30 Nisan 2009 Perşembe

Çağıra çağıra şampiyon

Voleybol Bayanlar Lig Kupası Fenerbahçe Acıbadem'in oldu. Çağıra çapğıra getirdiler şampiyonluğu. İsteye isteye şampiyon oldular. Eczacıbaşı'ndan daha istekli oldukları kesindi. Ben şans tanımamıştım Acıbadem'e. Ama bazen süprizler favori gibi oynayabiliyorlar işte voleybolda. Fenerbahçe erkeklerde yapamadığını bu sene bayanlarda gerçekleştirdi. Tebrikler, ne diyelim.

29 Nisan 2009 Çarşamba

Overmars - Desailly - Sarr


"Bir zamanlar" serisine devam etmiyorum diye Turiaf arada kızıyor. Bu yazı biraz da ona gönderme olsun. Bugün Turiaf'ın Arsenal'ini devirirsek onun için eski bir Manu'luyu yazacağım. Arsenal iyi bir skor alırsa eski bir Arsenal'li yazarız.

Biraz eskilere gidelim. Marc Overmars. Daha dün gibi aklımda topu sola sola çekip sonra birden sağa dönüp sağdan çalım attığı. Muhteşem Ajax yılları sonrası Arsenal'de almıştı soluğu, iyi performansını orda da sürdürüp bu kez Barçalı oldu. 2004'te bıraktığı futbola 2008'de döndü. Futbola başladığı kulübe vefa gösterisiydi. 36'lık efsane futbola ikinci kez veda etti...

Vefadan bahsetmişken. Marcel Desailly de 2010 Dünya Kupası sonrası Gana Milli takımının başına geçebileceğini söylemiş. Her ne kadar Fransa Milli takımında oynasa da Gana'nın başına geçme niyeti takdir edilecek bir durum.

Son olarak yıllar önce Galatasaray'da oynamış bir genç. Mohamed Sarr. Milan'dan tanıdığı oyuncuyu Türkiye'ye getirmişti Fatih Hoca. Pek tutmadı. Galatasaray taraftarı da hayranlıkla izlemedi. Kiralık olmasa bir kaç yıl daha kalırdı, belki de şimdi bir Anadolu takımındaydı. Olmadı işte, Sarr aşısı tutmayınca Senegalli İtalya'ya döndü. 3 yıl daha kiralık oynadı ve sonra Belçika yolunu tuttu. Standart'ta gösterdiği performans Roma'nın dikkatini çekmiş. Menejeri Fabrizio Ferrari Roma'nın oyuncusuyla ilgilendiğini söylemiş. Bonservis bedeli 3.5 milyon €. Galatasaray taraftarının "ah keşke" dediğini sanmıyorum.

Lost 100. Bölüm



Lost'un bu gece yaklaşık 19 saat sonra 100. bölümü yayınlanacak. Acaip bir bölüm olacak gibi.

28 Nisan 2009 Salı

Fırsattan istifade


Büyük ayıp. Yönetim hazır takım iyiyken, şampiyonluk yolunda ilerlerken, mis gibi de derbi gelmişken, hazır Fenerbahçe'de formsuzken bindirmiş bilet fiyatlarına...

VIP ÜST B&E 750,00 TL
VIP ÜST A&F 450,00 TL
VIP ALT A&F 375,00 TL
VIP ALT B&E 400,00 TL
VIP ALT C&D 450,00 TL
NUMARALI ORTA 375,00 TL
NUMARALI KENAR 325,00 TL
KAPALI ÜST 250,00 TL
KAPALI ALT 200,00 TL
YENİ AÇIK 70,00 TL
ESKİ AÇIK 70,00 TL
RAKİP TAKIM (E.AÇIK) 70,00 TL

En ucuz bilet fiyatı üzerinden konuşalım. 70 TL.
Galatasaray-Fenerbahçe maçında ASY'de en düşük bilet 60 TL idi. O günkü GS-FB maçının önemi bugünkü BJK-FB maçının öneminden daha fazlaydı. Çünkü o maç ikisi için de şampiyonluk yarışından kopma kopmama maçıydı. Bugünkü maçın FB açısından prestij dışında çok bir önemi yok, Beşiktaş için şampiyonluk maçı. İkinci olarak, popularite olarak baktığında GS-FB maçı BJK-FB maçından daha öndedir. Üçüncü olarak ASY'in, İnönü'ye göre daha düşük kapasitede olması sebebiyle bilet fiyatlarının kısmen biraz daha yüksek olması daha anlamlı karşılanabilir...

Bence o maç için de 60 çoktu ama hadi referans noktamız olsun diye o örnek üzerinden yazdım. Referansımı Boca&River derbisinin en düşük bilet fiyatı 15 $ örneğinden alırsam tamamen çuvallar...

Bugün koşullarında bu fiyatlar uçuk. Bu maçın oluru 50 TL'dir. 51 çoktur bu maç için. Ama efendim, Eskişehirspor - Beşiktaş maçı da 50 TL'ydi. E bi tüpçü de orda var...

Turbo (18/18)

Uzun süre sonra tekrar Turbo'yu izleme fırsatı bulduk. Beklendiği gibi yine birinci bitirdi yarışı. Mohaç Koşusu'nda rakiplerine şans bile tanımadı. Daha önce yükselen formuyla burada dikkat çektiğim Gelibolu en ciddi rakibiydi elbette. Ben de merakla bekliyordum bu ikisinin kapışmasını herkes gibi. Sonunda bu koşuda kapıştılar. Aslında elbette ki Gelibolu'nun kapasitesinin Turbo'ya yetişecek kadar olmadığını biliyoruz ama Turbo'dan sonra şu an en iyi 4 yaşlı Arap atı yine Gelibolu'dur, buna kimse itiraz etmez sanırım. Gelibolu'yu bile rahat geçip, yarşın sonlarında serbest bıraktı Karataş, Turbo'yu. Şimdi heyecanla 19. yarışını bekliyoruz Turbo'nun. Keşke Ayabakan'da olsaydı, onla kapışsaydı diye üzülüyorum sürekli. Keşke olsaydı...
Bu arada aynı gün şampiyon at Kafkaslı da Selim Kaya ile bir yarış sonra tekrar birinciliği göğüsledi. Kafkaslı'nın kazanmasına alışmış olmamaız elbette ki ikinciliğini bile yadırgamamıza sebep oluyor.

* video*
*tjk.org.tr'den alınmıştır.*

27 Nisan 2009 Pazartesi

Eskişehirspor - Beşiktaş


Dün yazmaya fırsatım olmadığı için değerlendirme bugüne kaldı. Bursaspor karşısında kaybedilen 2 puanın ardından Sivasspor'un haftayı kayıpsız kapatması ile Beşiktaş'ın kesinlikle 3 puan çıkarması gerekiyordu. Nitekim çıkardıda...

Zor bir maçtı elbette. Eskişehir sağlam deplasmandır. Denizli de bunun farkındaydı. Haftalar öncesinden zor bir deplasman olacağını söylemişti.

Farkında olması güzeldi ama kendi takımının da Beşiktaş olduğunu biraz geç farketmesi üzücüydü. İdeal onbiri bozmak Beşiktaş'a pahalıya patlayabilir. Elinde şu an kullanabileceği bir onbir dururken kadroda ufak değişiklikler yapmak takımı olumsuz etkiliyor. Denizli'nin düşüncesinin bütün takımı zinde tutmak olduğunu sanıyorum. İyi niyetimle söylüyorum bunu...

Çıkan onbir kesinlikle yanlıştı. Toraman'ın sağ beke çekilmesinin tek mantıklı açıklaması Eskişehirspor'un soldan gelen hücumlarını daha defansif Toraman ile kesme düşüncesiydi. Ekrem'i sola çekerek sol kanadı Tello-Ekrem şeklinde daha hücumcu yapma planı vardı Denizli'nin. Gökhan Zan ise Anderson'a alınmış bir önlemdi. Denizli'nin bu planı çok işlek değildi; zira rakibin tek hücum silahı Engin Baytar sürekli kanat değiştirerek oynuyordu ve özellikle Beşiktaş'ın solundan tehliyeli pozisyonlar üretiyordu.

Beşiktaş sadece beklerde değil göbekte de ciddi sorun yaşadı. Hemen hemen bütün hava toplarını Eskişehirsporlu futbolculara bıraktı. Gökhan Zan'ın iyi yer tutamaması böyle bir problem oluşturdu.

Beşiktaş hücumda ise pozisyon bulmasına rağmen çok etkili değildi. Özellikle Holosko'nun tek forvet oluşu hücumu zayıflatmıştı. Holosko ister istemez kanatlara kaçıyor ve takım santrfor olmadan oynuyordu. Uzaktan şutlar tek etkili silahtı ancak kalede Sinan Ivesa'yı aratmadı...

İkinci yarı Bobo ve Üzülmez'in girişi takımda taşları yerine oturttu. Sivok'un çıkma sebebi kesinlikle yabancı kontenjanıydı. Bobo çok kaçırsa da Nobre'nin yokluğunda oynatılması gereken bir oyuncu. Bobo santrfora geçince, Holosko biraz daha kanada çekildi ve takım daha dengeli bir konuma geldi. İkinci yarının başında pozisyon bulamasa da sonra toparlayan Beşiktaş önce Tello'nun arapasında Bobo'la sonra Yusuf'un harika çalımları sonrası Holosko'yla golü buldu.

Hücum hattı Tello-Bobo-Holosko biraz arkalarında Delgado ve ön liberoda Ernst-Cisse olunca takım ortasahada top kazanır oldu. Bu da top yapabilen takımı Beşiktaş yaptı ve oyunun kontrolü siyah-beyazlılara geçti.

