30 Haziran 2013 Pazar
City Cardozo'nun Peşinde
16 Haziran 2013 Pazar
Newcastle'da reklam krizi
9 Haziran 2013 Pazar
Lewandowski İngiltere Yolcusu
Şampiyon olma ihtimali, şampiyonluk mücadelesi bir kenara Alman futbolunda Bayern'in gücü bir başka. Ülkemizde bir büyük kulüp ile özdeşleşen bir oyuncuyu başka bir büyük kulübün alması pek kolay olmaz. Örnekleri vardır ama hiç bir zaman tek taraflı değildir. Almanya'da durum biraz farklı. Götze, takımı Şampiyonlar Ligi finali oynarken ezeli rakibe gidebiliyor. Bayern'in ligin iyilerini almasına alışmıştık zaten ama bu kadar güçlü durumdayken ciddi bir rakibinin takımla özdeşleşen oyuncusunu alabilmesi tuhaf.
Tek hedef Götze değildi. Lewandowski de bir diğer hedefti. Elinde Mandzukic ve Gomez varken onu alması ne kadar doğru tartışılır ama kolaylıkla alabiliyor olması enteresan. Ya da cümleyi şöyle bitirmeliyiz: "Enteresandı".
Dortmund cephesinden beklenmeyen bir haber geldi. Hem başkan, hem de CEO benzer açıklamalar yaptılar. Lewa, bu yıl kesinlikle Bayern'e gitmeyecek. Dortmund'ın Götze'den sonra Lewa'yı da kaptırması çok can sıkardı. En iyi oyuncularından ikisinin ezeli rakibine gitmesi kadar kötü bir şey olamaz sanırım. Dortmund yönetimi konu hakkımda Lewa ve menajerini de bilgilendirdiklerini söylediler.
Şimdi işin rengi biraz değişti tabi. Lewa'nın Bayern'e gitmemesi demek kulüpte kalması anlamına gelmiyor. İngilizler hemen kapıya geldiler. Chelsea ve Manchester United fırsat kolluyor. Şansları epey de arttı. Mourinho, forvet arıyordu. Adayları Hulk, Cavani ve Jovetic'ti ama Jose'nin Lewa'ya da çok sıcak bakacağı kesin. Chelsea için müthiş bir transfer olur. Lukaku ve Ba ile beraber gol sorununu kökünden çözer.
Diğer talipli ise ManU. Polonyalı'nın şu anda dünyanın en iyi forvetlerinden biri olduğu gerçek ama Manchester'ın öncelikli ihtiyacı olup olmadığı tartışılır. Rooney'in gitme ihtimali olduğu için onu bir kenara bırakırsak, Robin van Persie ve underrated Hernandez varken forvet peşinde olmaları ilginç. Stoper ve ortasahanın çok daha acil oyuncuya ihtiyacı var. Oralara zaten adam alınacaksa bu transfer makul ama limitli bir paradan söz ediyorsak ve bu transfer o bölgeleri etkileyecekse gereksiz.
25 Nisan 2013 Perşembe
Sürdürülebilir başarı ve 20!
Geçen sezon şampiyonluğu, komşusuna son dakika golleriyle kaptıran Manchester United, bu sezon ligin bitimine 4 hafta kala şampiyonluğu garantiledi.
Sir Alex’in şampiyonluk için geçen yıldan daha iyi bir takım kurması gerekiyordu. Esasında geçen sene yaşanan sakatlıklar yaşanmamış olsaydı, belki geçilmeyecekti rakibine ancak kaçan şampiyonluğun bahanesi olamazdı. Öte yandan aynı durum bu sezon da başa gelebilirdi. Bu sebeple sezon başından işi sıkı tutmak zorundaydı İskoç.
