5 Ağustos 2011 Cuma

O kupa öyle mi tutulur?



Fotoğraf 1956 Mayıs'ına ait. Man City kaptanı Roy Paul ve elindeki de FA Cup. Finalde Birmingham'ı yenip kupayı almayı başarmışlar. Ama keşke başarmamış olsalardı. Abicim o kupa öyle mi tutulur Allah aşkına? Alttakilere gelince hepsi Nazi ordusundan kaçmış gibi...

4 Ağustos 2011 Perşembe

Fon öcü müdür?

Geçen sene Almeida transferinde gündemi uzun süre meşgul eden fon, dün Beşiktaş'ın resmi siteden verdiği bilgilendirme haberinden sonra yine gündemde. Bir önceki yazıda Beşiktaş'ın Muhammed, Atınç ve Necip'in ekonomik haklarının br bölümünün fona devredilmesi ile ilgili görüşmelere başlaması üzerine bir değerlendirme yazmıştım. Şartları bilmediğimiz için sonu güdük kalmış bir değerlendirme oldu. Şartları bilene kadar dabu şekilde kalacaktır.
İşin ilginç yanı sözleşme şartları bilinmediği halde bir çok yerde Beşiktaş yönetimini eleştiren yazı okudum. Sonunda haklı çıkabilirler ancak bugün bu şekilde eleştirmek mantıksız.

Almeida transferiyle başlamakta fayda var. Almeida transferinde görünen o ki her halükarda fon bu işten karlı çıkacaktır. Beşiktaş'ın karlı çıkması da söz konusu, zararlı çıkması da.En fazla ne kadar zarar görür. Beşiktaş fona 3.5 milyon € ödemek zorunda kalır. Yani Almeida'yı 3.5 milyon € bonservis bedeliyle almış olur. Zarar mı? Bence değil. Almeida ayarında bir oyuncuyu bugün alayım deseniz yaklaşık bu civarda bir bonservis bedeli ödersiniz zaten.

"Ama gelirken Bremen'e 2 milyon € ödendi." yani Beşiktaş 2 milyon €'ya da alırdı önermesi tamamen hatalı. Bu fonla birlikte geliş fiyatı. Bu şirketişin içinde olduğu için bu fiyata geldi, dahası belki debu şirketişin içinde olduğu için geldi. Fon olmasa Beşiktaş Almeida'yı alamayabilirdi. Bu önemli bir noktadır ve göz ardı etmemek gerekir. Ben Almeida transferinde Beşiktaş'ın zarar gördüğünü düşünmüyorum. Karlı çıkamayabilir ama zarar görecek demek yanlış.
Gelelim fonla olması muhtemel ikinci ortaklığa. Şu an duygularımızdan arınmış halde, işlerin ekonomik boyutunu konuştuğumuzu unutmayalım. Olaya biraz farklı bir açıdan bakalım. Bugün Arda Turan'ın ederi nedir? Benim tahminim Arda için 12-13 milyon € bonservis bedelini gözden çıkaracak kulüp bulunur.Rusya & Katar gibi ülkeleregiderse bu fiyat artar. Ancak biz Avrupa için düşünelim. Arda Hırvat olsaydı fiyatı 20-22 olurdu. Oysa aynı futbolcu. Neden fiyatı değişsin ki? Değişir, değişiyor işte. O kadar yetenekli oyunumuzun olduğunu söylüyoruz. Kimi kaç paraya satmışız? Gökdeniz Karadeniz, Hakan Şükür, Fatih Tekke, Nihat Kahveci. Gökdeniz ve Fatih'i geç, onlar Rusya pazarına satıldı. Hakan Şükür'ü ele alalım. O dönemde Hakan, Belçika vatandaşı olsaydı ederinin en az 2 katını öderlerdi. Bunu Türk'ü sevmediklerinden yapıyor değiller. Pazarımız yok. Bu kadar basit. Bir şekilde oluşmamış ve yeni yeni olmaya başlıyor.

