dı. Onun dışındaki oyuncular daha bilinçli oynuyordu. Zaten Beşiktaş kadrosunda 3 oyuncu bu kategoriye girer. Gökhan, Serdar, Delgado... Takım ayağa top yapınca hem rakibi ortasahada yoruyor hem de hücuma iyi çıkıp pozisyon bulabiliyor. Ernst'in golü öncesi paslaşmalar çok iyiydi. Bobo-Holosko-Tello arasında da sık sık üçgen izledik. Ankaragücü'nün önliberosunun zayıf olması Beşiktaş'ı rakip yarı sahada rahat oynattı. Beşiktaş o bölgede rahat oynarsa Bobo ve Holosko ile hücumda tehlikeli olur. Nobre ile daha tehlikeli olur ama o, bugün yoktu...

Savunmada Zapo'yu izleyenler İtalya'da oynadığını hemen anlayabilir. Çok garantici ve sert. Arada hata yapmadı değil ama ilk 11 oynamamasının büyük etkisi var. Üzülmez bugün takımın ceza sahasına top şişiren adamıydı. Ali Güneş ortalarını sık sık izledik Üzülmez'in, Messi gibi içeriye de kıvrılmadı değil. Kornerin birinde Tello ve Yusuf yokken Üzülmez ortaladı, helal olsun dedim. Bu arada bu adam 35 yaşındaydı değil mi?

Denizli'nin oyuncu değişiklikleri yerindeydi. 2-1 lik ilk yarının ardından ikinci yarı Ankaragücü özellikle Jaba ile bir kaç pozisyona girdi ve o pozisyonlardan biri gol olabilirdi. Beşiktaş kalesinde pozisyon görünce ister istemez takım geri çekildi. Bu durumda Yusuf'un çıkarılması çok yerindeydi. Ekrem, Holosko ile birlikte takımı hücuma hızlı çıkarabilecek bir oyuncu, zaten 3. golü de bu iki oyuncunun hızlı çıkmasına borçluyuz. Bobo'nun müthiş kafasına da haksızlık etmek istemem...

Ankaragücü maç boyunca 2 periyot etkili oynadı. 1-0 1-1 arası ve ikinci yarının ortaları. Bunun dışında maçın hakimi Beşiktaş'tı. 40. dakikada skor 2-2 olsaydı Beşiktaş 50. dakikaya kadar 3-2 yapardı. Tek korkulu dakika 75 sonrasıydı. Neyse ki o döneme bırakmadık...

Daha önceki maçlarda Bobo'ya çok yüklendim ama 2 maçtır çok formda. Bobo böyle oynasın canımı yesin...

Trabzon'un son dakika golü çok hoş olmadı tabi. Ama çok da büyük sorun olacağını sanmıyorum. Ligde fikstürü en zor takımlardan biri. Haftaya Eskişehir deplasmanındalar, son hafta da daha zor bir deplasmana gidiyor. Avni Aker'de Fenerbahçe. Bu iki maçı da kazanmak zorunda, kazanabilir mi? Sanmam. İlk kayıp haftaya olur...

Sivasspor kazandı ama çok da ümit vermedi. Haftaya Gençlerbirliği sonrasında Galatasaray. İki maçta da puan kaybedebilir. Gençlerbirliği maçında puan kaybı benim için sürpriz olmaz...

Beşiktaş'a gelince, Galatasaray ve Denizlispor. Denizli'nin bugün kazanması iyi oldu. Son maça kalmasın işler. Galatasaray maçı zor ama galibiyete inanıyorum.

Gelecek hafta İnönü'de şampiyonluk turu atabilir miyiz acaba? Dereyi görmedim henüz ama paçaları sıvadım bile...

14 Mayıs 2009 Perşembe

They are coming...




What is next for Fenerbahçe ?


Kupa hezimetinden sonra artık Fenerbahçe'nin bu sene için bir hedefi kalmadı. Yanlış bilmiyorsam Beşiktaş Şampiyonlar ligini gittiği taktirde ki ilk ikiye girememesini çok düşük ihtimal olarak görüyorum, Fenerbahçe Uefa Kupasına katılmayı hakedecek. Yani bu sene için oynanacak maçlar artık formalite icabı olacak.

2003 yılındaki yaşanan rezalet sezondan beri Fenerbahçe bu kadar kötü bir sezon yaşamadı. Ya şampiyon oldu yada şampiyonluğu son haftalarda kaçırarak ikinci oldu. Bundan dolayı hiç radikal değişiklikler gündeme gelmedi. Ancak iki sene üst üste şampiyonluğun kaçması ve bu sezon gösterilen performans sonucu önemli değişiklikler kapıda Fenerbahçe için.

