18 Haziran 2010 Cuma

2009-2010 NBA Champions: Los Angeles Lakers


Artest 2 sene önce Lakers finalde Celtics'e yenilince Kobe duştayken içeri girmiş ve "Senin yanına gelicem ve şampiyonluk için sana yardım edicem" demişti. Sözünün eriymiş hakkaten zira 7. maçın adamı kesinlikle Artest'tir. Ancak seri boyunca herkes yüreğini koydu ortaya. 22 yaşındaki Bynum dizinden çektiği acılara rağmen tüm seride elinden geldiğini verdi. Fisher neden buraların adamı olduğunu herkese birkez daha hatırlattı. Gasol zaman zaman "Ayşegül" moduna girsede son dakikalarda yaptığı blok ve zor bir sayıyla şampiyonluğun yolunu açtı. Lamar'a seri boyunca kaysak da son 2 maçta ortaya koyduğu enerji ile takımı hep ayağa kaldırdı.
Bench de dış sahada sussa da içeride çok önemli katkılar sağladı. Phil Baba ise artık 11. yüzüğünü nereye takıcağını şaşırdı. Umarım kararını Lakers'da kalmak yönünde kullanır. Gerçi Byron Scott "Ben 4 hafta önce Jerry Buss ile anlaştım" demiş :) Ve Kobe...inanılmaz kötü bir maç geçirsede aldığı 15 ribo ortada kalan topları toplayanın büyük avantaj yakaladığı bu seride çok çok önemli bir rakam.

Şimdilik daha fazla yazamıyorum. Daha sonra detaylı ve eğlenceli bir yazı ile devam ederiz.

cCc Lakers cCc

NAH BEAT LA!

17 Haziran 2010 Perşembe

Dünya Kupası #2


Grup ilk maçları tamamlanmışken hemen ikinci postu girelim. G Grubu.. Nam-ı değer ölüm grubu... Kupa canavarı Brezilya, Afrika'nın en iyi kadrosuna sahip Fildişi ve Ronaldo'nun Portekiz'i aynı grupta. Grubun kurbanı ise Kuzey Kore. İlk maçta her ne kadar Brezilya karşısında tek farklı mağlubiyet alsalar da önümüzdeki maçlar onlar için pek de iç açıcı olacağa benzemiyor. Kore ilk puanını bir sonraki turnuvaya saklayacaktır. Grubun diğer maçı beklenenin aksine oldukça tatsız geçti. Portekiz ve Fildişi yenişemedi. Gruptan çıkmak adına şu anda şansları eşit görünüyor. Bu arada İspanya'nın mağlubyeti ile grup çok daha stratejik bir hal aldı. Gruptan lider çıkmak ikinci çıkmaktan daha dezavantajlı olabilir. İkinci olayım derken ikincilik de kaçabilir. İşler karışık...

İspanya sürpriz ile başladı. Tatsız geçen ilk maçlarda herkes İspanya'yı bekledi. Boğalar bekleneni veremedi ve İsviçre'ye mağlup oldular. General Hitzfeld ülkede göklere çıkarıldı. Nasıl çıkarılmasın ki, İsviçre tarihinde ilk kez yendi İspanyolları. Grubun diğer maçında Şili güzel futboluyla Honduras'ı geçti. Şili'nin bu performansı rakip Honduras olduğu için mi böyleydi yoksa zaten böyle mi oynuyorlar bunu diğer maçlar gösterecek. Şili henüz yol aldı diyemeyiz. Önünde zorlu iki maçı var. İspanya'dan beraberlik kurtarırsa, son Avrupa şampiyonu turnuvaya erken veda edebilir...

Grup ikinci maçlarında ise Uruguay Güney Afrika'yı rahat geçti. Güney Afrika ilk turda elenen ilk ev sahibi olacak gibi. Hatta oldu gibi. İkinci maçlar ilklerine göre daha gollü geçiyor. Bu sevindirici bir gelişme. Forlan büyük topçusun deyip B grubuna geçelim. Arjantin'in Hüguain'i var. Her takıma böyle golcü şart. Real Madrid Raul'dan sonra golcüsünü buldu. Milito'nun yedek kalması üzücü ama elden de bir şey gelmiyor. Arjantin'in ortasaha zayıfım diye bağırıyor. Acısı ilerde çıkar. Yunanistan kırmızı karta şükretsin. Komşunun erken pes etmeyeceğini söylemiştim. Son maçlar çok zevkli olacak...

