29 Nisan 2012 Pazar

Southampton EPL'de


Önüzümdeki yıl bu blogda adı daha sık geçecek. Futbolcu fabrikası 7 yıl aradan sonra Premier Lig'de. Hoşgeldiniz Saints...

28 Nisan 2012 Cumartesi

NBA Playoffları Doğu Konferansı Eşleşmeleri




Bulls vs 76ers
Philadelphia  sezon başındaki performansını ile nasıl herkesi şaşırttıysa sezon ortasından başlayan düşüşü ile de yine herkesi şaşırtmasını bildi. Öyle ki neredeyse playoff dışında bile kalıyorlardı. Bulls’un açık favori olduğunu söylemeye gerek yok. Rose’un kendine gelmesi için iyi bir seri olacaktır. Her ne kadar  Bulls favori olsa da bence maçlar geçen seneki Bulls-Pacers serisindeki maçlar gibi yakın geçecek.
Tahmin: 4-1 Bulls

Heat vs Knicks
Doksanların gözde rekabetlerinden birinin geri dönüşü çok iyi oldu. Knicks taraftarları kendilerine çok güveniyor. “KNIX IN SIX” sloganı ağızlarından düşmüyor. MSG’da inanılmaz bir ortam oluşacağından hiç şüphem yok. Favori tabi ki Heat ama maçlar hep yakın geçiçek ve Amare mucizevi bir şekilde iyi bir seri geçirirse belki bir sürpriz bile görebiliriz. Melo ve Lebron’un bir playoff eşleşmesinde karşı karşıya gelmesi mükemmel. Shumpert ve Novak gibi Knicks’in kritik rol adamları için de önemli bir test olacak.  
Tahmin: 4-2 Heat  

Pacers vs Magic
Pacers için tam bir piyango. Howard sezonu sakatlık yüzünden kapatması ile playoff Magic için anlamsız hale geldi. Açıkcası maç izlemeyeceğim seri varsa o da budur. Anlatacak pek bir şey yok.
Tahmin: 4-1 Pacers

Celtics vs Hawks
Celtics oyun aklı yüksek ve çok tecrübeli bir takım. Hawks ise atletik meziyetli oyuncularla donanmış fiziksel olarak iyi bir takım. Ben Hawks’ın yine normal sezonki performansını playofflara taşıyamayacağını ve Rondo’nun her sene olduğu gibi yine playofflarda oyununu bir seviye daha yukarı çıkaracağını düşünüyorum. Ev sahibi olması nedeniyle Celtics kolay olmasa da bu seriyi alır.
Tahmin: 4-2 Celtics  

27 Nisan 2012 Cuma

NBA Playoffları Batı Konferansı Eşleşmeleri





Spurs vs Jazz
Geçen sene Spurs Zach Randolph'tan çektiğini Al Jefferson'dan çekmezse serinin açık favorisidir. Spurs playofflara çok sıcak giriyor ve muhtemelen şuanda Nba'in en formda takımı. Utah beklentilerin üstüne çıktı ama nefeslerinin yeteceğini düşünmüyorum. 3. maçta evde oynamanın gazıyla bir maç alabilirler.
Tahmin : 4-1 Spurs

Thunder vs Mavericks
Geçen senenin Batı Konferansı Finalinin rövanşı. Thunder daha şanslı gözüküyor. Nowitzki sezon boyunca gösterdiği inişli çıkışlı formunu düzeltirse Dallas’ın bir şansı olabilir. Marion’un Durant ile iyi eşleştiğini düşünüyorum. Kidd’in yapacağı savunma katkısı önemli. Ayrıca iki takımdaki ekstra faktörler olan Harden ve Terry’nin performanslı serinin kaderinde önemli rol alacak.
Tahmin: 4-2 Thınder

Lakers vs Nuggets
Lakers için ne tarz oyun oynadığına bağlı bir şekilde zorlaşacak yada kolaylaşacak bir seri. Eğer pota altındaki avantaj unutulur ve tempo düşürülmeye çalışılmazsa seri 7. Maça kadar gider. Eğer pota altında Bynum ve Gasol sıklıkla kullanılırsa belki bir süpürme görmeyiz ama Lakers 1 maçtan fazla kaybetmez. Burada Lakers için Kobe’nin olgunluğu, Bynum ve Gasol’ün agresifliği, Sessions’ın takımı yönetme becerisi ve Mike Brown’ın koçluğu önemli etkenler olacak. Denver’da Chandler ve Rudy’nin olmaması büyük kayıp. Artest’in yokluğunda Lakers için bence olabilecek en iyi serilerden biri.
Tahmin: 4-2 Lakers

Grizzlies vs Clippers
Saha avantajı Clippers'da ama ben Grizzlies'ı favori görüyorum. Pota altı daha çok yönlü ve efektif olmasının yanında Clippers'ın Rudy Gay'e bir cevabının olmadığını düşünüyorum. Chris Paul'dan büyük bir performans beklesemde çabasının yeterli olmayacağını düşünüyorum.   
Tahmin : 4-2 Grizzlies

 

 

26 Nisan 2012 Perşembe

Darwin Quintero



Santos Laguna'dan Darwin Quintero'yu tanıyorsanız FM 2012 oynuyorsunuz demektir. Bir başka ifadeyle FM 2012 oynuyorsanız ve bu adamı tanımıyorsanız ya biraz da underdog takım alarak oynamayı deneyin ya da oyunu kapatın gitsin.

Santos Laguna ile Monterrey arasında oynanan maçta bizim Quintero'nun içine İlhan Mansız girmiş. Hakemin içine de Bünyamin Gezer.

Şampiyonlar Ligi Yarı Finali / Favoriler Kaybetti

2012 Nisan'ının ikinci yarısına bir de Maya Takvimi'nden bakmak lazım. Barcelona'nın Nou Camp'ta, Real Madrid'e boyun eğmesinin ardından küçük şaşkınlığı Galatasaray Fenerbahçe derbisinde yaşadık. Hoş o maçta belki skor değil de, oynanan oyunun karşılığında bu skorun alınmış olması şaşırtıcı ve enteresandı. Ve son olarak da Barcelona ve Real Madrid'in Chelsea ve Bayern Munih'e elenmeleri ve finale kalma şansını kaybetmeleri.

Sürprizlerle dolu bir Nisan ayını geride bırakmak üzereyiz. Önceki gün Chelsea, Beyaz otobüsü kale önüne parketti ve Barça'ya geçit vermedi. 1-0'ın avantajını koruyacağını hiç düşünmüyordum. Daha doğrusu rakip Barcelona olunca o ilk maçta alınan skor tolerans içinde kaybolur diye düşünüyordum. Maç da öyle başlamıştı zaten. Barça için sürekli "5 dakika içinde gol gelir" diyorduk. Bir yerde geldi de. Sonra Chelsea'nin 10 kişi kalması ve ardından Katalan ekibinin 2-0'ı yakalaması maç koptu dedirtti ama o anda Ramires sahneye çıktı ve Maviler'i umutlandırdı.

İkinci yarıyı parça parça izleyebildim. 10 kişilik Chelsea "Çanakkale Geçilmez" i oynadı. Barcelona üretkenlik problemi yaşıyordu. Ürettikleri pozisyonları da bonkörce harcıyordu. Ream ve ardından Chelsea maçlarında alınan skorlar Barcelona için bir problemi ortaya koydu. Kapalı savunma nasıl aşılacak? Barça'nın buna ciddi ciddi çalışması gerekiyor. Evet sezon boyunca en fazla 3 maçta bu sıkıntıyı yaşarsın ama o 3 maç sana 2 kupaya patlar.

Barça'nın elenmesinin ardından bu kez gözler diğer maça çevrildi. Mourinho, eski kulübü Chelsea'nin karşısına geçmek istiyordu. Abramovich'e ben buradayım demek istiyordu. Hatta Portekizli'nin final maçı öncesi konuşması bile hazırdır. Diğer taraftan finale eksik gidecek Chelsea iştah kabartmıyor da değildi. Bu turun galibi finalde favori olacaktı. Real maça iyi de başladı. Biri penaltıdan gelen iki Ronaldo golü bir anda tüm istatistikleri İspanyollar lehine çevirdi. Ronaldo'nun gol attığı maçlarda kaybetmeyen Man Utd ve Real Madrid, Ronaldo'nun 2 gol attığı 40 maçı da kazanan Real Madrid vardı. Geç Ronaldo'yu skor 2-0'dı zaten. 3. gol fişi çekerdi. Ana maçın 3. golü Robben'in penaltısından geldi. 2-1 maçı da kilitledi. İki takım da çekine çekine gitti rakip kaleye.

