1 Kasım 2011 Salı

3. Ernst transferi

2008 - 2009 sezonu Beşiktaş'ı lig ortasında devralan Mustafa Denizli'yi şampiyonluğa götüren devre arası transferleriydi. Öyle ki klişe haline gelmiş, "devre arasında alınan oyuncudan hayır gelmez, sıkıntılı ya da formsuz oyuncu bulunur ancak" sözüne antitez olarak sunulan örnek Beşiktaş'ın bu sezonudur. Denizli'nin Fabian'ı ve Yusuf'u Beşiktaş'a şampiyonluk getirmişti. Devre arasında gelen Ernst her geçen hafta daha fazla ağırlığını koymuş ve Beşiktaş için çok önemli bir isim haline gelmişti.


Şimdi bir başka hikayeye geçiyoruz: 2010 - 2011 sezonu. Yıldırım Demirören bu sefer de Florentino Perez'liğe soyunmuş ve Beşiktaş'ın Galacticos'unu kurmuştu. Quaresma'lıi Guti'li kadrosunun başına "Sarı Melek" Schuster gelmişti. Schuster'in kadrosu iyiydi, hoştu ama Ernst geri plandaydı. Quaresma, Guti varken tabi geri planda kalır. Elbette ama kastettiğim şey bu değil. Beşiktaş'ın oyun planı Ernst'in üzerine kurulu değildi. Kurulu olmadığı gibi, Ernst'in kişiliğini yansıtabileceği bir oyun planı değildi. Ernst, Ernst gibi oynayamıyordu. Çünkü Schuster'in kafasındaki kadroda Ernst gibi biri yoktu. Onun Ernst'i Fernandes'di. Schuster, ayrılıp Tayfur Hoca ile devam edildiğinde Ernst, olduğu yere geçti. Belki Denizli dönemindeki kadar verimli bir yerde oynamıyordu ama yakına daha doğru bir yerdeydi artık. Beşiktaş da, "bu lig için" daha doğru futbol oynuyordu.


Sezon 2011-2012. Carvalhal'in kadrosunda uzun süre şans bulamayan isim yine Ernst. Beşiktaş'ın oyun planına şekil veren yine Quaresma ve çetesi. Schuster dönemindeki kadar bariz olmasa da yine bu ligin karakterine uygun futbol oynanmıyor. Ya da oynanmıyordu. Ta ki Carvalhal'in Ernst'e dönmesine dek. Ernst, 3. kez bu takıma transfer oluyor ve 3. kez takım sahada daha dinç, daha istekli görünüyor. Çünkü Ernst'in söylediği gibi "Beşiktaş mücadeledir."


Bu ligde şampiyon olmak isteyen takımın yıldızdan çok mücadele edebilen kaliteli oyuncuya ihtiyacı var. Bu kadro kalitesiyle, sonuna kadar mücadele etse bile Sivasspor'un şampiyonluk şansı yok. Mücadele herşey demek değil ama çok şey demek.


Şampiyon olmak isteyenin Ernst'e, Felipe Melo'ya, Emre'ye, Zokora'ya ihtiyacı var. Doğru transferler bunlardır. Şampiyonluğu getirecek olan oyuncu tipleri bunlardır.

28 Ekim 2011 Cuma

Başlıksız fotoğrafsız anlamsız

Çok uzun süredir yazmıyorum ya da bir başka ifadeyle yazamıyorum. Yazmak istemediğimden değil esasında. İstiyorum. Zamanımın olmadığından da değil. Buraya iki satır yazacak kadar vaktim oluyor. Konu olmadığından da yazmıyor değilim.
Peki neden yazmıyorum? Bilmiyorum. Yazamadım işte. Bugünü milat olarak alıyorum ve tekrar yazmaya başlıyorum. Okuyanım olursa ne mutlu bana...

25 Eylül 2011 Pazar

Beşiktaş 1-0 MP Antalyaspor

Carvalhal, sükseli oyunculardan ziyade mücadeleci oyuncuları sahaya sürmüştü. Denizli'nin söylemiyle Fabian uzun süreden sonra ilk 11'deydi, Sivok yoktu, Toraman yine Güntekin Onay'ı kızdıracak pozisyondaydı. Beğenilmeyen Edu bile sahada değildi, Quaresma cezalı olunca Veli'ye şans doğmuştu. Kısacası baştan aşağı başka bir Beşiktaş'tı.


Peki bu başka Beşiktaş iyi miydi? Çok iyi olmasa da iyiye yakındı. Eksikler yok değil elbette ama çözülebilir görünüyor. Türkiye liginde fuleli ayaklarla iş yapamazsın. İşçisi bol takım lazım. Son şampiyonluğu da böyle kazanmıştı zaten Beşiktaş. Tello, Yusuf gibi iki, hatta bir buçuk beyinle şampiyonluğa gitmişti. Oysa Schuster'in kadrosunda futbolun filozofu diyebileceğimiz adamlar bile vardı ama şampiyonlukla alakası yoktu takımın. Bu ligin kilidi mücadeledir. Hatta bence, "Bu ligin kilidi maalesef mücadeledir."


