11 Kasım 2009 Çarşamba

NBA All-Star 2010


Dallas'da yapılacak olan 2010 NBA All-Star maçı için adaylar belirlendi. Açıkcası Duncan ve Gasol'un forvet olduğu oylamada Amare kendi takımında da forvet oynamasına karşı nasıl pivot olarak gösterilir anlamıyorum. Oylamayı şuradan yapabilirsiniz.

Benim seçimlerim

Batı: Deron Williams - Kobe Bryant - Kevin Durant - Pau Gasol - Andrew Bynum
Doğu: Derrick Rose - Dwyane Wade - LeBron James - Chris Bosh - Dwight Howard

Write in : Dj Mbenga

Cap, Enke, Bavetta


Kareem Abdul-Jabbar kan kanserine yakalanmış. Geçen sene Aralık ayında teşhis konmuş ancak biz yeni öğrenebildik. Dualarımız seninle Kareem sen bu kanserin üstünden bir skyhook atarsın.



Enke'de intihar ederek bütün futbol dünyasını şoka soktu. Dün gece Ntvspor'u izlerken görmüştüm ancak kanalın sesi bazen benim televizyonda gittiğinden ne olduğunu anlamamıştım. Sabah haberi izlerken şok oldum.Fenerbahçe'den kötü ayrılsada iyi bir kaleci olduğunu biliyordum ve bunu kendiside kanıtladı. Yazın milli takımla dünya kupası heyecanı yaşamak varken yapılır mı bu? Bir futbolcunun önünde bu kadar heyecan verici bir turnuva varken intihar edebiliyorsa açıkcası içinde bulunduğu ruh halini düşünemiyorum. Geride bıraktığı ailesine Allah kolaylık versin...


Neyseki iyi bir haber var. 69 yaşındaki NBA hakemi Dick Bavetta 32 sezon hakemlik yaptıktan sonra bu sezon sonu emekli olabileceğini söyledi. Giderken yanında Joey Crawford'ı da götürse bari.

Ankaragücü Fiyaskosu

Ankaragücü gerçekten 100. yılında Türk futboluna unutulmaz anlar yaşatıyor. Önce Vassel transferiyle adından bolca söz ettirdi, sadece bizim basın değil yabancı basın da bu sayede Ankaragücü'nü tanımış oldu. Her ne kadar İngiliz basını Vassel'in karşılanma töreniyle çok dalga geçse de, iyi ya da kötü bir şekilde Ankaragücü'nün varlığından haberdar oldular. Öyle ki kulübünden ayrılma noktasına gelen Maniche'nin adı Ankaragücü ile anıldı...
Her şey güzel derken, sene başında bir türlü birleşemeyen iki kulübü birleştirme derdine düştüler. Ankaraspor yavaştan Ankaragücü çatısı altına girmeye başlamıştı bile. Sonra bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde ellerine yüzlerine bulaştırdılar ve Ankaraspor küme düşürüldü. Melih Gökçek'in de istediği bir yerde buydu aslında. Aaa pardon Melih Gökçek ile ne alakası var olayın değil mi? O iki kulüple de en ufak bir bağı bulunmayan birisi. Mahkemeye neden çağırıldığını bile bilmiyor oysa ki...

Sonra dağılan Ankaraspor'un oyuncuları Ankaragücü'ne entegre edildi. Ankara'nın köklü kulübü 40 kişilik geniş bir kadroya sahip oldu böylece. Antrenmanlara iki otobüsle gider oldular.


Bu olayın üzücü yanı her hafta bir takımın bay geçmesi ve ligden soğuması. Ankaraspor maçını bay geçen takımın bir sonraki hafta rakibinin Beşiktaş olması avantaj ya da dezavantaj, o konuya hiç girmeyeceğim. Fenerbahçe milli takım haftası da denk geldiği için 21 gün maç yapmamış olacak, Trabzon da farklı değil...


Şimdi de hocayı yollamak isteyen yönetimin, tazminat da ödemeden hocayı yıldırma şekliyle karşı karşıyayız. Futbolculara haber verilmiş ve hocadan habersiz antrenman saati değiştirilmiş. Bunun açıklamasını çok merak ediyorum. Ne cüretle değiştirebilirsin. Yönetimi anlamak mümkün değil. İyice aile şirketi tadı verilmiş yılların Ankaragücü'ne...


Futbolcular da yönetimin bu oyununa alet olmaktadır. Bizi aradılar gelmeyin dediler çok basit kaçar. Yönetimin mi yoksa hocanın mı yanında olmaları gerektiğine çoğu doğru karar verememiş bence.