Gerek orta sahaya farklı tipte bir oyuncu kazandırılması, gerek Scholes ve Rooney arası bir oyuncuya sahip olunması ve gerekse de Uzakdoğu pazarına hizmet açısından Kagawa kadroya dâhil edildi. Gol yollarında çıkabilecek tüm sorunların çözümü için RVP ezeli rakipten alındı ve alttan Cleverley ve Welbeck sisteme katıldı. Manchester’ın sezon başındaki en büyük değişiklikleri bunlardı. Öte yandan Berbatov ve Ji Sung Park ile yollar ayrıldı. Sir Alex kadroyu güçlendirmişti. Sakatlıktan dönen Vidiç ile birlikte tam teşekküllü bir kadrosu vardı artık.
Tüm bunlara rağmen lig Everton mağlubiyetiyle başladı. Aynı Everton geçen sezon Manchester’a çelme takarak, şampiyonluğun kaybedilmesindeki en büyük etkilerden birini yapmıştı. Sir Alex’in sezonu vatandaşıyla açması çok hoş olmadı ama sonrasında “come back” United sezonu açıldı.
Özellikle ligin ilk yarısında bol gol yiyen ama çoğunlukla yediğinden çok atan bir Manchester vardı. Kırmızı şeytanlara karşı gol bulmak artık çok da anlamlı değildi. Zira atan takım fazlasını yiyeceğini biliyordu. Bitti denilen maçlar hep döndü. Sir Alex bugün çıkıp “Sezon içinde geri dönebiliyor muyuz diye deneme yaptık” dese şaşırmam doğrusu. Çok maçta geri düşen Manchester golleriyle galibiyete ulaştı.
İç sahada sadece Spurs ve City’e boyun eğen Manchester, geri kalan tüm maçlarından 3 puan ile döndü. Dışarıdaki puan kayıpları da kabul edilir düzeyde. 34 Haftalık periyotta deplasmanda 2 mağlubiyet ve 3 beraberlik aldı. Uzun süredir lider olan takım, City’nin istikrarsız gidişatının da yardımıyla her hafta puan farkını açtı. Nisan ayının başında City ile oynadığı maçtan da 3 puan çıkarmış olsaydı belki de 2 hafta önce şampiyonluğu garantileyecekti.
Peki Manchester bu sezonu nasıl bu kadar kolay götürdü? Aslında bu sorunun tek tarafı yok. Sadece Manchester United’ı değerlendirerek buna cevap bulamayız. United 34 haftada 84 puan topladı. Geçen sezon 38 haftada 89 toplamıştı. Son 4 hafta ivmesini kaybetmezse, geçen sezona göre biraz daha iyi olduğunu söyleyebiliriz ama asıl pay diğer tarafta. Geçen sezonu 89 puanla tamamlayan komşunun, şu anda puanı 68. Şehrin mavi yakası büyük düşüş içinde. Bunda biraz da motivasyon kaybının etkisi var. Toplama takım geçen yıl rakiplerinin hegemonyasına son vermek için kenetlenmişti ve bu motivasyon ile mücadele ediyordu ama bu sezon aynı kadro olmasına rağmen benzer performansı gösteremedi.
City ve Chelsea’de kan değişikliği olmazsa gelecek yıl da şampiyon Manchester olur. City ve Chelsea’de olası hoca değişiklikleri onları şampiyonluk için güçlü aday kılar. Bu iki takım da kadro olarak United’ın gerisinde sayılmaz. City için tek tek oyuncu baktığımızda United’ı ilerisinde bile diyebiliriz. Chelsea’nin de dezavantajı yeni olması. Jose, her ikisini de Manchester ile rekabet edecek düzeye taşır mesela. Arsenal, Liverpool, Tottenham ve Everton ise şampiyonluk için yazı iyi değerlendirmeli. Kadrolarını ciddi anlamda güçlendirmek zorundalar. Aksi halde ilk 4 kovalayan takım olurlar en fazla.
Sir Alex ise içindeki çocuğu kaybetmeyenlerden. Onun için motivasyon bir başkasının üzerine çıkmak değil. O geldiğinden beri sürdürülebilir başarıyı kovalıyor. Bu sezon ligde şampiyonluk için ciddi bir rekabet olmadı açıkçası. Lige rekabetin gelmesi onu da, takımını da geliştirecektir. Yaş olmuş 72, gelişmeye ihtiyacı var mı? Bırakmaya niyeti yok ki…
Bu yazı http://tr.eurosport.com/ sitesinde yayınlanmıştır.