Beşiktaş bu maçta, diğer maçların aksine topla oynayan taraf değildi. Bunda erken gelen golün de etkisi var. Antalyaspor, ciddi pozisyonlar da buldu. Beşiktaş savunmasının, özellikle de kenarlarda oynayan oyuncuların savunma anlamında çok kuvvetli oldukları bir maç değildi. Toraman'ın stoper olduğunu bilmesem savunmacı sağ bek demezdim. Hücumda ise kötü olduğunu düşünmüyorum. Elde Gökhan Gönül olsa eyvallah ama Ekrem, Toraman arasında tercihim Ekrem olmazdı.

Beşiktaş kalesinde bulduğu pozisyonlardan çok daha fazlasını rakip kalede buldu. Son topardaki beceriksizlik maçı bu hale getirdi. Topu çok iyi getiren ama bir türlü son vuruşu yapamayan bir takım vardı. İyi bir Baros bugün en az 3 farklı galibiyet getirirdi.


Özellikle ikinci yarıda top turamayan bir takım vardı sahada. Fernandes'in girmesi bunu bir nebze olsun çözer umudundaydım fakat Portekizli girdiğinde oyunun profili çoktan değişmişti. Bu dönemde Fernandes de etkili olamadı.


Son sözler Sidnei için. Edu misali alalım forvete. Oynar, atar, attırır...


Bugünkü galibiyet güzeldi. Galibiyetin iyisi kötüsü olmaz. Oynanan futbol da iyi değildi ama kötü de diyemem. 70 dakika topa sahip olduğumuz Bursaspor maçından daha kötü oynamadı. Maç trafiği yoğun. Sırada Stoke var. Delap & Crouch sıkıntılı...

22 Eylül 2011 Perşembe

Bursaspor:1 Beşiktaş:2

Mourinho, yine 10 kişi kaldıkları bir Barcelona Chelsea maçı sonrası "10 kişi kalmak her zaman kötü değildir, bazen diğer oyuncuların performansını ciddi oranda arttırır" demişti. Haklılık payı var elbette. Diğer oyuncuların maça bağlanmasını, motivasyonunu artırabilir. Yani o dezavantajı ortadan kaldırabilir. Ama o dezavantajı da avantaja çevirmesin bir zahmet...


Bu sezon 10 kişi kalan takım canlanıyor. Manisaspor 10 kişi kaldığında renk değiştiriyor, içinden Barcelona çıkıyor. Bugün Beşiktaş için de farklı değildi durum. 70 dakika rakip yarısahada oynayıp tek ciddi pozisyon çıkaramayan Beşiktaş Quaresma'nın kırmızı kartı sonrası bir anda 2 gol buldu ve maçı çevirdi. 2-1 güzel sonuç. Peki ya oyun?


Ankaragücü maçı için de farklı şeyler söylemedim. Skor memnun ediyor ama oyun vasat. Bunda sahadaki oyuncuların payı var ama maalesef büyük pay Carvalhal'in. Bugün Beşiktaş Carvalhal'in değişiklikleriyle kazanmadı. Carvalhal'e rağmen kazandı.


Maça başladığı 11'de eleştirilebilecek iki üç nokta vardı. Bunlardan biri kale tercihi. Rüştü vasat. Cenk için de geçen hafta iyi şeyler söylemedim ama daha iyi. Daha fazla güven veriyor. Ya da bir başka deyişle daha az güvensizlik veriyor. Diğer eleştirilebilecek nokta Egemen'in sol bek oluşuydu. Maça göre böyle tercihler olabilir. Hücumda Ekrem'in çıkmasıyla kayan bir dörtlü oluşturulabilir. Rakibin sağ kanadı çok kuvvetlidir, savunmaya dönük bir sol oluşturmak için bu tercih edilebilir. Bu maç için ben çok yanlış bulmadım. Savunmada iki yabancı oynatınca Ernst kulübede kaldı haliyle. Gerçi onu kulübede tutan maç eksiği de olabilir. Oysa forvet tercihi Edu değil de Pektemek olsaydı Ernst de kadroda yer bulabilirdi.


Beşiktaş'ın en büyük problemi üretken olamayışı. Ciddi bir problem. Kanatlardan geliyor desem, gelmiyor. Uzaktan şut çekiyor desem, çekmiyor. Göbekten savunmanın arkasına adam kaçırıyor desem, kaçıramıyor. Eee?


Kısır hücum hattının tek top yapan adamı Fernandes'in çıkması Carvalhal'in ne düşünüyor olabileceğini düşündürdü bana. Ben daha onu düşünürken, takımın gole en çok yaklaştığı duran topları kullanabilen Simao da oyundan alındı. Eldeki silahı da düşmana teslim etti böylece.
Son bölümlerde Aurelio'nun geride kalması ve Sidnei'nin Lucio forması giymesiyle hücum hattı biraz daha canlandı. Sidnei çok ortasaha oyuncusundan daha yumuşak bileğe sahip ve top getirmesinden ziyade getirdikten sonra cezasahası içinde kalması Beşiktaş için mühim.


Holosko'nun girmesiyle her şey bitti derken. Sivok kafası geldi. Golü kimin attığını göremedim ama Sivok'un attığını tahmin ettim. Kötü maçtan 1 puan çıkarıldı en azından derken, Holosko geldi. "Allah'ım sana geliyorum" dedim.


