Normal sezon bitmişken yılın enlerini seçelim. Play-off'ta ne değişir bilmiyorum. Listeye ekleyemediğim Zokora alır götürür, Trabzon'u şampiyon yaparsa buradan tebrik eder, özür dilerim. Futbolcuların çoğu Süper Final oynayacak takımlardan. Anadolu'da gözden kaçan oyuncu vardır elbet. Olanlarla idare edelim lütfen...
Anketimiz için sağdan buyurun.
13 Nisan 2012 Cuma
İş Başa Düştü
12 Nisan 2012 Perşembe
Sadakat
Muntari, maç sonrası formasını çıkarıyor top toplayıcı çocuğa uzatıyor. Ama gel gör ki Chievo taraftarı çocuk kibarca formayı reddediyor. O çocuk ileride büyük futbolcu olur, bu video ortaya çıkar. Of of of.. Hikayeyi gel...
Daum ne ister?

Chistoph Daum'dan haber almayalı çok olmuştu. Genelde bu kadar sessiz kalmazdı. Çıkardı bir yerlerden. O seviyor bu ülkeyi ya da öyle davranıyor. Ben hala onun yine bir gün bu topraklarda hocalık yapacağını düşünüyorum.
Şimdi Club Brugge'de çalışıyor. Hala eşofmanında "Gazi" reklamı var. Hala o bıyığı duruyor. Saçlar da aynı. Biraz seyrelmiş o kadar. Playboy dergisinin Almanya baskısında "24 saatliğine birşey isteseniz ne isterdiniz?" diye sormuşlar (soruyu berbat çevirdim ama anladınız siz). O da kadın olmak isterdim demiş. Böylece onları gerçekten anlayabilirim diye de eklemiş. Allahtan eklemiş, yoksa büyük sıkıntı vardı.
11 Nisan 2012 Çarşamba
Poşete dikkat

Felipe Baloy. Bu ismi daha önce duyan kişi sayısı oldukça azdır. İşte bu adı duyulmamış adamın bende çok kötü bir anısı var.
FM 2012 oynarken, Moratti başkan teklifte bulundu: "Gel Mr. Koc, şu takımı şampiyon yap" dedi. Ben de kırmadım, geri çevirmedim bu nazik teklifi. Bilirsiniz İtalya'da her sene 2 yabancı alabiliyorsunuz. Göreve gelir gelmez teknik ekiple bir toplantı yaptım. Takımın eksiği gediği nedir masaya yatırdım. Hücum hattı zayıflamıştı, haliyle buraya transfer yaptım. Önce Willian ile anlaşma sağladık, sonra da bu takıma yıldız lazım dedim Hulk ile anlaştık. Anlaşmalar tamamlandı, transfer sezonunun açılmasını bekliyordum. Transfer sezonu açıldı. Meğer eski hoca devre arasında 2-3 oyuncu ile anlaşmış. Haliyle önce onlar geldi. Bunların arasında Baloy da vardı. Sonra Willian da geldi. Hulk da geliyordu ki...
Geçmiş olsun. Baloy ve Willian ile yabancı kontenjanı dolduğu için Hulk'u alamadık. Otur ağla. Baloy kim lan! "Sen Inter'sin büyük düşün" değil mi ya? İşte Baloy'un bende böyle bir hikayesi var. Bu adamın yüzünden Hulk'u alamadık.
Baloy'un görünce aklıma geldi, anlattım hikayemi. Tecrübeli oyuncu minik bir taraftarla fotoğraf çektirmiş. Elde de poşet. İçine dikkat. Playboy dergisi...
FM 2012 oynarken, Moratti başkan teklifte bulundu: "Gel Mr. Koc, şu takımı şampiyon yap" dedi. Ben de kırmadım, geri çevirmedim bu nazik teklifi. Bilirsiniz İtalya'da her sene 2 yabancı alabiliyorsunuz. Göreve gelir gelmez teknik ekiple bir toplantı yaptım. Takımın eksiği gediği nedir masaya yatırdım. Hücum hattı zayıflamıştı, haliyle buraya transfer yaptım. Önce Willian ile anlaşma sağladık, sonra da bu takıma yıldız lazım dedim Hulk ile anlaştık. Anlaşmalar tamamlandı, transfer sezonunun açılmasını bekliyordum. Transfer sezonu açıldı. Meğer eski hoca devre arasında 2-3 oyuncu ile anlaşmış. Haliyle önce onlar geldi. Bunların arasında Baloy da vardı. Sonra Willian da geldi. Hulk da geliyordu ki...
Geçmiş olsun. Baloy ve Willian ile yabancı kontenjanı dolduğu için Hulk'u alamadık. Otur ağla. Baloy kim lan! "Sen Inter'sin büyük düşün" değil mi ya? İşte Baloy'un bende böyle bir hikayesi var. Bu adamın yüzünden Hulk'u alamadık.
Baloy'un görünce aklıma geldi, anlattım hikayemi. Tecrübeli oyuncu minik bir taraftarla fotoğraf çektirmiş. Elde de poşet. İçine dikkat. Playboy dergisi...
Fabregas Survivor'da
10 Nisan 2012 Salı
Fantastik "Kötü" Çocuk Balotelli

