29 Mayıs 2011 Pazar

Barcelona 3-1 ManU




Avrupa'nın en büyük kupası için dün İspanya şampiyon Barcelona ile İngiltere şampiyonu Manchester United karşı karşıya geldi. Kırmızı şeytanlar Wembley'de oynamanın az da olsa avantajını yaşayabilirdi. İlker Yasin ve Fatih Terim'i dinlemek zorunda olduğumuz için kısmen şanssızdık. Kötü spiker ve dünya futbolundan bihaber yorumcuyu bize layık görenleri tebrik ediyorum.


Maçı uzun uzun anlatmaya gerek yok. Barcelona ilk 10 dakika ve 3-1 sonrası bölüm haricinde bildiğimiz Barcelona'ydı. Manchester ortasahayı biraz daha kalabalık tutsa daha iyi olabilirdi. Rakip güçlü ve kimse neden kaybettin diyemiyor.


Şimdi haftalarca Abidal'in kupayı kaldırması üzerine hikaye dinleriz...


Hernandez'in mutsuzluğu, Pique'nin abartıp ağları evine götürmesi, yerden yükselen Pep... Hepsi görülmeye değerdi. Son olarak Barça'yı tebrik edip, bir Manchester'lı olarak Scholes'a, van Der Sar'a, Giggs'e, Park'a, Hernandez'e, Rooney'e, Vidiç'e, Sir Alex'e ve bu takımın finale çıkmasında emeği olan herkese teşekkür ederim.





23 Mayıs 2011 Pazartesi

İşte Premier Lig bu!



İngiltere'de müthiş bir sezon geride kaldı. Daha bitmeden yeni sezonun özlemiyle yanıp tutuşmaya başladım. Şu güzelim güzel güneşli günlerde iki maç seyretsek, Rooney'i, Drogba'yı izlesek fena mı olurdu.


Beni şimdiden EPL hasreti sardı. Güzel şehir Manchester'ın iki kalecisini; Yumurtadan çıkan Hart'ı, yılların tecrübesi van der Sar'ı özleyeceğim. Sol kulvardan kaptıran Baines'i, sürpriz golcü Hangeland'ı, 18 kardeşiyle Evra'yı, güzelim saçlarıyla Sagna'yı, alnı açık Lescott'u, Distin'i, çekiç kafalı Vidiç'i, twitter canavarı Rio'yu, Everton'un genç yeteneği Coleman'ı özleyeceğim. Sir Alex'in yeni Ronaldo'su Nani'yi, limancıların sarı çocuğu Kuyt'ı, Spurs'un bombacısı Vaart'ı, Mandalinalar'ın duran top ustası Charlie Adam'ı, uçan çocuklar Bale'i, Walcott'u, topu koşturan Arshavin'i, Nasri'yi, kötü sezona rağmen Lampard'ı, Gerrard'ı, underrated Nolan'ı, Brunt'ı, Barton'ı, Dempsey'i, Insomnia N'Zogbia'yı, Silva'yı, Cahill'i, Malouda'yı özleyeceğim.


Golleriyle Apaçi Tevez'i, ManU'nun The Godfather'ı Barbie'yi, Bambam Drogba'yı, pıtı pıtı Odemwingie'yi, seneye bu diyarlara gelecek Elmander'i, Davies'i, Hırslı çocuk Rooney'i, fırsatçı küçük bezelye Hernandez'i, RVP'yi, Bent'i, Carroll'ı özleyeceğim.


Adam gibi adam Giggs'i özleyeceğim. Futbola veda edecek Scholes'u özleyeceğim...


Ağzında sakızıyla Sir Alex'i, büyük heyecanıyla Dalglish'i, tombul yanaklarıyla Big Sam'i, İtalyan hatlarıyla Mancini'yi, genç yetenekleriyle Wenger'i özleyeceğim...


İngiltere Premier Lig'i özleyeceğim.