16 Haziran 2010 Çarşamba

Dünya Kupası Sloganları


Basından takip edildiği üzere, Dünya Kupası münasebetiyle Güney Afrika sokakları rengarenk. Takımını desteklemek için binlerce kişi Güney Afrika'ya gitti. Tabi maç izleyip, takımlarını destekleyip otellerine kapanmıyor. Maç öncesi, sonrası bayrakları alıp gövde gösterisi yapıyor, eğleniyorlar...

Öyle boş boş bayrak sallamak olmaz. Her ne kadar vuvuzelanın gölgesinde kalsa da sloganlar ve tezahüratlar da dikkat çekiyor...

Aşağıda ülkeler ve kullandıkları sloganlar var. Arjantin, Fildişi, İngiltere, Japonya, Slovenya ve Güney Afrika'nınkiler hoşuma gitti... O zaman "Sir Rooney! Play with Pride and Glory!" diyorum..
Bu arada biz olsak kesin Osmanlı muhabbetine girerdik... "Grandchilds of Ottoman are coming!"

Algeria: Star and crescent with one goal: Victory!;
Argentina: Last stop: Glory;
Australia: Dare to Dream, Advance Australia;
Brazil: The whole of Brazilis in here!;
Cameroon: The Indomitable Lions are back;
Chile: Red is the blood of my heart, Chile will be Champion;
Ivory Cost: Elephants, let’s fight for victory!;
Denmark: All you need is a Danish team and a dream;
England: Playing with Pride and Glory;
France: All together for a new dream in blue,
Germany: On the road to get the Cup!;
Ghana: The hope of Africa;
Greece: Greeceis everywhere!;
Honduras: One Country, One passion, 5 Stars in the heart;
Italy: Italian Azzurro on African sky;
Japan: The Samurai spirit never dies! Victory for Japan!;
North Korea: 1966 again! Victory for DPR of Korea!;
Mexico: It is time for a new champion!;
Holland: Don’t fear the big five, fear the Orangeeleven;
New Zeland: Kickin’ it Kiwi style;
Nigeria: Super Eagles super fan united we stand;
Paraguay: The Guarani lion roars in South Africa!;
Portugal: One dream, one purpose… Portugalvictorious!;
South Korea: The Shouts of Reds,
United RepublicofKorea;
Serbia: Play with the heart, lead with a smile!;
Slovakia: Shake the green field: Go Slovakia!;
Slovenia: With eleven brave hearts to the end;
South Africa: One nation, proudly united under one rainbow;
Spain: Hope is my road, victory my destiny;
Switzerland: Hop Suisse!;
Uruguay: The sun shines upon us. Go Uruguay!;
USA: Life,Liberty, and the Pursuit of Victory!;

15 Haziran 2010 Salı

2010 Dünya Kupası #1

Dünya Kupası grup ilk maçlarının yarısından fazlası tamamlanmışken kısa bir değerlendirme yapalım...
Gol açısından kısır bir Dünya Kupası geçirdiğimiz aşikar. İddaa tabiriyle üst biten maç sayısı 1. O da beklendiği gibi Almanya'nın maçı. Rakibi Avustralya olduğu için de üst bitmiş değil, muhtemelen Almanya rakip tanımaksızın bir maça 3 gol sığdırırdı.

Günay Afrika muhteşem bir golle puanla başladı. Lakin gruptan çıkacağını düşünmüyorum. Meksika gruptan çıkmaya en büyük aday. Bu futbollarını sürdürürlerse Uruguay'ın önüne geçerler. Uruguay beklentilerimin altında kaldı, özellikle Suarez... Bu futbolla Hollanda Ligi golcüsü damgasını yer...