Yönetim göndermek istiyorsa Hikmet Hoca'yı oturur, anlaşır. Bu yollara başvurmak niye? 100. yılında böyle mi anılacaktı köklü (!) Ankaragücü..

10 Kasım 2009 Salı

Hiddink kaçırılmaz


Rusya Futbol Federasyonu işini biliyor. Buldular sağlam hocayı bırakacak değiller ya. Hiddink'e yeni sözleşmeyi şimdiden önermişler. Dünya Kupası'na katılmış olması ya da olmaması kimin umrunda, Rus futbolu onun döneminde üstüne çok koydu ve biliyorlar ki Hiddink'le geçen her gün onlar için daha iyi olacak...

"I'm not going to take any decision before the forthcoming double match, now we just have to focus on those games. I want to thank RFS for having already offered me a deal renewal before last match against Germany, but there are other priorities for us at the time".

Hollandalı, playoff maçları öncesi buna karar vermeyeceğini ve şu anda sadece önündeki iki maça odaklanacağını açıklamış. Rusya, bence büyük ihtimalle Dünya Kupası'na katılacak ve sonrasında Hiddink, Moskova'nın soğuğundan bir başka memlekete uçacaktır. Bizim federasyon ne düşünüyor bilmiyorum ama Hiddink'in sıcak denizlere inme vakti gelsin artık. Tombul yüzüyle bir sonraki fotoğrafı Kız Kulesi'nin ya da Ayasofya'nın önünde olsun; Vodka'ya ara verip, Boğaz'da rakı-balık takılsın artık.Ben gelmesi için 10 tane daha bahane bulabilirim, yeter ki o gelsin...
Hiddink, FM'de bizim yaptığımızı gerçekte yapıyor. Tadını alarak oynuyor oyununu, sıkıldığı yerde bırakıp başka bir lig açıyor. Orda da tadını alarak oynuyor, sonra yeni oyun açıyor. Rusya'dan sonraki ilk oyununu Türkiye Milli takımıyla açması dileğiyle...

Fransa & Portekiz

Güney Afrika'ya giden takımlar büyük ölçüde belli oldu. Avrupa'nın 4 takımlık daha kontenjanı var, bu 4 takımlık kontenjana 8 aday. 18 Kasım'da herşey belli olacak..
Milli takım hocaalrı kadrolarını açıklamaya devam ediyor. Fransa ve Portekiz de Avrupa'nın hatrı sayılır takımları. Doğrudan gidememeleri bile sürprizdi, play-off'larla gidemezlerse, giden hocaları olur büyük ihtimalle...

Fransa'nın romantik hocası Domenech'in elinde iyi kadro var. Rakipleri Irlanda ile karşılaştırılmayacak kadar iyi. Bu kadro ile çıkacak 2 11 de Irlanda'dan üstün; tabi hoca ve azim faktörünü geri plana atarsak...

Goalkeepers : Lloris (OL), S.Mandanda (OM), Carrasso (Bordeaux).
Defenders : Gallas and Sagna (Arsenal), Squillaci and Escude' (FC Seville), Evra (Manchester United), Abidal (Barcelona), A.Cissokho (OL), Fanni (Rennes).
Midfielders : Y.Gourcuff and A.Diarra (Bordeaux), L.Diarra (Real Madrid), Toulalan and Govou (OL), Malouda (Chelsea), Diaby (Arsenal), M.Sissoko (Toulouse).
Forwards : Henry (Barcelona), Benzema (Real Madrid), Anelka (Chelsea), Gignac (Toulouse), Remy (Nice).

Tabi bir de kadroya alınmayanlar var. Ribery sakatlık yüzünden kadroda yok, büyük eksik. Mexes, Vieira, Flamini ve Trezeguet ise bu takıma girmekte zorlanıyorlar. Domenech böyle bir hoca işte... Lass, Henry, Benzema, Anelka, Evra; işin ucunda Afrika'da görmek istediğim çok futbolcu var, yoksa ne halleri varsa görsünler...
Bir başka aday da Portekiz. Onlar da rötarlı da olsa gitme derdinde. Ronaldo sakatlığına rağmen kadroda, belki iyileşir umutlarıyla...Rakipleri Bosna'yı yakinen tanıyoruz, sürprize fazlasıyla açık bir maç. Pepe-Carvalho sağlam basmalı yere. Kaleciye uzaktan şutlarda çok iş düşüyor bir de. Kadronun en önemli eksiği Bosingwa, Ferreira eski günlerine dönerse sorun yok. Ronaldo olmasa da Deco, Simao, Nani sürükler. Ah bir de forvetleri olsa...
Goalkeepers : Eduardo (Sporting Braga), Rui Patricio (Sporting Lisbon), Hilario (Chelsea).
Defenders : R.Carvalho and P.Ferreira (Chelsea), B.Alves and Rolando (FC Porto), Miguel (Valencia), Pepe (Real Madrid), R.Costa (Wolfsburg).
Midfielders : Deco (Chelsea), R.Meireles (FC Porto), Duda (Malaga), Moutinho and Veloso (Sporting Lisbon), Tiago (Juventus), F.Coentrao (Benfica).
Forwards : C.Ronaldo (Manchester United), Liedson (Sporting Lisbon), Simao (Atletico Madrid), Nani (Manchester United), H.Almeida (Werder Bremen), Edinho (Malaga).