23 Nisan 2013 Salı
Gizli Kahraman: Carrick
Şampiyonluklarda ve başarılarda genelde hücum oyuncularının adı geçer. Onlar ön plandadır. Bütün maç yatan ama son dakikada gol atan bir forvet oyuncusu taraftarın gözünde daha değerlidir mesela.
Yılın futbolcusu seçilirken avantajlı adamlar hücum oyuncularıdır. Herhangi bir ödüle bakın tarih boyunca en çok kimler kazanmış. Nadiren savunmacılar ödüle layık görülmüştür. Muhtemelen o savunmacılar da hem çok kalitelidir, hem de kariyer zirvesi yapmıştır o dönemde. Taraftarın da, bu tip ödülleri veren kurumların da, sponsprların da gözünde güzel duranlar hücumculardır.
Ancak teknik direktörler için aynısını söylemek çok kolay değil. Sir Alex Ferguson Cantona'yı, Beckham'ı, Ronaldo'yu çok över ama onun gözünde Keane'in yeri bir başkadır mesela. Oo efsane 90'lar jenerasyonunun en temel taşı olarak Keane'i gösterir İskoç hoca. Keane, kariyeriyle ve yaptıklarıyla ön plana çıkabilen isimlerden biridir.
Bugün yine ismi fazla telaffuz edilmeyen bir oyuncu var Manchester'da. Kırmızı Şeytanlar'ı yakından takip edenler onun ne kadar özel biri olduğunu bilir ama takımı çok yakinen tanımayanlar Michael Carrick'e hak ettiği değeri vermez. Bugün çok açık ve net söyleyebilirim ki 20. şampiyonlukta en çok payı olan 2-3 futbolcudan biri Carrick'tir. Şampiyonlukta Robin van Persie'den daha az emek sahibi değildir, takım için daha az değerli değildir.
Özellikle bu sezon gösterdiği performans ile kariyer zirvelerinden birini yapmıştır İngiliz oyuncu. Bunun ödülü olarak da PFA yılın futbolcusuna aday gösterildi Carrick.
Carrick için sıradan bir orta saha demek yanlış olur. Manchester'ın geri dörtlüsünün önündeki isim takımın savunmadan çıkarken başvurduğu ilk oyuncu. Geriden oyunu kuran isim Carrick, diğer bir tabirle topun Rooney ve Kagawa gibi oyunculara taşınmasında elçi. Bu bölgenin oyuncusu, bir takım için çok önemli. Modern futbolda bunun farkına varan hocalar buraya nitelikli oyuncu alıyorlar, henüz farkına varmayanlar da savunmacıyı oturtuyor oraya.
Carrick'in bu sezon pas yüzdesi %88. Toplam pas olarak bakıldığında ise bu sezon şu ana kadar Avrupa'nın en iyisi konumunda. Xavi, Iniesta ve Pirlo gibi isimlerden bile daha fazla pas yapmış. Üstelik bu sezon geçtiğimiz yıllara nazaran daha çok çıkıyor hücuma. Rakip yarı alanda, forveti besleyecek paslarının oranı da artmış görünüyor. İngiliz oyuncu sadece savunmadan top çıkarmakla kalmıyor, hücumda da etkin rol oynuyor.
Carrick bu sezon Manchester'ın en çok pas yapan oyuncusu, aynı zamanda en çok top çalan 4 oyuncusundan biri. Sir Alex'in daha fazlasını istediğini sanmıyorum.
18 Şubat 2013 Pazartesi
Kırmızı Alarm: Sergio Ramos
Sergio Ramos 1 dakika içinde iki sarı kart görerek bu ülke sınırlarında sadece Batuhan'ın kırabileceği, zor bir rekora da imza atmış oldu. Üstelik bu kartların sonunda gördüğü kırmızı ile de adını Real Madrid tarihine yazdırmayı başardı. İspanyon oyuncu, kulüp tarihinin en fazla kırmızı kart gören oyuncusu artık. Bununla birlikte kart sayısı 12 oldu.