Öncelikle Aragone konusunda artık Aziz Yıldırım'da desteğini çeker. Sezon sonunda yapılacak Kongrede aday olacaksa aday olana kadar yeni hocayı belirler muhtemelen. Hoca adayları olarak belli başlı isimler medyada dolaşıyor. Bunlar; Scolari, Rijkaard, Le Guen, Gerets, Daum, Yanal ve Lucescu. Bu isimlerden Daum ve Yanal'ı gerçekçi bulmuyorum. Aziz Yıldırım'ın eskiden getirdiği bir hocayı yeniden getireceğini düşünmüyorum. Herhangi Türk hoca ile de anlaşacağını beklemiyorum.Başkanın Scolari'yi birkaç sezondur istediğini herkes biliyor ve muhtemelen ilk aday Scolari olur. Chelsea'de pek parlak bir dönem geçirmedi ancak ben iyi bir hoca olduğunu düşünüyorum. Eğer Brezilya trendi devam edecekse Scolari'yi getirmek için her türlü uğraş verilir. Rijkaard konusu biraz muamma. Kriz yönetimi pekde iyi olmayan bir hocayı Fenerbahçe'deki enkazı düzeltmesi için getirmelerini de beklemiyorum. Le Guen'in de Fransa dışında yaşadığı Rangers macerasının kendisi için bir dezavantaj olarak görüyorum ancak yine de adaylardan biri olur muhtemelen. Bayern Van Gaal'ı açıkladıktan sonra Gerets'in seneye hangi takımı çalıştıracağı belirsizliğini koruyor. Belçika'yı reddetti ve Lyon kendisini istemez ise önemli bir aday olur Fenerbahçe için. Aziz Yıldırım kendisini ister mi yada o Fenerbahçe'ye gelmek ister mi bilemem. Lucescu ise medyanın adayları çoğaltmak için koyduğu bir isim. Acaba bu adam Türkiye'de bir daha çalışacak mı çok merak ediyorum. Kontratı yeni uzatıldığı için gelmek isteyeceğini sanmıyorum. Kısacası medyada çıkan isimlerden listede olabilecekler Scolari, Gerets ve Le Guen'dir.

Oyuncu olarak öncelikle gidecekler belirlenir. Yabancılardan Josico ve Maldonado kesin gidici. Lugano'nun durumu belli değil ama %90 o da gitti. Edu en erken Ağustos'da döneceği için onu da takımda tutacaklarını sanmıyorum. Deivid ile yeni sözleşme imzaladılar ve Deivid imzayı attıktan sonra direkt yatışa geçtiği ve takım içinde bazı kavgalara karıştığı için durumu kritik ancak yazın yerli statüsü kazanırsa bu onu takımda tutar. Carlos için karar tamamen yeni hocaya bırakılır. Yerlilerden Ali Bilgin, Burak Yılmaz, Can ve Yasin takımda tutulmaz ancak yine de yeni hocaya bi gösterilir.

Alınacak oyuncular için öncelikle yerli piyasa bir yoklanır. Özer Hurmacı, Mehmet Topuz, Sercan Yılıdırm, Bekir İrtegün, Sezer Badur,Musa Aydın. Bu isimlere yönelecekler gibi. Yabancı olarak öncelik Lugano'nun yerine birini bulmak ve ilk çıkan isimler Bilica ve Bordon. Sadece bir sezonluk performansı ile Bilica riskli bir tercih bence. Bordon ise ağır bir topçu ve daha da yaşlanacağı için daha da yavaşlayacaktır. Bordon iki sene önce iyi bir transfer olabilirdi ancak bekleri Gökhan Gönül ve Carlos olan bir takım için saatli bir bomba olur. Yabancı transferinde savunmada gidebilecek oyuncular için yeni yabancılar alınır. Hücumda ancak 3. forvet için transfer yapılır bu da muhtemelen yerli olur. En hareketli bölgeler sol kanat ve önlibero olacaktır. Bu iki pozisyona mutlaka iki yabancı yerleşecektir diye düşünüyorum. Kale için ise her hangi bir transfer beklemiyorum

Fenerbahçe son yılların en hareketli yazını geçiricek ve her sene bu takıma 100 futbolcu getiren gazeteler bu yaz bu rakamı oldukça yukarlara çekecekler gibi.

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Türkiye Kupası Beşiktaş'ın


Beşiktaş sonuna kadar hakettiği kupanın sahibi oldu. Duble için ilk kupa geldi...

Turnuva boyunca tek mağlubiyet aldı, o da ilk maçın rehavetiyle çıktığı Ankaraspor maçıydı. Fenerbahçe ise mağlubiyetsiz bu güne kadar gelmişti.