Dünyanın en iyi yumurtasını sizin tavuklar yumurtluyor olsa pazarınız yoksa hakettiği paraya satamazsınız. Olması gereken değerinin çok çok altında bir paraya satarsınız. Neden? Çünkü iyi para verecek biri sizin yumurtalardan haberdar değildir. Bilmiyordur. Ama pazarınız varsa, istediğiniz paraya okutursunuz.

Bugün Beşiktaş'ın pazarı yok. Türkiye'nin pazarı yok ki Beşiktaş'ın olsun. Beşiktaş'ın bugüne kadar elle tutulur bir paraya Avrupa'ya sattığı oyuncular Nihat, Carew... Yok işte 3. isim gelmiyor aklımıza. Pazarın yok işte. Boca'da it yetişse Villarreal 1 milyon € verir alır ama sen Beşiktaş patentiyle satamazsın. En azından bugün satamazsın. Yarın pazarın oluşur sen de köşeyi dönersin.

Fon için bir paragraf açalım. Ticari bir şirket. Detayları çok mühim değil. Şirkete, tapınak şövalyelerinin kurduğu gizli bir tarikat muamelesi yapılıyor. Adamlar parakazanmak istiyor. Bu kadar basit. Genç yetenekli gördükleri oyuncuların ekonomik haklarınaortak olup, sonra pazarlamasında yardımcı olarak, para kazanmak istiyorlar. Bugün Muhammed, Atınç ve Necip için Beşiktaş ile görüşmem sebepleri de yarın para kazanmak. Dünyada bir çok oyuncuyla benzer anlaşma yapmışlardır. Burda korkacak birşey yok. Anlaşma şartları Beşiktaş'ın aleyhinde değilse bu işten ikisi de karlı çıkar.

Peki iki farklı senaryo ortaya koyalım. Bu şirketlere hiç bulaşılmasa ne olur bu çocuklar. Satılacakları zaman Arda Turan örneğinde olduğu gibi değerinin altında fiyat önerilirdi. Bir şekilde satılırdı. Peki şimdi ne olur? Mendes -ki şirketin ortağı- bu adamları pazarlar. Beşiktaş için değil, çocukların kara kaşları için de değil. Kendi cebini doldurmak için. Mendes patentiyle gittiği zaman da alıcısı olur. Çünkü tüccar tanıdık. Daha önce Cristiano'yu, Nani'yi getirmiş bu adam. Referansı sağlam.

Eğer anlaşma şartları çok ağır değilse ben bu işten Beşiktaş'ın zararlı çıkacağını düşünmüyorum. En azından ön yargılı davranılmasını mantıklı bulmuyorum.

Beşiktaş'ın geleceği satılıyor mu?

Bu dönemde resmi sitede en az görmek istediğim haber bu olabilirdi: "Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş'den İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına (İMKB) gönderilen ve Kamuyu Aydınlatma Platformunda yer alan açıklamada, ''Profesyonel futbolcularımız Necip Uysal, Atınç Nukan ve Muhammed Demirci'nin ekonomik haklarının belli bir kısmının değerlendirilmesi ile ilgili olarak fon (Quality Football Ireland Limited) ile görüşmelere başlanmıştır'' .

Ama ne yazık ki sabah Beşiktaş'ın resmi sitesinde bu haberi gördüm. Şu an göremiyorum. Şu an haberi bir kaç tık ötede bulabilmem; Doğrudan habere ulaşamamam içime kurt düşürmedi değil hani. Gerekli gereksiz bir sürü haberle ana sayfa doldurulmuş. Haberler bölümüne girdiğimde de 2 ay öncenin haberleriyle karşılaşıyorum. Site beş para etmez bunu biliyorum ama en azından şu önemli haber bir süre daha dursaydı.

Mesela Beşiktaş Romelu Lukaku'yu transfer etse haber aynı gün ana sayfadan bir şekilde düşer miydi? Net cevap veriyorum: Beşiktaş Bankasya'ya düşerdi, o haber düşmezdi. Neden? Çünkü iyi haber. Güzel haber. Başarı var ortada. Peki bu fona devretme haberi neden düştü? Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Bilmiyoruz. İyi mi kötü mü bilmiyoruz. Çünkü detayına inemiyoruz.

