31 Ekim 2008 Cuma

Golden Boy


Geçen sene Agüero'nun kazandığı Golden Boy ödül için Tuttosport 40 oyunculu bir aday listesi hazırlamış. Ödül 1988 ve daha sonrasında doğan futbolcular için.

Adu (Usa)-Agüero (Arg)-Anderson (Bra)-Balotelli (Ita)-Bale (Wal)

Banega (Arg)-Bendtner (Den)-Boateng (Ger)-Breno (Bra)-Busquets (Spa)

Capel (Spa)-Derdiyok (Swi)-Di Maria (Arg)-Di Santo (Arg)-Giovani (Mex)

Jovetic (Mon)-Kaboré (BFa)-Kalinic (Cro)-Kroos (Ger)-Krkic (Spa)

Marcelo (Bra)-Mata (Spa)-Michedlidze (Geo)-Okaka (Ita)-Özil (Ger)

Papastathopoulos (Gre)-Pato (Bra)-Piatti (Arg)-Pjanic (Bos)-Rakitic (Cro)

Ramsey (Wal)
-Renato Augusto (Bra)-Richards (Eng)-Sarpong (Net)

Sánchez (Chi)-Sidnei (Bra)-Simão (Moz)-Sulejmani (Ser)

Vela (Mex)
-Walcott (Eng)

Not : Piatti ? Bu listeyi yakınlardan biri hazırladı sanırım hımm...

29 Ekim 2008 Çarşamba

Platini'ye sorarsan


EURO 2016 nerede oynanacak spekülasyonları başladı. UEFA başkanı yeni formatlı kupanın İtalya-Fransa ortaklığında düzenlenmesini istediğini açıklamış. Platini'ye sorarsan onu der zaten; Almanya-Belçika diyecek değil ya...


Her ülkenin 5 stadını organizasyona dahil etmesini; 10 tane stadla bu işin altından kalkılacağını eklemiş. Eğer düzenleme hakkını bu iki ülke alırsa, stad konusunda hiç bir sorun yaşanacağını düşünmüyorum zaten.

Diğer adaylara baktığımızda;İskoçya-Galler veya İskoçya-Kuzey İrlanda ortaklıklarıyla kupanın adada oynanması mümkün ama ülkelere baktığımızda zor görünüyor. Bahsi geçen 3 ülke de son yıllarda futbolda ciddi düşüş içerisinde. Bir diğer aday Fransa, sanırım Platini, Fransa tek başına değil, İtalya ile birlikte düzenlesin; hem bu şekilde Fransa'nın kazanma ihtimali artar, hem de iki büyük ülkenin sevgisini kazanırım diye düşünmüş. İsveç-Norveç; şampiyona kuzeye gitmesin, ne İsveçte ne de Norveçte futbol ön planda; ben şampiyonanın futbolu seven ülkelerde olmasını isterim. Macaristan-Romanya; 2008 Avusturya-İsviçre'den sonra bu birlikteliğe kupanın gideceğini sanmıyorum. Yunanistan ve Türkiye tek başına aday görünüyorlar ama ikisi de bu kupayı tek başına kaldırabilir mi soru işareti. Bu iki ülkeye birlikte düzenleyin çağrısı gelebilir; elbette ki gönlüm Türkiye'de oynanmasından yana...

Mümkünse yazı yaz gibi geçiren; futbol kültürü olan ülkelerde oynansın şampiyonalar. Ne demek istediğimi 2010 Dünya kupasında göreceğiz...

28 Ekim 2008 Salı

Led Zeppelin ama Plant'siz!

-Ne dinliyorsun böyle bayık bayık?
+Led Zepplin olm, sen anlamazsın.
-Led Zepplin'e nolmuş, tek geçtim olm 3.ayakta onu ben?!
+?!?!... Olm ne koşması lan, adamlar efsane, efsane..
-Ha, şu dinazorlardan bahsediyosun sen...
gibi gelişen bir konuşma duymuştum arkadaşlarım arasında. Bilenler bilir Led Zepplin'i, çoğumuz dinlemeyiz. Dinleyen genç nesil de at yarışı oynarken dinliyor galiba... Neyse, dinazor falan değiliz biz dercesine yeni bir dünya turuna hazırlanıyormuş efsane Led Zepplin. Üzücü olanı 'percy'siz, yani Robert Plant'siz. Durmadan adam deniyorlarmış, tabi ki bulurlar Plant'e yakın bir ses muhtemelen (White Stripe Jack White ve Alterbridge'den Myles Kennedy'de bu denenen sesler arasında). Tabi o süper sahne hakimiyeti, dalgalı sarı saçlarıyla hayran olunan 25 yaşındaki çocuğa kim benzeyebilir ki? Onun yerini kim doldurabilir bilemem ama adı bile yeterli bu gurubu dinlemek için.

Emmanuel Adebayor

İdol: Batigol


Sergio "El-Kun" Agüero'dan kayınpedere tokat gelmiş. Küçüklüğünden beri idolünün Batigol olduğunu söylemiş.

"My idol as a child was a phenomenon: Gabriel Omar Batistuta. When did goals, I celebrate them as if I were Bati. It was one of the best strikers that I've ever seen."

Bir kaç hafta önce 6 yedikleri Nou Camp'ta Batigol'ün yıllar önce yaptığı gibi tribünleri susturabilecek mi bakalım?

Kısa bir aradan sonra...


Neyse ki çok uzun sürmedi... Deli saçması sebeplerle kapatılan futbol kapımız nihayet açıldı.

Bir süredir, ne doğru düzgün blog takip edebildik ne de yazabildik; siteye doğrudan ulaşamayınca tat vermedi; biz de boşlayıverdik hemen..

Önce Juve ile başlamak isterim elbette. Geçen sürede Juve'nin futbolu konuşulmadı, zaten Torino derbisinde alınan 1-0'lık galibiyetten gayrı pek de bir gelişme olmadı. Takımın haline acıyan basın kaleme sarılıp transfer üstüne transfer yazıyor Torino ekibine.

Onlarca sakat olunca (Andrade, Cristiano Zanetti, Zebina, Trezeguet, Buffon, Tiago, Poulsen, Marchisio, Grygera, De Ceglie, Salihamidzic) ara transfer başta olmak üzere sezon sonu transferlerine bol bol yer ayırıyorlar.

Sportmediaset, Tiago'yu eve yollamış; ara transferde kiralık olarak eski takımına döneceğini iddia etmiş. Açıkcası çok da umrumda değil Tiago; Juve'den gitsin de nereye giderse gitsin...

Sport, kulübüyle sözleşme yenilemeyen Sergi Busquets'in Juve yolunu tutacağını söylemiş. Genci hiç izlemedim; Barça sözleşme yenilemek istiyor ve oyuncu buna yanaşmıyorsa işin içinde Juve'nin olma ihtimali kuvvetli..

Tuttosport imzalı haber ise harbiden bomba. Dün Diego'nun babasının ve menajerinin Juventus'lu yöneticilerle görüşmek için Torino'da olduklarını yazmış. Juve Werder ile 20 milyon € civarında bir paraya anlaşmış ve şimdi Diego ile görüşüyormuş. Neden olmasın...

NBA' de açılış günü


Bu gece oynanacak üç maç ile sezon açılıyor. Ancak NTV iki tane harika maç varken (Cleveland-Boston, Portland- Lakers) bize Chicago- Milwaukee maçını layık görüyor ne yazıkki.

Chicago- Milwaukee maçı saat 02:30'da NBA TV'de.
Portland- Lakers maçı Türkiye saati ile 04:30'da , Cleveland-Boston maçı ise 02:00'de.

Şampiyonluk için konuşmak çok erken ancak Lakers, Celtics, New Orleans ve Cleveland dışında bir takımın şampiyon olmasını beklemiyorum.

Bu arada sayın Orkun Çolakoğlu'da bu sezon NBA maçlarında spikerlik yapıcak. Digiturk zamanlarında dinleme fırsatım olmamıştı ancak işini son derece iyi yapacağına dair hiçbir şüphem yok. Ayrıca maçlara çok renk katacağını düşünüyorum. İsmail Şenol'da geçen seneki gibi maç anlatımına devam edicek. Kendisi favorilerimizdendir. İksinede bu yoğun çalışma ortamında başarılar diliyorum. Bu sezon çok güzel geçicek gibi.

The Dutch Master Back to Home ?


Dennis Bergkamp Arsenal'de çalışmayı çok istediğini söylemiş.Kendisi şuan Ajax da Marco Van Basten'in yanında çalışırken aynı zamanda Uefa antrenörlük eğitiminide tamamlıyor.

Wenger'de Bergkamp'ın çok iyi bir hoca olacağını söylemiş (Ehehe biraz fm vari oldu). Ancak şuan için yardımcı hoca arayışı olmadığı için bir pozisyon açılana kadar Bergkamp'ı düşünmediklerini söylemiş.

Bir Arsenal sempatizanı olarak gelmesini çok isterim. Arsenal ruhunu çok iyi taşıyan oyunculardan biridir kendisi. Üstelik Bendtner ve Carlos Vela gibi genç santraforlara çok şey öğretebilir. Hatta Adebayor'a da nasıl top saklayacağını öğretir.