Beşiktaş galibiyerle birlikte Sivas'ın 1 puan gerisinde zirvede Sivas ile başbaşa kaldı. Şampiyonlar Ligi'ne gidecek takımlar belli gibi. Fikstür ve puan avantajı Sivasspor'da ancak Sivas'ın bu baskıyı ne kadar kaldırabileceği soru işareti.

Gelecek hafta Fenerbahçe İnönü'ye geliyor. Bu maç Eskişehirspor maçından daha zor değil. Beşiktaş'ın önümüzdeki 5 maçtan minimum 13 puan toplayacağını tahmin ediyorum. Sivas muhteşem bir performans gösterir de o da en az 13 puan toplarsa tebrik etmekten başka çare yok...

Süper Lig Güç Dengeleri #3


Nisan ayı geride kalırken şampiyonluk adayları 2'ye düştü. Şampiyonluk dışındaki yarış artık Uefa kupasına katılmak için olacak. Arkadan sinsice gelen Bursaspor'da bu yarışa dahil oldu.

Sivasspor (60) : Nisan ayı onlar için çok iyi geçti. Konyaspor deplasmanı hariç puan kaybı yaşamadılar. Kupada yaralı Fener'i eleyeblilselerdi Beşiktaş ile çift cephede savaşma imkanı yakalayacaklardı ama olmadı. Trabzonspor karşısında oynadıkları oyun çok kaliteliydi ve bu formu devam ettirirlerse fikstür avantajını kullanarak şampiyon olmaları muhtemel.
Haftaya Antep karşısında bir kazaya uğramazlarsa son hafta Ali Sami Yen'de oynayacakları Galatasaray maçına kadar yolları açık gözüküyor.


Beşiktaş (59) :
Sivas'ın hemen ensesindeler. Bursaspor maçında kaçırdıkları goller başlarını sezon sonunda ağrıtabilir. Onun dışında zor gözüken nisan ayını minimum kayıpla atlattılar üstelik Kupada finale çıkmayı başardılar. Mustafa Denizli bazen anlamsız tercihlerde bulunuyor ancak hatasından dönmesini bilen biri olduğu için çok sıkıntı yaşamıyor. Ancak bundan sonra çok dikkatli olmalı. Kaybedilecek bir puan şampiyonluğun kaçmasına sebep olur. Haftaya oynayacakları derbiyi almaları muhtemel. Şu hale gelmiş Fenerbahçe'yi yenemezlerse şampiyon falan olmasınlar zaten. Derbiden sonra iki haftalık bir Ankara turnesi var. Ankaraspor'un ligde bir iddiası kalmasada çok tehlikeli bir takım. Ankaragücü maçının çok zor olacağını da tahmin etmek zor değil. Daha sonra kadro olarak toparlanmış bir Galatasaray ve son hafta düşme potasında olan Denizli deplasmanı korkutucu maçlar. Beşiktaş bu tünelden şampiyon olarak çıkarsa gerçektende bu büyük bir başarı olur.


Trabzonspor (53) : Geçen hafta hem Sivas'ın hem Beşiktaşın puan kaybetmesi ile tekrar umutlanmışlar ancak rakiplerinden sağlam bir tokat yediler. Önlerindeki maçlarda zor. Artık hedefleri Uefa kupasına gitmek ama arkadan gelen Bursaspor bu gidişle önlerine geçebilir. Anlaşılan bu iş Umut-Gökhan-Colman-Yattara-Alanzinho ile olmaz. Seneye önemli değişiklikler gerekiyor eğer hedef şampiyonluksa.

Galatasaray (52) : Yönetim'in bir takımı ne kadar kötü hale sokabileceğinin kanıtıdır Galatasaray. Yanlış hoca tercihleri bu takımı bu hale getirmiştir. Sene başında Skibbe'de yanlış tercihti ama artık öyle bir noktaya gelinmiştiki Skibbe'nin sezon sonuna kadar kalması gerekiyordu. Eğer yollayacaksanda yerine geçen seneki gibi içeriden birini getir. Bülent Korkmaz gerçektenden çok küçük düşünen bi hoca. Birde Ertuğrul'a küçük takım hocası deniyordu. Eğer Bülent Galtasaray'ı çalıştırabiliyorsa Ertuğrul'da Milan'ı çalıştırabilir. Zanzi ile bu konuyu konuştuk ve kendisinin çok yerinde bir tesbiti var ; " Üç büyüklerde gördüğüm en kötü hoca" . Sonuna kadar katılıyorum. Rıza'dan da kötü açıkcası. Artık bir şekilde Bursaspor'a geçilmeyip Uefa kupasına gitmeleri gerek. Son iki maçta şampiyonu belirleme ihtimalleri var. Önümüzdeki sene için şimdiden planlamalar girişilmeli ve Bülent'i bu takımın başında tutarlarsa o zaman önümüzdeki senede 0 çekerler bütün kulvarlarda.

Fenerbahçe (48) : Kafa olarak ligi bitirmişler. Akıllarında olan tek şey Kupa finali. Cezalıların dönmesi ve kupayı Beşiktaş'tan daha çok istemeleri kupayı bu sefer almalarını sağlayabilir ancak ne tarftar ne de yönetim kupa ile tatmin olmaz. Yönetimin Aragones'i tutacağını sanmıyorum. Daha Aziz Yıldırım'ın aday olup olmayacağı belli olmadığı için önümüzdeki sezon için planlamalar şimdilik ağır olarak işliyordur. Kongreden sonra hareketlenmeler başlar. Takımdan gitmesi gereken çok isim var. Geçen sene Aziz Yıldırım'ın beğenmediği Zico'nun yürüyerek şampiyon olması gerekirken "Tam benim kafamda" dediği Aragones liderden 12 puan fark yedi. Aziz Yıldırım futbola karışmadığı sürece iyi bir başkan.

Clutch Players

Ben Gordon




Hido




Ben Gordon'da da hiç utanma yokmuş arkadaş. Tüm gözler üstündeyken elini kasığına atmış hayvan.

26 Nisan 2009 Pazar

Adriano gelse...


Bu günlerde Flamengo'nun ismi Türk basınında çokca duyulacak gibi. Beşiktaş'a menejerler tarafından önerilen gerçek Ronaldo'yu sakatluğına rağmen kadrosuna katan ve bu transferden şu ana kadar karlı çıktığını gösteren Brezilya ekibi şimdi de gözünü Adriano'ya dikti.

Fenerbahçe ilişkisinden dolayı ülkemizde adı sıkça duyulan Brezilyalıyı Delair Dumbrosck bağrına basmış.

"We will do all that we can to sign Adriano. Flamengo helped Ronaldo to recover and now our doors are open for Adriano too, with or without a contract".

Adriano ile imzalamak için herşeyi yaparız diyen yönetici. Flamengo, Ronaldo'nun tekrar ayağa kalkmasına yardımcı oldu, şimdi kapımız kontratlı ya da kontratsız Adriano için de açık demiş.

Bakalım Fenerbahçe 4 yıl geç de olsa eriştiği Carlos'dan sonra, yine 4 yıl rötarlı olarak Adriano'ya da kavuşabilecek mi? İyi para verirse Adriano'nun gelmemesi için hiç bir neden yok.

Eğer gelirse, Adriano'nun başarılı olacağını düşünmüyorum. İtalya'da kaldığı sürede Parmalı yılları haricinde hemen hemen hiç bir varlık gösteremedi. Sakatlıktan yattı, formsuzluk baş gösterdi, disiplinsiz dizboyu... Verilen onca şansı tepti, Mourinho ona verdiği şansı Kezman'a verse, o bile adam olurdu..

24 Nisan 2009 Cuma

Anlamadan oldu


Ramos: The thing with Pepe? That was unintentionally, man. Maybe a penalty, ok. But he shouldn't be suspended for more than one game.

23 Nisan 2009 Perşembe

Bedavacılar iş başına


Sözleşmesi biten oyunculara yönelmek ülkemizde pek moda değil. Galatasaray dışında pek rağbet gösteren yok açıkçası. Diğer takımlar da arada böyle oyuncularla ilgilenip kadrolarına katıyorlar ama bu piyasada büyük oynamıyorlar. Beşiktaş Tello ve Seriç'i bu şekilde kadrosuna katarken, bombayı geçen sene Kewell'ı kadrosuna katan Galatasaray patlattı...

Gelelim bu sene kimler boşa çıkıyor. Listedeki oyuncular Eleonora Serra'dan alıntı...

Goalkeepers: Carlos Kameni (Espanyol), Leo Franco (Atletico Madrid).
Defenders: Fabio Cannavaro (Real Madrid), Maxwell (Inter Milan), Diego Lugano (Fenerbahce), Emmanuel Eboue (Arsenal).
Midfielders: Michael Ballack and Obi Mikel (Chelsea), Tomas Rosicky (Arsenal), Maniche (Atletico Madrid), Boudewijn Zenden (Olympique Marseille).
Forwards: Julio Cruz and Hernan Crespo (Inter Milan), Michael Owen (Newcastle United), Fernando Morientes (Valencia).

Galatasaray yünetiminin bu yola başvurduğunu bilen Türk basını Leo Franco'yu bol bol yazdı. Ben şimdiye kadar yabancı basında bu transfer girişimini doğrulayan tek bir haber görmedim. Leo Franco'nun menejeri oyuncusunun daha büyük bir takıma gitmek istediğini söylemişti, o kadar. Türk basını bu haberi de kendilerine göre çevirirmiştir elbette. Menejerin bu söylemini doğrulamıştır ve gönlü Galatasaray'da demiştir...

Gelelim kadroya, Kameni beğendiğim kalecilerdendir, daha büyük bir takım yakışır ona. Defans oldukça sağlam. Cannavaro'nun adı bu aralar Juventus ile anılmaya başladı. Sene sonu gelebilir. Maxwell'in peşinde Barça var. Inter'den ayrılmaması için tek bir sebep yok. Hem Maxwell hem Barça için iyi bir transfer olur. Lugano İtalya yolcusu gibi. Eboue konusunda herhangi bir dedikodu duymadım...