Arjantin golü erken bulamamış olsaydı daha zevkli bir maç izlerdik ama anlamsız şekilde golden sonra sürati kestiler, üstelik atabilecekken... Nijerya'nın kontralarda etkili olabileceğini düşünürdüm ama onlar da eski jenerasyondan çok uzak kalmışlar. Obasi, Obinna hozlı ve etkili oyuncular ancak ilk maçta vasattılar. Yunanistan'ı yenen Kore akıllı oynuyor. Sağlam savunmacı ama ağır adamlarla bezeli kadroya sahip Yunanistan'ı hızlı ve araya atılan toplarla geçtiler. Mantıklı olan da buydu. Arjantin'in arkasına yerleşebilirler, ben yine de Yunanistan'ın sağı solu belli olmaz diyorum...

İngiltere de hızlı başlayıp duranlardandı. Gerçi duranlardan mı durdurulanlardan mı kestirmek zor. Green olmamış kaleye. Her şeye rağmen James olmalıydı. İkinci maçta James kaleyi devralır. Green özellikle yediği golden sonra çok yanlış çıkışlar yaptı... İngiltere için nzar boncuğu olsun bu beraberlik... Cezayir-Slovenya tatsız maçını Slovenler aldı. Bu galibiyet ilk ve son galibiyetleriydi bence...

Almanya büyük yıldızı olmamasına rağmen çok iyi oynuyor. Turnuva takımı sıfatını fazlasıyla hakediyor. Kupayı alsa yıllar sonra kim aldırdı bu kupayı diyeceğiz Allah aşkına... Lahm mı? Mesut mu? Podolski mi?... Lideri de yok, büyük yıldızı da yok ama büyük takım... Gana turnuvanın sürprizlerinden biri olacağa benziyor. Sırbistan gibi kadrosu çok dengeli ve oturaklı bir takım karşısında güzel futbol oynadılar ve galibiyet aldılar. Avustralya'yı yenerlerse ikinci turdalar. Tabi rakip muhtemelen zorlu olacak... İngiltere...
Hollanda beklendiği gibi galip ayrıldı. Robbensiz galibiyet büyük iştir. Yolu yarıladılar şimdiden. Japonya'da ise gazetecilerin tabiriyle Honda gaza bastı. Kamerun'dan puan bekliyordum ama olmadı...

Dünün son maçında son şampiyon sahne aldı. İtalya bekleneni veremedi düşüncesine katılmıyorum. Beklenen buydu, ya da benim beklediğim buydu. Takımı 4 yıl önceki takımla karşılaştırmak yersiz. Arada 1 büyük turnuva ve 2 ön eleme grup maçı oynadılar. O maçlarda çok iyi oynuyormuş gibi İtalya'dan iyi furbol beklemek hayalcilik olur. Benim beklentilerim bu yöndeydi, ikinci golü sıkıştırsa kimse şaşırmazdı. Pepe'yi beğendim, De Rossi zaten iyi, Montolino, pardon Montolivo takımın en zayıfı. Gruptan Paraguay'la birlikte çıkacaktır...

14 Haziran 2010 Pazartesi

Sercan ne eder?


Beşiktaş'ın bugünlerde en büyük derdi yabancı problemi. Hoş bu durum bugünlere mahsus değil ama özellikle bu donemde ciddi yabancı sıkıntısı yaşıyor. Alamama problemi değil, elden çıkaramama problemi...

"Küçük Beşiktaş" Bursaspor dün olduğu gibi bugün de Beşiktaş'ın yabancılarına talip. Ertuğrul Sağlam bunda başlıca etkendir elbette. Tello, Holosko ve Zapotocny Bursaspor'un transfer etmek istediği oyuncular. Öte yandan Volkan Şen ve Sercan Yıldırım da Beşiktaş'ın arzu ettiği oyuncular. Hal böyle olunca iki takım arasındaki transfer dedikoduları artıyor...

Elden çıkarması gereken Beşiktaş olunca eli güçlü olan Bursaspor oluyor. En nihayetinde bugün Sercan ve Volkan takımda kalsa Bursaspor zarar etmiş olmayacaktır ama yabancıların çokluğu Beşiktaş'ta sıkıntı oluşturabilir...