25 Ekim 2008 Cumartesi

Yeşilaycı Wenger


Wenger disiplinli hocadır. Gerektiğinde oyuncularının özel hayatına da karışır; hele hele bu oyuncu kaptanıysa hiç affetmez.
İngiltere'de bugünlerde William Gallas'ın sigarası konuşuluyor. Türkiye'de de zamanında Ümit Karan'ın, Serdar Özkan'ın sigaraları da konuşulmuştu. Faruk'un sigarası ise hala akıllardadır.
Wenger gece kulübü çıkışı ağzında sigarasıyla yakalanan oyuncusuna pek kızgın:
"He has a responsibility as captain of Arsenal football club and that cannot be accepted, I didn't see the picture but I don't like that"
edit: geçen hafta koyamadığım resmi de koyayım artık...

Dünyaya erişiminiz mahkeme kararıyla engellenmiştir.

Bu süreç artık yahoo,wiki,google vs diye gidicek sanırım. Daha sonra bizi evlerimize kitleyip telefonlarımızıda kesicekler. Yasaklı yayınların yapıldığı ülkelerede ambargo koyulur artık. Bu kadar düz mantık olan bir adalet sisteminden daha ne bekleyebilirsinizki? Sanki bütün blogcular darbe günlükleri fln yazıyor. Hepsinde bir halt vardır bunların kökten temizleyelim Nazi mantığı ile afedersin.

Yasaklı yayını yapan kişilerde çok eğleniyordur muhtemelen. "Oğlum koy bi PKK mix youtube'a, Blog'a da yaz birşeyler salaklar kapatsın siteleri"

23 Ekim 2008 Perşembe

Frey satar, affetmez


Fiorentina'ya Bayern deplasmanı yaramadı. Alınan 3-0'lık mağlubiyet yetmiyormuş gibi bir de kalecisini kaybetme korkusu yaşıyor mor menekşeler.

Frey'in söyledikleri Artemio Franchi 'yi kızdıracak gibi...

"Now I understand why Bayern is one of the top clubs in Europe. Everything is perfect: the city, the stadium, all extraordinary. Ending my career there? Why not?!"

Floransa sakinleri yıllar sonra CL'ne katıldığına sevinse mi üzülse mi? Frey de pek satıcıymış maşallah...

Lost Season 5 promo

22 Ekim 2008 Çarşamba

Beck kazandırır


Milan'ın Beckham transferine Coventry Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Spor Merkezi Direktörü Simon Chadwick'ten farklı bir yorum gelmiş:

"If the whole world is facing a financial crisis, David Beckham is such a mediatic phenomenon that his arrival at Milan will make the italian club earn 15 million euros immediately"

Manchester'dan Real'e giderken, Real, sırf daha popüler diye Ronaldinho'nun yerine onu tercih etmişti; çok da haksız değillerdi. Daha ilk günden başta Uzakdoğu olmak üzere yüzlerce forma satmıştı.

Real'den LA Galaxy'ye gidişi zaten tamamen ticari. Futbolundan çok özel hayatıyla konuşulan Beckham orada hem daha fazla para kazanacaktı, hem de Amerika onun için Uzakdoğu ve Avrupa'dan sonra yeni bir pazardı.

Beck, şimdi de Milan transferiyle yine para kazandıracak. Milan ile yapılan bir kaç aylık kiralık anlaşma elbette form durumunu korumak ve takımında oynamayan oyuncuyu milli takımda ilk 11de oynatmaya yanaşmayan Capello'nun, gözüne girebilmek için iyi bir yol. Ayrıca, bir kaç ay da olsa İtalyan modasına takılmak da hem Victoria'nın hem David'in işine gelir.

Asıl merak ettiğim soru, bir kaç ay için Milano sakinleri Beckham forması alır mı?

Şampiyonlar Ligi 1. gün


Dünkü maçta bayram çocuğu sunucuların kıyafetleri neydi öyle? sorusuyla başlayalım. Ne mantığı vardı o kıyafetlerin bilen varsa paylaşsın lütfen...

Wenger, nereden bulduysa Kayserispor maçını izlemiş belli ki (!). Fenerbahçe sınavına iyi çalışmış Arsenal. Maçın kısa özeti; Arsenal, kalabalık ortasaha kurarak orta sahası boş olan Fenerbahçe'nin top yapmasını engelledi ve gol yollarında etkili oyuncularıyla sonuca gitti.

Diaby benim gözümde odunun en alasıdır; ligde izlediğim Diaby, verdiği ayarsız paslarla seyircisini çıldırtan bir adamdır ama dün Fabregas görünümündeydi. Hele hele Uğur Boral'a sağ köşede attığı çalım da neydi öyle...

Fenerbahçe, anadolu takımları ayarındaki ön liberolarıyla buraya kadar. Alex olmasa pozisyona dahi giremeyecek. Güiza, defansa gelip iki oyuncu kovalayınca Kral oluyor. Dünyanın ofsaytına düştü, kaç kez karşıkarşıya Almunia'ya takıldı ama seyirci ona alkışla karşılık verdi. Carlos defansa yardım etmiyor nasıl olsa; neden orta saha da denenmiyor?

Wenger'in aklı ligdeydi; takımı yanılmıyorsam 3. golü kaydetmişti ama o gole sevinmek yerine Nasri'nin sakatlık durumuyla ilgileniyordu; yeni kazanmıştı oyuncusunu kaybetmek istemezdi tabi.

Gallas-Toure olsa Fener o iki golü de bulamazdı. Grupta Kiev büyük avantaj yakaladı. Fenerbahçe, Porto'dan burada alacağı puanı 1 puanına ekler; Arsenal İngiltere'de turu garantiler...


Lyon sıkıntıya düşse de Bükreş'i Bükreş'te beşlemesini bildi. Böyle bir terim var mı bilmiyorum ama Villarreal 6'ladı. Kaptanların maçında, Juve onca eksiğine rağmen kaptanının süper golüyle güldü. Berbatov-Rooney formda; Manu rahat aldı.

20 Ekim 2008 Pazartesi

Şirin şeyler



Fatih Terim ve mimikler #3

Madem söz Fatih Hoca ve maaşından açılmış, bir de hocamız yorumlasın..İlk foto hocamızın maaşına dil uzatan Deepman'e :)...Fatih Hoca, maaşına dil uzatanları kınıyor; onlara cevabını anlayacakları dilden veriyor. Dil uzatarak...
Bu foto da maaşına laf edenlere anlam veremediği bir foto. Bakın hayretler içerisinde durumu nasıl da düşünüyor?

TFF (Terim = $)!

Fatih Terim her zaman Türkiye'nin futbol gündeminde en çok tartışılan isimlerin başında gelmiştir. Herkes bu denli tartışırken acaba şapkasını önüne koyuyor mudur kendisi bilmem ama en son açıklanan aylık maaşını duyduktan sonra tartışmaya bile gerek olmadığını düşündüm. Kafamda hep bir Fatih Terim portresi olmuştu bu ana kadar. Televizyon yarışmalarına katılıp kazandığı parayı şehit ailelerine bağışlayan, gece yarılarına kadar telefonla konuşup okul yapılması için yardım toplayan Fatih Terim'di benim bildiğim. Daha 15 gün önce yine şehitlerimize saygı duruşunda gördüğüm bu şahsiyetin bu parayı almasını kendisine yakıştıramıyorum, ben de kabullenemiyorum. Hakkettiğini düşünsem eyvallah da, bunu düşünen bile yokyur ki! Bu teklifi yapan federasyona ise söyleyecek laf bulamıyorum. Fatih Terim'in beklenen! açıklamayı hala yapmaması kafamdaki portreyi yerle bir etmiştir. Sorumluluk hissi kalmamış bu adamda... Gözlerine iyi bakın maç sırasında, dolar işaretleri yanıp sönüyor olarak görebilirsiniz...

19 Ekim 2008 Pazar

The Advisor


Vlade Divaç ülkesi Sırbistan'da hükümet için danışmanlık yapıcakmış. Başbakan yardımcsı Ivica Dacic ile birlikte insan hakları ve spor konusunda çalışacakmış. Askerlik problemi vardı bi aralar hatta bedelliyi bekliyor diyorlardı :)

18 Ekim 2008 Cumartesi

Afrika'da yılın futbolcusu?



Önceki ankette Arjantin'in forvet arkası daha fazla ilgi gördü. Şimdiki anketimiz Eto'oi Mamadou Niang ve Yakubu Aiyegbeni'nin aday gösterilmediği, 2007'de Kanoute'nin kazandığı Afrika'da yılın futbolcusu ödülünü kimin kazanacağı. Sizce kim alır? Benim oyum Togo'luya gider...

En iyi forvet arkası üçlüsü

Top 10 Horror Tackles



Premier Lig kapı gibi defansların, ön liberoların olduğu sertliğe haddinden fazla prim tanına liglerdendir. Serie A'nın Gattuso, Materazzi gibi ön plana çıkmış oyuncuları olsa da Premier Lig sertlik konusunda koltuğu kaptırmaz.

Bir çok kez bilek-bacak kırılma sahnelerine şahit olmuşuzdur. Taylor'un Eduardo'nun bileğini kırması daha dün gibi hafızalarımızda. Diaby'nin Terry'nin suratına tekmeyi patlatması da bilek-bacak grubunun dışında bir çalışma...