17 Mayıs 2011 Salı

Uzun vadeli hocaya kısa vadeli takım



Manchester United bugün bu kadar başarılıysa bunda Michael Carrick'in de, Sir Alex Fergosun'un da, Glazer'ların da payı vardır. Nani, Park, Carrick, Rafael bugün bu kadar iyiyse bunda kuşkusuz en büyük pay Alex Fergosun'undur. Bu oyuncular bir başka takımda bu kadar verimli olamaz, çünkü bunlar bu sistemin adamlarıdır. Bunlar bu sistemin doğrularıdır. Benzer şekilde Busquets, Pedro hiç de aman aman oyuncular değildir. Ama Barcelona sistemi için çok kritik adamlardır. Busquets, Mascherano'dan iyi değil ama Barcelona'da ilk 11'de onun adının olması da şaşırtıcı değil. Çünkü sisteme daha uygun adam odur. Ibrahimoviç, Villa'dan daha kötü değil ama Barcelona'da Villa başarılı olurken Zlatan bekleneni veremedi.


Hatta örnekleri çok uzaklarda aramaya gerek yok. Matteo Ferrari Mustafa Denizli döneminin en önemli 2-3 oyuncusundan biriyken, Schuster döneminin sırtta yüküydü. Çünkü Denizli'nin kurulu savunmasında kademe anlayışı iyi olan bir stoperdi ve verimliydi ancak Schuster'in savunma anlayışında ağır bir stoperdi ve etkisizdi.


Bir takımın başarılı olması için doğru hoca ile doğru kadronun örtüşmesi gerekir. Savunma yaparak başarılı olabilirsiniz, Yunanistan bu şekilde Avrupa Şampiyonu oldu mesela. Hücum oynatarak da başarılı olabilirsiniz, bugünkü Barcelona misali. Önemli olan elinde hücum yapacak kadroya sahip olan ve iyi hücum oynatan hocayı ya da elinde savunma yapmayı iyi bilen ve kendisi de savunmayı beceren hocayı bir araya getirmektir.


Bugünün Beşiktaş'ına bakalım. Yeni teknik direktörü Tayfur Havutçu. Bu anlaşmayla, Beşiktaş da Guardiola geleneğine uydu. Tayfur Havutçu Denizli ve Schuster'in yardımcılığını yapmış, futbolculuğunda Lucescu'nun da aralarında bulunduğu birçok isimle çalışmış "Beşiktaş'ın çocuğu" bir adamdır. Adamlığına lafım da yok zaten. Tayfur, görüntü itibariyle uzun vadeli bir planın parçasıdır. Zamanında Ertuğrul Sağlam ile hedeflenen ama Metalist'in 4 golüne takılan planın yeni parçası Tayfur Havutçu'dur.




Diğer taraftan yapılan transferlere bakıyoruz. Forlan'ın adı geçiyor ve muhtemelen de alınacak. Yaşı 30'un üstü, İbrahim Öztürk de öyle, Eğemen 30'a merdiven dayamış, hatta son basamağına gelmiş. Takımın iskeletini oluşturanlara bakalım. Simao 30 üstü, Guti 30 üstü, Ernst 30 üstü. Q7, Cenk, İsmail, Necip takımın göreceli gençleri. Yaş ortalaması en yüksek takım ve muhtemelen öyle de kalacak. Yani transferde uzun vadeli plan yok. Bugünü kurtarmanın derdinde.


Uzun vadeli plan da, kısa vadeli plan da yanlış değildir. İkisi de anlayışla karşılanabilir. Wenger uzun vadeli plan yapar, Lucescu bugüne bakar. İkisi de iyi hocadır. İkisinin de takımı iyi takımdır. Ancak kısa vadeli plana dail futbolcuyla, uzun vadeli planın bir parçası hoca bir yerde kopar. Koparan da onları birbirine kenetlemeye çalışan olur. Bu takım başarılı da olabilir ama yanlış düzülmüş kervanın yolda şansın da yardımıyla doğru hal alması gerekir.

15 Mayıs 2011 Pazar

Nuri Şahin'in kararı



Manchester United'ın şampiyonluk hikayesini bir sonraki yazıya bırakıyorum. Geçen haftanın olayını bugüne taşıdım. Nuri Şahin, Real Madrid'e transfer oldu. Bir Türk oyuncunun Madrid'e transfer olması sebebiyle hepimizi mutlu eden bir transferdi. Mesut'un Türklüğü ve Nuri'nin ilk Türk oluşu kısmına çok fazla girmeye gerek yok. Kestirmeden, ilk kez bir A Milli oyuncumuz mor-beyaz forma giyecek diyelim.