Uzatmalarda Mourinho turu istedi, Bayern penaltıları. En azından sahadaki oyun böyleydi. Bayern'in istediği oldu. Almanlar'ın penaltılarda kaybedeceğini kaç kişi düşündü bilmiyorum. Casillas'ın kısa kaleci oluşu Madrid için dezavantajdı bir kere. Diğer tarafta da 1.94'lük Neuer varken iş daha da ciddiye biniyordu. İlk penaltıya gelen Ronaldo atamayacağım diye geldi. Kaka'nın da şaka yapması Madrid'de moralleri hepten bozdu. Diğer taraftan Bayern 2'de 2 yapmıştı. 3. penaltılarda Casillas sahneye çıktı. İki penaltı üst üste kurtardı ve ibre tekrar Real lehine dönüyordu. Ta ki Ramos'un saçma penaltısına kadar. Neden Ramos?

Bastian son penaltıyı gole çevirdi ve final biletini aldı. Final Allianz Arena'da. Bu bağlamda kötü bir final oldu. Ev sahibi kupada finalist. Hikayeli ama kötü bir eşleşme olduğunu düşünüyorum. İki takım da burayı sonuna kadar haketti. En azından temiz geldiler. Final öncesi heyecan az ama bu kötü maç olacak demek değil.

Nou Camp Deplasman Tribünü


 
Maç bitmiş, ev sahibi çoktan terketmiş stadı ama Chelsea taraftarı tadını çıkarmaya devam ediyor.

24 Nisan 2012 Salı

2. Baskı

Sport, sabahki kapağını değiştirmiş. Soldaki ilk baskı, sağdaki ikinci. Sizce neden?

23 Nisan 2012 Pazartesi

Premier Lig'de Kartlar Yeniden Dağıtıldı


Premier Lig, bu sezon da geçmiş sezonların güzelliğini aratmıyor. Sezon bitmek üzereyken yine heyecan dorukta. Zirvede her zamanki gibi Manchester var ama bu sefer rakip şehrin diğer ekibi City.

İkinci yarıya 5 puan geride giren ManU, ard arda aldığı galibiyetlerle puan farkını bir kaç hafta öncesinde 8'e kadar çıkarmıştı. Wigan mağlubiyeti -ki son dönemlerdeki en kötü oyununu oynamıştı o maçta- puan farkını 5'e düşürdü. Gelecek hafta City deplasmanına gidecek Man Utd için bu maç kritikti. Everton son haftaların formda takımıydı ve ManU'nun kalan maçları arasında City'den sonra en zor maçtı. Kayıpsız atlatmak büyük önem taşıyordu. Hele hele Etihad'a 3+ puan önde gitmek kafaları çok rahatlatacak ve baskıyı hafifletecekti.

Maça Manchester istediği gibi başlayamadı. Wigan karşısındaki kadar kötü değildi belki ama o beklenen Manchester da yoktu sahada. Jelavic'in piyangodan çıkan golü takımı kendine getirdi. Haftalardır kayıp olan Nani'nin iyi ortasında formda golcü Rooney iyi vurdu kafayı. İlk yarı 1-1 bitti. 5 dakika daha olsa 2-1'e de gelebilirdi skor.

O ikinci golü, ikinci yarıya bıraktılar. Welbeck'in üthiş kontrolü ve muhteşem şutu skoru 2-1'e getirdi. 2-1'deyken bile Manchester gol arıyordu. Everton'un direnecek gücü yoktu adeta. Son yarım saate girilirken bu sefer Nani sahneye çıktı ve 3-1 oldu. Nani'nin golünün hazırlanışı ise bir ManU klasiğiydi. Bu sezon bunu çok yaptılar. Kırmızı şeytanlar iyice rahatladı derken Fellaini'nin iyi şutu geldi. Everton 1.5 pozisyondan 2 gol çıkarmıştı. Maç boyunca gollerin dışında 2 iyi şut hatırlıyorum. Onun dışında hücum organizasyonu dahi yoktu.
3-2'den sonra pis bir golle 3-3 olur mu derken Rooney 4. golü buldu. 4-2'den sonra artık kaç-2 biter maç diyorduk. Hatta Evra'nın pozisyonu direkle sonuçlandı. O pozisyon fişi çekebilirdi. O fiş çekilmedi ve bitime 7 dakika kala Jelavic yine sahneye çıktı. İyi çıkan Everton temiz ayaklardan iyi faydalanıyordu. 4-3 Manchester'ı diken üstünde tutuyordu. Gerçi maç çok da 4-3 devam etmedi. Golden 2 dakika sonra 4-4'ü Pienaar ile buldu Moyes'in talebeleri.

Rio'nun 90+'daki şutu gol olsa farklı şeyler konuşuyor olurduk ama maç 4-4 bitti ve City'nin de galip gelmesiyle puan farkı 3'e indi. Gelecek hafta Manchester derbisi var. İlk yarıda 6-1 bitmişti maç. Sonrasında oynanan kupa maçında 3-2'lik galibiyeti alan ManU'ydu. Ancak ona rövanş diyebilir miyiz emin değilim. 6-1'in rövanşı ne olur? Beraberlik bile yeter rövanşı almış olmak için. Gelecek hafta sonunda ManU hala zirvedeyse, bir daha zor bırakır. Zira City'nin önünde bir Newcastle maçı var ki Newcastle'ın UCL heyecanı devam edecek gibi görünüyor.

Peki ya City kazanırsa. Şu anda 6 averaj önde. İngiltere'de averaja bakılıyor. Ligin geri kalan maçları tenis maçına döner. Arada Ankaragücü gibiler bile çıkabilir. Böyle olursa, şampiyonluk kime giderse diğeri çok konuşur. EPL'nin 8-0'ları yıllarca hatırlanır.

22 Nisan 2012 Pazar

Batigol & Raul & Ronaldo

 Bu furyayı Batigol başlatmıştı. Daha sonra Raul bayrağı Batistuta'dan almış ve geleneği devam ettirmişti. Yıllar sonra dün sahneye Cristiano Ronaldo çıktı. Bu sefer "Sus" demedi. "Sakin ol" dedi.

Barcelona 1 - 2 Real Madrid



Maç başlarken nedense birçok kişi Barça'yı favori görüyordu. Bense eğer Mourinho'nun Barça maçlarındaki 3 önlibero tercihinden vazgeçerse Real'in şansını oldukça yüksek görüyordum. Özellikle Guardiola'nın savunma tercihleri ve maç kadrosunda Tello ve Thiago isimlerini gördükten sonra inancım daha da arttı.

Real maça iyi başladı ve golü atana kadar hiç kapanmadan baskılı oyununu deva ettirdi. Golden sonra çekildiyse de Messi-Xavi-İniesta şeytan üçgenini 1 pozisyon hariç çok iyi kontrol etti. Burada Pepe'nin kendi pozisyonunda oynaması ve Ramos'un stoperde ona eşlik etmesi önemliydi. Xabi de bu ikiliye çok iyi yardım etti.

Barça da Guardiola için söylenecek çok şey var. Bir kere Pique'nin oynamaması büyük skandal. Ne Mascherano ne Puyol hiçbir konuda Pique'den daha iyi değiller. Özellikle Barça eşitliği sağladıktan sonra bence bir anda heyecan yapıp savunma disiplininden koptular ve bir kontra golü yediler.Pique olsa savunmanın o pozisyonda bu kadar dağılacağını düşünmüyorum. Thiago ile Tello ile maça başlanması da çok büyük riskti ve Guardiola'nın elinde patladı. Hem Pedro hem Alexis'in yedek klübesinde kalması anlaşılacak bir durum değil. Thiago oyunda hiç gözükmüyorken Tello da girilen pozisyonlarda hep olumsuz  hareketler yaptı. Xavi'nin oyundan çıkması da çok sorgulanması gereken bir karar.

Real açısından fiziksel avantaj ilk defa bir işe yaradı. Ölü topta Pepe'nin Adriano ile eşleşmesi sonucunda oluşan karambolde gelen gol bu anlamda çok önemliydi. Mesut ve Ronaldo'nun da ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Mesut'un verdiği şık pas ve Ronaldo'nun sonunda Barça maçlarındaki tutukluğunu kırması sonucu attığı gol de önemliydi. Özellikle golün çok kritik bir zamanda gelmesi ibreyi tamamen Real Madrid'e çevirdi.

Lig bu maçtan sonra bitti belki ama bu maç Ronaldo ve Madrid için şampiyonluğun çok ötesinde bir anlam taşımakla birlikte çok önemli de bir dönüm noktası oldu.