Bu habere ben kişisel olarak çok üzüldüm. Bana kalsa Muhammed, Necip, Atınç, Cumali yıllarca Beşiktaş'ta oynasın. Futbolu burda bıraksınlar. Varsın çok iyi olmasınlar ama bugünkü gibi istekli, arzulu, hevesli, temiz kalsınlar. Necip'i gördüğümde mutlu olayım. Yarın Necip büyüsün başka Necip'ler gelsin. Beşiktaş'ın yüzü bunlar olsun. Bu yıl Beşiktaş'ın oynadığı her maçı izlemişimdir ama Muhammed'in oynadığı kupa maçının heyecanını hiç bir maçta duymadım. O çocuğu Beşiktaş formasıyla görmenin tarifi yok. Bedeli de yok.

"Bu yaklaşım iyi güzel de, gerçekçi değil ki. Yarın bu adamlar iyi olduğunda Man City, Necip'e 20 milyon verse Beşiktaş satmayacak mı?" Haklısınız satacak, belki çok daha ucuza gidecek ama bunlar beni ikinci planda ilgilendirir. Ben taraftarım, işin parası umrumda olmaz. Ben duygusal bakarım arkadaş. Sadece ben değil çoğumuz öyle bakarız. Bundan 20 yıl sonra Beşiktaş için hala Metin Ali Feyyaz'lar konuşulacaktır. Quaresma-Guti-Simao güzel bir hatıra olarak kalacaktır. Düşündüğümüzde içimiz ürperecektir ama Metin, Ali, Feyyaz, Rıza, Şifo Mehmet kalbimizin bambaşka yerinde olacaktır.

Şimdi olaya mantık çerçevesinden bakalım. Haklar fona devredildiğinde ne oluyor? Bilen var mı? % kaçı devrediliyor? Kaç paraya devrediliyor? Sonrasında ne oluyor? Neden devrediliyor? Tarafların hakları ne oluyor? Kulübün menfaati ne, fonun menfaati ne? Bunları ben bilmiyorum. Bir cümlelik açıklamada ben bunların hepsini çözdüm diyen varsa buyursun açıklasın biz de aydınlanalım. Bence bu aşamada kulüp zarar ediyor, Beşiktaş'ın geleceği satılıyor çıkışı yanlış. Bunu diyen haklı çıkabilir. Ancak şu aşamada haklı diyemeyiz.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Paul Scholes

15 Eylül 2009 Salı gününün bende ayrı bir yeri var. Beşiktaş Man Utd maçı, o dönemlerde beni derinden etkileyen bir olay ile aynı güne denk gelmişti. Bu tarihi maç vesilesiyle mi hatırlıyorum, yoksa o olay mı beni daha fazla etkilemişti bilmiyorum. Tarih aklımda. Net. Ve unutacağımı da sanmıyorum.

O gün Manchester'a kaybetmiştik. Scholes'un bitime 13 dakika kala gelen golü İnönü eşrafını üzmüştü. Sessizliğe bürünmemişti tabi. Desteklemek için daha 13 dakika vardı ve destek devam etmişti. Kırmızı Şeytanlar'ı yıkmaya taraftarın da gücü yetmemişti. Stattan boynu bükük ayrılıyorduk. Kırmızı saçlı adam hepimizi üzmüştü. Oysa yıllarca beni mutlu etmişti bu güzel insan. Asistleriyle ayağa kaldırmış, golleriyle coşturmuştu. Bir kez üzdü beni. Çok mu? Canı sağolsun.

Sokak arasında top koştururken Del Piero, Beckham, Ronaldo, Scholes olurduk. Scholes'u diğerlerinden ayıran futbol stilinin, farkında olduğumuzdan değil ya. Kırmızı saçlarıydı, bize onu farklı kılan. Kırmızı şeytanla özdeşleşen adamdı bir nevi. Manchester United'dı o.

Biraz daha büyüdüğümüzde, daha 4-4-2 ile 4-3-3'ün farkını yeni anlamaya başladığımızda Scholes'a bir adım daha farklı bakar olduk. Oyun stilini, farklı oluşunu biraz olsun farkediyorduk. Ya da farkettiğimiz düşünüyorduk. Forvete yakın oynayan İngiliz çocuk artık daha geride oynuyordu. Sebebi Roy Keane'in geçirdiği sakatlıktı. Belki de artık farklı bir Scholes oluyordu o.