Orta sahanın da defanstan kalır yanı yok. Ballack'ta Bayern tadı var. Obi Mikel sözleşme yeniler diye düşünüyorum. Rosicky sakatlık problemi yaşamasa çoktan imzalamıştı. Arsenal Eboue ve Rosicky hakkında ne düşünüyor Turiaf'a bırakıyorum. Maniche ve Zenden'in adı kaldı...

Julio Cruz daha mütevazi bir takımda rahatlıkla oynar ama aynı şeyi vatandaşı Crespo için söylemek zor. Yaşlandı, eski Crespo değil artık. Ülkesinin yolunu tutma vakti geldi, bakarsın Araplar basar parayı, bir yıl da Katar'da oynar. Morientes ve Michael Owen'da eski günlerinden uzak. Morientes sözleşme yeniler gibi. Owen ise Liverpool'a dönse güzel olur...

Pepe'nin tekmesi


Bir kaç gündür gündem Pepe ve attığı tekme. Pepe'nin yaptığının savunulacak bir tarafı yok. Sporcu etiği bir kenara insanlık etiğiyle dahi bağdaştırılamaz. Hatasını kabul edip etmemesi de cezanın küsüratını etkiler.

Peki Pepe kaç maç ceza alır? Aylarca futbol yasaklansın diyenler var. İspanya'dan yollansın, verilmemiş cezalar verilsin diyen bile duydum. Yapmayın...Abartmayın...

Dünya tarihinde ilk kez oluyor muamelesi yapmayın. Pepe'nin ceza almasının sebebi kasti olarak rakip oyuncuyu sakatlamaya yönelik hareketten olacaktır. Topa müdahale etme söz konusu olsa, Pepe'nin asıl amacı topu almak olsa belki yine kırmızı görürdü ama en fazla 2 maç ceza alırdı. Demek ki olayın büyütülmesinin sebebi topla oynama isteğinden çok rakip oyuncuya vurma isteği...

Aylarca ceza alsın diyenler. Yapmayın... Galatasaray-Fenerbahçe maçında Lugano'nun Emre'ye attığı kafa daha mı hafifti. Arda ile Semih'in birbirine attığı yumruklar ile Pepe'nin attığı tekme arasında kaç fark var? İkisi de futbol oynama isteği olmaksızın, rakip oyuncuya fiziksel müdahale değil mi? Pepe'nin yaptığını daha farklı kılan nedir? Olayım şiddeti mi? Ne yani Arda o yumruğu daha sağlam atsa bir maç fazla mı ceza alacaktı?

23 Nisan

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun.

21 Nisan 2009 Salı

NTVSPOR PROGRAM

Bir müddettir yazamıyorum. İşler yoğun. İş yerinde bloglara blok gelince, akşamları da bir sözüne ikna olup yanına gidebileceğim bir arkadaşım olunca... Zor oluyor bloga bir şeyler yazmak bu aralar...
NTVSPOR'da programımız başlıyor. Aylardır bekledik bekledik sonunda kavuştuk programımıza. Pazartesi Fenerbahçe ile açıldı, salı Galatasaray ve nihayet yarın Beşiktaş. Blogu takip edenler için beni görme fırsatı olacaktır tabi. Bu iyi mi kötü mü bilmiyorum açıkçası...
Blogunu okuyoruz ama bu adam kim, neyin nesi derseniz: İsmim Yusuf... Yarın 18.30'da NTVSpor'u açarsanız, "Yenilse de Yense de Beşiktaş" programını izleyip, neye benzediğimi de görebilirsiniz...

Büyük final: Eczacıbaşı-Fenerbahçe

Lig Kupası finalinin bu ikilinin oynamasını doğal karşılamaya başladık artık. 3. sene oldu bu. İki senedir -yanlış da hatırlıyor olabilirim 3 sene de olabilir- Eczacıbaşı'na kaybeden Fenerbahçe bu sefer iddalı. Şimdi iki takımı karşılaştıralım.

Fenerbahçe Acıbadem: Kimleri geçerek geldiler bir bakalım. Çeyrek Finalden itibaren ciddi rakiplerle karşılaştılar. Bu turda Ereğli Belediyesi'ni elediler. Yarı finalde ezeli rakipleri Galatasaray'ı çok rahat geçtiler ki bu Galatasaray takımı Vakıfbank-Güneş Sigorata'yı eleyip gelen bir takımdı. Seri boyunca Fenerbahçe'nin gerçek oyununu göremedim ben açıkçası. Galatasaray elinden geleni yaptı ama Fenerbahçe'de yıldız oyuncuların çokluğu seriyi 3-0 ile getirdi. Fenerbahçe'nin uzunları ve hücumcuları, oyun yapısı incelendiğinde, doğru zamanda kullanıldığında kontrolü eline alabileceği görülüyor. Özellikle Seda, Eda ve yabancılardan Anja file önünde yüksek blokları ve smaçlarını doğru zamanlamayla kullandıkları zaman rakipsiz kalabiliyorlar. Servisler üzerine yoğun çalıştıkları belli. Özellikle Çiğdem, Seda ve Eda'dan gelen servislerin karşılanma zorluğu daha da artıyor. Bu servislerin kırılması Eczacı açısından seri boyunca kritik olacaktır. Yalnız GS serisinde dikkatimi çeken orta alana düşen toplarda FB'nin dublaj sorunu yaşaması. Özellikle orta alanda bıraktıkları büyük boşluklara gelen plaselerin karşılanması güç oluyor. Eğer seri boyunca buna çözüm bulabilirlerse, büyük bir handikap atlamış oalcaklar diye düşünüyorum. Her zaman söylediğim gibi Seda'nın performansı belirleyecek FB'nin şampiyonluğunu. Eda'nın tecrübesizce yaptığı hatalar sıklaşmadığı sürece de, Eda'dan alacağı verim yüksek olacaktır. FB'nin gördüğüm bir eksiği de yabancı oyuncuların kalitesi. Eczacıbaşı ile karşılaştırılığında büyük bir fark olduğu aşikar. Ne zaman ne yapacağı belli olmayan Anja'dan süreklilik beklemek yanlış. Oksana zaten sürekli oynayan bir oyuncu değil. Marina ise bana göre en olumlu yabancısı FB'nin. Oyuna sürekli aktif olarak katılmasa da, her hareketinin olmulu yönde etkilediğini düşünüyorum. Dediğim gibi seride ön planda olmayacaktır ama etkin bir rol üstlenecektir.

Eczacıbaşı Zentiva: Oyun anlayışı itibariyle Esra ve Mirka ikilisinin yanına bir de Neriman'ı koyarsak, Eczacıbaşı'nı tanımlamış oluruz. Özellikle Neriman'ın etkili olduğu her oyunda büyük bir üstünlük kuracağını düşünüyorum Eczacıbaşı'nın. Tabi her zaman yaptıkları beklenmedik hatalar olmazsa. Yarı finalde karşılaştıkları Türk Telekom serisinde baya yıprandı aslında Eczacı. Erken final olarak nitelemiştim bu seriyi. Fenerbahçe ile oynaycağı seri bu seriden daha kolay olacaktır. nAz'ın son zamalardaki performansını beğenmiyorum desem doğru olacak açıkçası. Daha iyi olduğuna eminim, ama bir türlü sergileyemiyor gerçek performansını. Diğer yandan Tracy ve Vesna ikilisinin takıma katkılarının pozitif olduğunu söyleyebilirim. Nancy'de de form düşüklüğü olması, Indesit Şampiyonlar Ligin'de de etkilemişti Eczacı'yı yine etkileyecektir. Final serisinde Nancy'nin olmaması Mirka'ya binecek yükü fazlalaştırsa da, Neriman'dan gelecek faydanın belki de üst düzeyde olması bu açığı kapatabilir. Neriman'ın süper servisleri -tabi Tracy ve Vesna'nın servislerini de es geçemeyelim-, Mirka'nın sert smaçları, nAz'ın harika pasları, Gülden'in muhteşem savunması ve Vesna'nın asansör smaçları ile Eczacıbaşı'nın seriyi alacağını düşünüyorum. Şunu da unutmamak gerek ki Fenerbahçe küçümsenecek bir takım değil ve bu bir final serisi.

Eczacıbaşı 0-1 Fenerbahçe
Bu arada ilk maçın sonucu 3-2 Fenerbahçe lehine sonuçlandı. Eczacıbaşı sahasında bu maçı verdi. Özellikle 2-1 iken verilen sette 19-12'den geri dönmeyi başaran Fenerbahçe'nin bu azmi ve inancı galibiyeti getirdi. Eczacıbaşı koçu Cuccarini'nin oyuncu değişikliği müdehalelerine anlam veremedim açıkçası. Fenerbahçe'de Seda'nın ortalama altı kalması, Eda'nın bu açığı kapaması ve Anja'dan beklenenden iyi performansı karşısında Gülden'in muhteşem savunması ve Neriman'ın süper hücumlarına destek gelmedi Eczacıbaşı'ndan. Kaptan Esra'nın böylesine tutuk olduğu bir maç hatırlamıyorum. Esra'nın acilen devreye girmesi şart. Fenerbahçe 1-0 önde olsa da, oyun hakimiyetini hiç bir zaman alamadı Eczacıbaşı'ndan. Serinin devamı için umut verici bir şey değil bu. Göreceğiz bakalım Fenerbahçe Türkiye Kupası'nın rövanşını alabilecek mi seri sonunda?

*voleybol ile ilgili yazılarıma http://fenomania.blogspot.com/ adresinden de ulaşabilirsiniz.