21 Nisan 2012 Cumartesi

TOTTANIC


Arsenal 0-0 Chelsea



Maç iki takım için de çok önemliydi ancak salı günkü Barça maçı olması Chelsea'in rotasyona gitmesine neden oldu. İçeride yarı yedek kadrolu Chelsea karşısında Arsenal doğal olarak favoriydi ancak maça hiç öyle başlamadılar. Daha sonra toparlansalar da istedikleri organize pozisyonları bir türlü yakalayamadılar. Koscielny'nin direkten dönen topu ile Van Persie'nin kaçırdığı iki net pozisyon ilk yarının en önemli anlarıydı.

İkinci yarı Gibbs'in daha çok çıkması ile Arsenal daha etkili olmaya başladı ancak Walcott'un şanssız sakatlığı ve Wenger'in anlamsız Rosicky-Diaby değişikliği takımı biraz frenledi. Alex Chamberlain - Andre Santos değişikliği işe yaradıysa da ben şüpheci bir bakış açısıyla bu değişikliğin Santos'u oyuna sokmak değil de her maç klasikleşen Alex Chamberlain'i oyundan almak için yaptığını düşünüyorum.

Chelsea'de Kalou,Torres ve Sturridge ileride hiçbir üretkenlik sağlayamadılar. Mata girince bir hareketlenme yaşandı ancak o da servis yapacak bir arkadaşını bulamadı.

Maçın Arsenal tarafında adamı kesinlikle Koscielny. Yaptığı yerinde müdaheleler derslik niteliğindeydi.Benim gözümde kesinlikle World Class bir stoper olmuştur. Chelsea tarafında ise yaptığı kurtarışlarla Cech takımını ipten aldı. 

Arsenal tarafında Robin Van Persie çok kötü bir maç çıkardı. Bu sezonki normal performansında bu maçtan hattrick çıkarabilecekken taraftarına saç baş yoldurdu. Aslında son haftalarda gösterdiği performans ile Football Manager'da görmeyi hiç istemediğimiz "goal drought" yani ülkemizdeki gazetelerden bildiğimiz "gol orucu" durumuna düşmüş durumda. Sezon başından beri takımı taşıdığı için artık fiziksel olarak yıprandı ve bence kötü bir Avrupa şampiyonası geçirecek.

Arsenal için Arteta'nın olmayışı da önemli bir eksiklik. Ramsey eski formuna bir türlü erişemediği için Arsenal'in son 2 ayda yaptığı çıkışın en önemli pay sahibi olan Song-Arteta-Rosicky üçlüsünün etkinliği arandı. Hazır adı geçmişken Rosicky'nin de gösterdiği performans hakkında ayrı bir yazı gerekiyor. Sezon başında Amerika, Katar yada Rusya'dan bir takıma gider denilen Rosicky müthiş bir değişim gösterdi. 

Chelsea açısından Barça maçına bir sakat vermeden çıkmak çok önemliydi. Yenmesi gerekiyorsa da deplasmanda aldığı 1 puan hiçde fena değil. Arsenal'in ise içeride böyle yakaladığı bir Chelsea'yi yenip şampiyonlar ligi biletini koparması gerekiyordu.



20 Nisan 2012 Cuma

Yere Yatsana Yere Yatsana...

Chelsea Barcelona maçının yansımaları devam ediyor. Bizim maç izlediğimiz kanal kim ne kadar koşmuş istatistiği tutmaya devam ederken, adamlar muazzam bir saptamayla gelmiş. Kim kaç km koşmuş, kaleye nereden şut çekilmiş, maç sahanın hangi bölümünde oynanmış gibi istatistikleri çok gördük. Bunlar iyi yorumlandığında, oradan ekmek çıkar ama bu bilgi çok başarılı: Barcelona maçında Drogba kaç dakika sakat yatmış?

Dakika dakika Drogba'nın neden ve ne kadar süre yattığını hesaplamışlar. İçinde 2-3 saniyelik yatışlar da var, 1 dakikayı aşanlar da. İlk yarıda toplam 4 dakika 37 saniye ve ikinci yarıda toplam 1 dakika 53 saniye olmak üzere maç boyunca 6 dakika 30 saniye yerden kalmış Fildişili.

Hemen akla şu soru geliyor. Baba bu adam kaç dakika top oynadı ki? Cevap verelim: 3 dakika 18 saniye.

19 Nisan 2012 Perşembe

Barça Galibiyetinin Sırrı: Tenis Topu



Mata, Torres ve Luiz tenis topuyla şov yapıyor. Daha doğrusu Mata şov yapıyor, Luiz destek veriyor, Torres de izliyor. Başta ona da atıyorlardı ama adama top her geldiğinde videoyu kesmek zorunda kaldıklarından, topu ona atmamaya başladılar. En sonunda Mata topu eve götürüyor.

Chelsea 1-0 Barcelona

Barcelona Chelsea, özellikle bir kaç sezon önce Şampiyonlar Ligi'nde birbirleriyle eşleşmeseler haber oluyordu. Mourinho'nun Chelsea'si, bugünkü futbol anlayışını yavaş yavaş oturtan Barcelona ile sürekli eşleşiyordu. Kimi zaman Maviler, kimi zaman da Barça kazanıyordu. Maçlar başladığında favorisini net söyleyemediğimiz yıllardı.

Barcelona, o günkü oyununun üzerine çok şey koydu. Oyuncular yarım gömlek daha iyi, takım 1 gömlek daha iyi. Oyun anlayışı iyice oturmuş, belki de en önemlisi de takım kazanmayı ezberlemiş. Diğer taraftan Chelsea, o yılların ilerisinde değil. Kadronun önemli taşları aynı: Cech, Terry, Lampard, Drogba. Hepsi daha yaşlı. Diğer taraftan da daha tecrübeli. Takım formda değil, liginde şampiyonluğa oynamıyor. Kazanma alışkanlığından bahsetmek güç. Hocası ise emanetçi.

Tüm bunlar alt alta yazıldığında Barça turu geçer diyoruz. Barcelona, bu tezi doğrulayacak futbolunu yine oynadı. Ceza sahası etrafına dizdi Chelsea oyuncularını, tüm maç pas yaptı. Arada arkaya oyuncu kaçırdı, kanatlardan girdi, gmbekten denedi ama olmadı. Aradığı golü bulamadı. Maviler ise kontra bekledi -ki mantıklı olan da buydu- ilk yarının sonunda bir tane sıkıştırdı ve bu gole yattı. Chelsea'nin kontra 101 dersi niteliğindeki pozisyonunda, Drogba'nın golü Chelsea'ye 1-0'lık galibiyet getirdi.

Bu oyun anlayışıyla oynadı diye Chelsea'yi eleştirmek anlamsız. Belki isim isim baktığında iyi oyuncuları var ve iyi bonservis ödendi zamanında ama o oynayanların çoğu 5-6 yıl önce alınmış ve kariyeri kısmen düşüşe geçmiş oyuncular. Chelsea'nin yenilenemediğini blogda da yazmıştım. Bu kadro ile Londra ekibi yapabileceğinin en iyisini yaptı. Diğer taraftan doğrusunu da yaptı. Barcelona karşısında kazanmaya götürecek iki yol var. Ya çok iyi savunma yapacaksın ya da onlar gibi hücum edeceksin. Arsenal ve Inter (ilk maçta) topa sahip olup kazananlardan, onun dışındaki çoğu maçta, Real'in sıklıkla uyguladığı gibi Barça karşısında iyi savunma yaparak kazanmaya çalışan takım izliyoruz. Bunlar da tamamen başarısız olmamıştır ama tek tük iyi sonuç alabilmiştir.

2. maç öncesi favori hala Barcelona. Nou Camp'ta Chelsea'nin hem çok formda olması gerekiyor, hem de çok şanslı. Aksi takdirde işleri zor.

18 Nisan 2012 Çarşamba

RVP & Caldwell


Hafta arası oynanan Arsenal Wigan maçı sonrası Caldwell, RVP'nin elini sıkmak istiyor. RVP sol elini uzatıyor, Caldwell sağ elde ısrar edince ayarı yiyor. İngilizler için sağ elle tokalaşmak ile sol elle tokalaşmak arasında kültürün getirdiği ciddi bir farklılık yoksa, Caldwell gereksiz bir detaya girmiş.

17 Nisan 2012 Salı

Bayern Munih 2-1 Real Madrid



2000-01 Şampiyonlar Ligi yarı finali. Galatasaray'ı eleyen Real Madrid ile Manchester United'ı eleyen Bayern Munih...