Daily mail 2007'de TOP 10 yapmış:


1 Mark Noble (West Ham) on Alexander Hleb (Arsenal),
2 Stephen Hunt (Reading) on Gelson Fernandes (Man City)
3 El Hadji Diouf (Bolton) on Alvaro Arbeloa (Liverpool)
4 John Carew (Aston Villa) on Alexander Hleb (Arsenal)
5 Mario Melchiot (Wigan) on Stephen Ireland (Man City)
6 Joe Cole (Chelsea) on Cristiano Ronaldo (Man Utd),
7 Marcus Bent (Wigan) on Denilson (Arsenal)
8 Andriy Shevchenko (Chelsea) on Giles Barnes (Derby)
9 Kevin Davies (Bolton) on Patrice Evra (Man Utd)
10 Joey Barton (Newcastle) on Dickson Etuhu (Sunderland)

Stephen Hunt o nasıl giriştir, hiç mi vicdanın sızlamaz evladım. Melchiot ve Davies de farklı değil Hunt'tan. Hadi tüm hepsini anladım sert müdahale ama Joey Barton ne yapıyor Allah aşkına?

Afrika'nın en iyisi?


Afrika'nın en iyi oyuncusu seçimi ortalığı kızıştırmaya başladı. Sunderland'ın golcüsü (!) El-Hadji Diouf, en az ben de Eto'o ve Drogba kadar iyiyim demiş ama boş demiş. Bu cümleyi destekleyen 1 dakikalık konuşma yapamaz.

Afrika ve Dünya futbolunda onun da adının olduğunu eklemiş. Afrika futbolu için pek bir şey diyemem ama 20 yıl sonra Diouf'u Türkiye'den kaç kişi hatırlar acaba?

Bir Zamanlar 6 # Luc Nilis


90'lı yılların sağlam golcülerindendir Lucky Luc. Mahalle maçında atsaymış o ilginç golleri, bal damlıyor derlermiş ama adam profesyonel futbolcu olunca Lucky Luc en uygunu olmuş.

Anderlecht'te geçirdiği muhteşem 8 sezon ve 4 şampiyonluk ve onlarca gol, onu dönemin futbol efsanesi PSV'ye taşımaya yetmiş. Her yiğidin harcı değildir hem Ronaldo ile hem Nistelrooy ile yanyana oynamak, Nilis'in bir şansı da bu iki futbol efsanesiyle yanyana oynamasıdır. İlk 2 yılında Brezilyalıyla, son iki yılında Hollandalıyla atmış gollerini...

Özellikle PSV'deki son iki yılında Rıdvan (Ruud van) ile bir olup ligin altını üstüne getirmişler. 98-99 sezonunda Rıdvan gol kralı olurken Nilis ikinci olmuş; Hollanda liginin gol kralları listesine 2 kez de adını yazdırmış. Bir kez de yılın futbolcusu seçilmiş Belçikalı...

Futbolu bırakışı ise son derece dramatik. PSV'den ayrıldıktan sonra Premier Lig'i denedi; Aston Villa formasıyla çıktığı maçta Ipswich Town kalecisi Richard Wright ile girdiği mücadelede ayağını bırakınca, o da futbolu bıraktı...


Bu günlerde oğlu PSV'nin altyapısında top koşturuyor, bakalım genç Arne babası kadar başarılı olabilecek mi?

UEFA Cup Fantezi Lig

UEFA Kupası için de Fantezi Lig açıldı. Bu, konsept olarak Şampiyonlar Ligi'ne benzese de oyuncu seçme zorluğu açısından CL'den çok uzak. Takım kurmak epey zor. Takımları pek tanımıyor olmam ve bay geçme muhabbeti epey uğraştırdı. Sonunda bir takım kurdum elbette...

http://en.ucupfantasy.uefa.com/

Linke tıklayıp ulaşabilirsiniz.... Hadi kolay gelsin..

Fatih Terim ve mimikler #2

Üstteki foto "pışşşııkkk" der gibi...Sanki muhabir maçtan önce sistemi sormuş; o da niye söyleyeyim edalarında...


Burada sanki gözüne bir taraftarı kestirmiş ve onun yaptığı bir şeye anlam verememiş ve biraz da kızmış.Bu arada sol yaka Cantona yakası olmuş ama sağ taraf hala Hakan Ünsal disiplininde...

17 Ekim 2008 Cuma

Türkiye Kupası Kuraları


Tabak şeklindeki aptal kupaları (ona neden kupa derler anlamam) saymassak Dünyanın en çirkin 10 kupası arasına gireceğini garanti ettiğim kepçe kulaklı Türkiye Kupası kuraları çekildi. 4 grup, 4 seribaşı ve 16 takım.
Beşiktaş kura çekimlerindeki şanssızlığını burada da sürdürdü ve kol grup denebilecek A grubuna düştü. Trabzon ve Gaziantep deplasmanları zor olacaktır. Bu grupta bir sürpriz olmazsa, gruptan Trabzon ve Beşiktaş çıkar..

B grubunda Galatasaray ve Kayseri süpürür...

C grubundan Sivasla gelecek 2. takım çeyrek finalin kek kurası olacaktır...

D grubundan 06-16-26 kardeşliği çıkmış, Tokat'ı tokatlarlar, Fener saçmalamazsa çıkar, yanında da Bursa gelir...

16 Ekim 2008 Perşembe

Wenger'in telaşı


Kedi uzanamadığı ciğere diye başlayıp 2000 finalini örnek gösterecek değilim ama bu da Fransızın yaptığı kaçıncı densizlik...

Platini UEFA'yı nasıl canlandırırım diye kasarken; Wenger, bu sefer ipin ucunu kaçırmış, "UEFA kaldırılsın" deyip, kesip atmış.

"İnsanların herşeyin en iyisine sahip olmak istediği modern bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlar sadece en iyileri görmek istiyor; bu sebeple UEFA Kupasını pazarlamak oldukça zor"

Bu mudur çözüm Arsene Wenger? Yani en iyiler dışındaki takımlar Avrupa kupası oynamasın, değil mi? 16 takım seçsinler herkes onları izlesin...

Bildiğimiz gibi Platini her ülkenin şampiyonunun Şampiyonlar liginde oynamasından yana. Acaba EUFA'yı canlandırmak açısından, Şampiyonlar Ligi'nin statüsü değişip, İngiltere'den 4 değil de 2 takım alırlar diye mi telaşa düştü?

2 yıl sonra statü değişip de Arsenal UEFA'ya katılırsa; Wenger UEFA'yı alacağız diye ağlamasın sonra...

Ramos şaşırma


Bu Tottenham adam olmaz. Sen git sat bütün hücum hattını sonra ligin dibinde sürün böyle. Geçen sene devre arasında sattığı Defoe şu anda Premier Lig'in en golcü oyuncusu. Bu yıl da Keane ve Berbatov'u ligin devlerine kaptırınca gol yükü Bent'e, Bentley'e kaldı. Transfer biterken alınan Pavlyuchenko'dan hala EURO 2008 performansı bekliyoruz.

Geçen seneki golcülerle bu senekiler arasında uçurum var. Juande Ramos, Sevilla'da iyi golcülerle çalıştı ama Spurs'de yatırımı orta sahaya yaptı. Yaparken forveti unuttu...

Şimdi gözler devre arası transferlerinde; İngiliz basını Vagner Love yazıyor. İlaç olur mu? Bence olmaz. Daha sağlam, daha garanti oyuncuların peşinde koşmalılar. Love iyi oyuncu ama Ramos'un elindeki 3 adamdan da çok farklı değil. Başkan, Dimitar ve Robbie'den kazandığı parayı çıkarsın kasadan yoksa gelecek yıl Championship Lig'e oyuncu getirmesi daha zor olur; kasadaki parasıyla kalır...

Genoa benim evim


Kardeşini pek sevmesem de Diego Milito sevdiğim oyunculardandır. Temiz golcüdür. Zaragoza'da bile iyi attı 3 senede. Zaragoza küme düşünce Aimar ve Zapater ile birlikte havada kaparlar dedim; büyükler pek oralı olmayınca; döndü Genoa'ya..

Adam seviyor Genoa'yı da taraftarını da...

"I feel like Genoa is my home, I like the Marassi atmosphere, I have a magnificent relationship with the supporters, and my goals prove that I have quickly settled back in."

Hazır Arjantinliden söz açılmışken; Milito, Genoa için büyük golcü de; Arjantin milli takımı ona bir boy büyük gibi. Forvet arkasında Messi-Agüero-Tevez olunca insan önlerinde daha farklı birini görmek istiyor...

Çift kupa?


Torres'e vermişler gazı; iki kupayı birden alacağız demiş. Birisi Premier Lig, diğeri elbette ki Şampiyonlar Ligi. Söz konusu Liverpool olunca, turnuvada hangi takımlar olursa olsun Şampiyonlar Ligini alamaz diyemiyor insan; ama Premier Lig için de tam tersini söylemek mümkün...

Geçen sene son haftalarda şampiyonluğu kaptıran Chelsea bu yıl çok daha iyi. Manu kadroyu bozmadı, Arsenal yaş olarak artık bir yıl daha tecrübeli. Bu kalabalıkta Kırmızılar biraz zor alır Premier Ligi...