19 Nisan 2009 Pazar

A Blue Wembley


Arsenal’de eksik çoktu ve açıkcası galip gelmeleride oldukça zordu. Arsenal’in önünde yoğun bir maç trafiği oldu için bazı oyuncularıda dinlendirmek zorunda kaldı Wenger. Ancak zaten Şampiyonlar Liginde oynayamayan Arshavin’i neden kenarda başlattı onu anlamadım. Chelsea’nin Ballack-Lampard-Essien üçlüsüne Arsenal’in Fabregas-Diaby-Denilson üçlüsü ile cevap vermesi zordu. Savunmadaki eksikliklerde buna eklenince oyunun hücum kısmı haricinde pek etkili olmasını beklemiyordum Arsenal’in. Fabregas hücumu yönlendirmekte etkisiz kalıp Adebayor’da kötü bir gün geçirince işleri oldukça zorlaştı. Chelsea kazanmayı hak eden bir oyun sergiledi ve maç uzatmaya gitmeden kazanmasını bildi. Ballack’ın laneti üzerlerinde olmaz ise kupayı kaldırırlar diye düşünüyorum.

Manchester-Everton maçını ikinci yarınsından itibaren izleme fırsatım oldu. Manchester yedeklerle çıkmış maça. Mike Riley ise yine yapacağını yaptı ve Manu lehine bariz bir penaltıyı vermedi. Zaten o andan sonra Ferguson çıldırdı . Penaltılarda Berbatov tam bir satış koydu.

18 Nisan 2009 Cumartesi

Kaleciler


Juve - Inter maçı sonrası haber iyi denk geldi. Buffon'un harika kurtarışları üzerine yazmamak olmaz. Man Utd ilgileniyor dedikodularını İtalyanlar hemen her gün yazıyor. Buffon'u önce City'e denediler, şimdi Manu'ya deniyorlar. Juve kalecisini verir mi? Ne verir ne de vermez diyemiyorum...

Maç öncesi İtalyan basını da karşılaştırma yapıyor tabi. Buffon mu? Cesar mı? Brezilyalı her gün biraz daha iyi performans gösterince Buffon ile karşılaştırılır kıvama geldi. Gerçi o mütevazi tavırları elden bırakmış değil.

"He should not feel discouraged by Juve's recent results, he is still one of the best in the world and I am not as good as him yet. There is not a real hierarchy among goalkeepers, Buffon, Cech, Casillas, Reina and I are more or less on the same level".

Buffon'un Dünya'nın en iyi kalecilerinden biri olduğunu ve kendisinin henüz Buffon kadar iyi olmadığını söylemiş. Buffon, Cech, Casillas, Reina ve ben aşağı yukarı aynı seviyedeyiz diye de eklemiş.

Julio Cesar'a itirazım var. Bundan 3 ay önce sorsaydınız, Buffon-Casillas-Cech en iyi üçtür; aralarından birine en iyi demek diğer ikisine haksızlık olur derdim ama fikrim hafiften değişti. Benim gözümde Buffon-Casillas ve Julio Cesar en iyi üç. Cech bunlardan sonra gelir arkasından da Reina gelebilir.'

Hazır kalecilerden açılmışken Corriere dello Sport'un Frey ile Bayern'in ilgilendiği haberine de değinelim. Fransız kaleci ile Bayern flörtünden daha önce bahsetmiştik, arada bir Barça flörtü bile çıktı. 29 yaşındaki kaleciyi Floransa'dan koparabilmek için Almanlar 20 milyon €'yu gözden çıkarmış. Rensing korku verince yeni Oliver Kahn arayışlarına geçtiler tabi. Frey son derece mantıklı bir tercih, ben de olsam Frey'in peşinde koşardım.

Son olarak Rüştü. Avrupa'nın en iyi 10 kalecisinden biri gösterilmiş. Hala Fenerbahçe'de olsa yazının sonuna iliştirir miydim? Sanmam...

17 Nisan 2009 Cuma

2009 NBA Playoff Preview

NBA 2009 Playoff eşleşmeleri #2


Doğu ile devam edelim:

Atlanta Hawks - Miami Heat : Sadece Wade'in performansı ile Atlanta'yı yenemez Miami. Jermaine ve Beasley önemli katkılar vermedikçe seri Atlanta ya daha yakın gözüküyor. Atlanta evinde çok iyi oynayan bir takım ve saha avantajı onlarda olduğu için bu seride çok zorlanmazlar Wade mucizevi performanslar göstermezse. Tahminim 4-2 Atlanta alır


Orlando Magic - Philadelphia 76'ers : Phila'da Howard'ı yavaşlatabilecek birisini göremiyorum. Şut konusunda da oldukça kötüler. Hido'nun bu turda oynayıp oynayamayacağı belli değil ancak oynamasa bile Orlando bu seriyi rahat kazanır. Tahminim 4-1 Orlando


Boston Celtics - Chicago Bulls : Bugüne kadar Celtics mutlak favori derdim bu seri için ancak Kevin Garnett'in sezonu kapatabileceği hakkında haberleri duyunca bir kez daha düşündüm. Geçen seneki Pierce'da olduğu gibi beklenmedik bir geri dönüş de yapabilir KG tabi bilemeyiz kesin durumunu ama açıklanacak olan Playoff kadrosunda bulunmazsa geri dönüşü olmaz artık. Celtics sezonun Garnettsiz oynadığı bölümünü hiç zorlanmadan bitirdi açıkcası ancak playofflar her zaman daha farklı olur. Önemli olan bu haberin Celtics oyuncuları üzerindeki etkisi olacak. Leon Powe olsun Glen Davis olsun bu oyuncuların kendilerini böyle bir ortamda kanıtlamaları gerek. Celtics bu turu bir şekilde geçer ancak KG olmadığı sürece finale çıkmaları tamamen bir hayal. Tahminim 4-3 Celtics


Cleveland Cavaliers - Detroit Pistons : Detroit artık son demlerini yaşıyor. Bu seneden sonra yeniden yapılanmaya girecekler. Eski Detroit'teki savunma azmi ve kazanma hırsından yeller esiyor şimdi. Tayshaun Prince ve Rasheed Wallace Detroit için çok kritik oyuncular ve bu oyuncuların seri boyunca göstereceği performans Detroit'in kazanabileceği maç sayısını belirleyecek. Cleveland şuan NBA'deki en formda takım ve bunu playofflara taşıyabilirlerse finale çok yaklaşırlar. Zaten olası Garnettsiz Celtics'i her türlü yerler. Tahminim 4-1 Cleveland.



16 Nisan 2009 Perşembe

NBA 2009 Playoff eşleşmeleri #1


Batı ile başlayalım:

Portland Trail Blazers -Houston Rockets: Saha avantajı Portland'da olacak ve böyle dengeli bir eşleşmede bu çok önemli bir avantaj. Portland'ın en önemli silahı olan Brandon Roy'u Artest ve Battier ile kitleyebilirse Houston seriyi kendi lehine çevirme şansı yüksek. Yao'nun da takımını hücumda sürüklemesi gerek. Bana Portland daha iyi bir takım gibi geliyor ancak genç ve tecrübesiz bir takım olmaları önemli bir dezavantaj. Playoff'da mücadele ve sertlik açısından Houston'a cevap verebilmeleri lazım yoksa seri ellerinden kayıp gider. Tahminim seri 7 maça gider ve 5. maçı kazanan takım seriyi koparır. Seçmek zor ancak Portland alır diyorum.

San Antonio Spurs - Dallas Mavericks: Ginobili'nin sezonu kapatması Spurs için çok yaralayıcı oldu. Spurs oldukça tecrübeli ve playofflarda vites büyüten bir takım. Duncan'ın seriye damgasını vurması gerek. Dallas için ise Lakers'a göre çok daha iyi bir eşleşme Spurs. Parker'ı Kidd ile durdurabilirler ve Duncan'dan yiyeceklerinin karşılığını Nowitzki ile cevap verebilirlerse seri onların olur diye düşünüyorum. Tahminim 4-2 Dallas

Denver Nuggets - New Orleans Hornets: NOH bu senenin hayal kırıklığıdır benim için. Şampiyonluk şansı en yüksek 3. takımdı benim için sezon başında ancak şuan bundan çok uzaklar. Denver ise Billups-Iverson takası ile çok şey kazandı. Lakers'tan sonra batının en güçlü takımı durumundalar. Chris Paul - Billups ve David West- Kenyon Martin eşleşmeleri çok kritik. New Orleans Carmelo'yu durdurabilirse önemli bir avantaj yakalar ama benim tahminim 4-2 Denver alır

Los Angeles Lakers - Utah Jazz: Utah pota altı oldukça yumuşak. Ne Boozer ne Mehmet savunmaya takılıyorlar.Bu yüzden ligde en iyi pota altı rotasyonuna sahip Lakers'ın karşısında oldukça zorlanırlar. Bynum-Gasol-Odom üçlüsü çok can yakar ve Kobe'nin Utah'a karşı gösterdiği üstün performans var bide. Geçen sene 4-2 ile almıştı Lakers ve geçen seneki kadronun üstüne Bynum ve Ariza eklendi. Lakers ya süpürür yada 4-1 biter diye tahmin ediyorum

15 Nisan 2009 Çarşamba

Lig Kupası Yarı Final Üçüncü Maçları

Üçüncü maçlar dün oynandı. Yorgunluktan burayı açıp 2 cümle yazamadım. Dünkü maçlar harikaydı. İkisi de final serisi kalitesinde geçti. Özellikle Eczacı-Telekom maçı seyir zevki açısından mükemmel kalitedeydi. 3-2 kazanan Eczacı kadar Telekom'da haketti maçı. 2-1 öne geçtikten sonra, uzatmalarla kaybetmek üzücü oldu Telekom için. Ama bu maçla seriyi sanki 3-2 bitireceklerini gösterdiler. Ama 3 kim olur orasını kestiremiyorum. Telekom saha avantajını kullanmasını çok iyi bilen bir ekip. Son iki maçın Ankara'da olduğunu varsayarsak, Eczacı'nın 2-1'i çok da avantaj değil. İkisi için de %50 olarak görüyorum final şanslarını.