2000'li yıllara girerken Man Utd'da da ufak çaplı değişiklikler oluyordu. Keane'in yanına Veron'u alan Sir Alex, önlerine Scholes'u koyup, tek forvet van Nistelrooy'u bu şekilde besliyordu. 4-4-1-1'in forvet arkasıydı Paul. Hem forvet, hem de ortasaha tecrübeli bir adam için bu görev zor olmasa gerek.

Paul kariyerinin geri kalanını da bu bölgelerde mekik dokuyarak geçirdi. Değişen futbola bir şekilde adapte olmayı becerdi. Bunu becerecek zekası vardı. Farkettiriyordu. Sahada farklı olduğunu hissettiriyordu. Beyninin ayaklarına hükmettiğini gösteriyordu. Top ayağına yakışıyordu. Oyunun gereğini yapıyordu. Sade, gösterişsiz ama kusursuzdu. Messi'nin söylemiyle: "Adı La Masia'da çok kez telaffuz edilen biriydi. O bir hocadır".


Xavi için örnek alınacak bir insandı. Zidane, Guardiola, Nani, Cristiano Ronaldo, Sam Allardyce için gördükleri en iyi orta saha oyuncusuydu. Blanc'a göre İngilitere'nin en iyi oyuncusuydu. Sir Alex'e göre Man Utd'ın sahip olduğu futbol zekası en yüksek oyunculardan biriydi. Rooney, Robben, Capello, Mourinho, Bobby Charlton, Wenger, Giggs ve daha birçokları için farklı biriydi. Hatta birilerini övmeyi çok sevmeyen Pele bile, kendine de pay çıkarmış olsa da "Benim dönemimde oynasaydı, daha fazla atardım" diyebiliyordu onun için.

Bir güzel insan daha ayrıldı yeşil sahalardan. Gözümüzden çok uzak olmayacak. Man Utd'da antrenör olarak devam edecek ama top peşinde koşarken göremeyeceğiz artık onu. Teşekkürler güzel insan.

Daniel Sturridge



Chelsea'nin yaşlanan kadrosundan daha önce bahsetmiştim. Chelsea'nin kadrosunun isim olarak iyi olduğuna şüphe yok ancak EPL gibi ağır bir ligde tüm sezonu kaldırıp kaldıramayacakları meçhul. Mavilerin gol yollarındaki umutları Drogba, Anelka, Kalou, Kakuta, Torres, Sturridge.



Bu yıl Kakuta'dan birşeyler beklemek doğru olmaz. Henüz Chelsea forvetinde oynayacak kadar tecrübeli değil. Kulübede bekletmek için bile düşünmek gerekir. Anelka 32, Drogba 33 yaşında. Oynamaz mı? Oynar ama performansı geçtiğimiz yılların altında olması kuvvetli muhtemel. Torres aşısı geçen yıl tutmadı gibi göründü ancak yeni sezon İspanyol oyuncuyu eski kimliğine kavuşturabilir. Kalou da 11'e koyduğunda yüzünü buruşturacağın adamlardan. İnsanın içine sinmiyor işte. Kulübeye daha çok yakışıyor.



Bu yıl Chelsea için sürpriz Sturridge olacaktır. 21 yaşındaki İngiliz oyuncu Chelsea'nin bugünü ve yarını olabilir. Geçtiğimiz yıl Bolton'da sergilediği performans büyüleyiciydi. Kiralık gittiği Bolton'dan sezon sonu döndü ve şu anda Londra ekibiyle antrenmanlara çıkıyor. Bolton, İngiliz golcüyü bir sezon daha kiralamak istiyor. Boas'ın eldekileri de hesaba kattığı zaman buna izin vereceğini düşünmüyorum. İzin verirse, sezon ortasında yeni forvet arayışına girer.