9 Kasım 2009 Pazartesi

Vincent Chase = Leonardo DiCaprio ?


Bu ikili arasında enteresan bir bağlantı var. Kariyerleri birbirlerine çok benziyor ve Entourage yapımcılarının bunu bilerek yaptığını düşünüyorum. Benzerliklere gelirsek;
1. İkiside James Cameron'un yönettiği filmlerle (Titanic, Aquaman) patlama yapıyorlar
2. İkisininde daha sonra kariyerleri düşüşe geçiyor.
3. İkisininde yıldızı Martin Scorsese'nin yönettiği filmlerle (Gangs of New York, The Great Gatsby) tekrar parlıyor.
3. Kevin Connoly ve Leo, Entourage'daki Eric ve Vince gibi çok sıkı arkadaşlar

Bu arada Leo'nun 2013'de Aquaman'de oynayacağı konusunda dedikodularda var.

Tuncay'ı küstürmek


Türk futbolcusunun yurtdışına daha fazla açılması gerektiğini daha önce yazmıştım. Hatta Tuncay'ı da örnekler arasına koymuştum. Tuncay, İngiltere'de futbolunun üzerine çok koydu. Özellikle geçen sene M'Borough'da kendini aştı. Takımı küme düşünce EPL'de kalmayı denedi ve Stoke ile anlaştı. Bu transfere ben de çok sevinmiştim. Chelsea dedikoduları çıkmıştı ama bunları hangi basın çıkardı bilemiyoruz; zaten yedek kalacağı bir kulübe gitmesindense oynayacağı bir kulübe gitmesini tercih ederdik...

Herşey çok güzel başlamıştı ama öyle devam etmedi. Pulis, Tuncay'ı hep yanında oturttu. İlk başlarda alışma süreci dedik ama durum öyle değildi. Tuncay, Pulis'in yedeğiydi. Hoca tercihidir saygı duymak gerekir. Ancak bu hafta oynanan Hull maçında Tuncay'a yapılanı kabullenmek zor geliyor bana.

81. dakikada oyuna girdi ve ardından Faye kırmızı kart görünce savunmayı güçlendirmek isteyen Pulis 5 dakika önce oyuna aldığı Tuncay'ı çıkarıp yerine Wilkinson'u aldı. Kağıt üzerinde herşey normal olabilir. Hoca, savunmayı güçlendirmek için hücum oyuncusu çıkarıp savunma oyuncusu almak istedi. Tuncay'da belki yeni sistemin en zayıf halkasıydı ve kararını Tuncay'dan yana kıldı. Bu değişiklik bu çerçevede çok mantıklı ancak işin psikolojik boyutu da var. Bu değişiklik Tuncay'ı tamamen kaybettirebilir. Hatta büyük ihtimalle böyle olacaktır. Zaten Tuncay yedek kulübesine uğramadan doğrudan sahayı terketmiş.

Oyuncu psikolojisini önemsemek gerekir. 5 dakikada oyundan çıkmak zaten yedekliği zor kabullenen bir oyuncu için çok zordur, bir çöküştür belki. Bu 10. dakikada oyundan alınan genç bir futbolcunun hissettikleriyle benzerdir. Hatta belki daha etkileyicidir.

Pulis, bilerek mi yapıyor bilmiyorum ama maç sonu açıklamaları da pek ılımlı değil.

"Tuncay's upset – he's proud and his feeling are hurt. Tough. I'd do it again"

Tuncay'ın bu takımda ömrü çok uzun görünmüyor...

8 Kasım 2009 Pazar

Turbo tabela dışı!