Quresma'yı her türlü severim. Sevdiğim futbolcudur, eğlendirir, coşturur, tkaımı ateşler. Bugün kaptanlık pazubandı onun kolunda. Ama o da onun değerini ve anlamını bilmeli. Kaptan da kırmızı kart görebilir ama böyle görmeye hakkı yok.


Beşiktaş iyi oynamadı, hak etmese de kazanmasını bildi. Bursaspor hiç oynamadı kazanmayı hiç hak etmedi.


Son paragrafı sezonun Beşiktaş'tan daha iyi olmayan adamları hakemlere ayıralım. Standart yok. "Fuck off" diyene kırmızı, Türkçesini söyleyene sarı ya da uyarı. Sert faule bazen sarı, bazen devam. İtiraza net sarı. Hakemlerimiz çok kötü ve iyi olmak zorundalar.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Beşiktaş 3-1 Ankaragücü

Galatasaray Samsunspor maçıyla Beşiktaş Ankaragücü maçının arasındaki 7 farkı bulun?


Ankaragücü, bu ligin en zayıf takımlarından biri. Gökçeklerin kendi çaplarındaki Galacticos'u dağıldı ve elde "Michel Salgado" lar, "Pavon" lar kaldı. Onlar da oynamaya değil, oynatmamaya alışmış olunca takım zayıf kalmış. Ziya Doğan gibi "en iyi savunma savunmadır" düsturunu güden bir de hocaları var ki takımın kimyasıyla sonuna kadar uyumlu.


Bu sebeple Ankaragücü maçı referans değildir. Hatta maçın son 10 dakika dönmesi olumsuz referans olabilir. Maccabi maçında atılan 5 gol ve bugünkü kağıt üzerindeki net skor aldatıcı. Beşiktaş iyi değil.


Maccabi maçındaki 5 golün izahı açık. Erken gelen gol İsrail takımının savunmasını açtı ve açılan takımı Beşiktaş harcadı. Beşiktaş, kendinden zayıf ve açık oynayan takımı rahat geçer. Maccabi maçı da buna örnekti.
Bugünkü maçta son 20 25 dakika dışında takım iyi değildi. Bütün maçı bu tempoda götürmesini beklemiyorum ama geri kalan 70 dakikada da biraz daha oturaklı bir takım görüntüsü çizmesi gerekir.


Geçtiğimiz yılın ikinci yarısı duran topta iyi olacak izlenimi vermişti takım. Bu sezon duran toptan çok gol atacak izlenimi veriyor. Keza bugün Sidnei 2 gol bıraktı. Bu önümüzdeki maçlarda da olacaktır. Tabi burda Egemen, Sidnei, Toraman, Sivok gibi hava hakimiyeti iyi oyuncuların yanı sıra Fernandes ve Simao gibi iyi top kesen oyuncuların da varlığı büyük önem taşıyor.


Fernandes için sezonun en iyi transferi demek yanlış olmaz. Oyunu geriden iyi kuruyor ve iyi top çeviriyor. Duran toplardaki faydası da gözardı edilemez. Quaresma ise çok top kaybetse de oyunu canlı tutması sayesinde büyük fayda sağlıyor. Bu yazın en iyi hamlelerinden biri Ekrem Dağ ve çetesini dağıtmaktı ama E17'nin hala takımda oluşu kötü tabi. Beşiktaş'ın en büyük eksiği sağ bek. Forvette bugün Edu fena değildi. Maccabi maçındaki kötü izlenimini bir nebze olsun sildi ama iyi demek için çok maça ihtiyacımız var. Hala aklımda Bebe var. Ayrıca Pektemek ile Edu arasındaki tercihim Pektemek olurdu.


Cenk! Genel olarak çok stresli öğrenci de çok rahat öğrenci de başarılı olamaz. Orta düzey bir stres, bir rahatlık gerekir. Cenk çok rahat ve kendine özgüveni çok fazla. Biraz daha dizginlemeli.


3 gün sonra oynanacak Bursa maçı hem psikolojik olarak hem de Bursa'nın iyi takım olması sebebiyle çok daha zor geçecektir. Guti ve Ernst'in bu maça yetişip yetişmeyeceği önemli. Özellikle Ernst'in en az bir 45 dakika oynayacak konuma gelmesi gerekiyor. Forvette

26 Ağustos 2011 Cuma

Beşiktaş'ın UEFA Grubu

Inter'in hocası Gasperini Trabzonspor'u tanımlarken. Çok iyi tanımıyorum ancak Türk futbolunun geliştiğini biliyorum demişti. Gasperini, Türk futbolunu hiç tanımadığını yakında anlayacaktır. Türk futbolu için hep gelişiyor diyorduk, bir bağlamda doğru bir tespitti de. Ancak artık o kadar iyimser bakamıyorum. Türk futbolu tepetaklak dibe gidiyor.


Bu hengamenin içinde Trabzonspor ile Şampiyonlar Ligi, Beşiktaş ile de UEFA Avrupa Ligi heyecanı yaşamayı umuyoruz. Trabzonspor'un grup değerlendirmesini bir başka yazıya saklayıp Beşiktaş ile başlayalım.


Beşiktaş kura çekimine 2. torbadan girdi. Hatta 1. torbaya da oldukça yakındı. Kura öncesi İngiliz, Rus, Yunan ve İsrail takımlarından uzak duralım dedim. Olmadı. İngilizler sağlam, Rusya soğuk ve Yunanistan ile İsrail takımlarının maçları da futbol dışı gündem sebebiyle gereksiz stresli geçtiği için istemiyordum bu takımları.