Gelelim söylenen rakama. Sercan karşılığında Holosko+Zapo+3 milyon €... Hatta 5 olduğu bile söyleniyor... Allah aşkına bu nasıl iştir? Aynı Sercan'dan mı bahsediyoruz? Aynı Holosko'yu mu veriyoruz? Zapo, şu Udinese'den gelen Zapo değil mi? 3 milyon € bildiğimiz Avrupa para birimi değil mi?

Çok değil 4 işlem biliyor olsalar... Hatta sadece toplamayı biliyor olsalar... Sercan = Burak Yılmaz + Koray Avcı + Zapo + 8 milyon € eder... Eder mi? Etmez... Sercan ne eder? Holosko'dan fazlası etmez... Sercan'ın Holosko'dan tek artısı Türk vatandaşı olması...

Quaresma transferi iyiydi eyvallah. Hilbert'e de lafım yok, teşekkürler ama Batuhan ile başlayan şu saçmalığa bununla devam etmeyelim. Sercan'ı abartmaya gerek yok. 2 milyon €'ya sattığımız Batuhan, Sercan'dan daha verimli olurdu Beşiktaş'ta...

Bursaspor'un ve özellikle de Ertuğrul Sağlam'ın şu fırsatçılığından sıkıldım. Kendi içinde mantıklı ve haklı elbette. Eline fırsat geçirirse değerlendirir. Ancak Beşiktaş yönetimi buna alet olmamalı. Vermesin Holosko'yu...

Benim eski yazılarımı okuyanlar bilir. Holosko'yu çok beğenmem ama bu takımın yedek yabancıya da ihtiyacı var ve bu Holosko olmalı...

13 Haziran 2010 Pazar

Quaresma Beşiktaş'ta


Ricardo Quaresma transferi geçtiğimiz yıldan beri dillerdeydi aslında. Sonrasında bu transfer sezonunda adı yine gündeme geldi. Üstelik yönetim teknik direktör transferindeki gibi basit çakallık yapmıyordu. Açık açık ilgilendiğini beyan ediyordu. Önce borsaya görüşmelere başlandığı bildirildi ancak sonrasında transferin olumsuz sonuçlandığına dair dedikodular çıktı. Beşiktaş o defteri kapamıştı ya da biz öyle bildik...

Derken bugün Ricardo Quaresma Beşiktaşlı oldu...

Futbolculuğunu ve yeteneğini tartışmak komik olur. Avrupa'nın Barcelona, Inter ve Chelsea gibi devlerinin formasını giymiş bir oyuncu Beşiktaş için tartışılmamalı. Yapamadı büyük takımda ancak ülkesinde de gittiği takımı şaha kaldırdı. Daha dün gibi aklımızda Porto'da yaptıkları...

Transferi doğru da olsa taraftar istedi diye yapmak yönetim hatasıdır. Yönetimin mantalite hatası olabilir ama doğru transferdir. Beşiktaş'ın ihtiyacı olan oyuncudur. Beşiktaş'ın eksikliğini yaşadığı skoru çevirebilecek oyuncudur. Schuster transferi olmadığı gün gibi ortada. Schuster'e sormuşlar mıdır? Evet. Quaresma'yı istemem dememiştir o da...

Beşiktaş'a faydalı olur lakin bu formayı uzun yıllar terletmez. Transferin kritik noktası bonservis bedeli Tabata'dan düşük. Tabi bunu yönetimin başarısı olarak mı değerlendirmek gerekir yoksa başarısızlığı mı bilemedim...

Burak Yılmaz ile karşılaşmasını merak ediyorum. Taraftardan tek dileğim Quaresma'yı ayırmasınlar. Forması ıslanan Ernst, Toraman, Bobo gözardı edilmesin...