Geçtiğimiz yıl 11. kartını görerek, formasını giydiği Hierro'yu geride bırakmıştı. Üstelik 26 yaşındaki oyuncu, eski kaptandan 264 maç daha az oynayarak bu rekoru elinden almıştı. Durmak yok, yola devam ediyor Ramos. 12. kartıyla artık hedefi İspanya rekoru. Şu anda rekora Carboni, Marchena ve Luccin'in de aralarında bulunduğu 12 kartlı 9 oyuncudan biri. Tek kırmızı daha gelirse artık rekorun tek sahibi olacak.
İşin enteresan tarafı da 99 kez milli takım formasını giyen Ramos'un, İspanya forması altında hiç kırmızı kart görmemiş olması.
Neuer'in 4 parmaklı eldiveni
Şampiyonlar Ligi'nde Bayern Münih ile Arsenal arasında oynanacak maçta Neuer, Wolfsburg maçında olduğu gibi yine 4 parmaklı eldivenlerle sahada olacak. Alman kaleci antrenmanda elinden sakatlandıktan sonra özel üretim bir eldiven ile ilk kez Wolfsburg maçında sahadaydı. Eldiven işaret parmağı ile orta parmağın aynı bölmeye gireceği şekilde tasarlanmış bir eldiven.
Bu sene kalesini büyük oranda gole kapayan Neuer, geride kalan 22 haftalık periyotta kalesinde 7 gol gördü. 2013 yılında ise henüz ağlardan top çıkarmadı. Cech'in maskesi gibi daimi olur mu bilmiyorum ama Neuer için de bir imza niteliği taşıyacaktır bu eldivenler.
17 Şubat 2013 Pazar
Beşiktaş 1-1 Gaziantepspor / Korkulan Başa Gelir
Beşiktaş bu sezon ikinci kez Gaziantepspor’dan son
dakikalarda gol yedi. İlk yarıda oynanan maçta, Beşiktaş altyapısının ürünü Orhan
Gülle’nin attığı golle 1 puan bırakan Beşiktaş, dün de son dakikalarda yediği
golle 2 puandan oldu.
Üstelik Gaziantepspor 10 kişi kalmıştı mı demek gerekir
yoksa Gaziantepspor 10 kişi kaldığı için mi demek gerekir emin değilim. Maçın
sonlarında skorun korunamaması problemi bir kenarda dursun, eksik kalan
takımlara karşı kaybedilen puanlar daha fazla can sıkıyor.
Öncelikle şunu yazmak gerekir. Sene başında bu takımın
şampiyonluk hedefi öncelikli değildi. Öncelikleri farklıydı, bugün de farklı.
En azından farklı olması gerekiyor. Eleştirirken, “FEDA yılı dediniz, takımı
eleştiriyorsunuz” argümanıyla karşılaşıyoruz. Bu, oldukça anlamsız. Elbette
eleştireceğiz, daha iyi olacağını düşündüğümüz şeyi söylüyoruz. Doğruluğu
yanlışlığı tartışılır. Tartışıyoruz da zaten.
Zaten dar olan kadroya bir de sakatlıklar eklenince hepten
kısırlaştı 11. Savunmada eksik çok yoktu ama ortasaha bambaşkaydı. İdealde
Necip, Oğuzhan beklerken Veli, Mehmet Akgün ile sahadaydı Beşiktaş. Akgün’ün
orijinal mevkiisi orta saha ancak Beşiktaş forması altında ilk kez böyle bir
tecrübe yaşadı. Forvette ise Almeida ve Pektemek olmayınca henüz hazır olmadığı
bilinen Niang ilk 11’deydi.
Beşiktaş her zamanki gibi oynuyordu. İyi hücum ediyordu ama
son vuruş yok, kötü savunma yapıyordu ama Gaziantep çok iyi gelemiyordu.