Turbo 28 yarış sonunda tabela dışı kaldı. Beklenen yarışı forse etmesiydi tabiki. 1,05 ganyanıyla, grubunda en yakın favorisi Kafkaslı'nın 10,5 ganyan oranıyla karşılaştırılamayacak derecede favoriydi. Kuponuna yazmayan yoktu desek yeridir. Cumhuriyet Kupası Koşusu'nda tabela dışı kalmasının sebebi eski sakatlığının nüksetmesi olarak gösterildi ve 6 ay boyunca dinlendirileceği açıklandı. Daha önce sakatlığı bulunan Ayabakan'ı da zorla Kafkaslı'nın önüne atmışlardı ve 1 yıl önce sakatlanan Ayabakan hala pistlere dönemedi ve döneceği de henüz kesinleşmedi.

Yarışı kazanan Haberbatur - Öztay orjinine sahip Özhaber ise, Kafkaslı'nın ekmeğine yağ sürmesiyle iyi bir sprintle geriden gelrek bitirdi yarışı. Kafkaslı adete Özhaber'i öne attı. Sağrısında taşıdı ön tarafa. 2 boy geç çıkan Özhaber'in iyi bir strateji ile kazandığı bu yarışta Turbo'nun sakat olması sonucu belirledi desek yalan olmaz. Umarım ikinci bir Ayabakan vakası ile karşılaşmayız, pistlerde Turbo'yu izlemek her zaman bir heyecan veriyor insana.


*gündemoloji adlı blogda yayınlanmıştır.

7 Kasım 2009 Cumartesi

Trabzonspor:0 - Beşiktaş:2

Neden her yazıya çıkan takımı eleştirerek başlıyorum? Kendimi skor yazarı gibi hissetmeye başladım açıkçası. Gerçi maç öncesi bu neden yok dediğim adamlar hep 2. yarıda oyuna dahil oldu ve hep olumlu katkısı oldu. Bir sonraki maç yine o adamlar kenarda, yine aynı hisler ve yine aynı sonuç. Daha sonraki maçın da öncekilerden farklı olduğunu söyleyemem. Sadece ben değil, bir çok arkadaşım da benimle büyük ölçüde aynı fikirde. Düşüncelerimiz teferruatlarda farklılık gösteriyor; O kadar da olsun...

Çıkan ilk 11 gol yemeyeyim ilk 11'iydi. Maça 1-0 önde başlıyor olsaydık bunu savunma yapıp kontra ile vurmaya çalışacak Beşiktaş diye bir kılıfa sokabilirdik ama 0-0'da savunmayı düşünmek ne denli mantıklı? Çıkan 11'i kime göstersen Nobre ilerde yalnız kalır derdi. Maçta yanımda oturan kişi Beşiktaş'tan 11 oyuncu sayamaz ama Nobre'nin bu sistemde tek kalacağını biliyordu. Bunu bilmek için herhangi birşey bilmeye gerek yok. Daha önce 10 dakika Beşiktaş maçına denk gelmiş olsanız bilirsiniz.

Deli'nin biri kuyuya taş atmış 40 akıllı çıkaramamış misali Mustafa Denizli'nin her oyuncusuna bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum kendi kendime. Bir bildiği vardır diyorum iyi niyetimle ama görünen tablo beni bu konuda karamsarlaştırıyor gitgide. Dörtlü denfası kabullendim -ki bugün üç stoper vardı, biraz üçlüye dönüş tadındaydı kurgu-. Fink ile Ernst orta ikili, önlerinde Tabata; Nobre forvet... Buraya kadar tamam ama Uğur ile Ekrem hangi mevkiinin adamları. Ekrem'i sağ bekte de gördük sol açıkta da. Hep sağbekte görsem 3lü defans diyeceğim ama sol açıkta ne işi vardı? Tamam zoraki de olsa her iki mevkiide de oynuyor ama bari maç içinde değiştirme hocam. Uğur ise yardıma ihtiyacı olana koş, onun dışında da ortasahada takıl denmiş gibi oynadı. Bobo ile Yusuf neden yedekti?

Henüz ne ideal dizilişi ne de ideal forveti var. Ben artık böyle bir beklentide değilim. Zira eğer hoca istiyor olsaydı şimdiye kadar bunu çoktan yapardı, bu olay yapamama olayı değil bilinçli olarak yapmama olayı. Mustafa Denizli ideal bir 11 ve ideal bir diziliş istemiyor. Ben buna bugün karar verebildim, siz belki çok önceden bunu kestirmişsinizdir...