Fenerbahçe için 26 yıllık özlem, Beşiktaş için dublenin ilk ayağı niteliğindeydi kupa, siyah-beyazlılarda en çok korkulan nokta daha önce Fenerbahçe'nin başına gelen, iki kupayı da son anda kaçırmaktı. Neyse ki olmadı...

Denizli orta saha- forvet hattını bozmamıştı ama defansla biraz oynamıştı. Ali Bilgin'in sağ bek oluşu sebebiyle daha hücumcu Ekrem sol bekte görev aldı. Sağ beke de Carlos-Ugur ikilisine savunmada karşı koyabilmek bakımından Toraman'ı koymuştu. Kağıt üstünde süper bir taktik anlayışı gibi görünse de ben buna baştan beri karşıyım. Beşiktaş artık büyük takım gibi oynamalı. Beşiktaş Fenerbahçe'yi değil, Fenerbahçe Beşiktaş'ı düşünmeli...

Kalede Hakan benim için büyük sürpriz olmadı. Kupanın kalecisi finali de haketmişti, nitekim kritik kurtarışlar da yaptı.

Fenerbahçe kalecisi de Hakan ile aynı kontenjandan gelmişti ama o kadar başarılı değildi. Kanatlardaki toplarda anlamsız çıkışları Türk kalecilerinin yan top zaafından çok daha farklı. Bir başka zaaf bu. Yusuf'un golü de bu şekilde geldi zaten.

Bobo onu atsaydı maç farka giderdi ancak kaçırdı, aynısını, hatta daha zorunu Guiza attı. İkinci yarıda Aragones'in değişikliği ne kadar hatalıysa Denizli'ninki de o kadar doğruydu. Bobo bir net pozisyon daha harcadı ancak sonra kendini affettirecek golü buldu. Denizli bol şut çekin demiş belli ki. Siyah beyazlılar kaleyi gördükleri yerden vurdular.

Tello'nun füzesi direkte patladı. Yusuf'un savunma hatasıyla kazandığı topa savunma müdahale etti ama Bobo sağlam vurdu kafayı. Son gol Holosko'nun yeni doğan bebeğineydi...

Benim gözümde maç 4-1 bitti. Guiza'nın yaptırdığı penaltı sahtekarlık, düzenbazlık kokuyordu. Hakem maç boyunca rezil ettiği maça yakışır bir biçimde verdi penaltıyı. MHK Saraçoğlu'nda Beşiktaş'tan bu denli tepki toplayan bir hakemi iyi cesaret edip vermiş maça.

Fenerbahçe için özlem devam etti. Kartal son dönemlerin kupa abonesi. Nobre'nin dönüşü de ayrıca mutluluk vericiydi...

Lige bakmak gerek artık. Son 3 maç ve 2 puan avantalı var. Ankaragücü kritik sınav. Bu sınavdan 3 puan gelirse büyük ölçüde şampiyonluk gelir. Sivas, Hacettepe ile oynuyor. Amaçsız Hacettepe karşısında puan kaybederse şaşırmam.

P.S. Kupa sevincini Beşiktaş'ta yaşadık. Olta Balık harikaydı. Tam bir stad havası vardı. Levent ağabey, Hüsnü, Önder...Teşekkürler...

Turbo (19/19)

TBMM Kupası Koşusu koşuldu ayın ikisinde. 4 ve yukarı Arap atlarının koştuğu yarışta Turbo ilk kez Kafkaslı ile kapışacaktı. Heyecanla beklenen yarışın favorisi tabiki Turbo'ydu. Kafkaslı rakip olabilir mi olamaz mı merak ediliyordu yarışseverler tarafından. Ama başlıktan da anlaşıldığı gibi Turbo 19'da 19 yaparken, 4 yarış sonra tekrar uzak ara kazandı yarışı. Kafkaslı grupta tek rakip olmaya çalışan attı. Ona bile uzak fark attı Turbo. İnanılmaz formunu sürdürüyor. İzledikçe keyifleniyorum açıkçası. Bazıları Turbo'nun İngiliz kırması olup olmadığını tartışırken, Turbo şampiyonların şampiyonu olma yolunda ilerliyor. Kafkaslı'nın kısa mesafede Turbo'ya rakip olamayacağı artık belli olmuşken, Turbo'nun uzun mesafede neler yapacağı da merak konusu. Bekleyip göreceğiz bakalım Turbo'ya kafa tutabilen olacak mı? Ayabakan döner de Turbo'yu zorlar mı? Merak ediyorum...