Yıllar sonra iki dev yine bir yarı finalde eşleştiler. O zaman Real'i içeride dışarıda yenen Bayern finale yükselmiş ve finalde de bir başka İspanyol takımı Valencia'yı eleyerek kupaya uzanmıştı. Şuradaki 3 cümleden Leeds, Galatasaray, Galacticos, Cuper, Effenberg üzerine bir sürü hikaye yazılır ama konu farklı.

UEFA'nın Real - Barça finali istiyor zannı altında oynanan bir yarı final maçı. Real mutlak favori. Maça da öyle başladı zaten. İlk 10 dakika Allianz Arena'da bu iş biter dedim. Almanların zayıf savunma hattı Real2in iştahını iyice kabartmıştı. Real golü bulsa o maç zor dönerdi. Dünya üzerindeki en iyi kontra atak takımı, rakip Barça değilse 1-0'dan zor maç verir. Tabi bunlar yılın değerlendirmesi üzerine inşaa edilen yorumlar.

Real golü araken Ribery çıktı sahneye. Karambolde önüne düşen topa iyi vurdu ve Almanlar 1-0 öne geçti. Gol ofsayttı. "Scarface" topa vurduğunda Munihli bir oyuncu Casillas'ın açısını kapatıyordu ve ofsayttaydı. Gözden kaçtı. Hakem Webb ve ekibi olunca şaşırmadık.

Golden sonra Real oynar dedik ama olmadı. Almanlar daha iyi hücum etmeye, sahayı iyi parsellemeye başladı. Alman milli takımı Münih'te vucut bulmuştu. Sahada Real yoktu. Ronaldo yine büyük maç büyüsüne kapılmıştı, Di Maria, Holosko terk performansına devam ediyordu, Benzema'dan zaten beklentim yoktu. Geriden gelen Marcelo bindirmeleri de yoktu. Sahada hücumu yönetebilecek tek isim Mesut'tu. Zaten attığı golde de muazzam bir pasla biten atağı canlandırmıştı.

1-1 sonrası Almanlar daha da fazla bastırmaya başladı. Gomez'in tartışmalı bir penaltı pozisyonu ve bunun bir kaç dakika sonrasında gelen galibiyet golü. Almanlar 2-1 kazandı. Kağıt üzerinde hala tur için favori Real Madrid. İspanya deplasmanı çok zor geçecektir. Münih sahayı bu maçtaki gibi kontrol altına alabilirse finali cebine koyar ama bu çok zor olacaktır.

Diğer taraftan 1-1 Real için çok iyi bir sonuçken 2-1 risk taşıyor. Sezon boyunca çok fazla olmasa da tek tük kilitlendiği maçlara denk geldik. İspanya'da böyle bir maça denk gelirsek Madrid'in kupa hayalleri biter. Mourinho ise eleştirilmeyi hak ediyor. Aklında Barça maçı vardı. Bu maça gereken önemi gösterdiğini düşünmüyorum. Mesut'un oyundan alınması çok anlamsızdı. Tek top yapabilen adamı kesince kalp kan pompalamamaya başladı.

Bakalım haftasonu bu maça önem vermediğine değer bir performans izleyebilecek miyiz? 1 hafta sonra Real'de dananın kuyruğu kopar. Final + ligde en az 4 puan avantajıyla yola devam ederse herşey güzel olur. 1 puan fark ve kaybedilen final olursa gün kararır.

Irkçılık Algısı



Bu ülkede bir şeyleri eleştirmek çok zor. İşin dibinde algı yatıyor. Eleştirildiğinde tüm varlığı, benliği eleştiriliyormuş gibi algılıyor. Mesela ben Quaresma'nın savunmasını eleştirsem yüzlerce kişi çıkıp, adam müthiş dribling yapıyor bunu mu beğenmiyorsun der. E ama ben driblinglerine bir şey demedim ki. Algı çoğunlukla savunma yönünde. Birini överken de benzerlerine şahit olmuyor değiliz. Mesela Yıldırım Demirören'i övmek çok zor. Hani binde bir de olsa doğru iş yapsa övmeye korkuyorum. Kulübü bilmem ne kadar zarar sokmuş, şunu yapmış, bunu yapmış adamı mı övüyorsun. Adamı değil o yaptığı şeyi övüyorum. Çünkü bunu kişiden bağımsız değerlendiriyorum. Ben adam başarılı dedim mi? Hayır. E o halde... Eleştiri ve algı konusunda ciddi problemlerimiz var. Bu futbolumuzun problemi değil, sokağımızın problemi.


Diğer taraftan gündemimizi 2-3 gündür ırkçılık aldı. Çıkıp "Bu ülkede ırkçılık yok" demeyle olmaz. Irkçılıktan kastettiğimiz şey sadece siyah - beyaz ayrımı olmamalı. Bu ülkede Yunan, Rum, Ermeni insanları aşağılamak için kullanılıyor. Stadlarda da yaşadık bunları. Bu da futbolumuzun değil, sokağımızın problemi. Bunula ilgili daha önce yazmıştım. Şimdi tekrar aynı şeyleri yazmamın anlamı yok. Bilinçli ya da bilinçsiz, insanları ırkları üzerinden değerlendiriyoruz, onları küçük düşürecek şeyler yapıyoruz.


Diğer taraftan bunu kötü kullananlar da yok değil. Eboue eleştirildiğinde ya da bir tepkiye maruz kaldığında siyah olduğu için o tepkiyi görmüş gibi düşünülüyor. Oysa aynı tepki Emre'ye de gösteriliyor. Ama hani o siyahi ya, o yüzden ona tepki gösteriyorlar. Irkçılık yapıyorlar deniyor. E yok artık!



Irkçılık çok hassas bir konudur. Biz henüz çok farkında değiliz belki ama Avrupa bu konuda hassas davranmaya özen gösteriyor. Gözden kaçanlar, ihmal eidlenler olmuyor değil ama önemseniyor en azından. Bu konuda daha dikkatli olmalıyız. En ufak bir yanlış anlamaya dahi imkan vermeden davranmalı ve diğer taraftan olayı pozitif ayrımcılık noktasına da götürmemeliyiz.


Olaylara bakarken de şu taraftar kimliğimizi bir nebze olsun geri plana atalım. Emre & Zokora olayında Emre'yi savunmanın anlamı yok. Eboue'ye karşı Beşiktaş taraftarı tepki göstermesi ve sahaya yabancı madde atılması başlı başına suç ve cezalandırılması gereken bir olaydır ama olayın ırkçılıkla alakası yoktur.



Emre sebebiyle Fenerbahçelilere ırkçı olacak, Eboue'ye gösterilen tepkiler nedeniyle Beşiktaşlılar ırkçı olacak, Baros'un yıllar önce yaptıkları gün yüzüne çıkacak Galatasaraylılar ırkçı olacak, Mehmet Ali Yılmaz'ın Campbell hakkında söyledikleri hatırlanacak Trabzonsporlular ırkçı olacak. Herkes birbirine bel altı vuracak. Sonra neden yol alamıyoruz...