Balotelli bu bloga çok kez konuk oldu. Hiçbirinde de şurada iyi anmadım onu. Belki 2-3 yıl önce daha parlamak üzereyken geleceğin altın çocukları kapsamında övgülere nail olmuştur. Rengimi baştan belli edeyim ben Balotelli'den haz etmiyorum.
Balotelli, Batuhan'ın yoğunlaştırılmış hali gibi geliyor bana. Çok çok daha yetenekli -ki Batuhan'da çok ciddi bir düşüş var-, daha büyük problemleri var. Mental sorunu var, kontrolsüz, dengesiz. Bu ve benzeri bir iki sıfat daha ekleyebiliriz. Zaten Mancini de bunun farkında ve son açıklamalarında Balotelli her an bizi 10 kişi bırakma riski taşıyor ama her an gol atabilecek bir oyuncu dedi. Sonuna kadar haklı. Futbol yeteneğine tek kelime edemeyiz.
İyi bir mentöre ihtiyacı var demek burada anlamsız kalabiliyor. Jose Mourinho bile ona ilaç olamadı. Jose belki sevimsiz biri ama oyuncuları onu hep sevmiştir ve hep yakın durmuştur (Real'deki bir iki istisnayı ayırıyorum zira onlar bambaşka sebeplerle gelişen gerginlik). İyi de bir terapisttir Portekizli. Balotelli'nin üzerine de düştü ama Mario onu da hayal kırıklığına uğrattı.
Mancini'nin işi çok daha zor. Daha az lider bir hoca ve Balo'nun sorunları yeteneğiyle birlikte büyüyor. Egosu, şimdiden Jose'ninkini geçti neredeyse.

Mario'nun problemlerini burada uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. İki gün önceye dönüyoruz. Arsenal maçı ve 4 sarı, 2 kırmızılık maç. Balotelli tek başına bunları başardı. Maç boyunca biri bacak kırmaya, aylarca sakat yatırmaya teşebbüs olmak üzere 4 kez sarı kartla 2 kez de kırmızı kartla cezalandırılabilecek pozisyon yaşadı. Song'un bacağına girdiği pozisyonun videosunu izlemek bile ürkütüyor beni.
Maçın sonlarına doğru ikinci sarıdan kırmızıyı gördü. 3 maç cezayı cebine koydu şimdiden. Artık özellikle Song'a girdiği pozisyonun cezası bekleniyor. FA bunları cezasız bırakmaz. Hatta 9 maçlık bir ceza konuşuluyor. Mancini kalan 6 maçta ondan umudu kesmiş görünüyor. "6 maç kaldı ve o oynamayacak" dedi. Elde forvet çok, City için sıkıntı değil.
Balo'nun gelecek yılı ise tehlike altında. Mancini, "gelecek yıl bizimle olup olmayacağını bilmiyorum" dedi. Tabi burada Mancini gelecek yıl hala bu takımın başında olur mu sorusu akla geliyor. Mancini'yi bir başka yazıya sakladım.
At bakayım o topu genç!
9 Nisan 2012 Pazartesi
Manchester'da çocuk olmak
7 Nisan 2012 Cumartesi
Neresinden Tutalım?