Beşiktaş’ın bu sene bitirici bir forveti olsaydı şu anda krallıkta açık ara
liderdi. Topu kalenin ağzına kadar getiriyor takım ama orada hesabı kesecek
adam yok. Almeida da bu adam değil, Niang da. En yakını Pektemek, o da çok
yakın sayılmaz.
Skor 1-0’ken Beşiktaş yine çok kaçırdı. İkinci golü bulamadı
ve son 15 dakika o korku sardı yine takımı. Yemeyelim 1-0 bitsin derdine
düştüler. Öyle ki topu kaleden uzak tutmamız gerekirken savunmada top
çeviriyorduk. Sürekli kaleciye geri pas yapıyorduk. Biraz da gözüme battığı
için yazıyorum, Olcay yine 50 metre geriye oynuyordu. Bu sezon iki kez bu
yüzden gol yedik ama yine aynısını yapıyor takım. Bunun sorumlusu sahada Olcay’dır,
Ahmet’tir, Mehmet’tir ama aslında kenardaki Samet’tir. Samet Hoca’nın bunları önlemesi
lazım ama olmuyor.
Skor 1-0, rakip 10 kişi, 90’da gol yiyeceğimizi ben
bekliyordum. Gidişat öyleydi zaten. Korkudan kornerde bile çıkmıyordu takım.
Bunun sonu: “Korkulan başa gelir”. Öyle de oldu. Henüz hangi ismini
kullanacağımıza karar veremediğimiz Rostand’ın 89’da attığı golle Beşiktaş 1
puana razı oldu. O içten içe hesaplanan şampiyonluklar İnönü’ye gömüldü. Bekli
de böylesi daha iyi oldu.
Maç sonu bu kez kabak McGregor’a patlamış. Medya zaten
adamın peşindeydi hedefine ulaşmış. Bir de Samet Aybaba, skoru ve yenilen
golleri ona bağlarsa tam olur. Haftaya da Cenk oynasın. İskoç kalecinin neden
eleştirildiğini de anlayabilmiş değilim aslında. Hani yedekte Casillas da
beklemiyor. Cenk’i severim ama ilk geldiği günden beri üzerine tek şey koymadı.
Kendini geliştiremiyor. Potansiyelinin gerisinde kalıyor. McGregor bugün Cenk’ten
daha iyi. Çok gol yediğinde kötü kaleci olmazsın. Çok gol yer tabi adam, çünkü
inanılmaz kötü savunma yapıyor takım. Bunu ayrıca yazmak gerekir. Hadi günah
keçiniz o olsun.
Son olarak yazmakta fayda var, kırmızı kart bence ağır bir
karardı. Hilbert hakemi aldatmadı. Yüzüne dirsek geldi ancak Binya’nın amacı
dirsek atmak ya da zarar vermek değildi. Alman oyuncunun geçmesini engellemek
istiyordu, omuz koyacaktı ama kolunu çok kaldırdı. Teorik olarak dirsek var ama
her dirsek kırmızı olmamalı.
Beşiktaş’a gelince. Bugün son sıradaki Akhisar’dan daha
fazla gol yemiş bir takım. Gollerin sebebi biraz bireysel hata, biraz da
savunma kurgusu. Takım çok geç yerleşiyor. Problemi çözebilecek insan Samet
Aybaba. O da şu ana dek bir şey yapmadı.
10 Şubat 2013 Pazar
Elazığspor 1 - 3 Beşiktaş / Domino Taşları
İlk yarıyı Kayserispor galibiyetiyle kapatan Beşiktaş,
ikinci yarının 3 haftalık periyodunda henüz galibiyetle tanışamamıştı. İiçeride
oynadığı İBB maçında 2 puan, Galatasaray deplasmanında 3 puan ve son olarak
geçtiğimiz hafta içeride oynadığı Karabük maçında da 2 puan bırakmıştı. 3 maçta
kaybedilen 7 puan. Asıl önemlisi kendine güven problemi.
