2 Nisan 2012 Pazartesi

Dibi Görelim Artık!

Hikaye biraz geçen sezondan başladı. Öncesi de vardı aslında. Beşiktaş'ın kaptanı uzun süre yine Beşiktaş'ta yardımcı hocalık yaptıktan sonra ilk kez birinci adam olacaktı. Bazıları birinci adam olamaz ama bu hikaye öyle bir hikaye değil. Keşke onu anlatıyor olsaydım da şimdi Queiroz'dan, Henk ten Cate'den bahsetseydim.

Hikaye çok daha sığ. Denemedik yanlış yöntem bırakmayan Demirören son olarak Real Madridleşmeyi deniyordu ve "Galacticos" un başına Real'in "Sarı Melek" i Schuster'i getirmişti. Alman hocanın kadrosu da iyiydi.En azından isim isim bakıldığında iyiydi. Schuster bir sistem de denedi ama olmadı. Olmadı demek için erkendi aslında. Rötuşlarla düzeltilebilir, lige modifiye edilebilirdi. Peki buna fırsat verildi mi? Hayır. Çünkü kan değişikliği her zaman iyidir bu topraklarda. Herkesin dilindedir istikrar ama fiiliyatta boştur. Yoktur karşılığı.


Schuster gidince, yerine "caretaker - emanetçi" olarak Tayfur Havutçu göreve geldi. E ama tüm kadro Schuster'in oyun planına göre kurulmuştu. Ya da öyle mi yapılmıştı? Tayfur hoca ile devam edildiğinde sistem değişmeyecek miydi? Dolayısıyla oyuncular... Bahsettiğimiz takım Ajax olsa bunları konuşuruz, yazarız ama ne sisteminden, ne taktiğinden, ne stratejisinden bahsediyoruz? Vizyon adı altında getirilen Schuster gitti, geriye ne kaldı?


Vizyon değişti. Ama enteresan tarafı kadro yapısı değiştirilmeden vizyon değiştirildi. Yine Q7'li, Almeida'lı, Simao'lu, Guti'li kadro ama hoca ve sistem farklı. Bilmem belki de ön yargılıyım. Belki Tayfur Hoca'nın da kafasındaki şablonda bu oyuncular vardır.


Yeni sezona Şairler Parkı'nın deyimiyle Beşiktaş'ın sahte çocuğu Tayfur Havutçu ile giriyorduk. Kadro korunmuş, takviyeler yapılmıştı. Hoş hocanın her ilgilendiği ya da zorla ilgilendirildiği oyuncular alınmamıştı. Fenerbahçeliler, Trabzonlular tapelerde şike ararken ben Tayfur Hoca'nın, sıfatı dahi net olmayan adamla mesajlaşmasını, telefon konuşmasını utançla okuyordum. Kendi oyuncusuna hakaret eden adama sessiz kalan, üstüne bir de kendi hakaret eden, belki de iftira atan hoca. Onları okuduktan sonra ben "Aklanın gelin" demiyordum. Git Tayfur Hoca, gelme diyordum.


Şike yapmış, teşebbüs etmiş, yapacakmış ama yapmamış falan.. Bu kısmı beni ilgilendirmiyor. Hukuki süreç devam ediyor. Kararı mahkeme versin. Tayfur Havutçu benim vicdanımın mahkemesinde sınıfta kalmıştır. Bu sebeple onu hiç bir türlü bu kulübün içinde görmek istemem. Taraftarı olsun, alsın kombinesini izlesin maçını ama yapmasın daha fazlasını. Çünkü her fırsatta dillendirdiğimiz ama hayatın en yalan duruşu olma yolunda hızla ilerleyen o "Beşiktaş'lı duruşu"na ihanet etmiştir o.