9 Haziran 2010 Çarşamba

Ballack & Cole... Artık mavi değiller


İngiltere'de özellikle Chelsea ve Liverpool için hareketli günler yaşanıyor. Londra ekibi gelecek yıl için çalışmalara başladı. Eldeki kadrosu zaten iyi olan Chelsea'nin açıklarını kapatıp Avrupa'da da zirveye oynayan bir takım kurması bekleniyor. Chelsea bu yıl sağlam transfer yapacak gibi görünüyor. Geçen yıl verim alamadığı Ballack ve Joe Cole ile resmen yolları ayırdı. Joe Cole, Arsenal'e yakın görünüyor ama Tottenham da talipler arasına isim yazdırdı. Redknapp Cole'u kim istemez ki dedi... Ballack tarafında ise herhangi bir gelişme yok henüz ama Almanlar oyuncularına dört elle sarılacaktır. Bayern'in talip olması muhtemel. Olursa Ballack da ülkesine döner...

Diğer taraftan Liverpool bu yılki düşüşün önüne geçmek istiyor. Benitez'den boşalan koltuğa Roy Hodgson'u getime niyetindeler. 48 saat içinde tekliflerini götürecekler. Hocasını Inter'den kurtaran Fulham bu sefer Liverpool ile uğraşacak. Liverpool ise oyuncuları Mascherano ve Gerrard'ı korumak istiyor. Talipleri güçlü Benitez'in Inter'i Macherano ile, Real Madrid ise Gerrard'la ilgileniyor.

8 Haziran 2010 Salı

Senderos Craven Cottage'da


Avrupa'da transfer sezonuna hızlı giren tek takım Juve değil. UEFA finalisti Fulham savunmaya sağlam takviye yaptı. Arsenal'in İsviçreli deans oyuncusu Senderos 2013'e kadar Fulham forması giyecek. Sözleşmesi bittiği için bonservis bedeli ödenmedi, bu bağlamda çok akıllı bir transfer oldu Fulham için. Defanstaki Hangeland'ın yanına cuk oturur... Hodgson'un takımı gelecek yıl Craven Cottage'da daha sağlam bir savunmayla karşımıza çıkacak gibi görünüyor...

Bir başka transfer haberi de İtalya'dan. Roma, huysuz golcü Adriano ile anlaştı. Brezilyalı golcü 1 yıl aradan sonra bu sefer başkente döndü. Bu transferi Moggi zamanında Juventus yapmış olsaydı, neler neler konuşulurdu...

Man City ise transfere sağlam girecek görünüyor. Kadroyu boşaltmaya başladı bile. Zamanında neden aldıklarını dahi anlamadığım Sylvinho'yu, Martin Petrov'u ve Benjani'yi bıraktılar. Türk basını bir yerlere transfer eder, menajerlerinin uğraşmasına gerek yok...

Pepe Juve'de, Krasiç?


Dünya Kupası'na 3 gün var ama bazılarının aklı transferde. Bunların başında da geçtiğimiz sezon hayal kırıklığı yaşayan Juventus geliyor. Transfer sezonunun açıldığı ilk günden beri İtalyanlar Juve'ye her gün yeni bir oyuncu yazıyor.

Torino ekibi ilk transferini yaptı. Udinese'den Pepe'yi 10 milyon €'ya aldı. Henüz resmileşmemiş bir transfer ama İtalyan medyası artık kesin gözüyle bakıyor. Bu transferin Türk medyası için de önemi var. Fenerbahçe için adı geçen Krasiç aynı zamanda Juventus'un da transfer listesinde. Pepe'yi alan Juve, Krasiç'ten vazgeçecek ve Sırp oyuncu Kadıköy'e gelecek beklentileri var ama işin boyutu biraz daha farklı görünüyor. Krasiç, Rus basınına yaptığı açıklamada CSKA ve Juventus'un görüştüğünü ve Juventus'ta oynamak istediğini söyledi. Görünen o ki Pepe'nin gelişi Krasiç'i çok da etkilemeyecek... Eğer o da gelirse Pepe, Krasiç, Camoranesi... Del Neri'nin bir bildiği vardır umarım...

Galatasaray için ise Hamburg'un defans oyuncusu Guy Demel'in adı geçiyor. Hatta ortada dolanan bir 5 milyon € bile var. İş bitmiş görünüyor ama transfer sezonu her dedikoduya inanmamak lazım. Sonra ben demiştim demek için yazdım... Tutmazsa, çıkarmam bile...