Rakibe göre oyun sistemi. Hayatta uygulamayacağım bir sistemdir. Ben de FM'de kendi çapında bir hocayım. Çok küçük takım ile çok büyük bir takıma karşı oynamıyorsam rakibe göre sistem kurmam. Ben Beşiktaş isem Trabzonspor'un oyun sistemine göre sistemimi güncellemem. Trabzonspor'u küçümsediğimden değil; Bunu TSL'de hiçbir takıma karşı yapmam. Ben ona göre değil, o bana göre oynasın. Benim imzam olsun maçta. Kanatları sağlam çalışan Trabzon'u engellemek için açıkta oynaması gereke oyuncularını savunmacı seçmek doğru değil. Bu baskıyı kabullenmek demektir. Bugün de böyle oldu. Allah korusun Rüştü sakat olmasa 7-1'in acısını almıştı Trabzonspor...

Rakibin hücum hattını çökerterek en fazla 1 puan alınır. Bugün alınan +2 hatta +3 puan Hakan'ın ellerinde, biraz da Ferrari'nin ayaklarındaydı. Beşiktaş'ın alacağı puanlar bu kadar ucuz olmamalı. Maç başlar başlamaz kime sorsanız ikinci yarıda Bobo ve Yusuf oyuna girecek derdi. Bobo biraz geç de olsa girdi, Yusuf zaten 10 dakika oynayan Beşiktaş'ı oynatan adamdı. Denizli'nin bu hamlesini şuna benzetiyorum. Hani maçta bir oyuncu kanatta gelen topa kafa vurmaya niyetlenir, sonra top bel hizasından gelir ama o şartlandırmıştır kendini ve topa eğilerek saçma sapan bir kafa vuruşu yapar. Neden? Çünkü o topa kafa vurmayı aklına koymuştur. Denizli de kendini şartlandırmıştır. Takım bu 11 ile çıkacak ve ikinci yarıda bunlar girecek. Ben bu değişikliklerin oyun sistemine göre yapılan değişiklikler olduğunu sanmıyorum. Buna benim futbol bilgim yetmiyor da olabilir ama bildiğim bu. Bu değişiklikler Lucescu'nun Ahmed Hassan değişikliği değil...

Maça çıkan 11 skoru korumaya yönelikti. Umut çok kaçırdı; bugünkü kaçırdıkları yeteneksizliğinden değil de biraz da hakan'ın devleşmesindendi. Trabzon prtasahası mental olarak oldukça değerli. Alanzinho, Colman, Gabric, Engin biraz da Selçuk mental ve teknik kapasite olarak oldukça yüksek futbolcular ancak savunma yönleri zayıf. Beşiktaş'ın Ernst-Fink ve Tabatalı ortasahaile ortaalanın hakimi olacağını düşünmüştüm maç öncesi ama biraz Ernst'in hala tam sağlığına kavuşamamış olması biraz da teknik kapasite olarak Beşiktaş'ın düşük kalması buna imkan vermedi. Ortasahada hep Trabzon kazandı. Beşiktaş ortaalanı geçtikten sonraki dilimde de etkili pas dağıtımı yapamadı. Bunda kanat oyuncusu olmamasının %100 etkisi var. Tabata, Nobre'yi de göremedi çünkü Nobre çoğu zaman onun arkasındaydı, çünkü Nobre defansa yardıma gelmişti, çünkü Nobre işini yapmaktan çok defansa yardım etmeyi seviyor...

İkinci yarıda durum farklı değildi. Yusuf girince takım biraz ateşlendi. Yusuf, daha iyi top dağıttı, bunun verdiği cesaretle ileri çıktı Beşiktaş ve Ernst'in düzgün vuruşu kaleyi bulan ilk topu gol yaptı. Sonra değişen birşey olmadı, yine Trabzon bastırdı, yine Trabzon oynadı. Hakan Çanakkale'yi geçilmez kıldı, Ferrari yardım etti. İsmail de teşekkür edilmesi gereken bir kaç oyuncudan biriydi. Bobo son dakika golünden önce atmalıydı. Bugün için sağlık olsun diyebiliyoruz ama yarın diyemeyebiliriz...

Eğer bu UCL maçı olsaydı ve Trabzon da iyi bir Avrupa takımı olsaydı -ki bugün çok iyi oynadı- Beşiktaş için bugün 2.Stamford Bridge zaferi diyebilirdik. Ancak bu korkak futbola bu güzel yakıştırmayı yapmak içime sinmiyor. Yine de bana o güzel günü hatırlattıkları için hepsine çok teşekkür ederim...