İlk torbadan, geçen sezon Beşiktaş'ı eleyen Dinamo Kiev geldi. Yuri Semin'in Kiev'inin ne denli "takım" olduğunu ve Semin ile birlikte kimyasını nasıl bulduğunu geçtiğimiz yıl yazmıştım. Semin iyi hoca ama Kievli Semin çok iyi hoca. Shevchenko'dan bu yıl birşeyler beklemek zor ancak özellikle Milevkiy sonuçlanan atakları kesmek güç olacak. 1. torbadan ortalama bir takım çekti diyebiliriz. Kiev, Tottenham, Atletico Madrid ayarında değil ama Beşiktaş'tan daha kötü diyemeyiz. Üstelik geçtiğimiz yılın büyük moraliyle sahada olacaklar.

3. torbadan çok zor bir kura çekti Beşiktaş. Stoke City 3. torbanın en güçlü takımıydı. İngiliz oyun tarzının, oyun stilimize ters geldiği de hesaba katılırsa çok zor iki maç izleyeceğimizi söyleyebiliriz. Stoke City özellikle savunmasıyla dikkat çekiyor. Begoviç gibi çok sağlam bir kalecinin önünde Shawcross, Huth, Woodgate gibi üç sağlam stoper alternatifleri var. Bu yıl takıma gelen Woodgate büyük bir kumardı ancak şu ana dek oldukça başarılı bir performans sergiledi. Oyunu Etherington'ın üzerinden oynayan İngiliz ekibinin hücum hattında Jones ve Fuller var. Son olarak özellikle taç atışlarında Delap ve Shotton'a dikkat etmek gerekir. Bunun geyiği bizim basında oldukça fazla dönecektir.


Son torbadan Maccabi Tel Aviv geldi. Basketbol eşleşmesi olsa çekinirdim. Bugün itibariyle kadrolarında Medunjanin dışında çok da ciddiye alınabilecek bir adam yok. Çoğunluğu İsrailli oyunculardan oluşan kadrodan çok İsrail ile olan siyasi ilişkiler beni düşündürüyor.


Özellikle 3. torbadan gelen Stoke işleri karıştıracaktır. Maccabi grup sonuncusu gibi görünüyor. İlk 3 belli ama nasıl şekillenir kestirmek güç. Özetle: Zor kura.

23 Ağustos 2011 Salı

Play-off saçmalığı



TFF ile kulüplerin toplantısı sonrası basın açıklamasını kulüpler adına Yıldırım Demirören'in yapmasından anlaşılmalıydı saçma bir sonucun çıktığı. Saçma kelimesi seçebildiğim kelimelerin en hafifi.



Öncelikle Demirören'in anlamsız ve bir o kadar da içler acısı cümlesiyle başlayalım. "Yere düşmüş futbolu ayağa kaldırmalıyız". Doğru olduğunu farzedelim. Peki bu futbolu bu duruma ben mi düşürdüm? Kim düşürdü? Sen düşürmedin mi? Yanındaki Serdal Adalı düşürmedi mi? Bunun altına imza atan Fenerbahçe kulübünün eski başkanı Aziz Yıldırım düşümedi mi? Şekip Mosturoğlu düşürmedi mi? Yine bunun altına imza atan takımların eski yöneticileri, oyuncuları, şunları, bunları şimdi tutuklu değil mi? O halde bu yere düşmüş futbolu yere düşürenlerin bir kısmı hala bu tezgahtaysa neden bahsediyoruz?


Peki neden böyle bir sistem getirilmek isteniyor. Ben, bu sistemin şikeyi önlemeye aday olduğunu düşünmüyorum. Zaten futbolla uzaktan yakından alakası olmayan birine dahi bunu sorsanız, neden şikeyi önlesin ki sorusuyla karşılaşırsınız. Haklı bir sorudur ve tek kelimelik cevabı yoktur.


Bu sistemin getirilme amacı Digiturk'e para kazandırmaktır. Futbolun lanet olası endüstrileşmesine açık bir örnektir. Ligin sonuna maç ekleyelim. Şampiyonluk yarışındakiler birbirleriyle daha fazla maç yapsın, onlar da para kazansın. Adaletli olup olmadığı, mantıklı olup olmadığı, Avrupa'da kimin kullanıp kullanmadığı kimsenin umrunda değil. Bunu bir kez olsun araştırdıklarını da sanmıyorum. Bu saçma sapan uygulama için daha fazla yazmak istemiyorum.

Bugün bunu şiddetle savunanların yarın bundan muzdarip olmasını diliyorum. Beşiktaş'ın ligi lider bitirip, play-off sonunda şampiyonluğu bir başka takıma kaptırması durumunda Demirören'in ne diyeceğini çok merak ediyorum.


Sevdiğimiz bir top vardı, önce kirlettiler sonra hiç ettiler.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Hayır biz kazandık!

Man City, Community Shield maçını 3-2 kaybettiklerine yönelik haberleri resmi siteden yalanladı.