16 Nisan 2012 Pazartesi

Beşiktaş 0-2 Galatasaray / Hüseyin Göçek


Bu maça dair ne yazılabilir bilemedim. Süper final adını verdikleri play-off'a dair ne yazılabilir ondan da emin değilim. Muazzam bir gerilimle başlayan bir final serisi. Ve korkarım ki bunlar daha iyi günlerimiz.
Maça dair bir şey söylemek zor. Karşılıklı ataklar şeklinde geçen bir ilk yarı ve ortasahada kilitlenen bir ikinci yarı. 10 dakika Beşiktaş oynadı, 20 dakika Galatasaray, 15 dakika ortada ve ikinci yarıda tamamen kilitlenen bir oyun. Galatasaray istediğini aldı. Hatta belki de fazladan iki puan koydu cebe. İyi oynamadı ama doğru oyunu oynadı. Beşiktaş oldukça etkisiz kaldı ve bunu yapan Galatasaray'ın savunma anlayışıydı.
Maçın en çok konuşulacak ismi Hüseyin Göçek. Ne yazık ki ben de en fazla ona yer ayırdım bugün. Galatasaraylı olabilir. Bu taraflı maç yönettiğini ispatlamaz. Hakem dediğin adam futbolu seven biri olacaktır elbette. Futbolu sevip de takım tutmamak abes olurdu. Hüseyin Göçek Galatasaraylıdır, bir başkası Beşiktaşlı, Fenerbahçeli. Ben bugünkü yönetimi üzerinden eleştiriyorum. İnanılmaz kötü bir maç yönetti. Kararları bir kenara maçı da kötü idare etti.
Galatasaray'ın attığı gol net ofsayt. Bu, takımı geren ilk kurşun oldu. Sonrasındaki tutarsız kararları taraftarı çıldırttı. Çok net iki pozisyon hatırlıyorum. İkisinde de oyun 6-7 saniye devam ettikten sonra geçmişe dönük karar verdi. Birini oyuncular dahi hatırlamıyordu. Önceki pozisyon çoktan unutulmuştu. Bu kararlar skoru etkilemezdi ama seyirciyi tahrik etmeye yetti.
Verdiği saçma sapan sarı kartların yanında Quaresma'ya vermediği kırmızıyı da atlamayalım. Hakem hata yapabilir, zira o da insandır ama futbolcuların da bir insan olduğunu unutmamalı. Eğer futbolcudan sıfır hata beklersen, ben de hakemden beklerim. Göreceksin o zaman o ofsaytı derim.
Skora etkisi olmayan ama art niyeti belli eden son pozisyon da maçın uzatılması. 4 dakika zaten çok azdı. Buna rağmen 91'den 95'e kadar duran maçı 96'da bitirmek ne demek?
Taraftar çıldırdı. Herşeye rağmen sahaya girmek oldukça anlamsız. Girmeyeceksin o sahaya. Ne kadar sinirlensen de. Benin de tribünde çok sinirlendiğim maç oldu. Stadı terk ettiğim oldu ama sahaya girmeyi bir an olsun düşünmedim. Taraftar kendini kontrol etmeli. Saha kapama kesin. En az 1 maç. Söz konusu Beşiktaş olunca 2 ya da 3 de olabilir. Kombine alanlara ne olacak?
Eboue umarım bu topraklardan en kısa zamanda gider. Sahada rakibin nefret edeceği bir oyuncu haline geliyor. Şark kurnazı. Basit bir taç pozisyonunda bile taraftarı kışkırtabiliyor. Onun 2 dakikada atamadığı taçı, bir başkası 2 saniyede attı. Taraftar haklı demiyorum. Atmayacaksın ne atıyorsan ama Eboue'nin de bu provokatif tavırları beni çok rahatsız ediyor.
Henüz 2 maç geçti ve bir dünya olaya şahitlik ettik. Sonunu iyi görmüyorum.

Baba Hakkı



Beşiktaş’ın tarihini okuyanlar az çok bilir. En kötü ihtimalle ismini duymuştur bir yerlerden: Şeref Bey. Şeref Bey nasıl tariflenir bilmiyorum. Beşiktaş için çok önemli bir insandır demek oldukça bayağı kalır. Bildiğim şudur ki; Bugün Beşiktaş’ı tutuyorsak, bu renklere sevdalıysak, bunu öncelikle bu güzel insana borçluyuz. Şeref Bey, Beşiktaş’a futbol şubesini kurmaktan çok daha fazlasını vermiştir. Beşiktaş’ın bir stada sahip olması için büyük çaba sarf etmiştir. Hayatı yeni stadımızı görmeye yetmese de, ismi stadımıza isim olmuştur.


Peki, nereden çıktı Şeref Bey? Şeref Bey, Baba Hakkı’mızı Beşiktaş’a kazandıran kişidir. Baba Hakkı’dan bahsedip de, Şeref Bey’i anmadan geçmek olmazdı.


Bugün Baba Hakkı’nın ölüm yıldönümü. Bundan 23 yıl önce hayata gözlerini yuman en büyük Beşiktaşlılardan. Bizler adını efsane hikâyelerde duyduk. Kırmızı kart gören oyuncunun çıkmak için gözünün içine baktığını, deplasmandaki mağlup takımına devre arasında “Kazanmazsanız İstanbul’a yürüyerek gidersiniz” dediğini okuduk. Dönemin büyük kavgalarını çözdüğünü, herkesin ona büyük saygı duyduğunu ve onun adaletine inandığını öğrendik. Bizim için o ulaşılmaz bir insandı, bir beyefendiydi. Beşiktaşlılar için bir efsanedir o. Ağızlar açık dinlenen hikâyelerin kahramanıdır o. Fenerbahçelilerin Lefter’i, Galatasaraylıların Metin Oktay’ı sevdiği gibi sevdik onu. Onlar da bizim Lefter’i, Metin Oktay’ı sevdiğimiz gibi sevdiler Baba Hakkı’yı.

Bugün onun mirasına sahip çıkabiliyor muyuz düşünelim. O, Beşiktaş’ın unutulmaz futbolcusu, kaptanı, teknik direktörü ve başkanıydı. Futbolcularımızı düşünün, kaptanımızı, teknik direktörümüzü, başkanımızı düşünün. Sonra mirasına sahip çıkabiliyor muyuz onu düşünün. Kaç tanesini Seba'yı alnından öptüğü gibi öperdi düşünün.

Nur içinde yat Baba. Bizler senin mirasına sahip çıkamadık biliyoruz ama bil ki senin gibi düşünüyoruz. Beşiktaş’ı senin sevdiğin gibi seviyoruz.

Young Hollywood'a



Dün İngiltere'de yine bir hakem hatası vardı. Man Utd - Aston Villa maçının henüz başında eski Villalı Young ceza sahasında "Burak Yılmaz penaltısı" kazandırdı takımına. Ayağını rakibe doladı, kendini bıraktı. Bundan bir kaç hafta önce Carroll da eski takımına karşı benzer bir çakallık peşinde koşmuştu ama hakem yememişti.


Young için Hollywood kapıları açık görünüyor.

15 Nisan 2012 Pazar

Fenerbahçe 2-0 Trabzonspor / Olaylarla Başlayan Süper Final



Bir gün gecilmeli de olsa herkesin beklediği (!) Süper Final başladı. Puan deperi normal sezona göre 2 kat daha değerli olsa da lig içindeki derbi hissini uyandırdığını düşünmüyorum. En azından ben Galatasaray derbisinde lig içindeki kadar heyecanlı değilim. Diğer taraftan Fenerbahçe Trabzonspor maçı da ligdeki kadar ilgi uyandırmış değil.


Maç öncesinden başlamak gerekir. Oyun öncesi gerçekleştirilen "19 Mayıs terk" gösterilerinin anlamı yok. Eldeki malı güzelleştirmek için çabalanıyor ama nafile. Eşeğe altın semer vursan da eşek yine eşek. Kimse memnun değil bu uzatma dakikalarından ama zorla oynatılıyor. Teknik direktörler memnun değil, oyuncular gönülsüz, taraftar desen bıkmış durumda ama oynanıyor işte.

Daha 1 maç oynandı ama şimdiden akla gelen gelmeyen herşey oldu. Dün yağmur yüzünden ertelenen Beşiktaş Galatasaray maçı, bugün maç öncesi kareografi de başına makara düşen taraftar (Durumu ciddi görünüyor, ameliyat olacak. Umarım en kısa zamanda sağlığına kavuşur), Burak Yılmaz'ın burnunun kırılması (Umarım onun da ciddi bir şeyi yoktur) ve son olarak Emre & Zokora arasındaki ırkçılık gerilimi. Bununla ilgili netleşmiş bir şey yok ancak Emre'nin açıklamaları böyle bir söylemde bulunduğu yönünde.

Bu ilk maç özetle son dönemlerin en iyi Fenerbahçesi ile vasat bir Trabzonspor arasında oynanan bir maçtı. Sabah Stoch'un kadroya alınmaması soru işaretleri bıraktı ancak bugünkü kumarı Aykut Kocaman kazandı. Bugün puan kaybı olsaydı kellesi istenecek adam da o olacaktı. Stoch'u bir kenara bırakırsak, Fenerbahçe ideal 11'i ile çıktı. Diğer taraftan Trabzonspor da ideale oldukça yakın bir kadro ile sahadaydı. Maça istekli başlayan Fenerbahçe özellikle ortasahada rakibini sindirdi ve maça hükmetti. Bir sezon boyunca yatan Gökhan Gönül'ün dönüşü, hücumda da ekstra bir adam koydu oraya. Ortasahayı iyi kapatınca savunmaya da çok iş düşürmediler. Trabzonspor neredeyse hücuma çıkamadan maçı bitirdi. Volkan'ın kurtardığı bir pozisyon dışında uzaktan şutlar vardı. Şenol Hoca bu sefer dersine iyi çalışmamıştı. Rakibi göbekten delmeyi denedi ama Emre ve Baroni'nin iyi performansı buna izin vermedi. Özellikle Baroni bu kadar formdayken kanatları çok denememesi hataydı. Özellikle Gönül'ün hücuma fazla çıktığı sağ tarafa yüklenebilirdi.