5 Kasım 2009 Perşembe

Inter son anda


İnter'in son 5 dakikada bulduğu golle Kiev deplasmanından aldığı 2-1'lik galibiyet dün gecenin en ilginç maçlarından biriydi. Mourinho'nun takımı o golleri bulamasa Nou Camp deplasmanına 3 puan için gitmek zorunda kalacaktı. Barça'nın da puana ihtiyacı olmasa bir nebze ama Katalanların puana ihtiyacı varken İspanya'dan puanla dönmek pek kolay iş değil açıkçası...

Neyse ki 5 dakikada gelen 2 gol Portekizli'nin ve takımının yüzünü güldürdü ve biraz olsun rahatladılar. Maç sonrası Inter kanadından Zanetti kazanacağımıza inanıyorduk ve kazandık demiş. Kendimize inandık, birbirimize inandık, skor 1-0'ken herşey zordu ama kendimize güvenimizi son dakikalarda attığımız iki golle gösterdik diye de eklemiş. İşin Inter yönü iyi elbette, bir de Kiev tarafı var...

Andriy Schevchenko kariyeri boyunca 14 gol atmıştı ezeli rakibine, dün yine attı ve 15. oldu. Bazı futbolcular bazı takımlar için beladır. 10 takım değiştirse yine golünü atar; İnter için de Sheva aynı statüde oyunculardan biridir. Dün yine boş geçmedi Mourinho'nun eski öğrencisi. Tecrübeli golcü tecrübesizlikten yakınmış. Takımdaki genç oyuncuların tecrübesizliğinin faturasını ödedik demiş. Kırılma noktaları vardı olmadı; Son maçlara bakacağız, hala şansımız sürüyor...

Sağlam grup tabi. Çıkmak kolay değil. Formda Rubin ve Barça-Inter... Barça ya da Inter'den biri dışarda kalsa ne güzel olur. Yine iki büyük çıkar gibi geliyor bana ama Barça'yı ya da Inter'i safdışı edecek o takımın sevincini görmek istiyorum...

4 Kasım 2009 Çarşamba

Beşiktaş:0 - Wolfsburg:3


Takım kazanınca herşey iyi olmadığı gibi kaybedince herşey kötü de diyemeyiz. Mustafa Denizli gibi umut dağıtacak değilim; buna ne benim ne sizin ihtiyacınız var...

3-0 bazı şeylerin sonuydu elbette. UCL macerası burda sona erdi. 90'da Manu'nun attığı gol Europa League için umut verdi o kadar. Wolfsburg'un CSKA'yı deplasmanda yenmesini bekleyeceğiz. Sonra da son maçta Old Trafford'da son dakikada 2 puan bırakan Rusları İnönü'de yenmeye çalışacağız. Tabi piyangodan bir İngiltere puanı çıkmazsa...

Maçın başında bulunan bir pozisyon dışında İnönü'de Almanya'da oynamış gibi oynadı Beşiktaş. Hatta Almanya'da daha iyi oynamıştı. Bunun sebepleri var elbette. Mustafa Denizli'nin çıkın savunma yapın dediğini sanmıyorum. Dünkü kadroyla kim Beşiktaş'ın hücum oynamasını beklerdi ki?

Dörtlü defansı geçtim. Fink-Uğur-Tabata-Serdar-Ekrem-Bobo. Bobo ve Tabata'yı çekelim. Onun dışında kim ayağa pas yapabilir. Hangisi çalış atıp, çizgiye inip orta açabilir ya da açılan ortaya hangisi vurabilir. Ya da göbekten duvar paslarıyla hangi ikiliyle gol pozisyonuna girebiliriz. Hiç biriyle? Uzaktan şut dışında yapılabilecek tek şey yoktu. Onu da denedik olmadı...

Tello'nun formsuz oluşu oynamaması için büyük etkendi ama yine de Ekrem'in yerine tercih edilebilirdi. Ya da madem Ekrem oynatılacak solun gerisinde Üzülmez değil de Köybaşı oynamış olsaydı hücum yönünden takım zenginleştirilebilirdi. Ya da Ankaragücü maçında 90 dakika sahada kalan Yusuf düşünülebilirdi. Nihat olsaydı, Ernst olsaydı Yusuf ve Tello'yu daha az arardık ama onlar da olmayınca takımın hücum hattının Anadolu takımlarından bir farkı kalmıyor maalesef. Bu hücum hattı ortadüzey bir Anadolu takımında da vardır... Denk getirilmiş bir Tabata ve Bobo, gerisi zaten orta ayar...
Savunmanın göbeğinde ve solunda ciddi bir problem yaşamadık ama sağ yine felçti. Herhangi bir yazımı İbrahim Kaş'a dokundurmadan bitirmek istiyorum ama zor gibi. Bu adam Beşiktaş'ın sağ bekinde nasıl oynar? Sağ bekte oynatılmak için kiralanır mı? Öncesinde Getafe ala ala Türkiye'den bunu mu alır? falan filan... Kaş hakkında 10 tane ardarda soru sorabilirim... Ben Kaş'ın stoper performansına notunu, önceki sene sanırım Çaykur Rizespor maçıydı, verdim. Sağ bekte oynamayacağı için not göstermeye ya da örnek vermeye gerek yok diye düşünüyorum. Her fırsatta dalga geçilen, alkışlarlayaşıyorum.com'da 4 sayfa gırgıra alınan Sabri bile çok daha iyidir. Ya da Galatasaraylıların Cihan Haspolatlısı ya da Niyazi Güney ya da kim olduğunu bilmediğim Denizlispor'un sağ beki. Ali Güneş'i alalım daha iyi... Ben bu kadar kötü bir bek performansı görmedim. Bütün atakları sağ bölgeden yedik... Denizli de bunu farketti ama Kaş'ı çıkarmak yerine Uğur'u o bölgeye yardıma gönderdi...