7 Ağustos 2011 Pazar

Chelsea hareketlendi

Chelsea'nin yaşlı kadrosundan ve Villas Boas'ın işinin ne kadar zor olduğundan daha önce çok kez bahsetmiştim. Transfer sezonunun sonlarına yaklaşırken Maviler de atağa kalktı. Oriol Romeu'dan sonra şimdi de Lukaku'yu renklerine bağladılar. Lukaku, geleceğe yatırım gibi görünse de bugün için de büyük bir yatırım olduğunu gözardı etmemek gerekir. Lukaku, bugünün Chelsea'sinde oynayabilecek kapasitede ve düzeyde. En azından bugüne kadar sergilediği performans bunu gösteriyor. Uyum problemi çekmediği takdirde, Chelsea için çok doğru bir transfer olduğunu gösterecektir. Ayrıca Lukaku'nun gidişinin Bursaspor açısından da oldukça olumlu olduğunu söylemekte fayda var.


Chelsea'de gelenlerin yanında bir de giden var. 2 sezon önce büyük umutlarla transfer edilen Yuri Zhirkov ile yollar ayrıldı. Rus oyuncu ülkesine, Anzhi'ye döndü. Anzhi para saçmaya devam ediyor. Rusya'da futbola bakış açısı iyice enteresan olmaya başladı. Parayı bulan, sağlam transferlerle çıkıyor piyasaya. Bir yerden sonra lig patronların ligine dönecek.

5 Ağustos 2011 Cuma

Alania Vladikavkaz

UEFA Avrupa Ligi kura çekimi bugün yapıldı. Beşiktaş, seri başı olarak katıldığı kurada Rusya'nın Alania takımıyla eşleşti. Takım hakkında internet sitelerinin çoğunda bilgi var. Bilgilerin çoğu takımın künye bilgileri. Daha önce bu takımın bir maçını izleyen biri var mıdır bilmiyorum. Varsa da CSKA maçını izlerken rakip sıfatıyla Alania'yı izlemiştir muhtemelen.

Alania Vladikavkaz Rusya 2. lig takımı. Kupa finalisti sıfatıylaUEFA Avrupa Ligi'nde Rusya'yı temsil ediyorlar. Hani finale de söke söke gelmiş de değiller. İlk golünü finalde atan bir takımdan bahsediyoruz. Son 32'de KAMAZ ile 0-0 berabere kalıyorlar ve penaltılarda son 16'ya kalıyorlar. Bu turda da Gornyak takımıyla 0-0 berabere kalıp rakibini yine penaltılarda deviriyor. Çeyrek finalde eşleştiği Saturn Moskow iflasını açıklıyor ve bu turu bay geçiyorlar. Yarı finalde Rostov ile 0-0 berabere kalıyor ve yine penaltılarda rakibini eliyor. Finalde bu kez rakip sağlam. CSKA'ya 2-1 boyun eğiyorlar. Ama CSKA,UCL'ye katıldığı için bunlar da geçtiğimiz sezon küme düşmelerine rağmen UEFA Avrupa Ligi'ne katılmayı başarıyor. Alania'nın en sağlam yanı çok net olarak: "Adalar penaltı kaçırmıyor". Penaltı söz konusu oldu mu, hepsi Alex kesiliyor.

Şu anda Rusya 2. ligindeler ve 19. hafta sonunda, liderle aynı puanda olup 2. sıradalar. Hayır 1. olsalar da 15. olsalar da referans olmadığı için çok ciddiye alınacak bir durum değil. Rusya 2. liginden bahsediyoruz.

Öne çıkan oyuncuları şunlar diyemeyeceğim. Oyuncularından çokbaşkanı öne çıkıyor. Bizim bıyıklı Gazzaev, takımın başkanı ve takımın teknik direktörü de Gazzaev'in oğlu Vladimiz Gazzaev. Oğluna kıyak geçmiş anlaşılan. 31 yaşındaki Vladimir'in kariyerinde Alania dışında başka takım yok. Bir zamanlar futbolcusuymuş, 2009-2010 sezonunda yardımcı hocalık yapmış, şimdi de teknik direktör.

Kulübün formasını giymiş ünlü denebilecek oyuncular da Omai Tetradze, Viktor Onopko, Levan Kobiasvili, Gocha Jamarauli, Giorgi Demetradze, Isaac Okoronkwo. Bunların da ne kadar ünlü oldukları tartışılır.

3. ön eleme turunda Kazakistan'ın Aktobe takımı elediler ve Play-off'da rakipleri Beşiktaş. Favori elbette Beşiktaş. Rus cephesinin maça umutla baktığını da düşünmüyorum. Beşiktaş'ın da işi sıkı tutup İnönü'deki maçta umutları kırması gerekiyor. Rakip sezon ortasında ve zinde, Rusya'da hava nasıl olur bilinmez. Burda iş bitrmek gerekir. Geçmişte bu tip maçlarda canımızçok yandı, maçı ciddiye alıp, o anılara benzerini eklememek gerekir.

O kupa öyle mi tutulur?



Fotoğraf 1956 Mayıs'ına ait. Man City kaptanı Roy Paul ve elindeki de FA Cup. Finalde Birmingham'ı yenip kupayı almayı başarmışlar. Ama keşke başarmamış olsalardı. Abicim o kupa öyle mi tutulur Allah aşkına? Alttakilere gelince hepsi Nazi ordusundan kaçmış gibi...