Günün adamı Baroni'ydi. Fenerbahçe'nin bugün en underrated oyuncusu Baroni'dir. Net bir savunmacı ya da hücumcu olmayınca bu ülkede dikkat çekmiyorsun. Baroni'nin bu durumunu Eduard Cisse'ye benzetiyorum. O da değeri bilinmeyen bir adamdı, tıpkı Baroni gibi. Oysa Avrupa'da böyle oyunculara oyunun iki yönünü oynuyor deriz.

Bu maç Beşiktaş Galatasaray maçını da etkileyecektir. Galatasaray dün oynamış olsaydı Fenerbahçe'nin 5 puan önünde maça başlayacaktı ve belki de bunun biraz rahatlığı olacaktı ancak yarın sadece 2 puan önünde başlayacaktır. Bu kime avantaj getirir emin değilim ama Beşiktaş'ın dezavantajına olacak gibi geliyor.

Bu maçın skoruna sevinmek mi gerekir üzülmek mi bilemedim. Seviniyorum Trabzonspor puan kaybetti, üzlüyorum Fenerbahçe puan kazandı ve Şampiyonlar Ligi ön elemesi ihtimali zorlaştı. Peki Fenerbahçe kaybetse Beşiktaş yakalayabilir mi? Sanmıyorum. O yüzden skor Beşiktaş için iyi.

Keane & Clough

Roy Keane'in Nottingham Forest yılları. Keano, henüz Sir Alex ile tanışmamış. 20'li yaşların başında yeni yeni piyasa yapıyor. Yanındaki Brian Clough, ayın menajeri seçilmiş. Tarihin en büyük teknik direktörlerinden biri. Keane'in bu kadar iyi futbolcu olmasında kuşkusuz Clough'ın da en az Sir Alex kadar payı var.
Sene 93 olduğunda Clough hocalığı bırakacak, Keane ise Sir Alex'in Manchester'ına transfer olacak. Hikayenin gerisini biliyoruz.

Piermario Morosini


Bundan daha bir kaç hafta önce Premier Lig'de Fabrice Muamba saha içinde fenalaşmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Muamba şanslıydı, bugün hala aramızda çok şükür. Dün benzer bir olayı Serie B'de yaşadık. Bu sefer o kadar şanslı değildik ne yazık ki. Livorno'da kiralık oynayan Udinese'nin 25 yaşındaki oyuncusu Piermario Morosini maçın 31. dakikasında geçirdiği kalp krizi sonrası hayata gözlerini yumdu.
Bugün değil ama bir kaç gün sonra konuluşacak konu ambulasın hastaneye geç varması olacaktır. Ambulans, stat girişini bir polis aracının kapatması sebebiyle hastaneye olması gerekenden daha geç ulaşmış. Uzmanlar ise zamanında ulaşmak bile yeterli olmayacaktı diyor.
Çoğumuzun adını dahi ilk defa duyduğu bir genç, Piermario Morosini artık aramızda değil. İtalya'da bir süre futbol konuşulmayacak, tüm maçlar ertelendi. Bu tip olayların son dönemlerde daha sık olması ise işin dikkat çeken tarafı. Konu hakkında en ufak bir fikir sahibi dahi değilim. Düne göre değişen nedir bilmiyorum. Neyi yanlış yapmaya başladık bilmiyorum. Buna bir çözüm bulunmalı aksi halde boşa izliyoruz, yazıyoruz, okuyoruz...

13 Nisan 2012 Cuma

Anket - Yılın En İyileri

Normal sezon bitmişken yılın enlerini seçelim. Play-off'ta ne değişir bilmiyorum. Listeye ekleyemediğim Zokora alır götürür, Trabzon'u şampiyon yaparsa buradan tebrik eder, özür dilerim. Futbolcuların çoğu Süper Final oynayacak takımlardan. Anadolu'da gözden kaçan oyuncu vardır elbet. Olanlarla idare edelim lütfen...
Anketimiz için sağdan buyurun.

İş Başa Düştü

İş başa düşmüş görünüyor. Coventry City'nin hocası Gordon Strachan oyuna kendini alıyor. Maç sonu oyunculuğundan mı eleştirildi yoksa hocalığından mı merak ettim. Hoca oyuncu değişikliğinde hatalıydı, oyuna hiç girmemeliydi diyen oldu mu mesela? Ya da diğer oyuncular nasıl hissediyordu acaba?

12 Nisan 2012 Perşembe

Sadakat



Muntari, maç sonrası formasını çıkarıyor top toplayıcı çocuğa uzatıyor. Ama gel gör ki Chievo taraftarı çocuk kibarca formayı reddediyor. O çocuk ileride büyük futbolcu olur, bu video ortaya çıkar. Of of of.. Hikayeyi gel...

Daum ne ister?



Chistoph Daum'dan haber almayalı çok olmuştu. Genelde bu kadar sessiz kalmazdı. Çıkardı bir yerlerden. O seviyor bu ülkeyi ya da öyle davranıyor. Ben hala onun yine bir gün bu topraklarda hocalık yapacağını düşünüyorum.


Şimdi Club Brugge'de çalışıyor. Hala eşofmanında "Gazi" reklamı var. Hala o bıyığı duruyor. Saçlar da aynı. Biraz seyrelmiş o kadar. Playboy dergisinin Almanya baskısında "24 saatliğine birşey isteseniz ne isterdiniz?" diye sormuşlar (soruyu berbat çevirdim ama anladınız siz). O da kadın olmak isterdim demiş. Böylece onları gerçekten anlayabilirim diye de eklemiş. Allahtan eklemiş, yoksa büyük sıkıntı vardı.

11 Nisan 2012 Çarşamba

Poşete dikkat


Felipe Baloy. Bu ismi daha önce duyan kişi sayısı oldukça azdır. İşte bu adı duyulmamış adamın bende çok kötü bir anısı var.

FM 2012 oynarken, Moratti başkan teklifte bulundu: "Gel Mr. Koc, şu takımı şampiyon yap" dedi. Ben de kırmadım, geri çevirmedim bu nazik teklifi. Bilirsiniz İtalya'da her sene 2 yabancı alabiliyorsunuz. Göreve gelir gelmez teknik ekiple bir toplantı yaptım. Takımın eksiği gediği nedir masaya yatırdım. Hücum hattı zayıflamıştı, haliyle buraya transfer yaptım. Önce Willian ile anlaşma sağladık, sonra da bu takıma yıldız lazım dedim Hulk ile anlaştık. Anlaşmalar tamamlandı, transfer sezonunun açılmasını bekliyordum. Transfer sezonu açıldı. Meğer eski hoca devre arasında 2-3 oyuncu ile anlaşmış. Haliyle önce onlar geldi. Bunların arasında Baloy da vardı. Sonra Willian da geldi. Hulk da geliyordu ki...

Geçmiş olsun. Baloy ve Willian ile yabancı kontenjanı dolduğu için Hulk'u alamadık. Otur ağla. Baloy kim lan! "Sen Inter'sin büyük düşün" değil mi ya? İşte Baloy'un bende böyle bir hikayesi var. Bu adamın yüzünden Hulk'u alamadık.

Baloy'un görünce aklıma geldi, anlattım hikayemi. Tecrübeli oyuncu minik bir taraftarla fotoğraf çektirmiş. Elde de poşet. İçine dikkat. Playboy dergisi...

Fabregas Survivor'da



İngiliz bloguna düşmüş. Benim dikkatimi çekmemişti açıkçası. Adamın adını sanını bilmiyorum. Fabregas dibimizdeymiş de farkında değilmişiz.

10 Nisan 2012 Salı

Fantastik "Kötü" Çocuk Balotelli



Balotelli bu bloga çok kez konuk oldu. Hiçbirinde de şurada iyi anmadım onu. Belki 2-3 yıl önce daha parlamak üzereyken geleceğin altın çocukları kapsamında övgülere nail olmuştur. Rengimi baştan belli edeyim ben Balotelli'den haz etmiyorum.


Balotelli, Batuhan'ın yoğunlaştırılmış hali gibi geliyor bana. Çok çok daha yetenekli -ki Batuhan'da çok ciddi bir düşüş var-, daha büyük problemleri var. Mental sorunu var, kontrolsüz, dengesiz. Bu ve benzeri bir iki sıfat daha ekleyebiliriz. Zaten Mancini de bunun farkında ve son açıklamalarında Balotelli her an bizi 10 kişi bırakma riski taşıyor ama her an gol atabilecek bir oyuncu dedi. Sonuna kadar haklı. Futbol yeteneğine tek kelime edemeyiz.