Finalin ilk takımı da beklendiği üzere Fenerbahçe oldu. Ezeli rakipleri Galatasaray'ı bu seride ilk kez bu kadar zorlandıktan sonra 3-2 ile geçtiler. Maçın servisler üzerine kurulu oynanması biraz sıktı ama çekişme olması heycan yaratmaya yetti. 2 saati geçen maç süresi ile izlemeye değer bir maç oldu.

GS özellikle Seray'ın hücumları ile maçta üstünlük kurmayı denedi. Seray'ın bu sene kiralık olması iyi haberdi ama seneye Eczacı'nın, oyuncusunu artık oynatmak üzere geri çağıracağını düşünüyorum. Nancy'ye benzer bir oyun yapısına sahip olması, genç olması bence büyük avantaj. Şimdiye kadar Eczacı'da haketmediği halde hep yedek bırakılan süper solak Seray Altay'ın artık takımda ilk 6 başlama zamanı geldi.

Aldığı 2 set haricinde maçta üstün bir performans sergilediği pek söylenemez GS'nin. FB ise hep aynı karakterde bir oyun oynuyor. Maç içinde eksiklerini kapatmaya yönelik hamleler hep zayıf kalıyor. Maçta orta alandaki manşetlerde zayıf kalınması iki sete mal oldu. Bir türlü çözüm üretemediler de. Seda'nın etkin oyunu ve Çiğdem'in harika servisleri ile maçı kazandılar demek doğru oalcaktır. Eda'nın da eskisi gibi olması milli takım açısından önemli. Biraz daha oyuna katkı sağlamalı diye düşünüyorum. FB'nin en potansiyelli oyuncusu aslında.

*voleybol ile ilgili yazılarıma http://fenomania.blogspot.com/ adresinden de ulaşabilirsiniz.

13 Nisan 2009 Pazartesi

Kavga çıksa kim döver?


Olaylı derbi kavgayla bitti. Son 10 yılın en kritik derbisi deniyordu, unutulmayacak anlar yaşattılar, sağolsunlar...

Maç bittikten sonra düşündüm, bu derbinin bir ayağı da Beşiktaş olsaydı ne olurdu? Maç ne olurdu değil elbette, kavga ne olurdu? Kim döverdi kısacası...


Önce Galatasaray ile başlayayım. Galatasaray'da ortalığı kızıştıracak bir Sabri var, Ayhan'ı 2. sıraya yazarım, Ümit Karan'ı unutmamak gerekir. Kavga çıkarsa De Sanctis kaleden çıkar, Hasan Şaş gününe göre asabi olabilir, Arda'nın maharetleri bildiğimizden de fazlaymış, Servet kavga eder mi bilmem ama göz korkutur, Barış'ta bir Alamancı apaçi tipi var ama dün pek sessizdi bu sebeple geçiyorum onu. Kewell-Baros-Lincoln keyif sigaralarını yakıp kavgayı izlerler. Linderoth sakat olmasa sağlam koz. Topal'ı gözardı etmemek gerekir....

Özetleyecek olursak elde Sabri-Ayhan gibi çok sağlam iki kavgacı var, Topal-Karan-Servet-De Sanctis gibi 3 tane zor günler için yetiştirilen önemli koz var...


Beşiktaş'a bakalım. Toraman-Üzülmez terlikleri kaptıkları gibi dalarlar. Rüştü olgunlaştı artık, ayırma yoluna gider. Zapo küfreder, kaçar. Sivok-Delgado-Holosko takımın sessiz çocukları, vur kafasına al ekmeğini. Ekrem rengini belli etmiyor ama kapalı kutu. Gökhan Zan, Servetgillerden. Tello vur kaç adamı. Yusuf yaşını başını almış geri planda kalmayı tercih eder. Ernst Beşiktaş'ın sağlamcılarından. Bobo elit çocuk kavga etmez. Nobre, kavgada da oraya buraya koşar. Belki kavgada girer Fatih Hoca'nın gözüne. Cisse Toraman-Üzülmez ikilisinden sonra gelir.

Özetlersek Üzülmez-Toraman kavgacılar. Cisse-Gökhan Zan-Ernst'te arkada bulunsun; Tabi Gökhan'ın kavga başlamadan omzu çıkmazsa...


Bir de Fenerbahçe'ye bakalım. Lugano hem fizik olarak hem de mantalite olarak 3 büyüklerin en sağlam adamı. Fener'de Lugano ayarında bir de Volkan var. Fiziği o kadar güçlü olmasa da milli takımımızın gururu Emre'miz de sarı-lacivertli şortla siyah köşede yerini alır. Selçuk da unutulmamalı tabi. Seviye olarak bu üçlüden geride ama pek de yadsınamaz bir kariyere sahip. Edu, Can zor günlerin adamı. Fiziksel üstünlüğü şimdiden iyiden iyiye ele geçirdi Fenerbahçe. Carlos, sempatik görünse de ortalığı kızıştırmayı bilir icabında. Guiza pek bulaşmaz bu işlere, o aşk adamı, ters ona. Semih dün fena performans göstermedi açıkçası. Bu takımda ilk 3'te olamaz ama iyi bir yedek olur; zaten alışık. Alex, Lincoln-Bobo-Kewell üçlüsü için iyi bir okeye dördüncü olur. Colin Kazım'da Amerikalı yoyolara biraz özenti var ama grup halinde olmayınca ses çıkarmıyor işte. Uğur - Gökhan pek bulaşmaz bu işlere...

Fenerbahçe'nin özeti: 4 tane sağlam adam. Hele ki 3'ü Türkiye'de ilk 5'e girecek cinsten. 3 tane de yedek...

Beşiktaş-Galatasaray'a dövülür. Fenerbahçe ikisini de temiz tokatlar. Beşiktaş-Galatasaray birleşse bile Fenebahçe ile zor kapışır.
Aklıma gelmişken, Appiah-Nouma-Bülent...Onlara hiç bu gözle bakmamıştım...

Lig Kupası Yarı Final İkinci Maçları

Üçüncü maçların arifesinde oynanan ikinci maçlar sonunda Eczacıbaşı Zentiva beraberliği sağlarken, Fenerbahçe şaşırtmadı ve ikinci maçta da 3-0 ile rahat kazandı. Yarın oynanacak üçüncü maçlar öncesi Eczacı-Telekom serisi 1-1 olurken, Fenerbahçe-Galatasaray serisinde FB 2-0 öne geçmiş oldu. Eczacı'nın 3-0 ile kazanması final için bir göz kırpmaydı. Bu galibiyetin ilk maçı 3-2 ile yitirdikten sonra gelmesi de önemli. Eğer yarınki maçı da rahat geçerlerse, seri 3-1 ile sonlanacaktır diye düşünüyorum. FB için Seda her zaman kritik olacaktır. Seda'nın performanının arttığı her maçta bir adım önde olduklarını düşünüyorum.

Bu arada Arkas hakkındaki yorumumda yanıldım. Adamlar Mars'ı bırakın İzmir'de oynayıp yenemediler Fenerbahçe'yi. Fenerbahçe finale kalırken, asıl alkışı hakedenler İzmir seyircisi oldu. Hepsi Arkas'ın arkasında oldu ve desteklerini bir an olsun eksiltmediler. Hepsine büyük bir alkış da benden gelsin...

*voleybol ile ilgili yazılarıma http://fenomania.blogspot.com/ adresinden de ulaşabilirsiniz.

12 Nisan 2009 Pazar

11 Nisan 2009 Cumartesi

Lig Kupası Yarı Final İlk Maçları

İşten güçten hatta tezden vakit bulupta maçlara gitmeyi bırakın Tv'den bile izleyemiyorum. Cuma günü bayanlar lig kupası maçlarının ilk finalleri oynandı. İstanbul derbisini Fenerbahçe rahat kazandı. Aslında derbi dediğim için hani sonuç ne olur bilinmez diyebilirsinizi ama bu serinin galibi sanırım belli. Fenerbahçe süpürebilir Galatsaray'ı. Çok zorlanacaklarını sanmıyorum.

Diğer taraftan Ankara'da oynanan maçta 3-2 ile gülen taraf Türk Telekom oldu. Eczacıbaşı'nın attığı maç sayılarını iyi çevirdi Türk Telekom ve uzayan maçta avantajı eline alabildi. Eczacı'nın uzayan maçlarda ne yapacağı belli olmuyor ama voleybolun bazı gerçekleri de 2-1'den dönen maçların sıklığını ortaya koyuyor. Ben erken final olarak nitelediğim bu eşleşmeden Eczacı'nın Türk Telekom'un kurt oyuncuları karşısında çok daha zorlanacaklarına inanıyorum. Özellikle takip ettiğim oyuncuları var Eczacıbaşı'nın ve onların performansı gerçekten çok önem kazanıyor bu serilerde. Genç olmalarına rağmen büyük ve prestijli turnuvalarda deneyim kazanmaları ve kendilerine olan özgüvenlerinin artması, onlardan beklentileri de arttırdı doğal olarak. Açıkçası daha iyi olmalılar. İstanbul'da yaşayan birisi olarak Eczacı'nın kazanmasını çok isterim tabi ama Türk Telekom'da finale çıkarsa, hakederek çıkacaktır eminim. Fenerbahçe Acıbadem'in finale yakın olduğunu düşündüğümüzde, süper bir yarı finalden, mükemmel bir final bizleri bekliyor olacak.