4 Ağustos 2011 Perşembe

Fon öcü müdür?

Geçen sene Almeida transferinde gündemi uzun süre meşgul eden fon, dün Beşiktaş'ın resmi siteden verdiği bilgilendirme haberinden sonra yine gündemde. Bir önceki yazıda Beşiktaş'ın Muhammed, Atınç ve Necip'in ekonomik haklarının br bölümünün fona devredilmesi ile ilgili görüşmelere başlaması üzerine bir değerlendirme yazmıştım. Şartları bilmediğimiz için sonu güdük kalmış bir değerlendirme oldu. Şartları bilene kadar dabu şekilde kalacaktır.
İşin ilginç yanı sözleşme şartları bilinmediği halde bir çok yerde Beşiktaş yönetimini eleştiren yazı okudum. Sonunda haklı çıkabilirler ancak bugün bu şekilde eleştirmek mantıksız.

Almeida transferiyle başlamakta fayda var. Almeida transferinde görünen o ki her halükarda fon bu işten karlı çıkacaktır. Beşiktaş'ın karlı çıkması da söz konusu, zararlı çıkması da.En fazla ne kadar zarar görür. Beşiktaş fona 3.5 milyon € ödemek zorunda kalır. Yani Almeida'yı 3.5 milyon € bonservis bedeliyle almış olur. Zarar mı? Bence değil. Almeida ayarında bir oyuncuyu bugün alayım deseniz yaklaşık bu civarda bir bonservis bedeli ödersiniz zaten.

"Ama gelirken Bremen'e 2 milyon € ödendi." yani Beşiktaş 2 milyon €'ya da alırdı önermesi tamamen hatalı. Bu fonla birlikte geliş fiyatı. Bu şirketişin içinde olduğu için bu fiyata geldi, dahası belki debu şirketişin içinde olduğu için geldi. Fon olmasa Beşiktaş Almeida'yı alamayabilirdi. Bu önemli bir noktadır ve göz ardı etmemek gerekir. Ben Almeida transferinde Beşiktaş'ın zarar gördüğünü düşünmüyorum. Karlı çıkamayabilir ama zarar görecek demek yanlış.
Gelelim fonla olması muhtemel ikinci ortaklığa. Şu an duygularımızdan arınmış halde, işlerin ekonomik boyutunu konuştuğumuzu unutmayalım. Olaya biraz farklı bir açıdan bakalım. Bugün Arda Turan'ın ederi nedir? Benim tahminim Arda için 12-13 milyon € bonservis bedelini gözden çıkaracak kulüp bulunur.Rusya & Katar gibi ülkeleregiderse bu fiyat artar. Ancak biz Avrupa için düşünelim. Arda Hırvat olsaydı fiyatı 20-22 olurdu. Oysa aynı futbolcu. Neden fiyatı değişsin ki? Değişir, değişiyor işte. O kadar yetenekli oyunumuzun olduğunu söylüyoruz. Kimi kaç paraya satmışız? Gökdeniz Karadeniz, Hakan Şükür, Fatih Tekke, Nihat Kahveci. Gökdeniz ve Fatih'i geç, onlar Rusya pazarına satıldı. Hakan Şükür'ü ele alalım. O dönemde Hakan, Belçika vatandaşı olsaydı ederinin en az 2 katını öderlerdi. Bunu Türk'ü sevmediklerinden yapıyor değiller. Pazarımız yok. Bu kadar basit. Bir şekilde oluşmamış ve yeni yeni olmaya başlıyor.

Dünyanın en iyi yumurtasını sizin tavuklar yumurtluyor olsa pazarınız yoksa hakettiği paraya satamazsınız. Olması gereken değerinin çok çok altında bir paraya satarsınız. Neden? Çünkü iyi para verecek biri sizin yumurtalardan haberdar değildir. Bilmiyordur. Ama pazarınız varsa, istediğiniz paraya okutursunuz.

Bugün Beşiktaş'ın pazarı yok. Türkiye'nin pazarı yok ki Beşiktaş'ın olsun. Beşiktaş'ın bugüne kadar elle tutulur bir paraya Avrupa'ya sattığı oyuncular Nihat, Carew... Yok işte 3. isim gelmiyor aklımıza. Pazarın yok işte. Boca'da it yetişse Villarreal 1 milyon € verir alır ama sen Beşiktaş patentiyle satamazsın. En azından bugün satamazsın. Yarın pazarın oluşur sen de köşeyi dönersin.

Fon için bir paragraf açalım. Ticari bir şirket. Detayları çok mühim değil. Şirkete, tapınak şövalyelerinin kurduğu gizli bir tarikat muamelesi yapılıyor. Adamlar parakazanmak istiyor. Bu kadar basit. Genç yetenekli gördükleri oyuncuların ekonomik haklarınaortak olup, sonra pazarlamasında yardımcı olarak, para kazanmak istiyorlar. Bugün Muhammed, Atınç ve Necip için Beşiktaş ile görüşmem sebepleri de yarın para kazanmak. Dünyada bir çok oyuncuyla benzer anlaşma yapmışlardır. Burda korkacak birşey yok. Anlaşma şartları Beşiktaş'ın aleyhinde değilse bu işten ikisi de karlı çıkar.