Francisco Javier Arce Rolon

Paraguay denince akla kim gelir? Oscar Cardozo? Roque Santa Cruz? Lucas Barrios? Nelson Valdez? Edgar Barreto? Justo Villar? Acuna, Chilavert, Paredes, Gamarra... Yok, hiç biri değil. Paraguay denince benim aklıma ilk olarak Francisco Arce geliyor.


"Bir an" dır ismi insanın aklına kazıyan. Arce'nin gelişine vurduğu ve ağlarla buluşan bir top benim aklıma bu ismi kazımıştı. Paraguay formasıyla attığı golün ne maçını, ne kalecisini hatırlıyorum. Sol çaprazdan gelişine vuruşu ve topun ağlara gidişi hafızamda. Peki gecenin bir vakti nerden çıktı bu Arce. Bizim Arce büyümüş de hoca olmuş. Paraguay milli takımının yeni hocası: Francisco Javier Arce Rolon.

31 Temmuz 2011 Pazar

2014 Dünya Kupası Eleme Grubu

Daha önümüzde Avrupa Şampiyonası varken ve hala elemeleri devam ederken. 3 yıl sonra gerçekleştirilecek bir turnuvanın kura çekimi insanı heyecanlandırır mı? Turnuva Dünya Kupası ise evet. Hasret kaldığımız Dünya Kupası finallerine gidilecek rota belirlendi. En az bir buçuk yıl sonra oynayacağımız takımlar hakkında şimdiden ahkam kesmek çok doğru olmayacaktır. Hatta 1.5 yıl sonraki Türkiye için de çok net cümleler sarfedemeyiz. Yine de ön bilgi olması açısından rakipleri tanımakta fayda var.



Kuralara ikinci torbadan katılan milli takımımız D grubunda Hollanda, Macaristan, Romanya, Estonya ve Andorra ile eşleşti. Hollanda'yı uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Zaten bir çoğumuz yakından tanıyoruz. Dikkat edilmesi gereken nokta Hollanda'nın eleme performansı. Portakallar, son dönemlerdeki elemelerde muhteşem performans sergiliyorlar. 2012 Avrupa şampiyonası elemelerinde şu anda 6'da 6 ile yola devam ediyorlar. Stekelenburg, Heitinga, van der Wiel, Afellay, Nigel de Jong, Sneijder, Robben, Vaart, Elia ve van Persie gibi bugün formda olan oyuncular, 1.5 yıl sonra da verimli çağlarında olacaklar. Alttan gelen jenerasyondan da bu takıma sağlam destekçiler çıkacaktır. Wijnaldum, Strootman, Luuk de Jong, Wolfswinkel gibi isimler yarının milli takımında görev alacaktır. Özetle, Hollanda için zor rakip diyebiliriz. Birinci torbadan İspanya, İngiltere ve Almanya ile birlikte gelmesini istemeyeceğim 4 takımdan biriydi. Hırvatistan, Norveç ve Yunanistan bize 1.lik şansı da doğururdu.


3. torbadan gelen Macaristan tercih edilebilecek bir ülke. 3. torbanın en zayıf ekiplerinden biriydi. Bu bağlamda şanslı bir kura çektiğimiz söylenebilir. Geçmişte Puskaslı döneminde büyük başarılara imza atan Macarlar son yıllarda büyük turnuvalara katılamıyor. En son 86 Meksika'da boy gösteren Macarlar, 25 yıldır turnuvalardan uzakta. 2012 elemelerinde Hollanda ile aynı gruptalar ve grupta 3. sıradalar. Finallere gitmesi ise zor görünüyor. Kadrolarında tanıdık isimlerin yanı sıra, yetenekli ve Avrupa'da isminden söz ettirme potansiyeline sahip isimler de var. Pijamalı kaleci Kiraly, Samsunsporlu Pal Lazar, EPL tecrübeli kaptan Zoltan Gera, bu sene Anzhi'ye transfer olan Balasz Dzsudzsak, Sampdorialı Koman ve Laczko ile Yunanistan'da top koşturan Nemeth.