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim. Erkeklerde Fenerbahçe öyle bir havaya girmişti ki, Arkas'ı öylesine küçümsediler ki, şimdi seri 2-2. İzleyip göreceğiz, Arkas Mars'ta olsa alır bu seriyi...

*voleybol ile ilgili yazılarıma http://fenomania.blogspot.com/ adresinden de ulaşabilirsiniz.

10 Nisan 2009 Cuma

Kocaelispor - Beşiktaş


Toraman ve Nobre'nin yokluğunda dizilimle de biraz oynamış Denizli. Toraman'ın yerine Zapo'yu monte etmek eyvallah da Nobre yerine Erkan olmamış. Eleştirmiyorum, çünkü maç öncesi Erkan'ı ilk 11'de gördüğümde evet oynamalı demiştim. Erkan aşısı tutmadı. Hatada ısrar etmedi Denizli.

Erkan hatasında ısrarcı değildi ama Bobo hatasında son derece ısrarcı davrandı. Geçen hafta benim bardağım taşmıştı. Bobo gönülsüz, isteksiz. Denizli bardağın dolu tarafını görüyor ve gol kaçırıyor ama pozisyona da giriyor diyor. Bu maçta onu da pek yapamadı. 90 dakika boyunca attığı gol ve Serdar'ın çıkardığı bir kafa vuruşu dışında tamamen etkisizdi.

Kocaelispor'un erken gol bulması, hatta çok erken gol bulması Beşiktaş'ı zora soktu. Gelen erken gole rağmen galibiyetten bir an olsun umut kesmedim. İlk 15 dakika 3 tane yesek kalan 75 dakikaya 4 gol sığdırabilirdik. Kocaelispor oynadığı futbolla galibiyeti koruma güveni vermedi. Agbetu'nun pis burun vuruşu girdi, onun dışında kaleyi tutan tek şutu yok. Taner sakatlanmasa Kocaeli 2. golü de bulabilirdi ama bu da galibiyete yetmezdi.

Beşiktaş, 1-0 yenik duruma düşünce golü bulmak için çok ileri çıktı. Cisse-Ernst hattı olması gerekenden daha ileride kuruldu. Burada kurulunca hücum tazelemek zor oluyor. Defansın uzaklaştırdığı toplar bu ikilinin gerisine düşüyor ve Kocaelispor için kontra atak başlangıcı oluşturuyor. Yeşil-Siyahlılar 9 kişi savunma yapınca kontra atağı bile, bulmaları gerekenden daha az buldular. İlk yarıda Beşiktaş tek kale oynadı ve Kocaeli sadece 2 kez kontra yakalayabildi, hoş Beşiktaş tehlikeli pozisyon bile bulamadı...

Beşiktaş hücuma kalabalık çıkıyor ancak son topu iyi kullanamıyor. Sebebi basit, kanata açılan toplar var ancak içeriye yapılan ortalarda vuracak adam yok. Bobo ceza sahasında çok yalnız kaldı, bu sebeple kanat varyasyonları çok işe yaramadı. Ekrem'in bir kaç tane iyi ortası vardı, ilk yarıda adam yokluğundan kayboldu , 2. yarıda gole en çok yaklaşılan pozisyonlardı.

Ernst için bir paragraf açmak lazım. Şu anda Türkiye'deki en iyi oyuncu diyebilirim. Maçta nerdeyse sıfır hata ile oynuyor. Olumsuz hareketini hatırlamıyorum. Kusursuz bir oyuncu. Beşiktaş yıllar sonra çok doğru bir transfer yaptı. Denizli'ye, Ernst'i Beşiktaş'a kazandırdığı için ne kadar teşekkür etsek azdır.


Dakika 70 olduğunda tek söylenen şey, 5 dakika içerisinde gol bulunursa galibiyet gelirdi. Dakika 75 ve penaltı. Vermese neden vermedin denmez bir pozisyondu. Eline çarptığı aşikar ama eli vucüda yapışık şeklinde de değerlendirilebilirdi. Hakem insiyatifini Beşiktaş'tan yana kullandı ve penaltıyı verdi. Penaltıcı da oldukça ilginç bir isimdi. Zapo. Bu sezonki ilk penaltı golü geldi Beşiktaş için. Penaltıya Zapo gelince, Denizli takımı penaltıya hazırlamış dedim. Bobo gelseydi bunu demezdim...

1-1'den sonra maçın geleceğine şüphe yoktu. Nitekim de öyle oldu. Önce Bobo sonra da Delgado-Ernst-Holosko hattının uç noktası Yusuf. Kayserispor'a atılan golün çok benzeri. 3-1 maç öncesi tahminimdi. İlk yarı 1 ikinci yarı 2 deyip, İddaa'yı gözünden vuran Tolga'ya selamlar...

Kocaelispor 75 dakika dayandı ama beraberliği hakedecek birşey yapmadı. Kaleyi tutan tek topları var. Bu takım kaç haftadır başarılı sonuçlar alıyordu, şaşırdım; Vasatın altında futbol oynuyorlar. Kocaeli'de dikkatimi çeken bir başka nokta da Ross. İskoç oyuncuyu nerden buldular? Türkiye liglerinde daha önce kaç İskoç oyuncu oynadı bilmiyorum ama hiç de hatırlamıyorum. Erasmus öğrencisidir, "Hocam top oynamışlığın var mı?" sorusunun üzerine takıma alınmıştır diye tahmin ediyorum. Bir başka nokta da Yeşil-Siyahlıların göğüs reklamı. Her hafta değişiyor maşallah. Kocaeli taraftarı forma alırken göğüs reklamı ne oluyor acaba? Ya da mağazalarda hangi reklamlı ürünler satılıyor?

Fenerbahçe maçına kadar 2 maç kaldı. Bursaspor ve Eskişehirspor. Kocaelispor maçı için 3 puan yazmıştık, yazdığımızı aldık. İçerde Bursaspor'u yeneceğimizi düşünüyorum. Eskişehir deplasmanı da göreceli olarak daha zor olacaktır. 2 maçta 6 puan, şampiyonluk yolunda çok önemli adım olur.

Her şey takım için


Takımlarda bazı oyuncular yetenek olarak kaliteli olmasa da takımda arkadaşlığı, birliği, bütünlüğü sağladıkları için takımda kalırlar.

Murat Didin, Beşiktaş coachu iken Elliot için benzer şeyler söylemişti. Elliot, o dönem Beşiktaş basketbol takımının en kötü yabancısıydı ama Didin ısrarla onu takımda tutuyordu. Yıldız Teknik Üniversitesi'ne geldiklerinde bir söyleşide bunun muhabbeti geçmişti ve Didin, Elliot hakkında basketbol olarak iyi olmayabilir ama takım içinde oyuncuları birbirine bağlama konusunda, takım bütünlüğünü sağlama konusunda bize çok önemli katkıları var demişti.

Ben benzer bir durumun Baki Mercimek'te de olduğunu düşünüyorum. Bu kadar yeteneksiz bir oyuncunun Tigana tarafından uzun süre takımda tutulması hep tuhaf gelmiştir bana. Baki'nin sempatik olduğunu da düşünürsek, neden olmasın diyorum.

Man Utd'da da Park takımın sevilen oyuncularındandır. Rotasyon futbolcusu olmasının yanı sıra başka özellikleri de varmış Uzak Doğulunun. Şu şirinliğe bakın. Kim sevmez Park'ı?

9 Nisan 2009 Perşembe

İvanoviç'i oynatayım...


11 yıl önce Hiddink'in yönettiği Real Madrid Benitez'in lige yeni çıkan takımı Extremadura'yı 5-1 devirmişti. Rövanşı da vermedi Hiddink ve inanılmaz bir avantaj yakaladı yarı final için. Bosingwa yerine İvanoviç tercihi çok doğruydu. Yeni çıkan moda olan önliberoyu sağ bek olarak oynatmayı kullanmadı ve yaptığı hamlenin sonucuda maça direkt olarak etki etti.

Barça ise kendisinden bekleneni yaptı ama Bayern'in bu kadar küçüleceğini düşünmemiştim. O kadar geçmişi olan bir takım bu kadar ezilmemeli. Barça önüne geleni eziyor ancak onlar içinde yarı final tam bir test olacak.

Voleybol Bayanlar Lig Kupası Yarı Finalleri

Çeyrek final eşleşmelerini gördükten sonra yarı finaller belli demiştir çoğu kişi eminim. Eczacıbaşı Beşiktaş'ı rahat geçer, Vakıfbank Güneş Sigorta Galatasaray karşısında zorlanmaz, Türk Telekom Karışıyaka'ı eler,Fenerbahçe Acıbadem yine Konya Ereğli'yi rahat geçer denmiştir. Normal şartlarda da bu süper 4lünün yarı final oynaması kaçınılmaz olmalıydı. Eczacıbaşı'nın kolayca yarı finale atlaması, Türk Telekom'un ve Fenerbahçe'nin hedeften şaşmamaları dışında tek süpriz Güneş'ten geldi. 2-1 ile Galatasaray'a elendiler. Açıkçası bu sezonki süper kadroalarına rağmen, her kupadan erkenden elenmeleri büyük şok. Tek tesellileri final gurubunu birinci sırada tamamlamaları olacak sanırım.

Şimdi sırada Eczacıbaşı - Türk Telekom eşleşmesi var. Erken final gibi bir eşleşme oldu bu. İki tarafın da birbirine karşı büyük üstünlükleri var ve bu anlamda çekişemeli bir seri olacağı kesin. Kazanan tarafın Lig Kupası'nı %75 oranında alacağını tahmin ediyorum.

Diğer eşleşme de İstanbul derbisi. Hafta sonu oynanacak futbol derbisine nazire eder gibi voleybolda da eşleşti takımlar. Fenerbahçe'nin rahat geçeceğine inanıyorum ama derbi olduğu için de süprize hazırım.