Peki iki farklı senaryo ortaya koyalım. Bu şirketlere hiç bulaşılmasa ne olur bu çocuklar. Satılacakları zaman Arda Turan örneğinde olduğu gibi değerinin altında fiyat önerilirdi. Bir şekilde satılırdı. Peki şimdi ne olur? Mendes -ki şirketin ortağı- bu adamları pazarlar. Beşiktaş için değil, çocukların kara kaşları için de değil. Kendi cebini doldurmak için. Mendes patentiyle gittiği zaman da alıcısı olur. Çünkü tüccar tanıdık. Daha önce Cristiano'yu, Nani'yi getirmiş bu adam. Referansı sağlam.

Eğer anlaşma şartları çok ağır değilse ben bu işten Beşiktaş'ın zararlı çıkacağını düşünmüyorum. En azından ön yargılı davranılmasını mantıklı bulmuyorum.

Beşiktaş'ın geleceği satılıyor mu?

Bu dönemde resmi sitede en az görmek istediğim haber bu olabilirdi: "Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş'den İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına (İMKB) gönderilen ve Kamuyu Aydınlatma Platformunda yer alan açıklamada, ''Profesyonel futbolcularımız Necip Uysal, Atınç Nukan ve Muhammed Demirci'nin ekonomik haklarının belli bir kısmının değerlendirilmesi ile ilgili olarak fon (Quality Football Ireland Limited) ile görüşmelere başlanmıştır'' .

Ama ne yazık ki sabah Beşiktaş'ın resmi sitesinde bu haberi gördüm. Şu an göremiyorum. Şu an haberi bir kaç tık ötede bulabilmem; Doğrudan habere ulaşamamam içime kurt düşürmedi değil hani. Gerekli gereksiz bir sürü haberle ana sayfa doldurulmuş. Haberler bölümüne girdiğimde de 2 ay öncenin haberleriyle karşılaşıyorum. Site beş para etmez bunu biliyorum ama en azından şu önemli haber bir süre daha dursaydı.

Mesela Beşiktaş Romelu Lukaku'yu transfer etse haber aynı gün ana sayfadan bir şekilde düşer miydi? Net cevap veriyorum: Beşiktaş Bankasya'ya düşerdi, o haber düşmezdi. Neden? Çünkü iyi haber. Güzel haber. Başarı var ortada. Peki bu fona devretme haberi neden düştü? Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Bilmiyoruz. İyi mi kötü mü bilmiyoruz. Çünkü detayına inemiyoruz.

Bu habere ben kişisel olarak çok üzüldüm. Bana kalsa Muhammed, Necip, Atınç, Cumali yıllarca Beşiktaş'ta oynasın. Futbolu burda bıraksınlar. Varsın çok iyi olmasınlar ama bugünkü gibi istekli, arzulu, hevesli, temiz kalsınlar. Necip'i gördüğümde mutlu olayım. Yarın Necip büyüsün başka Necip'ler gelsin. Beşiktaş'ın yüzü bunlar olsun. Bu yıl Beşiktaş'ın oynadığı her maçı izlemişimdir ama Muhammed'in oynadığı kupa maçının heyecanını hiç bir maçta duymadım. O çocuğu Beşiktaş formasıyla görmenin tarifi yok. Bedeli de yok.

"Bu yaklaşım iyi güzel de, gerçekçi değil ki. Yarın bu adamlar iyi olduğunda Man City, Necip'e 20 milyon verse Beşiktaş satmayacak mı?" Haklısınız satacak, belki çok daha ucuza gidecek ama bunlar beni ikinci planda ilgilendirir. Ben taraftarım, işin parası umrumda olmaz. Ben duygusal bakarım arkadaş. Sadece ben değil çoğumuz öyle bakarız. Bundan 20 yıl sonra Beşiktaş için hala Metin Ali Feyyaz'lar konuşulacaktır. Quaresma-Guti-Simao güzel bir hatıra olarak kalacaktır. Düşündüğümüzde içimiz ürperecektir ama Metin, Ali, Feyyaz, Rıza, Şifo Mehmet kalbimizin bambaşka yerinde olacaktır.

Şimdi olaya mantık çerçevesinden bakalım. Haklar fona devredildiğinde ne oluyor? Bilen var mı? % kaçı devrediliyor? Kaç paraya devrediliyor? Sonrasında ne oluyor? Neden devrediliyor? Tarafların hakları ne oluyor? Kulübün menfaati ne, fonun menfaati ne? Bunları ben bilmiyorum. Bir cümlelik açıklamada ben bunların hepsini çözdüm diyen varsa buyursun açıklasın biz de aydınlanalım. Bence bu aşamada kulüp zarar ediyor, Beşiktaş'ın geleceği satılıyor çıkışı yanlış. Bunu diyen haklı çıkabilir. Ancak şu aşamada haklı diyemeyiz.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Paul Scholes

15 Eylül 2009 Salı gününün bende ayrı bir yeri var. Beşiktaş Man Utd maçı, o dönemlerde beni derinden etkileyen bir olay ile aynı güne denk gelmişti. Bu tarihi maç vesilesiyle mi hatırlıyorum, yoksa o olay mı beni daha fazla etkilemişti bilmiyorum. Tarih aklımda. Net. Ve unutacağımı da sanmıyorum.