4. torbadan gelen Romanya'nın Macaristan'dan çok farklı olduğunu söyleyemeyiz. 90'lardaki altın çağının ardından derin bir sessizliğe bürünen Rumenler, yıllardır büyük turnuvalarda başarılı olamıyor. 2012 elemelerinde de grupta işler hiç de istedikleri gibi gitmiyor. Kadrosu Macaristan'a göre kısmen zengin olsa da, çok iyi bir kadro altyapısının olduğunu söylemek zor. Chivu, Sapunaru, Lobont, Tamas, Stancu ve sorunlu kaptanları Mutu takımın öne çıkan isimleri.


5. torbadan gelen Estonya'nın kolay lokma olmadığının farkına varmamız gerekir. Milli takımımızın kolay rakiplere puan bırakabildiği de hesaba katılırsa, Estonya maçlarına iyi konsantre olunmaması durumunda hiç de beklemediğimiz skorlar alabiliriz. 2012 eleme grubunda 4. sıradalar. Finallere katılmaları çok mümkün görünmüyor ama performanslarının çok kötü olduğunu söyleyemeyiz.


Son torbadan gelen Andorra ise puan almak için gelecek. Sadece bize karşı değil, tüm eleme maçları boyunca amaçları tek puan almak olacaktır. 2012 eleme grubunda 0 puandalar ve puan almaları sürpriz görünüyor. Bizimle oynayacağı maç öncesi kalecisi kasap, ortasahası işçi, forveti kasiyer geyikleri dönecektir.

24 Temmuz 2011 Pazar

Tatil

Ahan da ben kaçar. Döndüğümde haber ederim...

22 Temmuz 2011 Cuma

Jose'nin basın toplantısı



3-0'lık Chivas galibiyeti sonrası Jose Mourinho Ronaldo ve takımın bugünkü durumu ile ilgili ciddi açıklamalar yaptı. Basın toplantısının belki de en önemli noktası Cristiano hakkında söyledikleriydi: "Cristiano'yu oynatan hırsı ve gururudur. O her zaman kazanmamız gerektiğini biliyor ve her zaman gol atmak için çabalıyor. Sezon içinde de bir çok maçta puan toplamamıza yardımcı olmuştu" dedi. Ronaldo, gerçekten her gün üstüne biraz daha koyan ve her gün bir adım daha ileriye giden bir futbolcu. Saha içinde çirkin davranışları olmuyor değil. Saha dışında da kıskanılcak davranışları oluyor. Ronaldo'yu sevmeyenlerin en temel iki nedeni bunlar. Bunları bir kenara bırakıp Portkizli'nin oyununa döndüğümüzde harika bir insanla karşılaşıyoruz. Hem fizik, hem teknik, hem de mental olarak muhteşem bir futbolcu ve Real Madrid'in Jose ile birlikte bu sezon da en büyük kozu.


Portekizli ayrıca yeni oyuncusu Coentrao için de güzel şeyler söyledi. Coentrao'nun sol beke alternatif olarak alınmadığının altını çizdi. Onu ortasahanın ortasında oynatabileceğini. Bugüne kadar o bölgede hiç oynamamış olsa da, orada başarılı olabileceğini söyledi. Jose, Khedira, Xabi, Granero gibi oyuncuların çakılı oynadığını, bu bağlamda Coentrao'nun bu bölgeye dinamizm getireceğini düşünüyor.


Nuri için de Çin'de aramıza katılacağını düşünüyorum açıklaması yaptı. Genel takım değerlendirmesinde, kadroyu 20-21 civarında tutacağını ve altyapıdan gelen gençlere de fırsat vereceğini söyledi. Son olarak da her zamanki gibi bir forvet oyuncusuna ihtiyacımız var dedi. Ben de ekleyeyim, bir tane de DM alın gözünüzü seveyim.

21 Temmuz 2011 Perşembe

Real tatilde

Güzel kare. Kaka'nın derdi Ramos'la. Arbeloa pozunu vermiş. Casillas bir yerlerini kapatma derdinde. Xabi ciddi. Marcelo çılgın. Ronaldo.... E Ronaldo nerede? Nerede olduğunu kestirmek zor olmasa gerek.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Balo konuşuyor



Ortaokuldaki bir hocamız vardı. Adını hatırlayamadığım ama sözünü dün gibi hatırladığım bir hocamız. "Laf konuştu bal kabağı, doğra doğra koy tabağa" derdi. Ne için derdi, kime derdi? Hepsi sis perdesinin arkasında, perdenin önündeki tek şey söz.