7 Haziran 2010 Pazartesi

Tiyatro


Denizli ile yola devam etmek istenmedi...Schuster ile görüşüldü, hatta alınacak oyuncular dahi belirlendi. Bunu duyan Denizli istifa etmek istedi, kabul edildi ve yakında Schuster resmi sözleşmeyi imzalayacak...

Tabi burda bir soru işareti var. Madem daha hoca belli değil Roberto Hilbert ne ayak?

Gelelim 2. senaryoya. Bu bize anlatılan hikaye... Denizli sağlık problemleri nedeniyle devam edemeyeceğini söyledi. Hoca arayışları başladı. 6 hoca adayı belirlendi. (şu anda bu aşamadayız) Schuster ağır basacak ve onunla anlaşılacak...

Bu hikayede Hilbert'i bir yere oturtamıyorum, eğreti duruyor...

Bizim tiyatro eğitmeni Ahmet Hoca Beşiktaş yönetimini izlese, kesin bir rol biçer...

6 Haziran 2010 Pazar

Dünya Kupası'na doğru

Dünya Kupası grup değerlendirmesi yapıyordum ki vazgeçtim. Her yerde gruplarla ilgili bir çok açıklama ve favori tahmini var, o yüzden burda tekrar tekrar aynı şeyleri yazmaya gerek yok. Herkes az çok kimin nasıl oynadığını biliyor. Bilemediğiniz, sürpriz olan olaylar benim için de geçerli; O yüzden o noktada ben de ters köşe olabilirim...

Turiaf bir önceki yazısında favorilerinden bahsetmiş. Ben de benzer ölçekte bir yazı yazacağım.

A Grubu: Fransa-G.Afrika-Uruguay-Meksika... A grubunda Fransa sonuncu olsun, hatta gol atamasın. Böylece Domenech'le ne kadar büyük bir hata yaptıklarını anlarlar. Ayrıca o güzelim İrlanda'yı buralarda göremememize sebep olan "el"'i de unutmuş değilim. Gruptan Velalı, Guardadolu Meksika ile Forlanlı, Suarezli Uruguay çıksın isterim..

B Grubu...Arjantin-Nijerya-G.Kore-Yunanistan... Arjantin çıkmazsa ayıp olur. En az çeyrek final görmelerini dilerim. Nijerya ikici sırada çıksın. Afrika takımları erken elenmesin. Kupa onlarla daha tatlı oluyor. Özellikle kimlikli Afrikalılar daha da fazla zevk veriyor. Nijerya da bunlardan biri. G.Kore'ye 2002'den beri kıl oluyorum. Hakemle elemelerini hala içime sindiremedim. Yunanistan olmasa da olur benim için...

C Grubu: İngiltere-ABD-Cezayir-Slovenya... İngiltere bu kupada tuttuğum takım. Normal şartlar altında İtalya'yı tutarım ama bu sefer Rooney kazansın istiyorum. Capello'ya olan saygım da sonsuz. Gruptan ikinci sırada Cezayir çıksın. Fransa, çıkamasın ama küçük Fransa yol alsın...
D Grubu... Almanya-Avustralya-Sırbistan-Gana... Almanya çıkar, diyecek lafım yok. Ama hani olur da çıkamazsa, Avustralya ve Gana yola devam etsin. Almanya çıkarsa Avustralya eve dönsün.

E Grubu... Hollanda-Danimarka-Japonya-Kamerun... Hollanda erken elenmesin. Total futbol izlemek zevkli olur. Japonya bana tat vermiyor. Kamerun'u severim ama Kjaer, Agger, Bendtner izlemek zevkli olabilir...

F Grubu... İtalya-Paraguay-Slovakya- Yeni Zelanda. İtalya erken elenmesin. Yaşlı kadrosu var eyvallah, üzerine koyamadılar ona da eyvallah ama 2006'da kupayı kaldıran Cannavaro, Buffon, Gattuso... Üst turlar yakışır be abi... Holosko için Slovakyalıyız elbette...