Play-off'a en çok üzülen takımın Galatasaray olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hiç de öyle değil. Beşiktaş taraftarı da en az Galatasaray taraftarı kadar çok üzülüyordur. Sarı-kırmızılılar haftalar öncesinden şampiyon olabilecekken, bunu ertelediler ama Beşiktaş için dün, bu çile bitecekken bir süre daha devam edecek.
Hafta arası Carvalhal önce Lig TV'ye sonra da NTVSpor'a konuştu. Lig TV asıl sorulması gereken soruya çok yaklaştı ama ıskaladı. "Bu kulübe teknik direktör olarak gelmediniz. Tayfur Havutçu'nun yerine geçici teknik direktör oldunuz. Tayfur Hoca geldiğinde gideceğinizi biliyordunuz. Bunu bile bile geldiniz ve şimdi o teknik direktör oldu diye gidiyorsunuz. Oysa Scout olarak gelmemiş miydiniz? Neden şimdi o göreve devam etmiyorsunuz?" Bu soruyu birileri sordu mu bilmiyorum. Bilen varsa beni de uyarsın. Bu sorunun cevabı basit olabilir ama cevap bize çok şey verir. "Plansızlık ve yalan" çıkar bunun cevabından...
Carvalhal buraları çok sevmiş belli ki. Biz de onu sevmiştik, eleştirirken bile bazen sevgimizin koruması altına girmişti, öyle eleştirmiştik. Zaten son noktada neyi eleştiriyorsak. Beşiktaş'ın zor durumunda taşın altına elini sokmaya gelmiş bir adamdı nihayetinde. Güzel insan buralardan gitti. 1-2 yıla bir başka Türk takımı getirir. Beşiktaş'taki günlerinden daha başarılı olur ama yine de buralarda tutnacak kadar iyi iş çıkaramaz.


Teknik direktörü değiştiğinde takımlar farklı oynar. Yeni hoca gazı vardır. Yok arkadaş Tayfur'da olmuyor bu. Maçın tamamını izleyemedim ama ara ara kaçamak yapabildim, Karabükspor net iyi oynadı. Bu maç için beklentim sadece yeni hoca gazıydı. Yoktu. Şimdi kadronun, şunun bunun da eleştirilecek yanı var da neyini eleştireceğim Allah aşkına.
Tarihin en saçma sezonlarından birinin sonuna yaklaştık. Neresinden tutarsak elimizde kalacak bir sezon işte. Kurallar o anlık koyuluyor. Sonra değiştiriliyor. Akla mantığa uygun olmasına bakılmıyor. TFF bir başka leyla, Beşiktaş bir başka. Olan taraftara oluyor. Ömürden ömür götürüyor. Seneye de bu sisteme devam edilebilecekmiş, şimdi bunlar konuşuluyor. Ben de bir alemim, ne konuşulacaktı "futbol akademileri" mi konuşulacaktı sanki...
2 Nisan 2012 Pazartesi
Dibi Görelim Artık!
Hikaye çok daha sığ. Denemedik yanlış yöntem bırakmayan Demirören son olarak Real Madridleşmeyi deniyordu ve "Galacticos" un başına Real'in "Sarı Melek" i Schuster'i getirmişti. Alman hocanın kadrosu da iyiydi.En azından isim isim bakıldığında iyiydi. Schuster bir sistem de denedi ama olmadı. Olmadı demek için erkendi aslında. Rötuşlarla düzeltilebilir, lige modifiye edilebilirdi. Peki buna fırsat verildi mi? Hayır. Çünkü kan değişikliği her zaman iyidir bu topraklarda. Herkesin dilindedir istikrar ama fiiliyatta boştur. Yoktur karşılığı.
Schuster gidince, yerine "caretaker - emanetçi" olarak Tayfur Havutçu göreve geldi. E ama tüm kadro Schuster'in oyun planına göre kurulmuştu. Ya da öyle mi yapılmıştı? Tayfur hoca ile devam edildiğinde sistem değişmeyecek miydi? Dolayısıyla oyuncular... Bahsettiğimiz takım Ajax olsa bunları konuşuruz, yazarız ama ne sisteminden, ne taktiğinden, ne stratejisinden bahsediyoruz? Vizyon adı altında getirilen Schuster gitti, geriye ne kaldı?
Vizyon değişti. Ama enteresan tarafı kadro yapısı değiştirilmeden vizyon değiştirildi. Yine Q7'li, Almeida'lı, Simao'lu, Guti'li kadro ama hoca ve sistem farklı. Bilmem belki de ön yargılıyım. Belki Tayfur Hoca'nın da kafasındaki şablonda bu oyuncular vardır.
Yeni sezona Şairler Parkı'nın deyimiyle Beşiktaş'ın sahte çocuğu Tayfur Havutçu ile giriyorduk. Kadro korunmuş, takviyeler yapılmıştı. Hoş hocanın her ilgilendiği ya da zorla ilgilendirildiği oyuncular alınmamıştı. Fenerbahçeliler, Trabzonlular tapelerde şike ararken ben Tayfur Hoca'nın, sıfatı dahi net olmayan adamla mesajlaşmasını, telefon konuşmasını utançla okuyordum. Kendi oyuncusuna hakaret eden adama sessiz kalan, üstüne bir de kendi hakaret eden, belki de iftira atan hoca. Onları okuduktan sonra ben "Aklanın gelin" demiyordum. Git Tayfur Hoca, gelme diyordum.
Şike yapmış, teşebbüs etmiş, yapacakmış ama yapmamış falan.. Bu kısmı beni ilgilendirmiyor. Hukuki süreç devam ediyor. Kararı mahkeme versin. Tayfur Havutçu benim vicdanımın mahkemesinde sınıfta kalmıştır. Bu sebeple onu hiç bir türlü bu kulübün içinde görmek istemem. Taraftarı olsun, alsın kombinesini izlesin maçını ama yapmasın daha fazlasını. Çünkü her fırsatta dillendirdiğimiz ama hayatın en yalan duruşu olma yolunda hızla ilerleyen o "Beşiktaş'lı duruşu"na ihanet etmiştir o.