Benitez ligde bir iki teklerse, bir de Şampiyonlar liginde çeyrek finali görürse -ki çok büyük ihtimalle görür- Premier Lig falan kalmaz kafada. Rafa kupa koleksiyonuna bir yenisini daha ekleme derdine düşer...

15 Ekim 2008 Çarşamba

Aferin size!

Ne derler bu durumda bilirsiniz;
"Al birini, vur ötekine.."

Estonya - Türkiye


Sıkıldım artık bu tarz maçlardan. Desteklediğim takımın maçı sabaha kadar devam etse gol atamayacağını bilmek insana sinir krizi geçirtiyor. Bosna'nın 7 attığı bir takıma gol atamayan takımın forveti olan Halil bitmiş artık. İspanya'nın son anda Belçika'yı yenmesiyle biraz rahatlasak da Belçika'yı orada yenemezsek yada onlar da bizim gibi süpriz puan kaybetmezse ikincilik zor gözüküyor.


Bu arada TRT'de maçın içine etti herzamanki gibi. Bir yandan spiker bir yandan Ömer Üründül zaten kötü olan maçı izlenemeyecek hale getirmek için ellerinden geleni yaptılar. Mustafa Denizli'den sonra Ömer Üründül'ü de birisi hoca olarak getirmez mi acaba?Rejinin de TRT'den mi yoksa Estonya'nın mı bilmiyorum ama pozisyonları tekrar tekrar göstermesi yüzünden maç daha da rezil bir hale geldi...

Fatih Terim ve mimikler #1

Fatih hocanın artık kendisinden çok mimikleri konuşuluyor. Ara ara bu başlık altında İmparatorun mimiklerinden bahsedeceğim...
Sadece Türk basını değil yabancı basın da Terim şovun farkına vardı ve Euro 2008 boyunca takibe aldı. Maçta top taça çıksa kameralar Fatih hocayı gösterir oldu. Bu yönüyle İmparator Mourinho'yu bile kıskandırır oldu...
Özellikle muhteşem dudak hareketleri beni gülmekten kırıp geçiriyor, üstteki fotoda bir şeyler düşünüyor; soru yöneltilmiş ve buna en farklı cevabı verme derdinde...

Bir başka dudak hareketi de bu fotoda, havalı ve kendinden emin bir ifade...
Acaba bugün maçtan sonra ne yapacak?

Amaçsız Haberler #2

Bu sefer amaçsız haberin kaynağı Milliyet. Gerçek mi fotomontaj mı? başlığı altında Yaşam-Son Dakika bölümünde verilmiş. Tabi son dakika olması normal zira ekonomik krizle yakında ilgili...
Dev akvaryumda çekilmiş bi fotoda güya bir erkek kafası görülüyormuş. Bir de muhteşem bir senaryo yazılmış, yorumları okumayın zaten...

Bilgisayar teknolojisinin nimetlerinden yararlanıp harika bir eser oluşturmuşlar (artık kim yaptıysa) ve insanoğlunun zekasını sınıyorlar, bazılarının da sabrını; benim olduğu gibi..
Tüm bunların yanında işin ilginç yanı Milliyet kaynak göstermemiş, bu durumdan şunu mu anlamalıyım? Kendi haberimiz, kaynak bizzat kendimiz, biz gittik araştırdık, yayınlıyoruz...

Tebrik ederim...

San Siro'ya elveda


Yeni stad yapanlar listesine İnter de eklendi. 2012-13 sezonunda San Siro'ya elveda deme hazırlığında. Moratti, ezeli rakiple aynı stadda olmaktan sıkılmış; kolları sıvamış...

İtalyan basını, buna karşı çıkıp; Milano'ya yeni bir stad lüks der mi? Der.

Şehrin diğer yakasında, Berlusconi böyle bir girişimde bulunup, stada para harcar mı? Harcamaz.

14 Ekim 2008 Salı

En Kötü Barça


Bir Katalan spor gazetesinin web sitesinde 50.000 kişinin katılımıyla yapılan anket sonucu son 20 yılın en kötü Barça onbiri seçilmiş


Rüştü Reçber

Gbenba Okunowo - Philippe Christanval - Frédéric Dehu - Winston Bogarde

Xabier Eskurza - Fabio Rochemback - Dragan Ciric

Geovanni - Maxi López - Emmanuel Amunike

Favorite Quotes #1


"You will come back stronger then ever. Like Lance Armstrong. But with two balls."

Ari Gold

13 Ekim 2008 Pazartesi

FM Efsaneleri #2 Kanu

Resmin üzerine tıklayınız!

İşte hümanist budur! Paşamızı kalp ameliyatı yaptıran Moratti'yi saymazsak bütün Afrikalıları seven bir insan. Nijeryalısından tutun da Togolusuna, Kongolusundan tutun da Ganalısına herkesi seviyor. Bizim Papa Bouba Diop'u pek sevmiyorsun ama biz seni çok seviyoruz Kanu...

Mahallenin ağır abileri




Zoff tedirgin


Büyük takımın büyük kalecisi olur. İtalya milli takımının da hep iyi kalecisi olmuştur. Zoff, Zenga, Peruzzi, Pagliuca, Buffon...Zoff, Buffon'dan sonra İtalya milli takımında kaleci sıkıntısı olacağına inandığını söylemiş:

"At present, there aren't enough Italian goalies behind Buffon. For the past few years, our goalkeeping schools have not produced enough. Moreover, there are too many foreign goalies in Serie A now and that prevents young Italian goalies from getting the necessary experience and improvement".

Haksız da değil. Buffon'dan sonra gelecek kaleci illa ki aratacaktır Gigi'yi. Kalecidir, daha uzun yıllar oynar dersek Buffon bu haliyle temiz 3 turnuva daha çıkarır ama altyapıya önem verseler iyi olacak.

Kaleci konusu açılmışken Olympiakos'un Niko'nun yerine Volkan'ı düşündüğünü yazmıştı Türk basını bugün. Yunan basını Rapid Bükreşli Urko Pardo'yu yazmış. Tek opsiyon değil diye de eklemiş. Volkan, komşuya gitmez...

Womanizer!

Britney kızımızdan yepiyeni bir video geldi. Adı Womanizer, yani kadın avcısı. Şarkı güzel zaten de Britney'den böyle bir klip beklemiyodum açıkçası. MTV video müzik ödüllerinde geri dönüşünü yaptıktan sonra eski Britney budur dedirtti bana klip. Özellikle dans figürleri inanılmaz. Yalnız klip yayın arifesinde bu sefer de kardeşinin bir kez daha hamile kalması haberiyle uğraşmak zorunda kalmış Britney kızımız. Bir de seks kaseti çıkmıştı... Valla bu kadar şeyle başa çıkmak için ne yapıyor bilmem ama kız depresyona giriyosa haklıdır der geçrim.
Klip burada, mutlaka izleyin. Benden tavsiye...

Henry gitmez


İki üç gündür Henry, City'e haberleri çıkıyordu. Arap patron ipini koparmış ara transfer dönemi için ona buna saldırıya geçmişti. Henry tam istediği gibiydi. Takımda nerede oynayacağının onun için hiç bir önemi yok; o isme bakar. 3-4 yıl önce iyi oynadığını biliyordur, adını da duymuştur; ünlü futbolcudur. 30 da olsa 40 da olsa Henry Henry'dir...

Barça ile sorunları olunca basın da rahat durmuyor yazıyordu. Gelebilecek nadir yıldızlardandır; ama Henry'nin canı bu işe sıkılmış. Biraz da sürekli transfer dedikodularını gururuna yedirememiş olsa gerek; ağır konuşmuş...


"Ned to stop to talk about Manchester City. I've played three competition in Liga scoring two goals. I've lost two competitions because I was injured. Even Messi has been two times in bench, other two Eto'o and Alves didn't play as starter during last time. You see me only when I don't play. One thing is sure I don't move from Barcelona".


Biraz daha canını sıkarlarsa şu uçan tekmeyi kafaya yerler...

10 Ekim 2008 Cuma

Bir Zamanlar 5 # Dario Hübner


97 öncesini hatırlamıyorum, 5 yıl Cesena'da oynamış. 97 yılında İnter'de ilgilenmişti ama ağırdan alınca Brescia kapmıştı. Alt liglerin leblebicisidir; Coşkun'un İtalya şubesi. En iyi hatırladığım sezonu 2000-01 sezonuydu; Hübner'li Brescia Serie B'den yeni çıkmış; kadrosuna Roberto Baggio'yu katmıştı. Baggio olmasa Brescia'yı takip etmezdik bile. Hübner rakip filelere 17 gol bırakırken; Brescia sezonu 8. sırada tamamladı. Baktım 40'lı yılları saymazsak en iyi sezonuymuş...

Ertesi yıl yollar ayrıldı, Piacenza'nın yolunu tuttu İtalyan. Piacenza'da da gol sıkıntısı çekmedi; hatta olayı biraz daha abartınca Trezeguet ile birlikte gol kralı oluverdi...

Dario Hübner denilince, 40 yaşına kadar gol atan, topsakallı, Brescia formalı kıvırcık saçlı bir adam canlanır aklımda...