Bu kadro yapısıyla kazanmamış şans olurdu. Uzun süre oynamamış kaleciyi bir maçta değerlendirmek doğru olmaz. Hakan'ın oynatılması gerektiğini düşünüyorum. Hakan, Bobo, Nihat gibi oyuncularda ısrar edilmeli...

Avrupa için çok şey bitti. Şansa bırakılan bir Europa League dışında elde hiçbir şey kalmadı. Motiv olup Trabzonspor maçına odaklanmak gerek. Önümüzde uzun bir TSL maratonu var...

3 Kasım 2009 Salı

Fernando Cáceres Komada


Pazar günü sabah saatlerinde Independiente hocası Caceres'in BMW'si silahlı bir çete tarafından çalınmak istenmiş ve çıkan çatışmada kurşun Cacares'in sağ gözüne isabet etmiş. Şuanda Caceres komada. 1996 yılında Caceres ile beraber Boca'da top koşturan Maradona ziyaret için hastaneye gelmiş ve bu tarz olayların Arjantin'de sıkça yaşandığını ve bununla ilgili birşeyler yapılması gerektiğini söylemiş. Ayrıca "Caceres is in the hands of God and I hope it helps" diye de eklemiş.

Arjantin takımlarıda Caceres'e pankartlarla destek olmuşlar ;


Futbol sabırsızdır


Real Madrid bugün Milan deplasmanına çıkacak. İlk maçta Ronaldo'suz Madrid, Milan'a kaybedince Pellegrini'nin koltuğu hepten sallanmıştı. Dün hedefteki adam uzun uzun konuştu. Takımın gidişatından, Milan maçından ve kendi geleceğinden bahsetti. Umutvar konuştu. Başkan Perez, arkasında olduğunu hissettirmiş belli ki...

"My future? I feel tranquil, president Perez has confirmed our project and for this reason I will remain in Madrid for two more years; in general, we haven't done so bad. If there will be some problems we will face them and solve them."

Hocaları çabuk harcıyoruz diye kendimize kızarız; Özeleştiri yaparken bizden olgunu yoktur. Acaba hep örnek gösterdiğimiz Avrupa takımları bizden farklı mı gerçekten. Kendi çöplüğümüze baktığımızda gördüğümüz Del Bosque, Aragones, Skibbe, Tigana emsali Avrupa'da uzun yıllar hizmet edebiliyor mu kulübüne? Hiç sanmıyorum. Bu noktada çoğu kulüp bizden farksız. Burda futbol adaletli dağıtmış düşünceyi...

Pellegrini'nin alınan ilk kötü sonuçtan sonra eleştirilmesi ve Real Madrid'e yakıştırılmadığının bu kadar açık şekilde söylenmesi benim hoşuma gitmiyor açıkçacı. Geçmişteki iyi futbolu, bir iki kötü sonuçla silinmemeli. Bugün ne İspanya ne de başka ülke Pellegrini'nin geleceğini konuşmamalı aslında. Oraya dayısının torpiliyle gelmedi ve bırakalım biraz kredisi olsun. Hele hele yepyeni bir takımın zamana ihtiyacı olan hocası niteliğindeki bir antrenör bu kadar kolay silinmemeli...

Ben bu yılın kesinlikle Pellegrini ile tamamlanması gerektiğini düşünüyorum. Hoca değişikliği yerine Mourinho&Hiddink ayarında biri gelmediği sürece Madrid için intihar olur. Hatta 1. sınıf Hoca ile bile işler yolunda gitmeyebilir. Umarım Perez'in arkasında durma vaadi, Demirören duruşu değildir...