G Grubu...Brezilya-Kuzey Kore-Fildişi Sahilleri-Portekiz... Kuzey Kore turnuvaya katıldığı için mutlu mudur, pişman mıdır bilmiyorum. Turnuvada rekor kırmaları çok zor olmayacaktır. Rakipler arasında Almanya olmadığı için şükretmeliler. Disiplinden kopmaz Almanya affetmeyebilirdi ama bu rakipleri bir yerde bırakır diye düşünüyorum. Çok ezdim, utandırırlarsa beni silerim bu yazıyı... Bu grup için bir şey diyemiyorum. Fildişi'ni de Portekiz'i de Brezilya'yı da severim. Ronaldolu Portekiz erken elenmesin, Fildişi ya da Brezilya'dan biri gitsin. Yok Brezilya da erken elenmesin... Üzgünüm Afrikalı dostlarım...

H Grubu... İspanya-İsviçre-Honduras-Şili... İspanya bir üst turu görsün. Casillas'ın Ramos'un hatrı var. Fabregas'ın sevgisi var, Xavi'nin İniesta'nın saygınlığı var, Torres'in karizması var... Diğer tarafta da Tello'nun 14 numaralı Beşiktaş forması var. Honduras'ın tarihi var ama 3. sırada kalır. İsviçre'nin sağlam hocası var, beni korkutan da odur...

5 Haziran 2010 Cumartesi

Blues Cursed?


Önce Essien sonra Ballack, dün Drogba ve bugün Obi Mikel sakatlandıkları için dünya kupasında oynayamayacaklar. Dört isimin ortak yönü Chelsea futbolcuları olmaları.

Lisedeyken bir Coulibaly röportajı okumuştum ve o röportajda Coulibaly "büyü yaptırdığım hiçbir maçı kaybetmedik ancak o maçların arkasından sakatlıklar ve kazalar gibi başımıza hep kötü şeyler geldi. Bu yüzden artık büyü yaptırmayacağım " demişti. Açıkcası Chelsea'deki Afrikalı oyuncuların çokluğu ve sezon boyunca yaşadıkları sakatlıklar ve tabi ki Terry skandalı acaba şampiyonluk için yapılmış olabilecek bir Afrika büyüsünün sonuçları mı dedirtiyor insana...

4 Haziran 2010 Cuma

Yanks Out!





Liverpool tarfatarları yönetime tepkilerini güzel bir biçimde dile getirmiş. Bayrak yakmak ise klaslarına yakışmamış açıkcası, üstelik memorial day'in olduğu haftada.

Dünya kupasında hangi takım(lar) tutulur?


Milli takımımız gidemediğine göre artık dünya kupasında başka bir yada birden çok milli takımları tutmak, en azından sempatizanı olmak gerekiyor.

Bazıları Portakalları tutar, bazıları Panzerleri, bazıları ise Tangocuları tutar.Bense 94'den beri izlediğim bütün kupalarda Sambacıları tutmuşumdur ancak bu sefer Dunga'nın saçmalıklarından sıkılıp onları tutmayı düşünmüyorum. Eh başka milli takımları tutma konusunda da sadakatin pek önemli olduğunu da düşünmüyorum.

Bu sene Brezilya yerine İngiltere'yi tutucağım. Capello'nun başarılarına bir dünya kupası eklemesini çok isterim ve İngiltere şu kadrosu ile uzun süredir yaşayamadığı başarıya ulaşmayı hakediyor.

Birde sadece tek takımda tutmazdım. Brezilya'nın yanında başaltı takımlardan birini tutardım. Mesela 94'de İsveç, 98'de Nijerya ve 2006'da Meksika'yı tutmuştum.

Başlaltı takımlar arasından kimi seçeceğime ise karar veremedim. Avustralya, Uruguay, Sırbistan, Kamerun ve Fildişi Sahili arasından bir takım seçmeyi düşünüyorum. Aralarından kadrosunu en beğendiğim takım Sırbistan. Oyun olarak ise Uruguay. Bu sefer bir istisna yapıp 2 tane başaltı takım tutabilirim...

3 Haziran 2010 Perşembe

İyi ki doğdun 'bianconeri'



Mutlu yıllar.. Güzel arkadaşlığın, dostluğun, yorumların, anti-yorumların, kalbin, her şeyinle seni seviyoruz. Başarılı ve sağlıklı yıllar arkadaşım...