Süreç devam ederken tahliye edilen isimler arasında o da vardı. Bu kulüp hoş gelmişşin diye açtı kapıları ona. Oysa bir teknik direktörü çoktan bulmuştu. Koskoca Beşiktaş hocasız kalacak değil ya. Carlos Carvalhal, yardımcı antrenör olacak, scout olacak, futbol şube sorumlusu olacak, yok yok çaycı olacak, mentor olacak derken bir şekilde girdi o kapıdan. Tayfur Havutçu gelene kadar da takımın başında kalacak dendi. Anlam veremedik ama hiç birşeyin normal gitmediği ligde bunu da anlamsız karşılamadık. İyi hoca, kötü hoca tartışılır. Ben oyun istemini çok beğenmiyorum açıkçası. Ancak bu zor günlerde elinden gelen gayreti gösterdiğinden de şüphem yok. Diğer taraftan iyi de bir insan. Gaziantepspor maçında attığı deparı biz unutmayacağız mesela. Sempatik, güleç, espri yapan, sıcak bir insan. Beşiktaş teknik direktörü olmak için bunlar yeterli değil ama zaten bu adam da ben teknik direktörüm diye gelmedi.


Tekrar hikayenin kesiştiği ana gelelim. Tayfur Hoca hapisten çıkıyor ve dükkana geliyor. Benim dinlenmeye ihtiyacım var de, çekil. Ama öyle yapar mı? Böylesi bir olgunluğu gösterecek adam zaten kalede kim oynayacak diye ona buna sorup bıdıklanmaz. Paşa geldi. Yönetim de sahip çıkacak ya evladına. Sportif direktörü çıkardılar başımıza. Bu adam ne yapacak bilen yok. E sportif direktör işte abi. Ne iş yapar? Oyuncu izler, rapor verir falan. E bunu hocanın yardımcıları yapıyor zaten. Real'deki sportif direktör, Chelsea'deki sportif direktör ise çok farklı. Adı aynı, gerisi farklı. Bizim ülkede sportif direktör yedek teknik direktördür. Net!

Sportif direktör olduğun gün, Carvalhal kötü sonuç alırsa kapının önüne konur dedim. Bunu diyen tek kişi de ben olamam. Beşiktaş'ı az çok takip eden insanların yarısı bunu kestirmiştir. Nitekim de öyle oldu. Play-off öncesi Portekizli gitti, taze kan geldi.
Bu arada cümle doğru. Portekizli gitti. Hocam hani bu adam Tayfur hocanın yardımcısı olacaktı, oyuncu izleyecekti. Onun için getirmediniz mi yoksa? Bu da mı yalandı yoksa?


Evet bu da yalandı. Bakalım daha ne yalanlar çıkacak. Gün geçtikte daha da kötüye gidiyoruz. Derdimiz şampiyonluk değil mali yapı dedik. Daha büyük dert olmaz dedik ama şimdi sevilen karakterleri de kaybediyoruz. Oldu olacak Necip'i, Muhammed'i falan da satın da tam olsun. Kim bilir belki onları da satmışlardır. Fon almıştır belki hisselerini. O zaman yıkın stadı bırakalım bu işi. Bilmem belki onu da yıkıp Beşiktaş'tan daha müsait bir yere taşırlar. Dibe gidiyoruz. Ama görelim artık şu dibi...

2 yorum:

SE Vinci dedi ki...

Dibin göründüğü yerde herşey açığa çıkar ve kişiler yada gruplar aslında doğru olanı bulur. Bazen dibi görmek iyidir. Her zaman torlanmaya işaret eder, benim nezdim de! amaaa bi de torlanamayanlar var ki orası daha vahim.

Adsız dedi ki...

Hocam "Bilic gelecek dertler bitecek, carlosmus havutcuymus kimin umrunda." Taraftarin mantalitesi maalesef bu. haliylen bence Besiktas coktan dibi bulmus, boyle saca boyle tarak misali mevcut taraftar profilimize uygun bir sekilde hocamiz havutcu olmustur. Iyisimi bizde bosverelim, her toplum layik oldugu sekilde yonetilir diye bosa dememisler.