2 Kasım 2009 Pazartesi

Beckham Milan'a

AC Milan bu yıl UCL'de mücadele ediyorsa bunda geçen sene kiralanan Beckham'ın emeği büyüktür. Kaka'nın, Ronaldinho'nun formsuz olduğu bir senede, kalede Kalac'ın olduğu bir takımda en çok göze batanlardandı İngiliz.

Berlusconi'nin transfer stratejisinden daha önce de bahsetmiştim. Yarın kelek yapıp, parayı alıp kaçmazsa 1-2 yıl bekleyecek transfer konusunda. Madem çok para ödeyemiyor, öyle önüne geleni de alamayacağına göre; yapılabilecek iki şey kalıyor geriye. Birincisi altyapıya ve gençlere yönelmek. Bunu ziyadesiyle yapıyor da, Galliani sıkı çalışıyor bu konuda. Dominic Adiyiah ve Edmund Hottor bu aralar kırmızı siyahlıların kıskacındaki gençler.

Diğer strateji de kiralık oyuncular. Manu'nun altyapısındaki oyuncuyu kiralayıp yetiştirecek değil elbette. Hedef yine Beckham'dı tabi. Geçen sezon olduğu gibi bu sezon da kadroda görmek istiyorlar İngiliz'i. Becks de Milano'yu istiyor tabi. İşin ucunda sadece moda yok, aynı zamanda milli takım da var. La Gazzetta iş bitti diyor. Bu akşam LA Galaxy resmen açıklayacak demişler. Beckham yine ACMilan'a kiralık geliyor.

Ne diyelim. LA Galaxy verdiği paralara mı yansın yoksa taraftarlarına izletemediği yıldızına mı?

1 Kasım 2009 Pazar

Duygu...


Futbolcunun, futbolcudan önce insan olduğunu savunanlardanım. Kimisi futbolcu dediğin profesyonel olmalı der; Ben buna kesinlikle katılmıyorum. Profesyonel olmamalı demiyorum, olmayabilir diyorum...

Şöyle sevdiğimiz futbolcuları aklımıza getirelim. Biz onları neden seviyoruz? Kaç tanesini profesyonel olduğu için seviyoruz? Az tanesini ya da hiç tanesini...

Pele'yi seven de vardır elbette ama Maradona bir başka sevilir. Neden? Çünkü biz onun futbolculuğundan çok insanlığını seviyoruz. Maradona da insan mı gibi bir çıkış olmasın; İnsanlığından kastım iyiliği, yardımseverliği değil elbette. Onun da bir düşüncesi olduğunu bilmek, onun da bizim gibi hissettiğini bilmek, kaybettiğinde küfürler savurabildiğini bilmek, yanyana maç izleyebileceğini bilmek... Onun da bizim gibi biri olduğunu bilmek...

Pascal Nouma seviliyorsa yetenekli olduğu için sevilmiyor. Ya da Materazzi, Gattuso, Roy Keane ve diğerleri... Duygularını bize gösterdikleri için seviyoruz. Bazen hayvani de olsa insani duygularının varlığını bildiğimiz için...

Futbolun magazin yönünü biraz daha fazla seviyorum. Kim tatilde nereye gitmiş, kim kiminle beraber değil magazinden kastım. Capello, Emerson hakkında ne düşünüyor mesela ya da Vieira, Roy Keane hakkında. Merak ettiklerim ya da okuduğumda hoşuma gidenler bunlar...

Bu yazıyı yazmama da vesile olan haber El Mundo Deportivo'dan. Puyol, Eto'o'yu özlemiş. (Bu adamın adını yazarken iki tane kesme işareti koyuyorum, ilkokul ögretmenim görse kızılcık sopasıyla kovalardı heralde).

"The team has shared a lot of with Samuel Eto'o. We won and lost together, he was a great teammate, honest and humble. I felt sad when he left Barcelona, but football has negative aspects too. Our fans are still very attached to Eto'o and he will always be a part of the club's history".

Puyol yakışıklı bir açıklama yapmış. Rooney gibi Cristiano Ronaldo hedefli "Umarım Afrika'da Portekiz'i görmem" tadında değil açıklaması. Kaptan'a yakışır cinsten. Eto'o da buna nazik bir cevap verecektir elbette. Zira kendisi duygusal Afrikalılardan. Üzülmeye gelmez, gözyaşı sel olur.

Şu Zaragoza La Liga'dan düşerse, Eto'o da Mallorca rüyasına döner belki. Böylece sık sık görüşürler eski kaptanıyla...