Süreç devam ederken tahliye edilen isimler arasında o da vardı. Bu kulüp hoş gelmişşin diye açtı kapıları ona. Oysa bir teknik direktörü çoktan bulmuştu. Koskoca Beşiktaş hocasız kalacak değil ya. Carlos Carvalhal, yardımcı antrenör olacak, scout olacak, futbol şube sorumlusu olacak, yok yok çaycı olacak, mentor olacak derken bir şekilde girdi o kapıdan. Tayfur Havutçu gelene kadar da takımın başında kalacak dendi. Anlam veremedik ama hiç birşeyin normal gitmediği ligde bunu da anlamsız karşılamadık. İyi hoca, kötü hoca tartışılır. Ben oyun istemini çok beğenmiyorum açıkçası. Ancak bu zor günlerde elinden gelen gayreti gösterdiğinden de şüphem yok. Diğer taraftan iyi de bir insan. Gaziantepspor maçında attığı deparı biz unutmayacağız mesela. Sempatik, güleç, espri yapan, sıcak bir insan. Beşiktaş teknik direktörü olmak için bunlar yeterli değil ama zaten bu adam da ben teknik direktörüm diye gelmedi.
Tekrar hikayenin kesiştiği ana gelelim. Tayfur Hoca hapisten çıkıyor ve dükkana geliyor. Benim dinlenmeye ihtiyacım var de, çekil. Ama öyle yapar mı? Böylesi bir olgunluğu gösterecek adam zaten kalede kim oynayacak diye ona buna sorup bıdıklanmaz. Paşa geldi. Yönetim de sahip çıkacak ya evladına. Sportif direktörü çıkardılar başımıza. Bu adam ne yapacak bilen yok. E sportif direktör işte abi. Ne iş yapar? Oyuncu izler, rapor verir falan. E bunu hocanın yardımcıları yapıyor zaten. Real'deki sportif direktör, Chelsea'deki sportif direktör ise çok farklı. Adı aynı, gerisi farklı. Bizim ülkede sportif direktör yedek teknik direktördür. Net!

Sportif direktör olduğun gün, Carvalhal kötü sonuç alırsa kapının önüne konur dedim. Bunu diyen tek kişi de ben olamam. Beşiktaş'ı az çok takip eden insanların yarısı bunu kestirmiştir. Nitekim de öyle oldu. Play-off öncesi Portekizli gitti, taze kan geldi.