*voleybol ile ilgili yazılarıma http://fenomania.blogspot.com/ adresinden de ulaşabilirsiniz.

8 Nisan 2009 Çarşamba

Problem Çocuk Batuhan


15 yaşında duydum adını ilk kez. Beşiktaş altyapısındaki 1.91'lik çocuk, 30 maçta 100'ü aşkın gol atan, yaşıtlarının çok üstünde performans sergileyen bir genç olarak çıktı karşımıza...

Man City talip olunca, ya da talip olduğu iddia edilince yeni Hakan Şükür olarak lanse edildi basında. Basın onu bu şekilde tanıdı, tanıttı...

PAF takımdan as takıma gelişi, Nobre'yi Bobo'yu küçümseyişi, Gaziantepspor'a 90'da attığı golle gönülleri kazanmasını, Fenerbahçe maçında Higuian'i değil de kendini kahraman yapmaya çalışmasını, Milli takımlardaki umursamaz tavırlarını, kaleciye köşe gösterip penaltı kaçırışını uzun uzun anlatmaya gerek yok. Yetenekli ve disiplinsiz, biraz da kişiliksiz...

Denizli, oyuncunun gencini yaşlısını aramaz, milli takım hocası mantığında bir insandır, bugün kim iyiyse o oynar onun takımında. 18'lik cevheri yıldızlaştırmaya kasmaz, 35'lik adamı yaşlı diye yadırgamaz. Hal böyle olunca Holosko&Nobre&Bobo üçlüsünün olduğu bir yerde Batuhan 4. sıradadır. Gençtir, gelecek vaad ediyordur ama en iyi 4. dür. Bu üçlü varken Denizli için Batuhan 4. en iyidir ve yedektir. Bu sebepledir ki Eskişehirspor'a kiralandı.

İyi de oldu. Hem Eskişehirspor için hem Batuhan için. Batuhan, Eskişehir'de gol yollarında etkili oldu. Aynı süre zarfında Bobo'dan da, Nobre'den de, Holosko'dan da fazla gol attı. Tabi buna da aldanmamak gerekir. Mesela Burak Yılmaz da geçen sene 2. yarıda Manisaspor'da bir araba gol attı. Sonra N'oldu? Bu sezon Fenerbahçe'de kaç maça 11 çıktı? Ya da toplam kaç dakika oynadı? Küçük takımda oynamakla büyük takımda oynamak farklıdır. Batuhan'ın attığı gollere kanıp Beşiktaş'ın üçlüsünü küçümsememek, Batuhan'ı gözde büyütmemek gerekir. Kabul edilebilir tek şey, Eskişehirspor'a kiralamak 3'ü için de fayda sağlamıştır. Ne Batuhan'ı üst düzey yapmıştır, ne Eskişehirspor'u yüzeltmiştir ne de Beşiktaş'ı küçültmüş.

Batuhan'ı bir kısım insanın gözünde büyütmesi çok önemli değil. Asıl sorun Batu'nun kendini gözünde büyütmesi. Eskişehir'den Mustafa Denizli'ye, Beşiktaş hücum hattına laf yetiştirmek yakışmaz. Yarın tıpış tıpış geleceğin takımla ilgili ileri geri konuşmak yakışmaz. Beşiktaş Batuhan'ı kazanırsa çok şey kazanır ama kaybederse çok şey kaybetmez. Ama Batuhan bu kafayla giderse çok şeyi değil, her şeyi kaybeder. Bunun farkına varmalı artık...

Avrupa'da Batuhan için "The Next İbrahimoviç"tanımlaması yapılıyor. Boyu tamam, laubaliliği fazlasıyla var ama bu gidişle başka hiç bir özelliğini alamayacak Ibra'nın. Bu gidişin sonu Ersen Martin'den geçer. 1 adım öteye gidemez.

Batuhan'ı biraz anlayabiliyorum. Çok iyimser düşündüğümde şu sonuca varabiliyorum. Bu adam çocuk yaşından beri bütün yaş gruplarında, yaşıtlarına nazaran daha ön planda olmuş. Hep 1. sınıf gözüyle bakılmış. Kırmadığı rekor kalmamış. 18 yaşına kadar, silmiş süpürmüş gelmiş. Azimli olursa, çalışkan olursa daha da siler süpürür. Bunun verdiği bir rahatlık var onda. Bunun vermiş olduğu bir şımarıklık ve sonunda ukalalık...

Peki ne yapılmalı. Batuhan'ın Beşiktaş forması altında Beşiktaş'a hizmet etmesini en çok ben isterim. İyi bir Batuhan Türkiye liginin çok üstünde bir oyuncu olur. 3 yıl sonra Dünya devlerinin peşinde koştuğu bir yıldız olur. Ancak bunun gerçekleşmesi için iyi bir hoca gerekir. Kısacası Batuhan'ı adam edecek bir hoca lazım. Kişiliğini değiştirmesini istemiyorum. Bırak ukala kalsın. Adam gibi adam olmasın. Cristiano Ronaldo gibi olsun isterse ama iyi oynasın. Saha içinde farklı olsun. Futbol disiplini olsun. Kampı terketmesin. Hatta kampın terkedilebileceğini dahi unutsun. Böyle bir olgunun olmadığını öğrensin. Kendini geliştirmek için daha çok çalışsın. Elindekiyle hiç bir zaman yetinmesin. Hep daha iyiyi arasın...

Eğer bundan Türk futbolu kazanacaksa, maddi olarak Beşiktaş da kazanacaksa, Batuhan Avrupa'ya gitsin. Ben de isterim en az 3-4 yıl Beşiktaş'ta oynasın ama bu gidişin sonu hayra alamet değil. Görünen o ki Türkiye'de Batuhan'ın disipline edilmesi zor. Batuhan'ın Sir Alex Ferguson ya da Arsene Wenger gibi bir hocaya ihtiyacı var.

7 Nisan 2009 Salı

Cezalı oyuncuyu izlemeye gelmek


Yalan haber olur. Ronaldinho Fener'e gelir, Kluivert her sezon Beşiktaş ile anlaşır. Ancak yalan haberin de bir ayarı olur. Kartalhaber.com ipin ucunu kaçırmış. Belli ki atacaksın, hikayeni yazmışsın, isimleri de doğru-yanlış denk getirmişsin; ama bir bakıver, bir araştır. Derin bir araştırma değil, yüzüstü bir araştırma yap...

İspanyol menejerler bu hafta Kocaelispor maçında İbrahim Toraman'ı izlemeye geleceklermiş. Eğer haber doğruysa boşuna gelmesinler paralarına yazık, zira İbrahim Toraman bu hafta cezalı ve oynayamayacak. Yani kurallar değişti de benim haberim yoksa o ayrı; ya da Toraman'a kaşı kara diye af geldiyse onu da bilmem. Menejerler Toramanlı Beşiktaş'ı daha önce izledik, Toramansız Beşiktaş nasıl oynuyor diye merak ediyoruz diyorlarsa da, ben özür dilerim...

Haber yalansa da -ki yalan olduğu gün gibi ortada- yazık. Ayıbı geçtim, yazık... Her gün takip ettiğimiz site amele bir haber yapıyor, bütün güvenimizi sarsıyor. Pes!

Eğer bu hafta için İngilizler de Serdar Özkan'ı izlemeye gelecekse o da cezalı. Kartalhaber.com'a duyurulur...

6 Nisan 2009 Pazartesi

Mavi Van der Sar'a yaramıyor


Evet Van der Sar'ın mavi formayla çıktığı maçlardaki başarısı sarı forma ile çıktığı maçlara oranla oldukça düşük. Van der Sar'ın sarı forma giydiği 17 maçta sadece 4 gol yemiş ve bu maçların 12 sini kazanıp 4 kez berabere kalırken sadece 1 kez mağlup olmuş. Mavi giydiğinde ise 10 maçta kalesinde 13 gol görmüş Hollandalı kaleci. ayrıca bu 10 maçın 6 sını Manu kazanmış 3 ünde mağlup olmuş ve 1 kez de beraberlik almış. Anlaşılan EPL'de şampiyonluğu Van der Sar'ın forma rengi belirleyecek...

Çatlak Gigi durmak bilmiyor


Meşhur Menejer ve Steaua Bükreş'in sahibi Gigi Becali çılgınlıklarına devam etmiş. Geçen hafta 3 adamı sözde Mercedes'ini çaldıkları için kaçırmış ve bunun üzerine polis tarafından tutuklanmış. Gigi'nin eski çılgınlıkları;
-Siyahi bir tv sunucusuna "maymun" demesi
-Kendisinin İsa olacağı Last Supper'ın yapılması için finanse etmesi
-Yüksel Yeşilova'yı çok Müslüman diye kovması

Güzel Şarkılar #3


Duffy ft. The Game - Mercy (Remix)
Radiohead - Fake Plastic Trees
Rob Dougan - Chateau
The Knux - Bang Bang
Sufjan Stevens - To Be Alone with You

Güzel Şarkılar #1
Güzel Şarkılar #2

4 Nisan 2009 Cumartesi

Beşiktaş-Kayserispor


17.30'da Yıldız Teknik Üniversitesi önündeki yerimizi aldık, takımımızı beklemeye koyulduk. Barbaros'u bayram yerine çevirdi taraftar, tabi trafiği de biraz olumsuz etkiledi. Otobüsün gelişiyle birlikte meşaleler yandı, sislerin arasından eskort eşliğinde otobüs görünmeye başladı. Taraftar kameralarla futbolcuları, futbolcular da taraftarı çekiyordu. Yürüyüş stada kadar devam etti. Taraftar şampiyonluğa aç, çoktan şampiyonluk havasına girmiş; iyi mi kötü mü? Zaman gösterecek...