Elazığspor maçı bu bakımdan çok daha önemliydi. 3 puan 5
puan derdinden çok güvenin tekrar aşılanması için, en azından güven kaybının
olmaması için kritikti. Samet Hoca’nın kadrosunda sürpriz yoktu. Almeida ve
Pektemek’in yokluğunda Sinan’a şans verilmişti, ortada da Necip’in yokluğunda
Veli oynuyordu. Performansı sene başına nazaran düşen ve geçen hata da yaptığı
hata ile bunu taçlandıran Ersan’ın yerine savunmada Toraman vardı.
Sırf bu değişiklikler bile takımı çok etkiliyordu. Çünkü
Beşiktaş’ın ilk 11’i ile yedekleri arasında uçurum var. Almeida olmayınca
yerinde Sinan oynuyor mesela. Sinan’a kızmıyorum, henüz 18 yaşında ve daha
geleli 1 ay oldu. Ancak durum tespiti açısından örneklendiriyorum. Diğer
taraftan sağ bekte Hilbert olmadığında Mehmet Akgün oynuyor. Mehmet Akgün zaten
sağ bek te değil üstelik. Hoş Hilbert’in sağ bekliği bile tartışılır. Alman
oyuncu da özünde 3’lü defansın sağı. Bir nevi Lucescu’nun Kaan Dobra’sı gibi.
Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz. Kadro da yeterli olmayınca, genelde yedek
tercihi yerine ilk 11’e daha yakın bir adamı kadroda tutmayı yeğliyor hoca.
Mesela Galatasaray maçında yaptığı gibi. Forvet yoksa, forvete Holosko’yu
kaydırıyor, Hilbert’i öne çekiyor, geriye Akgün’ü koyuyor. Yani bir mevkii için
2 kişinin yeri değişiyor.
Bu istenmeyen bir durum aslında, ancak hocanın da bir
savunması var elbette. Kadroya direkt
koyacağı isim kaliteyi çok düşürüyor ve o da böyle bir yok izliyor. Elazığ
maçına ise bu yolla çıkmadı. Sinan’ı direkt 11’e koydu. Sinan, onun için henüz
erken olduğunu daha maçın ilk 10 dakikasında gösterdi ama hoca yarım saatten
fazla şans verdi ona. Zaten 15. Dakikadan itibaren de Holosko’yu ileri atarak,
Sinan’ı sağa çekti. Genç oyuncu orada da çok etkili değildi. Çıkarken de yerini
Escude’ye bıraktı. Ve yine domino taşı etkisi: Escude, Toraman’ın yerine,
Toraman öne, Oğuzhan sağa, Holosko en uçta.
Kazanılan 3 puan olunca var olan hatalar da görünmüyor,
sebebi de araştırılmıyor. Mesela Galatasaray maçında Holosko önde oynar mı
diyenler bugün neden susuyor? Holosko Elazığ maçında öndeydi ve kötü de
değildi. Galatasaray maçında ise yoktu. Çünkü baskılı oyunda Holosko araya
kaçarak önde iş yapabilir ama rakip size baskı yapıyorsa Holosko orada top
tutarak sizin çoğalmanızı sağlayamaz. Uzun topları indirerek yanındakilere
servis yapamaz. Yapacağı en iyi şey, savunmanın arkasına kaçmak ve kaleye
gitmek ya da çizgiye inmektir. Elazığ maçında da bunu bolca yaptı. Çünkü
baskılı oynayan Beşiktaş’tı. Bu kumar bu maçta tuttu ama Trabzonspor maçında
tutmayabilir. Slovak oyuncu savunmanın arasında ezilebilir.