Mübalağa etmiyorum, harbiden 40 yaşına kadar atmış; geçen sene 40 yaşındayken Orsa Corte Franca diye bir takımda oynamış. 27 maçta da 20 gol yollamış.. Golcü budur...

Patronlar ve projeler


Daha önce bir çok kez gerek bizim blogda gerekse diğer bloglarda benzer konulara değinildi. Özellikle City'nin satışından sonra bu konular çok yazıldı çizildi. Dünya kulüpleri bir bir zengin patronların malı olmaya başladı. Eskiden bir Real vardı parası olan; basıp alıyordu istediğini şimdi onlarcası var...

İtalya'da da gündem bu konu. Juventus başkanı Giovanni Cobolli Gigli, İnter'e dokundura dokundura bu konuya değinmiş. Ranieri'nin arkasındayız ile başlamış konuşmasına. Biz de olsa; bu açıklamanın ardından, hocanın gelecek hafta istifa edeceğine kalıbımı basardım.


"Ibrahimoviç'i sattık; çünkü bizden Serie B'de oynamamıza rağmen yıllık 6 milyon € istedi. Bu yıl da 12 isteyecekti. Biz Inter değiliz, onların patronları; bizim projelerimiz var. Patron bir gün sıkılırsa herşeyin sonu gelir; ama projeler her zaman devam eder"

Patronlar, projesiz yola çıkarlarsa başarısız olurlar ve bir müddet sonra da sıkılırlar görüşündeyim. Ancak projeli bir ilerleme takımı güçlendirir ve başarılı kılar. Bu sadece patronlu takımlar için değil, hepsi için geçerlidir. Proje olmazsa başarı olmaz. Gigli, projelerinin ürünlerini bir an önce almaya başlasa da eski Juveyi izlemeye başlasak biz de...

Dizilerin yeni sezonları


Sonbaharın gelmesi ile dizilerin yeni sezonlarıda başlamış oldu. Yeni sezonları sırayla incelemek gerekirse:

(Yeni sezonlara başlamayanlar okumasa iyi olur zira spoiler olabilir)


Prison Break sezona fena başlamadı. Sara'yı sevsekde bu kadar kolpa bir şekilde geri gelmesi güzel olmadı açıkcası. Bölümler ise Oceans tadında ilerliyor. Kimsenin sevmediği yeni iri kıyım düşmanı tuttum açıkcası, bu rol için çok iyi bir seçim. Yeni dedektifi oynayan arkadaşın ise elle tutulur bir yanı yok hiç. Smallville'de olurdu böyle karakterler ve bir şekilde çıktıkları bölümde ölürlerdi. Sanırım Michael'ın karizmasının üstüne çıkmasın diye böyle bir tercih yapılmış. T-bag ise herzamanki gibi muazzam. Lincoln ise herzamankinden daha da kıl.

Genel olarak yeni sezon fena değil açıkcası. 20 Ekim'e kadar yeni bölüm yok ve ondan sonra 10 Kasım'a kadar ara verecekler.


Heroes sezona Fenerbahçe gibi başladı açıkcası. Herşey karışmış ve senaryo çok geniş bir alana yayılmış. Anne Petrelli'nin Sylar'ında annesi olması ve Adam'ı uyandırmaları falan çok ucuz şeyler bunlar. Yinede insanların bu diziye şu andaki en iyi dizi demelerinide bir türlü anlamıyorum. Açıkcası izlediğim diziler arasında en overrated dizi diyebilirim. İlk sezonu fena değildi ancak ondan sonra uçurumdan atlamışçasına düşüşe geçtiler. Yazarların geçen seneki grevinin bunda etkisi vardır belki ama bir an önce toparlanmaları gerek.


Smallville'de ise çok önemli değişiklikler var. Lex ve Lana yeni sezonda yoklar. Belki gelecekte kendilerini tekrar görürüz. Yeni gelenlerden Tess Lex'in yerine Luthorcorp'un başına geçmiş ve onun izinden gitmektedir. Davis ise çizgi roman okurlarının bilidiği Doomsday'dir. Doomsday Superman'i öldüren birisidir tabi Superman sonradan geri dönmüştür ancak Clark daha Superman olmadan neden karşısına çıkarıcaklar açıkcası hiç anlamadım. Bu arada Clark ve Lois arasındaki yakınlaşmada bu sezondan itibaren başladı artık diyebiliriz. Oliver Queen'in (Green Arrow) sürekli oyunculardan biri olmasıyla bu sezon Justice League'i daha çok görüceğiz sanırım. Yalnız şu meteorfreak bölümlerini daha fazla yapmasınlar artık zira baydı iyice.


Entourage sezon açılışı için iyi değil demiştim ancak daha sonra toparladılar. Ari Gold inanılmaz olmaya devam ediyor. 3. sezondan tanıdığımız Dom'un gelmesi dışında herşey iyi gidiyor. Daha da iyisi Mart'ta yeni sezon çekimlerine başlayacaklar ve Haziran'da yeni sezonu açıcaklar.

09 Ekim 2008 Perşembe

Taklit ve Takip


Calderón: We have to imitate Barcelona against Atlético next weekend!

Schuster: I will try. And to start with, I've already discovered where Guardiola buys his suits...

Bu arada Real Madrid fikstürde Barça'yı takip ettiğinden çok anlamlı olmuş bu karikatür.

Pijamalı Kaleci


Galatasaray Hertha Berlin ile eşleşince Turiaf ile aklımıza 1999-2000'de şampiyonlar ligindeki eşleşme gelmişti. O zamanlar Hertha'nın kalesini koruyan pijamalı kaleciyi hatırlamaya çalıştık, aklımıza gelmedi. Bugün bir muhabbette başka bir arkadaş hatırlattı Gabor Kiraly'i...

Kariyeri nasıldır, nasıl kaleciydi hatırlamıyorum; tek hatırladığım pijama ile sahaya çıkmasıydı. O, benim için pijamalı kalecidir...

Tercih Almanya


Mesut Özil tercihini Almanya'dan yana kullandı. Burada onu vatan haini ilan edecek değilim. Türkiye'ye hayatında gelmiş mi bilmiyorum, geldiğini de sanmıyorum. Yıllardır Almanya'da oynuyor. Onu futbolcu yapan bir ülke varsa; o da Almanya'dır. Damarlarında akan Türk kanı olmasa futbolcu olamazdı inancında değildir heralde hiç kimse...
Mesut, bu formunu sürdürürse Alman milli takımında ilerde rahatlıkla oynar, Mustafa Doğan gibi gaza gelip, bir kez Alman milli takımında oynayıp, bir daha unutulmaz..

Almanların Yıldıray'dan, Hamit'ten ağızları yandı; şimdi işi sıkı tutuyorlar. Önce Serdar Taşçı sonra Mesut Özil. Yaşlı kadroları sağlam altyapıyla gençleşiyor, güçleniyor. Biz ise hala Almanya'dan, Hollanda'dan bir gurbetçi parlar mı diye bekliyoruz. Var mı öyle yağlı ekmek? Elimizdeki gençleri değerlendirelim artık. 20 yaşına kadar Avrupalı meslektaşlarına taş çıkartan; 22'den sonra eşeği çayıra salan gençlerimize sahip çıkalım...

Wenger'in Çocukları


Mourinho'nun İtalya'daki ilk günleriydi; ona buna laf atmaya başlamıştı, yeni yeni ısınıyordu İtalya'ya ama rakiplerden pek cevap gelmeyince sarmamış, yönünü Ada'ya çevirmişti. Chelsea-Manu şampiyonluk için kapışır, Liverpool Premier lig ile ilgilenmez Arsenal bu kadar gençle başarılı olamaz demişti...

Arsene Wenger'in Mourinho'nun bu demecinden pek etkilendiğini sanmıyorum ama kendinden pek beklenmeyecek bir transfer hamlesi yapmıştı o günlerde. Manu'da yedek kulübesiyle büyünleşmiş Silvestre...
Geçen yıl sakatlıklar sebebiyle pek forma şansı bulamamıştı, futboldan da biraz kopmuştu. Arsenal'e gelmesi için tek sebep vardı; o da Fransız oluşu..

Transfer yavaş yavaş rengini belli etmeye başladı. Wenger'in kadrosunda ona yer yok; ama gelecek planında baş köşede. Futbolcu olarak değil elbette. Arsenal kadrosundaki onlarca genç için onun tecrübeleri çok anlam ifade edecektir. O da bunun farkında, Arsenal'in gençleri de. Reserve takımın defans oyuncularından Kyle Bartley, "Onunla yanyana oynamak müthiş bir şey, iletişimi ve tecrübeleri harika" açıklamasını yapmış. Sadece onun için değil, ilerde adını duyacağımız Gavin Hoyte, Havard Nordveit gibi oyuncular için de müthiş bir duygu olsa gerek Mikael ile yanyana oynamak.

Genç oyunculardan kurulmuş bir kadro ve bu kadroyu bozmadan yıllarca mücadele etmek. Arsene Wenger bu kadroyu kaç yıl görür bilmem ama aklıma Man Utd ve Leeds geldi elbette. Birisi yıllarca korudu, sakladı ve inanılmaz başarılar yaşadı.
Giggs, Butt, Beckham, Gary Neville, Phil Neville, Scholes...