Turbo'nun 400bin TL ödüllü TBMM Kupası Koşusu'ndaki performasını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.
http://www.tjk.org/Content/Visual.aspx?v=09050257.wmv&tarih=02.05.2009&popUp=1&l=1#Sahip

(Bu arada 18inci yarışını buraya yazmayı es geçmişim, buradan da ona ulaşabilirsiniz: http://fenomania.blogspot.com/2009/04/uzun-sure-sonra-tekrar-turboyu-izleme.html)

ANTİ-BARCELONA?


Barcelonanın bu sezon futbola kattığı sadece estetik futbol, bol gol ve zengin hücum varyasyonları izleme şansı değil, aynı zamanda barcelonacılık ve anti-barcelona kawramlarıda bu sezonla birlikte futbol ansiklopedisinde..
Futbol basit bi denklemle daha çok gol atanın kazandığı bir oyun, amaç da bu olmalı der insanın 'güzel' yargısı.. bu sebeple bunu bu sezon en iyi yapan takım taraftarı oldu dünya (herhangi bi arenada Barcelona'nın rakibi olamayan takım taraftarları)... Barcelonacılık böyle oluştu.. Rakibini tutan yada bu oyunu beğenmeyen herkese de anti-barcelonacı etiketi yapıştırıldı..Peki nedir bu yeni rüzgarın kaynağı? Nekadar sağlamdır? Bir bakalım..
Ben futbol oyununun 'hucüm,gol,estetik,rekor' anlamına geldiğine inanmayanlardanım.. Chelsea nin savunmasının başarısını, manchesterın savunması sayesinde zenginleşen hücumu, benim için izlemesi çok keyif veren futbol organizasyonları..Birçok kesimin gözünde bu cümlelerle anti-barcelonacı oldum bu sezon..Peki kimdir 'barcelonacılar'? 'Barcelonacı' olup da Capelloyu beğenen, Hiddink hayranı olan, sir Alex büyük hoca diyenler yada Lucescuyu isteyen türk taraftarlar bu 'barcelonacıların' yüzde kaçını oluşturur acaba, %80? Bu hocaların Barcelonanınki gibi saf hücum planları olduğunu söylemek aptallık olacaktır herhalde..
'Rehagel'in Yunanistanı' tartışmasının bukadar derinleşmesi, ama konu Barcelona olunca hemen anti-barcelonacılar oluşturulması bence futbol adaletsizliği, ancak insan olmanın zayıf bi noktası,iki tarafta tek yönlü oyunu becerebildiği halde..İşte buydu Chelsea'nin Barcelona'yı resmen ezmesinde futbolun sadece hücum olduğunu zanneden kesimin görmek istemediği şey..
Futbol bir organizasyondur.. Bu organizasyonu en iyi yöneten keyifle izlenmeyi hakediyor bence, ama keyifle izleyenler 'anti-barcelonacı' olmayı değil..
Yalnız güzelliği için bi kadınla hayatın geçmeyeceğini bilen, ama o güzel kadını görünce hayallerini süsleyenlerin felsefesidir, anti barcelona.. Uyanmak lazım, herkes sandığı kadar 'Barcelonacı' değil..

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Nesta dönüyor


Bir Nesta vardı n'oldu diyenlere gelsin bu yazı... Adını bu sene pek duymadık, arada bir yazı yazdım nerelerde ne oldu diye, o kadar. Ne sakatlıkmış be kardeşim. Ronaldo bile bu denli sağlam sakatlanmamıştı...

O, olsa Milan'ın ayakları daha sağlam basardı bu sene. İnter'e rakip olabilir miydi bilmem ama bulunduğu durumdan daha emin olurdu.

"I miss playing football very much. I have not been able to play for a year, but I am feeling better now. I have started training with my team mates again and I could return on the pitch before the end of this season. Otherwise, I will play next season for sure. The journalists who claim that I will retire because of my injury are wrong and I will answer those claims by playing fulltime again".


Tekrar dönüş sinyallerini vermiş Nesta. Takımla antremanlara başlamış, yıl sonu itibariyle de oynayacak duruma gelecekmiş. Bu yıl zor olsa da gelecek yıl izleriz artık. Yaşı 33, o da sorun etmiyor, bence de sorun değil, Milan için hiç sorun değil. Berlusconi genç yetenek diye transfer eder 33'lük adamı. Daha önünde temiz oynayacağı 5 yılı var, 5 yıldan sonrası kendine kalmış, ister Maldini gibi seneye seneye deyip 40'ı aşar, isterse de bir anda sıkıldım, bırakıyorum der bırakır...

10 Mayıs 2009 Pazar

Hiddink & Milli takımlar


Elinizde çok iyi bir hoca vardır, geleli 3-4 ay olmuştur, ancak yıl sonu gidecektir. Üstelik ikna edememişsiniz ve o parayla satın alınamayacak bir hocadır...