Gelelim maça... Tello-Delgado yoktu. Delgado'nun olmaması takım için daha hayırlı gibi ama Tello için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Eksikliği fazlasıyla hissedilebilecek bir oyuncu. Maça kimden yoksun çıkmak istemem sorusuna Ernst'ten sonra Tello derim, ilk ikiyi söylemişken üçüncüyü de ekleyeyim altına Nobre...

Denizli, Sivas maçındaki rotasyondan geri dönmüş. Kadro Tello haricinde beklenen ideal kadroydu. Ekrem-Toraman-Sivok-Üzülmez dörtlüsünün önünde Cisse-Ernst onların önünde Yusuf-Serdar Özkan ve çift forvet Nobre-Bobo. Benim de tercihim bu sistemden yana olurdu. Serdar yerine konulacak Tello ideal kadrom olur. Gerçi bugünden sonrs Bobo konusunda çok da iyimser değilim. Holosko Bobo değişikliğine de hayır demem...

Maça iyi başladı Beşiktaş. Takım hücum oynayınca Cisse ve Ernst seken topların hemen hemen hepsini topluyor ve atağı tekrar olgunlaştırıyor. Bu Beşiktaş için büyük artıydı. Maçın başındaki hücum futbolu, seken toplarla yinelenen ataklar Kayserispor'u savunmaya hapsetti. Kayseri'nin tek alternatifi ileriye uzun paslar ve Cangele ve Topuz ile denenen hücum varyasyonlarıydı -ki pek de yapamadılar-.

Serdar ağzıyla kuş tutsa yaranamaz bugünden sonra. Benim gözümde ikini bir İbrahim Akın. Kendini geliştirmekten çok aciz. 2 yıl önceki Serdar'dan tek bir fazlası yok. Bu Türk futbolcusunun eksiği ama Serdar da bu aşırı dozda var. Golün hazırlayıcısı hakkında bu kadar olumsuz şey söyledikten sonra koca bir aferin geliyor Serdar'a. Golün hazırlanışı harikaydı. Yusuf'a çıkardığı top ve öncesindeki çalımı çok iyiydi. Tabi Yusuf'un da köşeyi görmesi golü hepten güzel kıldı. E bir de maçın tek golü olunca daha da bir anlam kazandı.

Yusuf bana göre bugün sahanın en iyisiydi. Çok sakin ve yerinde paslarla oynadı. Top kaybı çok azdı ve savunmaya da yeterince yardımcı oldu. Sağa yakın oynayan Yusuf, 60 dakika takım için çok şey verebileceğini gösterdi bugün. Devre arasında yapılan Yusuf&Ernst transferlerinin ne kadar doğru olduğu gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Ernst Beşiktaş'a geldiği günden beri hakkında en çok övgüyle bahsedilen isim. Fazlasıyla hakediyor...

Maçın tek gollü bitmesinin sebebi Bobo'dur. 3 tane çok net gol kaçırdı. Emre Tilev %100 denmesine kızıyor ama Bobo'nun kaçırdıkları da %1000 %10000 di. İki kez karşı karşıya bir kez de boş kaleye. Şanssızdı kaçırdı değil. İsteksizdi kaçırdı. Kaçırdı ama çok çalıştı değil; kaçırdı ve hiç birşey yapmadı. Pozisyonları kaçırdı ama çok da top kazandı değil, hiç top kazanmadı, ne defansta ne de ofansta takıma katkı sağladı. Adı Bobo değil de İbrahim Üzülmez olsaydı, taşlanırdı...


Bugünden itibaren -ki bugün bardağın taştığı gündür benim için- Bobo'nun Beşiktaş'a faydalı olabileceğini düşünmüyorum. Geçen ay Beşiktaş'ta kalmak istediğini söylese de buna inanmıyorum. Bobo Beşiktaş'ı silmiş ve yıl sonu gitme planları yapıyor. Denizli'nin onu kötü futboluna rağmen sahada tutmasının tek mantıklı açıklaması olabilir; o da Bobo'yu kazanmak istemesi. Eminim Denizli kenarda Bobo gol atsın diye dua etmiştir.

Maça dönecek olursak, Kayseri 10 kişi kalınca Beşiktaş ataklarını sıklaştırdı ancak gol yollarında etkili olamadı. İkinci yarı gol atamamanın verdiği stres de işin içine girince takım ister istemez biraz geriye çekildi. Mustafa Denizli'nin hamleleri bunu engellemeye yetmedi ve 10 kişi olmasına rağmen Kayseri atak oynayan taraftı. Maç 3 gün sürse Kayseri gol atamazdı, en ciddi gol pozisyonu İbrahim Üzülmez'in ters vuruşuydu. Neyse ki Rüştü, İbrahim'i tanıyor da, çıkardı. Ya Üzülmez'in neler yapabileceğinden habersiz bir kaleci olsaydı....

Cangele için bir paragraf açmak istiyorum. Benim Türkiye liglerinde gördüğüm ve izlediğim en aşağılık futbolcudur kendisi. Hakem atışında rakibe vermesi gereken topu kaleye şut çektiği gün onun hakkındaki fikirlerimi sabitlemiştim. Neyse ki kendisi de kişiliğini o doğrultuda sabitlemiş de beni yalancı çıkarmıyor...

İyi kötü, 3 puanı aldı Beşiktaş. Sivas'ın da kazandığı bir haftada 3 puan almak son derece önemliydi. 3 haftalık maratonda 7 puan iyi demiştim. Beşiktaş da iyi olanı yaptı. Şimdi önünde Kocaelispor-Bursaspor ve Eskişehirspor maçları var. Ardından Fenerbahçe maçı geliyor. Bu üç maçtan Beşiktaş'ın 9 puan çıkarmasını bekliyorum. En kötü senaryoda ise 7 puan olmalı. Bu futbolla Beşiktaş'ın üç maçı da kazanması olağanüstü bir durum değil...

Kaptanlar 1

Bir kaç sene öncesine kadar "takım kaptanı yabancı olsun" dense, "olur mu hiç öyle şey!" denirdi. Devir değişti. Bugün Türkiye'de 3 büyüklerin kaptanı yabancı. Beşiktaş'ta Delgado, Fenerbahçe'de Alex ve Galatasaray'da Lincoln sahaya kaptanlık pazubandıyla çıkabiliyor. Yabancı kaptanlık henüz Anadolu'ya uğramadı, Kratochvil Denizlispor'dan ayrılmadan önce kaptandı, onun dışında Anadolu henüz yabancı kaptan görmedi. Bu furya yavaş yavaş oralara da gider...
Kaptanın yabancı olmasına karşı değilim, ancak elinde kaptanlık görevi yapabilecek yerli oyuncu varsa, onun tercih edilmesinden yanayım. Kaptanlık konusu her takım için ayrı ayrı tartışılabilir. Kimin olması gerektiği, kimin olmaması gerektiği takım bazında konuşulabilir.

Kaptan yerli mi yabancı mı olmalı sorusundan önce nasıl olmalı, hangi vasıflara sahip olmalı sorusuna cevap aranmalıdır. Aklıma gelen bir kaç vasıfla başlamak istiyorum.

Öncelikle kaptan takımdaki diğer oyunculara söz geçirebilecek kapasitede, diğer oyuncular tarafından önemsenen, gerek futboluyla gerek kişiliğiyle saygı duyulan biri olmalıdır. Gerek takım içinde çıkan anlaşmazlıklarda söz sahibi olabilecek, gerekse de rakip takımla saha içinde çıkan olaylarda kendi takım arkadaşlarını yatıştırabilecek, onlara söz geçirebilecek biri olmalıdır. İnsani ilişkileri son derece iyi olmalıdır, zira hem hakemle, hem rakip takım oyuncularıyla, hem kendi takım arkadaşlarıyla hem de basın ile kolay ilişki kurabilmelidir.

Aranması gereken bir başka özellik de kaptanın, hem teknik direktörle hem de yöneticilerle iyi ilişki kurabiliyor olmasıdır. Tecrübeli olması bir avantajdır ama kesinlikle şart değildir.

Kaptanın o takımın alt yapısından çıkmış olması avantajdır. Çünkü bu sayede takımın yapısını daha iyi bilir ve hem kendi, hem de takım arkadaşlarının davranışlarını takım etiği ve kültürüne göre düzenleyebilir.

Bunların yanı sıra ekstra birşey olacak ama kaptanın az da olsa karizmasının olması gerektiğini düşünüyorum. Bu yakışıklı olsun, boylu poslu olsun demek değil ama duruşuyla o takıma liderlik edebileceğini göstermesi gerekir. Gerrard gibi, Raul gibi, Del Piero gibi...

Son olarak da kaptanın devamlılık bakımından ilk onbir oyuncusu olması gerekir. Rotasyon oyuncusu olması takımın liderliğini olumsuz etkiler.

Tüm bunları incelediğimizde ve göz önüne aldığımızda üç büyüklerin kaptan tercihinin çok da doğru olmadığını görüyorum. Kaptanlık vasfına en yakın Alex görünüyor. Delgado kesinlikle kaptan olamaz. Ben Delgado'nun takım arkadaşlarına söz geçirebileceğini sanmıyorum, aynı şeyler Lincoln için de geçerli ama Alex biraz daha farklı tabi. Fakat Fenerbahçe'de Semih varken Alex'in de kaptan olmasını yadırgıyorum. Bence Beşiktaş'ta Rüştü kaptan olmalı (teklif edildi ama reddetti), Rüştü olmak istemiyorsa da İbrahim Toraman olmalı. Fenerbahçe ve Galatasaray'da kaptanlık tercihi Beşiktaş'a nazaran daha kolay. Arda Turan ve Semih Şentürk bu işi fazlasıyla yapabilir.

Türkiye'de durum bu. Peki Avrupa'da? Bunu da bir sonraki yazıya saklayayım....