Diğeri dağıldı, oyuncularının hemen hemen hepsi büyük takımlarda, kendi alt liglerde sürünüyor, cezalarla boğuşuyor.
Bridges, Robinson, Mills, Smith, Bowyer...



Capello'nun orta sahası


Aceto'nun Gerrard mı Lampard mı? anketinin üstüne cuk diye oturdu bu haber. The Sun, gelecek çarşamba oynanacak Belarus maçı öncesi Capello'nun kararsızlığından bahsetmiş.

Görünen o ki; Capello antremanlardan 4-3-3 ve 4-4-2 konusunda bile hala kararsız. Defansta Terry'nin oynayıp oynamayacağı belli değil ancak Capello'nun Rio'nun yanında kimi oynatacağından çok orta sahayı nasıl kuracağı konuşuluyor.

Antremanlarda denediği sistemlere göre; 4-3-3 oynatırsa Barry-Gerrard-Lampard yanyana çıkacak. 4-4-2 oynatırsa göbekte Gerrard ve Lampard, kanatlarda Theo ve Downing. Bir başka 4-4-2 opsiyonunda ise ilginçtir Gerrard'ı solda denemiş.

İngiltere'nin 4-3-3 çıkacağını sanmıyorum. İngilizler kolay kolay kanat futbolundan vazgeçmezler. Fabio, çıkarır mis gibi 4-4-2; Lampard-Gerrard göbekte; kimseyi kesmeden, gönülleri kırmadan oynar maçını aslanlar gibi...

08 Ekim 2008 Çarşamba

Bir Zamanlar 4 # Taribo West


Taribo West. Efsane fıstık yeşili örgülü saçlarıyla, yeşil Nijerya formasıyla göründü gözümüze. Zamanının wonderkid'idiydi. Hızlı başlayan kariyeri bir anda çöktü. Auxerre'den Milano yolunu tuttu, 2 yıl İnter'de 1 yıl AC Milan'da ardından Derby, Kaiserslautern derken unutuldu gitti.

Ben İnter dönemini iyi hatırlıyorum; oyundan bilirim; özellikleri iyi ama oynamayan bi tip; bir de yabancı kontenjanı sorunu yaşardık. Bir kaç kez de maçını izlediğimi de hatırlıyorum, yeşil yeşil direkt belli ederdi kendini, Denis Rodman'ın futbol versiyonu..

Parlak başlayan kariyer, yalan oldu bitti. 25'inde havlu attı futbola. Rengarenk saçları bize hatıra kaldı. Bir de sayesinde öğrendiğimiz "Approach to sign"...

Fransa Milli Takımı Ve Irkçılık


Geçen gün bir forumda Obama konulu bir bölümde bazı ırkçı sitelere rastlamıştım. Canım çok sıkıldığı için "gireyim bakalım şu siteyede adamların sıkıntısı ne bir öğrenelim" diyerekten bir ırkçı forumuna girdim. Euro 2008 hakkında bir konuyu görünce oraya daldım hemen. Elemanlar milli takımlardaki Afrika kökenli futbolcular konusunda çok kızgındılar. E tabi ana hedef hep Fransa oluyordu. Üstelik İngiltere'deki siyahilerin en azından belirli bi eğitim seviyelerinin olduğu ve İngiltere'de yetiştikleri için, onların tabiri ile "muz gemisinden atlayıp gelen" Fransız siyahilerinden çok daha iyi oldukları iddia edilmişti. Tabi sonradan başkasının "Siyah siyahtır, yüzde %100 beyaz olmadıktan sonra hiçbir fark yoktur" demesi ile çoğu kişi hemfikir oldu. Daha sonra ise Fransa milli takımındaki siyahi ve müslüman (Irkçılık sadece milliyet konusunda değil. Ribery gibi din değiştiren beyazlarında bir farkı yok onlar için) oyuncularının artışı hakkında konuştular.


Euro 84'ü kazanan Platini liderliğindeki takımda sadece 2 tane siyahi oyuncu varmış; Tigana ve Marius Tresor. Doksanlarda başlayan "takımı renklendirme" çalışmaları ile önce Papin, Cantona, Ginola gibi beyaz oyuncular takımdan kesilmiş ve yerlerine Angloma, Boli, Vahirua ve Desailly gibi siyahi oyuncular getirilmiş. Aynı süreç Laslandes, Guivarc'h, LeBeouf ve DiMeco'nun da başına gelmiş.


98 Dünya Kupası ve Euro 2000 i kazanan Fransa ise çok daha "renkli" ancak yinede Barthez, Lizarazu, Blanc, Pettit, Deschamps, Pires ve Dugarry gibi beyazların etkili olduğu bir takımmış.


2002 Dünya Kupasında ise beyazların azınlık olduğu bir takım ile bu durum daha utanç verici bir hal almaya başlamış.
Şu an ise Coupet and Sagnol dışında ilkonbirde beyaz oyuncu olmadığından artık takımınlarından utandıkları için resimde koymamışlardı.

07 Ekim 2008 Salı

Koca Kafalılar...


Koca kafalı yönetici olursa bu olur. Uzun vadeli planlar için geçen yıl getirdiği hocayı 2. yılında kim kovar? Koca kafalı kovar...

Ertuğrul'un getirilişine bakıyoruz... Adaylar Luce ve Ertuğrul'du. Uzun vadeli düşünüyoruz denildi Ertuğrul getirildi. Alternatif Luce olunca insanın gönlü razı olmadı elbette; ama bizim oyuncumuzdu dedik, gerçek Beşiktaşlı dedik, benimsedik Ertuğrul'u. İyi 11 çıkarıyordu; sistemi iyiydi ama oyuna müdahale etmek adına hiç birşey yoktu hocada. Zamana ihtiyacı vardı; ama uzun vadeli gelmişti zaten dedik, oluruna bıraktık...

Az lafımızı işitmedi elbette, 1.5 yıldan az sürede unutulmayacak iki hatıra yaşattı bize; 8-0 ve 4-1... Ama Liverpool'u 2-1 yendik onu hiç demiyosun derseniz...8-0 olunca yanında 2-1'in 3-1 in lafı olmaz...

Hoca yollamak konusunda, büyük baş başkanın eline su dökemez kimse. Beyin yok maalesef kendisinde. Sinan Engin zamanında şöyle bir açıklama yapmıştı.."Bizim başkanın kafasını bozmayın, kafası kızarsa gece gider 11 milyon € verir; alır Mehmet Topuz'u" işte bu kadar...Al sana dangozluk örneği...

Hani uzun vadeliydi...Allah belanı versin...

Daha önce de yazmıştım; ne kadar kızsam da Ertuğrul'a sabredilmeli diyordum. Hataları vardı elbette, belki hata sandığımız şeyler doğrularıydı. Takım geçen yıldan çok daha iyiydi. Ligde rakiplerinin üstündeydi ve gelecek için umut veriyordu; ama bir çırpıda her şey silbaştan... Çözüm mü? Değil tabi ki.. Peki neden ayrıldı? Çünkü kulübü Koca Kafalılar yönetiyor...

Ertuğrul'a yazık oldu; Sinan Engin'in ise cehennemin dibine kadar yolu var...Yanında götürmesi gereken 2-3 kişi daha var...

Luce gelirse eyvallah derim. Gelmezse Beşiktaş küçülmeye devam eder. Aday kadrosu epey kalabalık şimdilik Riijkard, Keoman (Gelirse hiç şaşırmam; tam koca kafalık bir seçim) Osieck (Bu adam yaşıyor mu?) Slaven Biliç (Nerden aklınıza geldi?), Christoph Daum, Denizli (Adları geçmese şaşardım)...


edit: Siz, adamı futbola küstürürsünüz...

UEFA Grupları


Geçen yılın aksine zor bir kura çekti Galatasaray. Her nekadar Türk yöneticiler UEFA'da final istiyoruz gibi saçma sapan bir hayalin peşine düşseler de UEFA bariz bir biçimde geçen yıllara göre zor...

Beşiktaş zaten final falan oynayamazdı -ki tahminim gruplara katılır, 4. olur elenirdi; o bile olmadı- Galatasaray için de final hatta çeyrek final rüya.

Rakiplerini şöyle kısaca anlatacak olursak;

Benfica deplasmanı zordur. Kadrosu da oldukça iyi. Reyes, Aimar gibi üst düzey takımlarda oynamış ancak kısmen düşüşte olan oyuncuların yanı sıra Luisao, Cardozo, Di Maria, Nuno Gomes ve David Suazo gibi formda ve kaliteli oyunculara da sahip. Hocası Quique Sánchez Flores, Valencia'da başarısız olduktan sonra kendini ispat etme derdinde. Portekiz deplasmanından puan beklemiyorum...

Olympiakos içerde. Yunan ekibiyle içerde oynanması avantaj. Kadrosuna baktığımızda Galletti, Diogo, Zewlakow, Raul Bravo, Dudu, Belluschi ve Leto ön plana çıkan isimler. Yunan ekibi takım oyununda iyidir. Şampiyonlar Ligi'nin müdayimlerindendi, bu yıl Anorthosis süprizi komşuya patladı. Her türlü skor alınabilir...