Hiddink geldiğinden beri Chelsea'nin çehresi değişti. Kimilerine göre sıkıcı, kimilerine göre akıllı futbol oynatıyor. Ortada bir gerçek varsa o da başarılı bir profil çizdiğidir. Takımın başına geldiğinde karmakarışık bir takımdı. Şampiyonlar Ligi'nde ezeli rakipleri Liverpool'u devirdi, ardından yarı finalde Barça ile eşleşti. Barça favoriydi ama o herkesi şaşırttı; her nekadar hakem final biletini Barça'ya verse de Hiddink ve futbol zekası alkış aldı...

Ligde de iyi gidişleri devam ediyor. Bugün deplasmanda Arsenal'e 4 attılar. Londra masmavi...
Yakında simsiyah... Bugün Hiddink taraftarı üzecek açıklamalar yaptı. Cümlelerine daha önce dediğim gibi sezon sonu ayrılmak benim için de çok zor ile başladı ve hem milli takım hem kulüp takımı bir arada gitmiyor. Veda etme zamanı geldi dedi.

Chelsea taraftarı için zor olsa gerek...

Hiddink'i köprü olarak kullanıp milli takımlara yanaşalım biraz. Hiddink benim gözümde dünyanın en iyi 5 antrenöründen biri. Diğer dördü de Ferguson, Capello, Lippi ve Mourinho bana göre. Anlaşılan Hiddink artık stresten uzak olmak istiyor. Rusya milli takımının ondan çok büyük bir beklentisinin olduğunu düşünmüyorum. Rusya'dan ayrıldıktan sonra Türkiye için zorlasak fena mı olur? Bunu sadece Hiddink için söylemiyorum, Hiddink ayarında olmasa da bir gömlek daha düşük bir başka hoca ile anlaşsak ülkemize yeni bir futbol mantalitesi getirse olmaz mı? Zamanında Piontek ile Derwall ile yaptığımız atılımların bir benzerini günümüzde yapamaz mıyız? Fatih Terim ile taktiksiz haydi koçum, aslanım mantığından uzaklaşıp daha modern futbol oynasak. Bizim de bir sistemimiz olsa.

Bu sadece milli takımı değil kulüp takımlarını da olumlu etkiler. Ümit milli, genç milli vs. bütün milli takımlarda bir yapılanma yenilenme olur.

Kore ve Rusya bugün adını duyurabildiyse Hiddink sayesindedir ya da Yunanistan Avrupa şampiyonu olduysa Rehhagel'e ve oyun sistemine borçludur bunu. Oyuncu kalitesi olarak bu ülkelerin hiç birinden geride değiliz. Yeter ki sahip çıkanımız olsun, sistemimiz olsun, imzamız olsun...

Bir gözaltı daha...


İngiltere'de futbolcular saha içinde olduğu kadar saha dışında da gündemde. Özellikle gece kulübü hikayeleri bitmek bilmiyor. Biz Arda'yı konuşurken İngiliz medyasında malzeme daha zengin...

Ledley King gece kulübü çıkışı bir adama saldırmış. Nedeni bilinmiyor. Güvenlik güçleri King'i tutuklamış. Geceyi nezarette geçirmiştir heralde.

King'in saldırdığı adam olmak istemezdim açıkçası...

Bir öyle bir böyle


Düşenin dostunun olmadığını, medyanın güçlünün yanında olduğunu bir kez daha gördüm bu hafta. İyiysen herkes yanında, kötüysen millette bir açık arama kavgası...

Dün Beşiktaş kazanıp liderliği ele geçirince geçen hafta Fenerbahçe mağlubiyeti sonrası sürekli bardağın boş tarafını gören medya bir anda gözlerini biraz daha aşağıya kaydırdı ve dolu tarafa bakmaya başladı...

Aynı olay, duruma göre farklı şekillerde açıklanıyor. Beşiktaş kötüyse Bobo-Holosko formsuz iyise formda...İstatistikler her türlü onların yanında.

Geçen hafta Fenerbahçe mağlubiyeti sonrası hakkında tek olumlu yazı yazılmayan Beşiktaş dünden itibaren basının sevgilisi. İlk 6'daki hiçbir takımı yenemeyen Beşiktaş gitti; Lider ve Türkiye kupası finalisti Beşiktaş geldi.

Tigana, Türkiye'deyken benzer durumu farketmiş ve şöyle demişti. "Kazandığımız hafta sarı saçlı mavi gözlüyüm, kaybettiğimiz hafta siyahım"...

Çarşamba gününe kadar Beşiktaş hakkında tek kötü söz duymayız. Çarşamba kazanırsa, adına methiyeler yazılır, kaybederse ilk 6'daki hiç bir takımı yenemiyor zaten denir...