Öte yandan maçın Beşiktaş’a gelmesinde bir başka etkili
faktör de Toraman’ın öne geçmesiydi. Toraman stoperde çok hata yapıyor. Önde
bunu yapınca sorun o kadar büyük olmuyor ama son adam bu hatayı yapınca
McGgregor’un adı çıkıyor. Bu sebeple en iyi mevkii onun için ön libero. Tabi
bu, onun ideal ön libero olduğunu göstermez. Zira pas yüzdesinin çok da yüksek
olduğunu söyleyemeyiz. O öne çıkınca Oğuzhan da sağa geçti. Oğuzhan için ideal
görünen yer orta sahanın merkezi ama bu da sorgulanmalı. Hatta bugün kadroda
olan herkes için bu sorgulanmalı. Bu sene sorgulama senesi. Seneye bu şans
olmayabilir.
Elazığ maçında alınan 3 puana rağmen her şey tozpembe değil.
Savunmada ciddi problem var. Takım çok kolay gol yiyor. Sebebi çokça savunma
oyuncuları. Daha da özelinde yerleşim problemi. Elazığ maçında yine savunma
yerleşmeden bir sürü atak yedi takım. Bu kronikleşen problemi çözebilecek tek
kişi: Samet Aybaba. Kalecinin kötü olduğunu düşünmüyorum. Sivok, Ersan, Escude
ve Toraman da isim olarak kötü sayılmazlar. Bekler de şu an iyi, tek
handikapları fazla hücumcu olmaları. Asıl problem yerleşim. Hem duran toplarda,
hem de top rakipteyken. Bu hemen çözülecek bir şey değil ama bu çözülmedikçe
canımız sıkılır.
9 Şubat 2013 Cumartesi
Beklenmeyen Golcü: Michu
Bir orta saha oyuncusu olmasına rağmen gole yakın olması, Michu'ya hiç ummadığı bir rol de verdi. İspanyol oyuncu daha ilk 3 maçında 4 gol atmayı başarmıştı. Golcü kimliğini sonraki maçlarda da sürdürdü. Bugün attığı 2 golle, toplam gol sayısını 15'e çıkardı ve krallıkta 3. sırada yer aldı.
Michu sezona golle başlayınca golsüz geçen maçlar izleyenlerin burun kıvırmasına sebep oldu. 6 haftadır golden uzak kalan İspanyol oyuncu için formu düştü söylentileri bile yayılmıştı. Bu hafta 2 gol 1 asistlik performansı onu tekrar vitrine çıkardı.
Laudrup ise oyuncusundan memnun. Laudrup'a göre; o, gol atmasa da değerli. Hocasının ondan gol beklentisi yok. Danimarkalı hoca, "gol atsa da atmasa da o çok değerli bir oyuncu. Onun atıp atmaması benim çok da umrumda değil. Zaten o forvet değil, sadece bir hücumcu orta saha. O ileride top beklemekten çok daha fazlasını yapıyor. Gol atmadığı dönemlerde de bizim için çok fazla çalışıyor."
Laudrup, Michu'yu müthiş özetlemiş. Daha fazla yazmaya gerek yok.
Kagawa'nın Dönüşü
Kagawa'nın Manchester'ın oyun sistemine uygun olup olmadığı çok tartışıldı. Scholes'un bölgesi için fazla hücumcu, Rooney'in bölgesi için de daha savunmacıydı. Kagawa'nın Dortmund'daki rolünün Manchester'da karşılığı yoktu. Ancak oyuncuları bambaşka oyunculara dönüştüren hoca oradaydı: Sir Alex.
Kagawa ilk geldiği zamanlar Ferguson'un sahadaki 11'inde yer buldu. Sarı siyah forma altında yaptıklarını yapamıyordu ama dişlilerden biri olarak sırıtmıyordu. Sakatlanıncaya kadar da çoğunlukla 11'de yer buldu. Ancak sakatlık onu kadrodan uzaklaştırdı.
Shinji sakatlıktan kurtuldu ancak eski formundan uzak. Japon oyuncu da bunun farkında. Kulübün resmi internet sitesine yaptığı açıklamada son zamanlardaki formundan memnun olmadığını kendisi de söylüyor. Sakatlık öncesi formuna kavuşamdığını ancak ileride kavuşacağını belirtiyor. Bugünden sonra da çalışmaya devam edeceğini ve kaybettiklerini tekrar kazanacağını ekliyor.