Hertha Berlin'in deplasman olması avantaj elbette. Gurbetçiler her sene Galatasaray'ı izleme şansı buluyor nerdeyse. Lige orta şeker bir başlangıç yaptılar. Çakma Kaka ile çakma Lucio var. Friedrich, Dardai, Panteliç, Simuniç, Voronin ve elbette Turiaf'ın adamı Cicero göze çarpan oyuncular. Cicero'yu 90 dakika izleme fırsatı bulmamız güzel. Almanya'dan puanla döner diyeceğim ama Leverkusen maçı aklıma gelince zor diyorum...

Metalist, Beşiktaş'a karşı iki maçta da iyi oynadı. Beşiktaş çok korkak oynamasa 2. maçta yenilmezdi. Rakibin hızlı ve fizikli hücum oyuncuları ağır Galatasaray tandemi için handikap olabilir.

Galataray'ı kendi içinde değerlendirecek olursak; aldığı çelişkili skorlar işimizi güçleştiriyor. 3 maç ardarda 4 atıp Bursa'ya yenilmesi, Steaue'ye elenmesi takımın henüz rayına oturmadığını gösteriyor. Elbette bunda sakatlıkların da büyük etkisi var. Her takım sakatlık problemiyle karşı karşıya gelebilir ancak; Lincoln, Kewell, Nonda, Linderoth, Serkan, Uğur varken, kimse Galatasaray'ın önümüzdeki hafta tam kadro sahaya çıkacağını garanti edemez.

Galatasaray Kewell- Lincoln- Baros hücum hattından tam randıman alamazsa grupta ilk 3'e giremez.

Tahminim: Benfica, Hertha, Olympiakos gruptan çıkar...

06 Ekim 2008 Pazartesi

Fabio-Paolo Cannavaro


Napoli sportif direktörü Pierpaolo Marino eski oyuncuları Cannavaro'ya kapımız her daim açık demiş. Cannavaro'nun takımı güçlendireceğini ve takımdaki genç oyuncuların onun deneyimlerinden faydalanabileceğini söylemiş. Fabio'nun yıl sonu Real'den ayrılması bekleniyor. Real için sorun yok; işi sıkı tuttular, Garay'ı hazırladılar...

Cannavaro da artık yaşını başını aldı, büyük takımlar gördü, kolunda kaptanlık pazubandı Dünya kupası kaldırdı. Bir futbolcunun yaşamak isteyeceği bir sürü şeyi ziyadesiyle yaşadı...

Gelenektir, çoğu futbolcu emeklilik hayatını ilk takımında yaşamak ister. Eve dönüştür onlar için, kafası rahat olsun, canı sıkılınca eski dostlarla muhabbet edebilsin, küçükken top koşturduğu sokak aralarında hatıra gidersin. En önemlisi de parlayıp yıldız olduktan sonra takımdan ayrılırken taraftarın gönlünü almak için verilmiş "Futbolu burada bırakacağım, ben buranın çocuğuyum" sözünün tutulmasıdır. Bir de antrenörlük için ideal mekandır tabi...

Bu bağlamda, Cannavaro için Napoli bambaşka olur. Kötü mü, 1 yıl biraderle yanyana oynarlar. 2 yıl Parma'da birlikte bulundular; özellikle sakındım oynadılar kelimesinden zira ufaklığın pek oynadığı söylenemez ama bu sefer ikisi de oynayabilir durumda, hem de baba ocağında. Böyle, vatana millete hayırlı evlatlar zor bulunur...

Paolo şu anda Napoli'nin kaptanı, malum Fabio da Milli takımın kaptanı. Kaptanlık sorunu abi kardeş arasını açar mı? Abi, Paolo'nun sırtına şöyle bir yavaştan dokunur, burası senin gemin der, noktayı koyar...

Mamma Mia!


Türkiye ya da İstanbul, uluslararası bir müzikali daha ağırlıyor. Müziği sevip te müzikalden hoşlanmayanlarımız kesin duymuştur adını Mamma Mia’nın, hatta müziği sevmeyenlerimize bile bir yerlerden çağrışım yapar. Gerçi uluslararası müzikalleri ben de fazla bilmem. Ne var; Hairspray, Chicago, Carmen, Phantom of the Opera ve Mamma Mia!... Aslında ‘Hisseli Harikalar Kumpanyası’nı izledikten sonra, müzikal hastası olup gaza gelme durumu her zaman mevcut. Ama dediğim gibi kaç tane müzikal var ki durmadan seyredesin. Gelmişken gidip bir görmenin faydası vardır diyorum ben. Çoğumuzun hala Mydonose Showland olarak bildiği İstanbul Gösteri Merkezi’nde 7 Ekim – 21 Ekim arasında müzikali izlemek mümkün. Biletlerde 208 YTL ile 66 YTL arasında oynuyor.

Kaptan & Aktör


Puyol ve bir Katalan televizyonunda yayınlanan Crackòvia adındaki komedi şovunda Puyol'u oynayan Jordi Rios yine bir Katalan televizyonundaki futbol programında bir araya gelmişler.
Sunucu olsam ikisinin arasına girip bir dilek tutardım sanırım...

Ranieri gider mi?


Türkiye'de 3 büyüklerin hocası konuşulurken, İtalya'da Spaletti'den sonra şimdi de Ranieri'nin koltuğu sallantıda. BaşkanGiovanni Cobolli Gigli gitmeyeceğini açıklamasına rağmen, İtalyan basını Real Madrid maçının Ranieri'nin geleceğini belirleyeceğini söylüyor. Adaylar arasında da Ferrara, Vialli, Donadoni ve Riijkard var. Defolsun gitsin derdim ama adayları görünce bir kez daha düşünmek gerek derim..

İtalyan basınıdır bu, gitmeyeceği varsa da yollar...

Vieira & Keane


Kaynağını hatırlamıyorum ama bir kaç gün önce Sunderland Vieira ile ilgileniyor haberleri okumuştum. Turiaf'a, Sunderland kimi almaz diye sormuştum, Vieira cevabını yapıştırmıştı. Haber sabun çıkacaktı elbette. Keane, Vieira'ya ancak dövmek için getirtirdi İngiltere'ye...

Daily Mail olayı benden daha fazla ciddiye almış belli ki. Gerçek midir yalan mıdır bilinmez Vieira'ya sormuşlar. O da Sunderland'a gitmeyeceğini söylemiş. Zaten neden gitsin ki...

05 Ekim 2008 Pazar

10 voleyle Real Madrid


Real Madrid - Top 10 des reprises des volées
Yükleyen -metropolitan09-
McManaman'ın 2000 yılı Şampiyonlar Ligi'nde Valencia'ya attığı golü ararken servet buldum. Real Madrid ve 10 vole...

10: Higuain vs Mallorca
9: Carlos vs Marseille
8: McManaman vs Oviedo
7: Stielike vs Bilbao
6: Zidane vs Racing
5: Santillana vs Borussia
4: Carlos vs Mallorca
3: Van Nistelrooy vs Valencia
2: Guti vs Villarreal
1: Zidane vs Leverkussen

Carlos'un füzelerini ağzım açık izledim ama benim oyum Guti'ye...

Futbolcu olsaydım...


Futbolcu olsaydım, takım tercihimde şehrin büyük önemi olurdu. Örneğin Sivasspor daha iyi de olsa İstanbul BB.'de oynardım. Trabzonspor'da oynamazdım mesela. Sivas'ı ya da Trabzon'u takım olarak beğenmediğimden değil, büyük şehirde yaşamak istediğimden...

Milan ya da İnter yerine Roma'da oynamak isterdim. Fiorentina neden olmasın derdim, büyük takımlar almazsa Venezia yolunu tutardım. Chelsea, Arsenal'i Manu'ya tercih edebilirdim, Hollanda'da Ajax'ta oynardım. Yunanistan'da AEK, Olympiakos, Panathinaikos'ta oynardım tıpkı İstanbul takımlarını tercih ettiğim gibi.

Fransa'da PSG ve Monaco'yu tercih ederdim. Lyon, Marseille 2. planda kalırdı. İspanya'da her yol Paris zaten. Atletico-Real Madrid, Barcelona, Valencia, Sevilla...



Futbolculara baktığımda ağzının tadını bilen bir iki tane hemen aklıma geldi. Madrid ve Londra'yı tatmış Makelele şimdi de Paris'in keyfini çıkarıyor. Kezman, Fransızdan çok daha fazlasını yaşamış. Aynı şehirlerde yaşamış bir de üstüne İstanbul'da nargile keyfi yapmış. Gezgin Anelka'ya bakarsak olayı abartmış. Paris-Londra-Madrid-yine Paris-Liverpool-Manchester-İstanbul- yine Manchester ve yine Londra. İngiltere'yi baştan aşağı gezmiş Madrid-Paris ve İstanbul'un da tadına doymuş.

Baptista bu hattın dışında, farklı tatlar aramış. Sevilla-Madrid-Londra-Roma. İşini biliyor Brezilyalı...