Son olarak annemin ve tüm annelerin anneler gününü kutlarım...

Canım, senin ve annenin de anneler günü kutlu olsun...

5 Mayıs 2009 Salı

Saç Stili


Premier Lig'de 4 büyüklerin gölgesinden kurtulamayan Everton'da futbolcular dikkat çekmenin yolunu bulmuş gibi...

İlginç saç modelleri listesinde üst sıraları zorlayacak cinsten 3 oyuncu bugün Everton kadrosunda. Valderrama saç modeliyle Fellaini sadece takımının değil aynı zamanda Premier Lig'in de saçları bakımından en dikkat çeken oyuncularından. Bonus kafa kime daha çok yakışabilir ki? Merak ettiğim nokta Fellaini sert kafa vurmak istese ne yapacak? Gelen ortaya kafa vurmak istese saçlar amortisör görevi görür ve topun hızı kafadan yarı yarıya azalır. O saçlar bir gün başına bela olursa hiç şaşırmam. Genç arkadaşa bir de uyarıda bulunalım o saçlarla aman kavgaya karışma, saçından tuttukları gibi sürüm sürüm süründürürler valla...


Fellaini'den sonra sıra Pienaar ve Jo ikilisinde. Pienaar yıllardır böyle, Jo da takım arkadaşına özenip dağınık saçlarını Iverson stili örmüş. Yakışmış mı peki? Eskisinden daha iyi diyelim, kalbini kırmayalım...

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Henry ve Boluda


NBA Playoff 2009 : Konferans Yarı Finalleri Eşleşmeleri


İlk turda Houston-Portland tahminim dışında diğer tahminlerim turu geçen takım konusunda tutmuş. Orlando beklediğimden daha fazla zorlandı. Celtics-Bull için 4-3 demiştim ancak sanki 4-3 dememiş ve Bulls'a haksızlık yapmış gibi hissetim kendimi. İnanılmaz bir seri izlettirdiler bizlere. Umarım Konferans yarı finallerinde de bu tarz bir seri izleyebiliriz.


Boston Celtics - Orlando Magic
: Orlando Phila karşısında beni şaşırttı açıkcası elenseler süpriz olmazdı. Eğer normal sezon içindeki performanslarına geri dönebilirlerse yaralı ve yorgun Celtics'i saf dışı bırakabilirler ancak şu oyunla bu hiçte kolay değil. Garnett ve Powe'un olmaması Orlando için büyük avantaj. Perkins ve Glen Davis'in sık sık faul problemlerine girmelerini bekliyorum. D12'i kolay kolay durduramazlar. Orlando'da hücumu yönlendiren Hido'nun performansı çok kritik. Hücumda böyle kritik bir rol alırken savunmada da Pierce karşısında dökülmemeli. İçeri oyabilecek olan bir guard olan Nelson'ın yokluğu da çok büyük kayıp Orlando için. Rafer Alston'un doğru hücum etmesi çok önemli. Savunmada da Rondo'nun önünde iyi durabilmeli. Celtics'de Doc Rivers'ın rotasyon tercihleri çok kritik. Geçen seride ve tüm normal sezonda çok yanlışlık yaptığı için şu anda oyuncuları çok yıpranmış durumda. Seri uzadıkça Celtics'in performansı düşer. İlk 2 maçı bir şekilde kazanmaları lazım bu yüzden. Tahminim 4-3 bitecek bir seri olması. İbre ise şimdilik Orlando'dan yana ancak ilk 2 maçı izlemeden çok da net birşey söylemek zor.


Cleveland Cavaliers - Atlanta Hawks :
Hawks'ın Miami'yi daha rahat elemesini beklerdim ancak Jermaine O'Neal'ı döndürmeleri ve bazı gevşeklikler yüzünden kolayı zora soktular. Açıkcası bu seride çok şansları yok. İçeride çok iyi oynadıkları için içeride maç alabilirler ancak deplasmanda maç almaları çok çok zor. Joe Johnson'ın kendine gelip ekstra bir performans göstermesini bekliyorum. Gerçi yapabilecekleri en fazla şey 2 maç almak olur. Tahminim 4-1 Cleveland alır.