Peki Real Madrid ve Nuri açısından transfer ne kadar doğru. Real Madrid, eğer gelecek yıl da bugünkü sisteminde futbol oynayacaksa Nuri transferi çok da öncelikli bir transfer değil. Real Madrid, bu sezon birçok maçta 4-2-3-1 ile oynadı. Ramos-Carvalho-Pepe-Marcelo'nun önünde Khedira-Xabi, onların önünde Mesut-DiMaria-Ronaldo ve tek forvet çoğunlukla Benzema ile sahaya çıktı. Maç içinde değişiklikler olmadı değil ama Mourinho'nun maça başlangıç şablonu buydu.


Bugün Nuri bu sistemde kimin yerine oynayacak? Oyun tarzı olarak Xabi'ye yakın ama ben Portekizlinin, Xabi'yi keseceğini düşünmüyorum. Khedira'yı kestiği maç da olacaktır ama Xabi-Nuri ikilisiyle kurulmuş ve önde 4 tane hücum oyuncusu olan, bekleri hücuma çıkan bir takımın savunması soru işareti bırakır. Madrid'in ortasahada Nuri'den daha savunmacı bir oyuncuya ihtiyacı vardı oysa. Nuri, rotasyon için faydalı olacaktır ya da ortasahanın 3 oyuncuya çıkması durumunda da çok verimli olacaktır ama bugünkü Real Madrid sisteminde nerede oynayacağı bile meçhul. Madrid'in Alex Song, Essien, Cambiasso özelliğinde bir oyuncuya ihtiyacı var. Ligin 36 maçında Diarra-Xabi-Khedira zaten oynadıklarında takımın maçı kazanmasında yardımcı oluyorlar. Bu oyuncuların yetmediği maçlar Barcelona maçları. Nuri, Barcelona maçında, bugünkü Real'in üzerine bir taş daha koyacak oyuncu değil. Jose'nin Pepe'yi ortasahaya çekme sebebi orda basan, sert bir savunmacının olmaması. İşte Real'in ihtiyacı olan ortasaha oyuncusu o.


Bir de transfere Nuri açısından bakmak lazım. Nuri için çok beklenmedik bir transfer değildi aslında. Bana Sociedad'la şampiyonluğa oynayan Xabi'nin Liverpool'a gidişini hatırlattı. Nuri, Dortmund'un bu sezon en önemli 3 oyuncusundan biriydi vegenç yıldızın iyi bir transfer yapması oldukça normaldir. Ancak az önce belirttiğin nedenden, Nuri'nin her zaman ilk 11 çıkabileceği bir başka takıma gitmesi, onun gelişimi için daha faydalı olabilirdi. Özellikle Fabregas'ın gitme ihtimalinin olduğu bir ortamda Arsenal, Türk oyuncu için daha iyi bir tercih olabilirdi.

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Blanc zor durumda


2.5 sene önce bu konu hakkında bir yazı yazmıştım. Fransa'daki ırkçıların milli takımdaki
"renkliliğe" karşı tepkilerini bir ırkçı forumundan gözlemleyip yazıya dökmüştüm.

Şimdi geldiğimiz noktada bir milli takım sorumlusunun arap ve siyahi futbolculara kota getirilmesi planlaması yaptığının ortaya çıkması ve bu planlamadan Blanc'ın da haberi olması Fransa futbolunu karıştırdı. Thuram ve Vieira çok sert çıkışlar yaptılar. Deschamps ve Tigana gibi hocalarda tepkilerini gösterdiler. Bunun yanında Alou Diarra ve Lizarazu ise Blanc'i savundular.

Şuan kesin birşey olmasa da Blanc'ın geleceği hiç parlak gözükmüyor. Çok değerli bir hoca ve gelecekte Ferguson'un yerine aday olabileceğini düşünüyorum. Açıkcası ırkçılıkla bir alakası olduğunu düşünmüyorum ama üzerine ırkçı damgası yiyeceği için Fransa'da kolay kolay çalışamaz. Keşke yolu Türkiye'ye düşsse. Tigana'nın tamamlayamadığı devrimi Beşiktaş yada Galatasaray'da gerçekleştirebilir.