Bazıları o ülke senin bu ülke benim büyük şehirleri gezerken, evine sadık, şehrinde mutlu mesut yaşayanlar da yok değil. Maldini ve Zanetti bir türlü kopamadılar Milano'dan. Hadi Maldini'yi anlarım kendi şehri kendi ülkesi de; Zanetti ne ayak? Annen baban özlemez mi seni Arjantinlerde...
Şehrinden kopamayan bir başkası da Del Piero, bıkmadı yıllarca aynı sokakları gezmekten. Bunlara 7 yıldır Lyon'da yaşayan Juninho'yu ekleyebiliriz ve tabi ki Perugia-Palermo-Milano ve Lyon hattını çizen Grosso...

Her şehrin kendine göre bir güzelliği vardır deyip tartışmaya mahal vermesek mi?

6-1


İspanya'dan bu sezon Real-Barça dışında bir şampiyon bekleyen benim için 6-1 acı elbette. Maç Madrid'in hakkıydı diyemeyeceğim ama maçın hakkı da bu değildi...

Erken yenen bir gol telafi edilebilecekken, bu da penaltıysa, dedirten bir penaltı 2-0 yaptı. Üçleyen Messi, Henry abisinden çok şey öğrenmiş, Henry bunları Premier lig'de yapardı, Messi La Liga'da yapar olmuş. Kurallar gereği Messi'nin golü nizami ve hiç bir sorun yok. Peki sorun nerde?

Kaleci, henüz barajı ayarlıyor, barajın gözü kalecide, hakemde ve baraj dağınık. Uyanık Messi yolluyor köşeye. Olduu.. Madrid'li oyuncular ne yapsın, baraj kurulana kadar topun önünde mi beklesin? Birisi gidip topu mu alsın? Messi'yi mi tutsun? Hakeme gelince, düdüğü bekle uyarısı yapmayacaksa iş yapar orada? Bu kural değişse; Hakemin düdüğü bekle uyarısı yapmasına gerek kalmadan oyuncu hakemin düdüğünü beklese daha iyi olmaz mı? Daha adil olmaz mı?

Maça dönecek olursak; İspanyol basını Kun & Messi düellosu yapınca Güntekin'de kendini fena kaptırmış olaya. Maç boyunca bundan bahsetti, Messi'sini öve öve bitiremedi. Güntekin, sağlam Barçalıdır; Maşallah bunu da dün bir kez daha ispatladı. Sürekli Barça'ya övgüler, Atletico'yu küçümsemeler. Kun dün kötü olunca Güntekin arada ona da giydirdi. Agüero'yu ilk kez izleyenler hayal kırıklığına uğramıştır elbette ama bu çocukta dünkünden çok daha fazlası var.


Sürekli Messi & İniesta işi bitirdi dedi ama işi bitiren orta saha dinamoları Xavi & İniesta'ydı. Messi, o kadar rahat oynayabiliyorsa arkasında Xavi & İniesta olduğundandır. Yıllarca Eto'o-Ronaldinho-Messi konuşuldu ama onların kaptırdıklarını temizleyenler hep arka planda kaldı. Kaptırmadıkları gol oldu, onlar yazıldı çizildi.

Eto'o da anlamsız bir trip, Henry yedek kalmaktan şikayetçi, sahada hiç birşey yapmadan 90 dakika oynayabilen Gudjohnsen. Son olarak Valdes....eski Valdes.

Eee.. Bakalım Real - Barça maçı ne olacak. Bu sefer Messi - Kun eşleşmesi olmayacak elbette; bu sefer Güntekin Onay - Ercan Taner olacak...

Çizgi film > dizi, haber, spor vs.


Evde küçük çocuk olunca maç, dizi, haber hepsi yalan oluyormuş; varsa yoksa çizgi film...

1 hafta boyunca 8 yaşındaki (kendisi 9 olduğunu iddia eder) kuzenimle aynı evde kalınca bende de biraz çizgi film kültürü oluştu tabi. Eskiden beri izlediğim Cedric'in yanına 2 tane daha çizgi film ekledim.

Birisi Afacan Dennis. Bay Wilson denilen adamın iflahını kurutan; bitmek, tükenmek bilmeyen lanet bir enerjiye sahip anlamsız bir çocuk. Kuzenim onu izledikçe eğlense de; ben daha ilk filmden nefret ettim gençten. Yazık Bay Wilson'a yahu...


Bir diğer çizgi film: "Life with Louie", Türkçe adıyla sanırım "Afacan Lui". Böylece anladık ki Türk çevirmenler ortada afacan bir çocuk varsa çizgi filmin orjinal adını ciddiye bile almayıp, afacan bilmem ne koyup geçmişler.

Normal hayatta olsa böyle bir çocuktan nefret ederdim. Küçükken böyle bir arkadaşım olsa 3 öğün döverdim. Böyle mıy mıy, geveleyerek konuşan, burnu kapalı gibi sesi çıkan, harflerin yarısını telaffuz edemeyen çirkin bir çocuk. Kısacası Demirören'in küçüklüğü işte. Ama çizgi filmde çocuğa nasıl bir kimlik giydirdilerse pek tatlı geldi bana. Babası da alt tarafı ince üst tarafı kalın bir adam. Annesi tipik ev hanımı.. 1 bölüm izleyin sizi de saracaktır...


Ve son olarak çocukluğumdan beri izlediğim Cedric. Bu harika işte. Kendisi "Doğu incim" olarak tanımladığı Çinli bir kıza aşıktır. Cedric'in dünyası onun etrafında döner. Sürekli Chan ile ilgili hayaller kurar. Babası kilim satıcısı ama cillop gibi evleri var maşallah. Christian denilen bi halta yaramaz bir kankası var. Bir de Türk filmlerinden esinlenme sınıfın zengini Nicolas denilen bir züppe var. Cedric sürekli hayaller kurar, Chan ona küser, sonra Cedric düşünür düşünür, sonunda efsanevi saçlı dedesine danışır. O, bir yol gösterir ve Chan ile Cedric barışır.

Her gece "8 yaşında bir çocuksanız hayat gerçekten güzel" der sonra da uyur, çizgi film biter ama kanal değişmez. Neden? Çünkü hemen bir başkası başlar...

04 Ekim 2008 Cumartesi

1 haftanın ardından



1 hafta kendime tatil verdim, bilgisayarı hiç açmadım, TV'yi dünyadan kopmayacak kadar izledim. Nerede o eski bayramlar dediler, ben de nasılmış o eski baramlar dedim; teknolojiden biraz uzaklaştım...
Yazacak çok şey var elbette; koskoca, dopdolu bir hafta geçti futbol adına. Lig maçları, şampiyonlar ligi ve ne yazık ki UEFA kupası.

Ankara bana uğursuz geliyor. Yine bir Ankara gecesi, yine Beşiktaş yine hüsran.. Ankara'dayken Beşiktaş'ın maç kazandığını neredeyse hatırlamıyorum. Bir Konya maçı vardı kazanılan; gerisi hep hüsran...

Beşiktaş'la başladım; bir iki satır yazıp kapatayım bu konuyu. Gömeyim şuraya ve bir daha da açmayayım... Maç boyu Gökhan Zan'ı andım. Ağzımdan çıkan her cümleden nasibini aldı maşallah. Zapo onun pisliğini temizlemekten bıktı, bizim mağdur pisletmekten bıkmadı. Elbette mağlubiyeti Zan'a maledemeyiz ama bir günah keçisi aranacaksa o da Gökhan Zan...

Ertuğrul'a gelince. Peşin söyleyeyim; arkasındayım. Yollanmasın, hatta bu yollanma muhabbeti bile hiç açılmasın -ki çoktan açılmış-. O kadar hoca denendi olmadı, içinden bir Ferguson çıkarmaya çalışsın bari. Tamam 6 yıl vermeyelim ama 3 yıl da Ertuğrul'a feda olsun. Maça gelince, kötü bir kadro seçimi. Zan'ı sil. Toraman'dan sağ bek yapmaya kasma. İnceman nerelerde. Seriç korkutuyor. Zanzi, Hakan için az söylemiş...

Bu arada Kadıköy'de final bekleyen Beşiktaş'lı koca kafalara selam olsun...

01 Ekim 2008 Çarşamba

Zen Master

Çocuklara yasak olan oyuncak bebekler

MTV Video Müzik Ödüllerinde En İyi Dans Video Klip kategorisinde ‘When I Grow Up’ ile ödülü kapan ‘Pussycat Dolls’ kızları yeni albümlerini tanıtmışlar. Albüme ‘Doll Domination’ ismini vermişler. Yani kısaca kızların gücü demek istiyorlar. Tanıtımda da jartiyerleri çekip öyle bir şov yapmışlar ki, hani şimdi gidip albümü alasım geliyor. Onu da geçtim de bunlar MTV Türkiye açılışına gelmişlerdi sanırım (yanlışsam düzeltin), gitmediğim için şimdi içim kan ağlıyor, ahh ahh...

Robin van Persie

En sevdiğim topçulardan biridir kendisi. Wenger sağolsun keyifle izliyoruz kendisini. Gunners için Bergkamp'ı aratmıyor açıkcası. Yanlış hatırlamıyorsam Faslı olan eşinin etkisiyle müslüman olmuş zamanında. 2006'da doğan erkek çocuklarına ise Shaqueel ismini vermişler. Nereden esinlendiler acaba?