Kagawa gelecekten umutlu. Aslında taraftar da umutlu. Kadro derinliği açısından Japon oyuncu değerli bir eleman. Sir Alex onun etinden sütünden faydalanacaktır.
5 Şubat 2013 Salı
Puanları Sinan İçin FEDA Edelim
Beşiktaş Karabükspor maçında Almeida'nın sakatlanması sonrası oyuna Sinan Kurumuş girdi. Almeida 3 hafta sakat dendikten bir hafta sonra oyundaydı ve tekrar sakatlandı. Bu da aslında başlı başına ciddi bir konu. Ancak bunu bir başka yazıya bırakalım ve Sinan üzerinden devam edelim.
Sinan, Beşiktaş'ın devre arası transferlerinden. Bugünden ziyade yarının futbolcusu. Henüz 18 yaşında. Babadan Beşiktaşlı. Öyle ki adını Sinan Engin'den alıyor. Maçta 2-3 tane çok net topu harcadı ve bugün eleştirenler var maalesef.
18 yaşındasınız, Beşiktaşlısınız ve belki de hayallerini kurduğunuz stattasınız. Hoca size görev veriyor. Ayaklarınız titrer. Çok net söylüyorum, ayaklarınız titrer. Messi olsanız, yeteneğinizi gösteremeyebilirsiniz. Sinan için durum budur. Eleştirilmesin mi? Eleştirilsin ama bu maçla yargılanmasın. Önümüzdeki maçla da yargılanmasın. Uzun vadeli şans verilsin. Forvet yokluğunda, gerekirse Elazığ maçına da o çıksın. Yine kaçırsın, canı sağolsun. FEDA dediğimiz paketin içinde bu da yok mu zaten? Gençleri yarına hazırlayacağız demiyor muyuz? Hata yapa yapa öğrensinler. Hoca potansiyel görmezse ısrar etmesin ama var olduğuna inanıyorsa puanları Sinan için FEDA edelim...
3 Şubat 2013 Pazar
Arshavin'in Yolu
Andrei Arshavin, 2008'deki patlaması sonrası Barcelona'da oynayabilmek için elinden geleni yaptı. Ruslar da bir oyuncularının bu rüya takımda oynamasını istiyordu ve reklamı esirgemiyordu. Ancak olmadı. Andrei, kendini Katalanlara beğendiremedi ve Arsenal'in yolunu tuttu.
Arsenal'de geçen 2 sezon çok verimliydi ama sonrasında düştü. Bir dönem Zenit'e kiralanan oyuncu bugün Wenger'in planlarının bir parçası değil artık.
O da bunun farkında ve kendine yeni bir rota çizmek üzere. Rus oyuncu, futboldan soğumuş ve kendini modaya vermiş. Tavırları da Arda gibi itici değil, oldukça sempatik görünüyor.
Rafael mi Fabio mu?
Fulham - Manchester United maçı sadece ışıkların sönmesiyle değil, aynı zamanda Rafael'in ayakkabılarıyla da hatıralarda kalacak. Rafael'in dedim ama çok da emin değilim.
Manchester'ın ikizlerinden Rafael bugün takımın sağ bekinde. İkizi Fabio ise QPR'da kiralık oynuyor. Dün oynanan maçta kameralara takılan detay Rafael'in ayakkabılarıydı. Ayakkabıların üzerinde Fabio yazması, "acaba?" dedirtti. İlk geldiklerinden beri geyiği döner. Birbirlerinin yerine oynadıkları söylenir. Özellikle Rafael'in cezalı olduğu dönemde, Brezilyalı'nın Fabio formasıyla sahaya çıktığı muhabbete malzeme edilir.
Dün de Fabio yazılı ayakkabılarla sahadaki Rafael yine geyiğe malzeme oldu. Allahtan sabah da onların maçı vardı da İngiltere'nin Rasim Ozan'larının diline düşmedi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









.jpg)

+attends+a+press+conference+with+Manchester+United+manager+Alex+Ferguson.jpg)