İyi bir mentöre ihtiyacı var demek burada anlamsız kalabiliyor. Jose Mourinho bile ona ilaç olamadı. Jose belki sevimsiz biri ama oyuncuları onu hep sevmiştir ve hep yakın durmuştur (Real'deki bir iki istisnayı ayırıyorum zira onlar bambaşka sebeplerle gelişen gerginlik). İyi de bir terapisttir Portekizli. Balotelli'nin üzerine de düştü ama Mario onu da hayal kırıklığına uğrattı.


Mancini'nin işi çok daha zor. Daha az lider bir hoca ve Balo'nun sorunları yeteneğiyle birlikte büyüyor. Egosu, şimdiden Jose'ninkini geçti neredeyse.




Mario'nun problemlerini burada uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. İki gün önceye dönüyoruz. Arsenal maçı ve 4 sarı, 2 kırmızılık maç. Balotelli tek başına bunları başardı. Maç boyunca biri bacak kırmaya, aylarca sakat yatırmaya teşebbüs olmak üzere 4 kez sarı kartla 2 kez de kırmızı kartla cezalandırılabilecek pozisyon yaşadı. Song'un bacağına girdiği pozisyonun videosunu izlemek bile ürkütüyor beni.


Maçın sonlarına doğru ikinci sarıdan kırmızıyı gördü. 3 maç cezayı cebine koydu şimdiden. Artık özellikle Song'a girdiği pozisyonun cezası bekleniyor. FA bunları cezasız bırakmaz. Hatta 9 maçlık bir ceza konuşuluyor. Mancini kalan 6 maçta ondan umudu kesmiş görünüyor. "6 maç kaldı ve o oynamayacak" dedi. Elde forvet çok, City için sıkıntı değil.


Balo'nun gelecek yılı ise tehlike altında. Mancini, "gelecek yıl bizimle olup olmayacağını bilmiyorum" dedi. Tabi burada Mancini gelecek yıl hala bu takımın başında olur mu sorusu akla geliyor. Mancini'yi bir başka yazıya sakladım.

At bakayım o topu genç!



Madem çocuklardan gidiyoruz devam edeyim. Bu sefer başroldeki çocuklar değil. 1961 yılı, Ferenç Puşkaş mahallenin çocuklarını etrafına toplamış kaç sektirebileceğini gösteriyor.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Bir zamanlar şampiyonduk



                                                            Benzema - Ben Arfa - Nasri

Manchester'da çocuk olmak


Danny Welbeck... Benim için çok duygusal bir fotoğraf ve video. O küçük çocuk bugün Man Utd'da ilk 11 oynuyor. Altyapı dediğin şey lafta kalmıyor bu şehirde...
Bu arada adam futbolu üstatlarından öğrenmiş.

7 Nisan 2012 Cumartesi

Keyif

Fotoğraf 72 yılına ait. Best, sezonu bitirmiş keyif sürüyor. Yatta arkadaşlarıyla birlikte...

Neresinden Tutalım?



Play-off'a en çok üzülen takımın Galatasaray olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hiç de öyle değil. Beşiktaş taraftarı da en az Galatasaray taraftarı kadar çok üzülüyordur. Sarı-kırmızılılar haftalar öncesinden şampiyon olabilecekken, bunu ertelediler ama Beşiktaş için dün, bu çile bitecekken bir süre daha devam edecek.


Hafta arası Carvalhal önce Lig TV'ye sonra da NTVSpor'a konuştu. Lig TV asıl sorulması gereken soruya çok yaklaştı ama ıskaladı. "Bu kulübe teknik direktör olarak gelmediniz. Tayfur Havutçu'nun yerine geçici teknik direktör oldunuz. Tayfur Hoca geldiğinde gideceğinizi biliyordunuz. Bunu bile bile geldiniz ve şimdi o teknik direktör oldu diye gidiyorsunuz. Oysa Scout olarak gelmemiş miydiniz? Neden şimdi o göreve devam etmiyorsunuz?" Bu soruyu birileri sordu mu bilmiyorum. Bilen varsa beni de uyarsın. Bu sorunun cevabı basit olabilir ama cevap bize çok şey verir. "Plansızlık ve yalan" çıkar bunun cevabından...

Carvalhal buraları çok sevmiş belli ki. Biz de onu sevmiştik, eleştirirken bile bazen sevgimizin koruması altına girmişti, öyle eleştirmiştik. Zaten son noktada neyi eleştiriyorsak. Beşiktaş'ın zor durumunda taşın altına elini sokmaya gelmiş bir adamdı nihayetinde. Güzel insan buralardan gitti. 1-2 yıla bir başka Türk takımı getirir. Beşiktaş'taki günlerinden daha başarılı olur ama yine de buralarda tutnacak kadar iyi iş çıkaramaz.





Teknik direktörü değiştiğinde takımlar farklı oynar. Yeni hoca gazı vardır. Yok arkadaş Tayfur'da olmuyor bu. Maçın tamamını izleyemedim ama ara ara kaçamak yapabildim, Karabükspor net iyi oynadı. Bu maç için beklentim sadece yeni hoca gazıydı. Yoktu. Şimdi kadronun, şunun bunun da eleştirilecek yanı var da neyini eleştireceğim Allah aşkına.


Tarihin en saçma sezonlarından birinin sonuna yaklaştık. Neresinden tutarsak elimizde kalacak bir sezon işte. Kurallar o anlık koyuluyor. Sonra değiştiriliyor. Akla mantığa uygun olmasına bakılmıyor. TFF bir başka leyla, Beşiktaş bir başka. Olan taraftara oluyor. Ömürden ömür götürüyor. Seneye de bu sisteme devam edilebilecekmiş, şimdi bunlar konuşuluyor. Ben de bir alemim, ne konuşulacaktı "futbol akademileri" mi konuşulacaktı sanki...

2 Nisan 2012 Pazartesi

Dibi Görelim Artık!

Hikaye biraz geçen sezondan başladı. Öncesi de vardı aslında. Beşiktaş'ın kaptanı uzun süre yine Beşiktaş'ta yardımcı hocalık yaptıktan sonra ilk kez birinci adam olacaktı. Bazıları birinci adam olamaz ama bu hikaye öyle bir hikaye değil. Keşke onu anlatıyor olsaydım da şimdi Queiroz'dan, Henk ten Cate'den bahsetseydim.

Hikaye çok daha sığ. Denemedik yanlış yöntem bırakmayan Demirören son olarak Real Madridleşmeyi deniyordu ve "Galacticos" un başına Real'in "Sarı Melek" i Schuster'i getirmişti. Alman hocanın kadrosu da iyiydi.En azından isim isim bakıldığında iyiydi. Schuster bir sistem de denedi ama olmadı. Olmadı demek için erkendi aslında. Rötuşlarla düzeltilebilir, lige modifiye edilebilirdi. Peki buna fırsat verildi mi? Hayır. Çünkü kan değişikliği her zaman iyidir bu topraklarda. Herkesin dilindedir istikrar ama fiiliyatta boştur. Yoktur karşılığı.


Schuster gidince, yerine "caretaker - emanetçi" olarak Tayfur Havutçu göreve geldi. E ama tüm kadro Schuster'in oyun planına göre kurulmuştu. Ya da öyle mi yapılmıştı? Tayfur hoca ile devam edildiğinde sistem değişmeyecek miydi? Dolayısıyla oyuncular... Bahsettiğimiz takım Ajax olsa bunları konuşuruz, yazarız ama ne sisteminden, ne taktiğinden, ne stratejisinden bahsediyoruz? Vizyon adı altında getirilen Schuster gitti, geriye ne kaldı?


Vizyon değişti. Ama enteresan tarafı kadro yapısı değiştirilmeden vizyon değiştirildi. Yine Q7'li, Almeida'lı, Simao'lu, Guti'li kadro ama hoca ve sistem farklı. Bilmem belki de ön yargılıyım. Belki Tayfur Hoca'nın da kafasındaki şablonda bu oyuncular vardır.


Yeni sezona Şairler Parkı'nın deyimiyle Beşiktaş'ın sahte çocuğu Tayfur Havutçu ile giriyorduk. Kadro korunmuş, takviyeler yapılmıştı. Hoş hocanın her ilgilendiği ya da zorla ilgilendirildiği oyuncular alınmamıştı. Fenerbahçeliler, Trabzonlular tapelerde şike ararken ben Tayfur Hoca'nın, sıfatı dahi net olmayan adamla mesajlaşmasını, telefon konuşmasını utançla okuyordum. Kendi oyuncusuna hakaret eden adama sessiz kalan, üstüne bir de kendi hakaret eden, belki de iftira atan hoca. Onları okuduktan sonra ben "Aklanın gelin" demiyordum. Git Tayfur Hoca, gelme diyordum.