Los Angeles Lakers - Houston Rockets : Lakers için Portland yerine Houston gelmesi daha iyi. Rose Garden'daki galbiyet hasretimiz Galatasaray'ın Kadıköy'deki galibiyet hasreti gibi. Houston'da boş takım değil elbette. Kobe Bryant'ı bu ligde en iyi savunan oyuncu Battier'dır bana göre. Ayrıca Artest'in de olması Kobe için 48 dakika boyunca yoğun bir savunma anlamına geliyor. Kobe'nin rekabetçi ruhu onu takım oyunundan alı koymaması lazım. Artest'in laflarını pek önemsememesi lazım. Seride en önemli konu ise Pota aldında hangi takom üstünlük sağlayacağı. Lakers'ta Utah serisinin son iki maçında Lamar ilk beş başlarken Bynum benche oturmuştu. Ancak Yao'nun varlığı yüzünden Bynum tekrar ilk beşe yerleşir ancak kafa olarak kendisini toparlaması lazım. Hücumsa vereceği 10 sayı yeterli olur ama önemli olan savunmada Yao'yu ne kadar durdurabileceği. Bunun dışında Gasol - Scola eşleşmesi de çok kritik. Scola eğer Gasol'u savunmada sıkıntı çekerse o zaman bu seride hiç şansları kalmaz. Houston'da çoşmasını beklediğim Brooks karşısında Phil Jackson Shannon Brown'ı daha çok kullanmalı. Tahminim 4-2 Lakers alır.


Denver Nuggets - Dallas Mavericks : Serinin ilk maçı oynanmış ve Denver 1-0 öne geçmiş durumda. Dallas New Orleans karşısında beklediğimden daha iyi bir seri geçirdi. Formda gözüküyorlar ancak Denver daha formda bir takım ve daha komple bir takım. Bir sakatlık falan olmaz ise 4-2 Denver alır.

3 Mayıs 2009 Pazar

Beşiktaş - Fenerbahçe


Saat 12'de stadın etrafı ana bana günüydü. Taksim tarafından akın akın taraftar geliyordu. Şampiyonluğun habercisi demiştim, şampiyonluk kokuyor demiştim ama hala nefesimi tıkayan bir Sivas vardı. Dakika 20'de Sivas 1-0 öne geçince bu hafta da ertelendi dedim ama hemşerilerim affetmedi. 90 dakika sonunda sevinen taraf Kırmızı-Siyahlılar değil Siyah - Beyazlılardı...

Maç öncesi kadroları duyduğumda yine acaba dedim. Acaba dedim çünkü yine Ernst-Cisse ikilisi bozulmuştu. Bu ikili olmadığında puan kaybettiğimizi bile bile maça başlamak... Nedir bu inat, nedir bu balık hafıza?

Sıradan savunma hattı ve top yapamayacağı gün gibi ortada bir ortasaha. Bu değişimi bazıları yabancı kontenjanına bağlıyor ve Holosko ve Bobo'nun çift santrfor çıkabilmesi için birinin kesilmesi gerektiğini savunuyor. Kesinlikle katılmıyorum. Zapo zaten ilk onbir değil, kes Delgado'yu kur kadroyu. Hem çift forvet oyna hem de ikiliyi bozma...

Sivas'ın puan kaybı Beşiktaşlı oyuncuları motive etmediği gibi bir de motivasyonunu bozuyor. Çıkan takım Fenerbahçe'yi fazla küçümsemiş ve maça kesinlikle iyi hazırlanmamıştı. Ayağa pas yapabilen adam nerdeyse yoktu. Çökük ortasaha zaten yarı sahaya kapatıyordu Beşiktaş'ı. Hem yarı sahadan çıkamayınca hem de pas yapamayınca oyunun kontrolü Fenerbahçe'de oldu. Dönen topları Ernst'in dışında toparlayabilen yoktu. Takımı hücuma çıkarması gereken Delgado seneye ülke dışına çıksın...

Holosko attığı muhteşem gole rağmen kötüydü. Bobo hiç yoktu. Tello 3-4 haftadır kayıp, Delgado'nun bu takımda işi yok. Sivok savunmaya kaçıyor, Ernst hücumda tek başına. Bobo ve Holosko'nun bu kadar kötü oynayacağı tahmin edilemeyebilirdi ama Delgado'nun kapasitesi belli. Üstüne basa basa söylüyorum kapasitesi belli. Haksızlık etmiyorum, arada 2-3 maç 2-3 iyi pas vermiş olabilir ama başka ne yaptı. Delgado Türkiye'ye geldiğinden beri kaç maçı çevirdi? Maça Delgado ile başlamak kesinlikle yanlış, üstelik Cisse'siz...

Fenerbahçe'nin öne geçeçeği belliydi. Golün daha erken gelmesini bekledim, belki takım biraz toparlanır umuduyla. Gol Gökhan Zan'ın hediyesiydi. Biri bombayı bırakacaktı, en bombacı bıraktı...İkinci gol, Ali Bilgin'in iyi bir sağ bek olmasa da sağ bekte oynayan biri için iyi bir hücumcu olduğunun kanıtıydı. Rüştü çıkarsaydı iyi çıkardı derdim, çıkaramadı diye suçlamam...