O gün Manchester'a kaybetmiştik. Scholes'un bitime 13 dakika kala gelen golü İnönü eşrafını üzmüştü. Sessizliğe bürünmemişti tabi. Desteklemek için daha 13 dakika vardı ve destek devam etmişti. Kırmızı Şeytanlar'ı yıkmaya taraftarın da gücü yetmemişti. Stattan boynu bükük ayrılıyorduk. Kırmızı saçlı adam hepimizi üzmüştü. Oysa yıllarca beni mutlu etmişti bu güzel insan. Asistleriyle ayağa kaldırmış, golleriyle coşturmuştu. Bir kez üzdü beni. Çok mu? Canı sağolsun.

Sokak arasında top koştururken Del Piero, Beckham, Ronaldo, Scholes olurduk. Scholes'u diğerlerinden ayıran futbol stilinin, farkında olduğumuzdan değil ya. Kırmızı saçlarıydı, bize onu farklı kılan. Kırmızı şeytanla özdeşleşen adamdı bir nevi. Manchester United'dı o.

Biraz daha büyüdüğümüzde, daha 4-4-2 ile 4-3-3'ün farkını yeni anlamaya başladığımızda Scholes'a bir adım daha farklı bakar olduk. Oyun stilini, farklı oluşunu biraz olsun farkediyorduk. Ya da farkettiğimiz düşünüyorduk. Forvete yakın oynayan İngiliz çocuk artık daha geride oynuyordu. Sebebi Roy Keane'in geçirdiği sakatlıktı. Belki de artık farklı bir Scholes oluyordu o.

2000'li yıllara girerken Man Utd'da da ufak çaplı değişiklikler oluyordu. Keane'in yanına Veron'u alan Sir Alex, önlerine Scholes'u koyup, tek forvet van Nistelrooy'u bu şekilde besliyordu. 4-4-1-1'in forvet arkasıydı Paul. Hem forvet, hem de ortasaha tecrübeli bir adam için bu görev zor olmasa gerek.

Paul kariyerinin geri kalanını da bu bölgelerde mekik dokuyarak geçirdi. Değişen futbola bir şekilde adapte olmayı becerdi. Bunu becerecek zekası vardı. Farkettiriyordu. Sahada farklı olduğunu hissettiriyordu. Beyninin ayaklarına hükmettiğini gösteriyordu. Top ayağına yakışıyordu. Oyunun gereğini yapıyordu. Sade, gösterişsiz ama kusursuzdu. Messi'nin söylemiyle: "Adı La Masia'da çok kez telaffuz edilen biriydi. O bir hocadır".


Xavi için örnek alınacak bir insandı. Zidane, Guardiola, Nani, Cristiano Ronaldo, Sam Allardyce için gördükleri en iyi orta saha oyuncusuydu. Blanc'a göre İngilitere'nin en iyi oyuncusuydu. Sir Alex'e göre Man Utd'ın sahip olduğu futbol zekası en yüksek oyunculardan biriydi. Rooney, Robben, Capello, Mourinho, Bobby Charlton, Wenger, Giggs ve daha birçokları için farklı biriydi. Hatta birilerini övmeyi çok sevmeyen Pele bile, kendine de pay çıkarmış olsa da "Benim dönemimde oynasaydı, daha fazla atardım" diyebiliyordu onun için.

Bir güzel insan daha ayrıldı yeşil sahalardan. Gözümüzden çok uzak olmayacak. Man Utd'da antrenör olarak devam edecek ama top peşinde koşarken göremeyeceğiz artık onu. Teşekkürler güzel insan.

Daniel Sturridge



Chelsea'nin yaşlanan kadrosundan daha önce bahsetmiştim. Chelsea'nin kadrosunun isim olarak iyi olduğuna şüphe yok ancak EPL gibi ağır bir ligde tüm sezonu kaldırıp kaldıramayacakları meçhul. Mavilerin gol yollarındaki umutları Drogba, Anelka, Kalou, Kakuta, Torres, Sturridge.



Bu yıl Kakuta'dan birşeyler beklemek doğru olmaz. Henüz Chelsea forvetinde oynayacak kadar tecrübeli değil. Kulübede bekletmek için bile düşünmek gerekir. Anelka 32, Drogba 33 yaşında. Oynamaz mı? Oynar ama performansı geçtiğimiz yılların altında olması kuvvetli muhtemel. Torres aşısı geçen yıl tutmadı gibi göründü ancak yeni sezon İspanyol oyuncuyu eski kimliğine kavuşturabilir. Kalou da 11'e koyduğunda yüzünü buruşturacağın adamlardan. İnsanın içine sinmiyor işte. Kulübeye daha çok yakışıyor.



Bu yıl Chelsea için sürpriz Sturridge olacaktır. 21 yaşındaki İngiliz oyuncu Chelsea'nin bugünü ve yarını olabilir. Geçtiğimiz yıl Bolton'da sergilediği performans büyüleyiciydi. Kiralık gittiği Bolton'dan sezon sonu döndü ve şu anda Londra ekibiyle antrenmanlara çıkıyor. Bolton, İngiliz golcüyü bir sezon daha kiralamak istiyor. Boas'ın eldekileri de hesaba kattığı zaman buna izin vereceğini düşünmüyorum. İzin verirse, sezon ortasında yeni forvet arayışına girer.