Şike yapmış, teşebbüs etmiş, yapacakmış ama yapmamış falan.. Bu kısmı beni ilgilendirmiyor. Hukuki süreç devam ediyor. Kararı mahkeme versin. Tayfur Havutçu benim vicdanımın mahkemesinde sınıfta kalmıştır. Bu sebeple onu hiç bir türlü bu kulübün içinde görmek istemem. Taraftarı olsun, alsın kombinesini izlesin maçını ama yapmasın daha fazlasını. Çünkü her fırsatta dillendirdiğimiz ama hayatın en yalan duruşu olma yolunda hızla ilerleyen o "Beşiktaş'lı duruşu"na ihanet etmiştir o.

Süreç devam ederken tahliye edilen isimler arasında o da vardı. Bu kulüp hoş gelmişşin diye açtı kapıları ona. Oysa bir teknik direktörü çoktan bulmuştu. Koskoca Beşiktaş hocasız kalacak değil ya. Carlos Carvalhal, yardımcı antrenör olacak, scout olacak, futbol şube sorumlusu olacak, yok yok çaycı olacak, mentor olacak derken bir şekilde girdi o kapıdan. Tayfur Havutçu gelene kadar da takımın başında kalacak dendi. Anlam veremedik ama hiç birşeyin normal gitmediği ligde bunu da anlamsız karşılamadık. İyi hoca, kötü hoca tartışılır. Ben oyun istemini çok beğenmiyorum açıkçası. Ancak bu zor günlerde elinden gelen gayreti gösterdiğinden de şüphem yok. Diğer taraftan iyi de bir insan. Gaziantepspor maçında attığı deparı biz unutmayacağız mesela. Sempatik, güleç, espri yapan, sıcak bir insan. Beşiktaş teknik direktörü olmak için bunlar yeterli değil ama zaten bu adam da ben teknik direktörüm diye gelmedi.


Tekrar hikayenin kesiştiği ana gelelim. Tayfur Hoca hapisten çıkıyor ve dükkana geliyor. Benim dinlenmeye ihtiyacım var de, çekil. Ama öyle yapar mı? Böylesi bir olgunluğu gösterecek adam zaten kalede kim oynayacak diye ona buna sorup bıdıklanmaz. Paşa geldi. Yönetim de sahip çıkacak ya evladına. Sportif direktörü çıkardılar başımıza. Bu adam ne yapacak bilen yok. E sportif direktör işte abi. Ne iş yapar? Oyuncu izler, rapor verir falan. E bunu hocanın yardımcıları yapıyor zaten. Real'deki sportif direktör, Chelsea'deki sportif direktör ise çok farklı. Adı aynı, gerisi farklı. Bizim ülkede sportif direktör yedek teknik direktördür. Net!

Sportif direktör olduğun gün, Carvalhal kötü sonuç alırsa kapının önüne konur dedim. Bunu diyen tek kişi de ben olamam. Beşiktaş'ı az çok takip eden insanların yarısı bunu kestirmiştir. Nitekim de öyle oldu. Play-off öncesi Portekizli gitti, taze kan geldi.
Bu arada cümle doğru. Portekizli gitti. Hocam hani bu adam Tayfur hocanın yardımcısı olacaktı, oyuncu izleyecekti. Onun için getirmediniz mi yoksa? Bu da mı yalandı yoksa?


Evet bu da yalandı. Bakalım daha ne yalanlar çıkacak. Gün geçtikte daha da kötüye gidiyoruz. Derdimiz şampiyonluk değil mali yapı dedik. Daha büyük dert olmaz dedik ama şimdi sevilen karakterleri de kaybediyoruz. Oldu olacak Necip'i, Muhammed'i falan da satın da tam olsun. Kim bilir belki onları da satmışlardır. Fon almıştır belki hisselerini. O zaman yıkın stadı bırakalım bu işi. Bilmem belki onu da yıkıp Beşiktaş'tan daha müsait bir yere taşırlar. Dibe gidiyoruz. Ama görelim artık şu dibi...

Newcastle United 2-0 Liverpool / Bu Hakemlerle LG 3D TV Kazanılmaz

Dünkü Newcastle United - Liverpool maçı benim adıma çok önemli bir maç olmak üzereydi... Yan hakeme takıldık...


Dünün tartışılan ofsayt pozisyonu Sow'un pozisyonudur ama benim için Cisse'nin pozisyonu çok daha kritikti. Blog İdman Yurdu'nun "LG ile 3D futbol keyfi" organizasyonuna katıldık. Sağolsunlar güzel organizasyon yapmışlar. Hediyesi de 3D LG TV'ydi. Skor ve golü atanı bilmek yetiyordu. İngiltere Ligi'ne yakınım. Maçı Newcastle'ın kazanacağını tahmin etmek güç değildi. Her ne kadar oyuncularının çoğu henüz isim yapmamış gibi görünse de -ki EPL'yi yakından takip edenler ne kadar kaliteli olduklarını bilirler- Newcastle kadro kalitesi açısından Liverpool'a göre daha dengeli bir takımdır. Üstelik daha iyi bir "takım" dır.


Skor tahminim 1-0 Newcastle alır. Golü de Cisse atardı. daha maçın ilk çeyreği tamamlanmadan Cisse yazdı. Bu dakikadan sonra skor korunsun istiyordum. İnanın hayatta istemesi en zor şey. Maç boyu atak olmasın istiyorum mesela. Biri atağa kalkınca diğerini, diğeri kalkınca öbürünü tutuyorum. Bu çelişki içinde ilk yarıyı bitirdik.


Liverpool gole uzak değildi aslında. Carroll, müsait pozisyonda kendini bırakmasa ve penaltı peşinde koşmasa belki bambaşka bir maç izleyecektik. Carroll'ın yaptığı saçmalık 3 puana mal olmuş dahi olabilir. Ne diyelim Suarez'den birşeyler öğrenmeye başlamış. LFC, özellikle sağdan Bellamy ile iyi geliyordu. Diğer kanat yoktu. NU ise zaten ligin iyi savunma yapan ekiplerinden biri ve kalesini gole kapatmak onlar için gol atmaktan daha kolay. Krul gibi iyi bir kalecinin önünde dengeli bir savunma hattı ve daha da önemlisi iyi savunma yapan bir takım. Ba gibi hücum oyuncusu bile sık sık savunmaya yardıma geliyor.



Herşey güzel gidiyordu. Taki yan hakemin 5 metrelik ofsaytı süzememesine kadar. Cisse 2. golü buldu ve o an yıkıldım. "Bu hakemlerle bu lig bitmez" dedim. Sonrasında skor değişmedi. O gol olmasa öncesinde de değişmezdi. 1-0 temiz biterdi. Ben de ortamdan ayrılırken 2 tane 3D gözlük rica ederdim.


Telafisi olmayan şu haftalarda hakemlerin daha dikkatli olması lazım. Bu kaybın zararını kim karşılayacak bilemiyorum. Önümüzdeki maçlara bakmaktan başka şansımız da yok gibi görünüyor. Verdiğimiz emeğe yazık. Ne yapayım Hikmet Karaman gibi "Ter bu ter" mi diyeyim.


Bu arada Blog İdman Yurdu'na teşekkür ederiz. Güzel organizasyonda bizi güzel insanlarla bir araya getirdiği için.

1 Nisan 2012 Pazar

Döverim de, severim de...



Videodaki başrol oyuncusu Edison Cavani'nin kardeşi Walter Guglielmone Gomez. Cavani'nin kardeşi diyoruz ama Cavani falan yok isminde. Neden? Çünkü Cavani dediğimiz adamın da tam ismi Edinson Roberto Cavani Gomez. Bu Güney Amerikalılar böyle işte.

Neyse konumuz bu değildi ama bu krizi de çözmem gerekiyordu. Şimdi konuya dönelim. Videoda izlediğimiz Cavani'ye benzeyen adam, büyük kardeş Walter. Kendi takım arkadaşına kızmış ve suratını şöyle bir ittiriyor. Takım içi kavga işte. Bizim de Engin Baytar'ı, Emre Belözoğlu'nu bu tip gerginliklerde görmüşlüğümüz var. Genelde maç sonrası çözülür böyle olaylar.

Fakat hakem maç sonrasını beklemiyor. Walter'ı yanına çağırıyor ve basıyor kırmızı kartı. Şimdi ben de muallakta kaldım. Haklı mı, haksız mı? Bir yanım "Sanane takım arkadaşı, takım içinde olur böyle şeyler" diyor, diğer yanım "bu işin de ucu kaçmamalı" diyor. Kararın cevabı kural kitabındadır. Açıp bakan olursa, yazsın biz de öğrenelim neymiş.