Sportif direktör olduğun gün, Carvalhal kötü sonuç alırsa kapının önüne konur dedim. Bunu diyen tek kişi de ben olamam. Beşiktaş'ı az çok takip eden insanların yarısı bunu kestirmiştir. Nitekim de öyle oldu. Play-off öncesi Portekizli gitti, taze kan geldi.
Bu arada cümle doğru. Portekizli gitti. Hocam hani bu adam Tayfur hocanın yardımcısı olacaktı, oyuncu izleyecekti. Onun için getirmediniz mi yoksa? Bu da mı yalandı yoksa?
Evet bu da yalandı. Bakalım daha ne yalanlar çıkacak. Gün geçtikte daha da kötüye gidiyoruz. Derdimiz şampiyonluk değil mali yapı dedik. Daha büyük dert olmaz dedik ama şimdi sevilen karakterleri de kaybediyoruz. Oldu olacak Necip'i, Muhammed'i falan da satın da tam olsun. Kim bilir belki onları da satmışlardır. Fon almıştır belki hisselerini. O zaman yıkın stadı bırakalım bu işi. Bilmem belki onu da yıkıp Beşiktaş'tan daha müsait bir yere taşırlar. Dibe gidiyoruz. Ama görelim artık şu dibi...
Newcastle United 2-0 Liverpool / Bu Hakemlerle LG 3D TV Kazanılmaz
Dünkü Newcastle United - Liverpool maçı benim adıma çok önemli bir maç olmak üzereydi... Yan hakeme takıldık...Dünün tartışılan ofsayt pozisyonu Sow'un pozisyonudur ama benim için Cisse'nin pozisyonu çok daha kritikti. Blog İdman Yurdu'nun "LG ile 3D futbol keyfi" organizasyonuna katıldık. Sağolsunlar güzel organizasyon yapmışlar. Hediyesi de 3D LG TV'ydi. Skor ve golü atanı bilmek yetiyordu. İngiltere Ligi'ne yakınım. Maçı Newcastle'ın kazanacağını tahmin etmek güç değildi. Her ne kadar oyuncularının çoğu henüz isim yapmamış gibi görünse de -ki EPL'yi yakından takip edenler ne kadar kaliteli olduklarını bilirler- Newcastle kadro kalitesi açısından Liverpool'a göre daha dengeli bir takımdır. Üstelik daha iyi bir "takım" dır.
Skor tahminim 1-0 Newcastle alır. Golü de Cisse atardı. daha maçın ilk çeyreği tamamlanmadan Cisse yazdı. Bu dakikadan sonra skor korunsun istiyordum. İnanın hayatta istemesi en zor şey. Maç boyu atak olmasın istiyorum mesela. Biri atağa kalkınca diğerini, diğeri kalkınca öbürünü tutuyorum. Bu çelişki içinde ilk yarıyı bitirdik.
Liverpool gole uzak değildi aslında. Carroll, müsait pozisyonda kendini bırakmasa ve penaltı peşinde koşmasa belki bambaşka bir maç izleyecektik. Carroll'ın yaptığı saçmalık 3 puana mal olmuş dahi olabilir. Ne diyelim Suarez'den birşeyler öğrenmeye başlamış. LFC, özellikle sağdan Bellamy ile iyi geliyordu. Diğer kanat yoktu. NU ise zaten ligin iyi savunma yapan ekiplerinden biri ve kalesini gole kapatmak onlar için gol atmaktan daha kolay. Krul gibi iyi bir kalecinin önünde dengeli bir savunma hattı ve daha da önemlisi iyi savunma yapan bir takım. Ba gibi hücum oyuncusu bile sık sık savunmaya yardıma geliyor.

Herşey güzel gidiyordu. Taki yan hakemin 5 metrelik ofsaytı süzememesine kadar. Cisse 2. golü buldu ve o an yıkıldım. "Bu hakemlerle bu lig bitmez" dedim. Sonrasında skor değişmedi. O gol olmasa öncesinde de değişmezdi. 1-0 temiz biterdi. Ben de ortamdan ayrılırken 2 tane 3D gözlük rica ederdim.
Telafisi olmayan şu haftalarda hakemlerin daha dikkatli olması lazım. Bu kaybın zararını kim karşılayacak bilemiyorum. Önümüzdeki maçlara bakmaktan başka şansımız da yok gibi görünüyor. Verdiğimiz emeğe yazık. Ne yapayım Hikmet Karaman gibi "Ter bu ter" mi diyeyim.
Bu arada Blog İdman Yurdu'na teşekkür ederiz. Güzel organizasyonda bizi güzel insanlarla bir araya getirdiği için.
1 Nisan 2012 Pazar
Döverim de, severim de...
Videodaki başrol oyuncusu Edison Cavani'nin kardeşi Walter Guglielmone Gomez. Cavani'nin kardeşi diyoruz ama Cavani falan yok isminde. Neden? Çünkü Cavani dediğimiz adamın da tam ismi Edinson Roberto Cavani Gomez. Bu Güney Amerikalılar böyle işte.
Neyse konumuz bu değildi ama bu krizi de çözmem gerekiyordu. Şimdi konuya dönelim. Videoda izlediğimiz Cavani'ye benzeyen adam, büyük kardeş Walter. Kendi takım arkadaşına kızmış ve suratını şöyle bir ittiriyor. Takım içi kavga işte. Bizim de Engin Baytar'ı, Emre Belözoğlu'nu bu tip gerginliklerde görmüşlüğümüz var. Genelde maç sonrası çözülür böyle olaylar.
Fakat hakem maç sonrasını beklemiyor. Walter'ı yanına çağırıyor ve basıyor kırmızı kartı. Şimdi ben de muallakta kaldım. Haklı mı, haksız mı? Bir yanım "Sanane takım arkadaşı, takım içinde olur böyle şeyler" diyor, diğer yanım "bu işin de ucu kaçmamalı" diyor. Kararın cevabı kural kitabındadır. Açıp bakan olursa, yazsın biz de öğrenelim neymiş.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