Balotelli'nin Tevez hakkındaki açıklamalarını okuyunca aklıma bu söz geldi. Balo'yu ne kadar çok sevdiğimi (!) herkes bilir. Çok zeki, ince esprili, nüktedan bir kişiliktir. Tevez hakkındaki sözleri yine zekasını ortaya koyar nitelikte.


"Tevez'in ayrılmasını istemezdim ama ayrılırsa da yeri dolar. Carlos iyi oyuncu ama takımından ayrılan çok iyi oyuncular gördüm. Inter'de de benzer şeyler olmuştu." açıklaması yapmış. Motivasyon artırıcı bir söz. Mourinho söylese "Allah Allah!" deriz. Ama Balotelli bu konuda daha önce fişlendiği için insanı rahatsız ediyor. Ön yargı mı? Olabilir.


Peki Tevez giderse yeri dolar mı? O biraz zor. Man City, Tevez ayarında bir oyuncu bulabilir. Basar parayı alır Aguero'yu ama Tevez tadı verir mi? Bence vermez. Tevez, sert EPL savunmacılarının arasında sıyrılabilen, teknik ve aynı zamanda oldukça güçlü bir oyuncu. Aguero için çok güçlü bir oyuncu diyemeyiz. Dengeli ama fiziksel olarak Tevez'e göre zayıf. EPL, La Liga yumuşaklığında geçmeyeceğinden, Kun zorlanacaktır.


Kun'un gelmesi durumunda City'nin oyun planının nasıl olacağı üzerine yazmak isterdim ama transfer sezonu uzun, City'nin cepler dolu. Yarın gider birini alır burda yazdığım onca satır boşa gider.


Uzun lafın kısası "Tevez'i çok ararlar".

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Mendes'in adamı Bebe



Beşiktaş'ın çiçeği burnunda golcüsü Bebe için İngiltere'de ciddi komplo teorileri yazılıyor. Teorilerin içinde Beşiktaş yok. Bebe'nin bugününden ziyade dünü tartışılıyor. Portekizli oyuncunun Man Utd'a gelişi bugün büyük soru işareti.


Öncelikle bunların birer iddia olduğunu belirtmekte fayda var. Ancak altı çok da boş birer iddia değil. Akıllardaki ilk soru Bebe'nin Man Utd'a neden bu kadar yüksek bir bonservis bedeliyle geldiği? 7 milyon Pound için çok değil denebilir ancak Bebe'nin, Guimaraes'e iki kilo patates fiyatına geldiğini ve iki hazırlık maçı oynadıktan sonra İngiliz devine yüksek bonservis bedeliyle transfer olduğunu hatırlatmak gerekir. Sir Alex'in izlemeden aldığı iddia edilen oyuncunun iki hazırlık maçındaki performansı mı büyülemişti İngiliz scoutları ve oyuncuyu Ferguson'a tavsiye eden Queiroz'u? Çok inandırıcı gelmiyor.


Aslında hikayenin herhangi bir yerinde Jorge Mendes'in adı geçmese İngilizler için Hernandez transferinden çok da farklı olmayacak. Ancak Portekizli süper menajerin varlığı suyu bulandırıyor. Üstelik Manchester'ın ödediği paranın sağlam bir yüzdesini Mendes almışken. Mendes, Bebe transferinde cebine 3.5 milyon € koydu. Guimaraes de 5.5 milyon € kazandı.




Mendes ile Fergosun'ın ve David Gil'in arası oldukça iyi. Portekizli, daha önce Ronaldo, Nani ve Anderson'u Old Trafford kapısından içeri sokmuştu. Ronaldo'yu çok iyi paraya sattığı için arkası çok konuşulmadı ama Sporting Lisbon ile Arsenal'in 5.5 milyon Pound'a el sıkıştığı gün, Cristiano 12.24 milyon Pound'a Manchester'a geldi. Getiren Mendes'di. 7 milyon farkla.