Maçtan önce beraberlik pazarlığı yapmazdım ama 2-0'dan sonra 2-2 de iyi skor dedirtti. En azından ipin bir ucundan da Beşiktaş tutmuş olacaktı. Holosko kendi kişisel çabasıyla 2-1 yaptı ama devamı gelmedi. Devamı gelebilirdi aslında ancak Serdar- Ernst değişikliği ihtimalleri bitirdi...

Serdar'ın Burak Yılmaz'dan 2 tane farkını söyleyemez kimse. Beşiktaş altyapısından olmasa bu sene kesin giderdi, altyapıdan diye bir müddet daha Yasin Sülün misali bekleyeceğiz. Takımın ortasahadak tek basan adamı Ernst'i çıkararak hiçbir varlık gösteremeyeceğini 70 milyonun bildiği Serdar'ı oyuna alan Mustafa Denizli'ye alkışın en büyüğünü gönderiyorum...

Beşiktaş'ın bugün kaybetmesinin en büyük sebebi futbolcuların ruhlarını bırakıp sahaya çıkmış olmalarıydı...İkincisi ise Mustafa Denizli'nin balık hafızasıydı...

En düşük bilet fiyatını 70 TL'de tutan başkan, bizlere bu takımı mı 70 TL'ye pazarlıyorsun?

Son olarak Demirören-Yıldırım buluşmasının teorileri tutmadı. Yeni teorileri bekliyoruz...Kupa maçına kim yatacak? Galatasaray-Sivas-Beşiktaş üçlüsü hakkında bahisleri de ben açayım. Kim kime yatar?

Kaptanlar 2


Kaptanlar konusunda daha önce TSL'deki yabancı kaptanlardan bahsetmiştim. Ara pasını serinin ikinci yazısına atıp kaçmışım, arayı biraz uzun tuttuk ama serinin ikinci ayağını yazmak bugüne kısmetmiş...


EPL'de pazuband ada dışına pek verilmez. Biz kadar tutucu değiller ama onlarda da çoğunluk Britanyalılardır. 4 büyüklerin 3'ünün kaptanı İngiliz (Terry, Neville, Gerrard) Arsenal kadrosunda İngiliz bulundurmayı unutunca kaptanlığı da doğal olarak bir başkasına vermek durumunda kalmış. Febregas genç Arsenal'in genç kaptanı. 4 büyüklerde Arsenal hariç kaptanlığın Ada dışına çıkması zor. Chelsea'de Terry, Lampard, Joe Cole; Manu'da Neville, Rio, Giggs; L'Pool'da Gerrard, Carragher...


İngilizler genelde takımda kökleşmiş oyuncuya kaptanlık veriyor. Kökleşmeden kastım Bayrak adam olma yolunda ilerlemek. Ledley King, Martin Laursen, Richard Dunne, Dean Whitehead, Emanuel Pogatetz, Jonathan Greening, Ian Ashbee ve Ryan Nelsen gibi.


Bunun yanısıra başka takımlarda da olsa tecrübe kazanmış oyunculara da kaptanlık verenler var. Yıllarca Arsenal forması giyen tecrübeli defans Sol Campbell Porstmouth'un kaptanlığını yaparken, Newcastle United her yıl kadroyu yenileyince formayı L'pool efsanesi Owen'a verdi; gerçi Owen da 2005'ten beri siyah-beyazlılarda. Bir başka örnek de ismi Blackburn ile özdeşleşmiş Lucas Neill; Avustralyalı bugünlerde West Ham'ın kaptanlığını yapıyor. Hollandalı Melchiot ise hüç bir zaman birinci sınıf oyuncu olmamasına rağmen Premier Lig tecrübesiyle Wigan'ın kaptanlığını yapıyor.


Stoke City'de pazuband kendi çocukları Griffin'de. Bolton ise takımın bayrak adamı Kevin Nolan'ı NU'a kaptırınca kaptanlığı Kevin Davies'e verdi. Davies de Reebok stadının eski müdayimlerinden. Everton da ise kaptan bir diğer Neville...


Genel bakıldığında İspanyol Fabregas, Danimarkalı Laursen, Avustralyalı Neill, Yeni Zelandalı Nelsen, Avusturyalı Pogatetz ve Hollandalı Melchiot dışında hepsi ada topraklarında yetişmiş oyuncular. Kaptanların hepsi takımında oynayan oyuncular ve uzun süredir EPL'de ter döküyorlar. Genelde EPL tecrübeli oyuncular kaptan olarak sahaya çıkıyorlar. EPL'de sayısı oldukça fazla olsa da Fransız kaptan yok. Ayrıca İngiliz takımları Güney Amerikalıların disiplinsizliklerinin farkında olsa gerek...


Topu La Liga'ya atalım...