Mendes başlı başına bir soru işareti. Çok iyi menajer ama cebini de sağlam doldurtuyor. Ferguson'un bu işin içine ne kadar girdiğini ise yıllar sonra yazacağı otobiyografiden okuyacağız. Son olarak, Bebe'nin Beşiktaş'a kiralanması şaşırtıcı geliyor mu?

17 Temmuz 2011 Pazar

Genç hocanın yaşlı takımı: Villas-Boas & Chelsea



Andre Villas Boas'a yeni Mourinho diyen sadece biz değiliz. Portekizli hocaya, İngilizler de, Portekizliler de o özle bakıyor. Hatta belli ki Roman Abramovich de böyle düşünüyor. Bire bir olmasa da kariyer başlangıçları benzerlik gösteriyor. Porto ile rahat birer şampiyonluk yaşadılar ve her ikisi de UEFA kupasını aldı. Mourinho, 2. yılı da bekledi ve UCL'yi de Porto müzesine götürdü. Sonrasında yeni yapılanan Chelsea yolunu tutmuştu. Villas Boas, Jose kadar sabırlı değildi, zaten Abramovich'in de bekleyecek bir yılı daha yoktu. Rus patron 7 yıl önce oynadığı kumarı kazanmıştı ve bu sefer de kazanacağını düşünüyordu.


Villas Boas, Porto da Mourinho'nun yaptığından çok da farklı bir iş yapmadı. Genç yetenekli bir kadro kurdu ve iyi taktik anlayışı, iyi mentorlüğü sayesinde kazandı. Ancak Chelsea de işi bu kadar kolay olmayacak. Hatta Chelsea de Jose'nin yaptığını yapamayacak. Bu sefer şartlar farklı görünüyor.




"The Special One", Londra'ya geldiğinde yeni kurulmakta olan bir takım vardı. Rus patron, 50 yıldır şampiyon olamayan takım için kesenin ağzını açmıştı. Jose'nin geldiği dönem takımın ağır topları sayılabilecek Makelele, Crespo, Mutu, Joe Cole, Bridge gibi oyuncular takıma bir önceki yıl dahil olmuştu. Cech, Drogba, Carvalho, Ferreira, Kezman ve Robben de Jose ile birlikte takıma katılıyordu. Takımın eskileri 3. yılını dolduran Lampard ve altyapıdan yetişen Terry idi. Mourinho'nun ilk yılının 3 önemli isminden sadece Terry kalıplaşmış denebilecek bir oyuncuydu. O da henüz 24 yaşındaydı. Jose'nin elinde yeni kurulan ve genç bir takım vardı. Üstelik bu takımın kritik oyuncularının yarısından çoğunu o takıma dahil etmişti. Mou'nun motivasyonu ve taktik anlayışı takımı başarıya götürmüştü.


Villas Boas'ı benzer bir takım beklemiyor. Aslında aynı takım bekliyor ama 7 yaş daha tecrübeli halde. Tecrübeli olmaları iyi tarafı ancak bunun yanında yaşlanmış olmaları ve artık birçoğunun eski günlerinden uzak olması kötü yanları. Ne Drogba eski Drogba, ne de Lampard. Villas Boas, önce kalıplaşmış takımı çözmek zorunda, sonra da kendi sistemini benimsetmek zorunda. Üstelik bunu yaparken de Terry gibi, Lampard gibi, Drogba gibi, Essien gibi yıllardır bu takımda beraber oynamış oyuncuları da iyi yönetmek zorunda. Bu oyuncuların büyük kısmının mental olarak güçlü olduğu bir gerçek ama kalıplaşmışlık bazen bunun da üzerinde olabiliyor. İlkokul 1. sınıf öğrencilerini disipline etmek kolaydır ancak 5. sınıf öğrencisini disipline etmek biraz daha zor olacaktır.




Boas'ın elinde yeni sayılabilecek Zhirkov, David Luiz, Ramires, Sturridge ve Torres var. Chelsea deyince akla gelen Drogba ve Lampard gibi isimler Boas'ın işini güçleştirebilir de kolaylaştırabilir de. Takıma ağabeylik de yapabilir, sisteme ters de gelebilir. Bu Boas için zor bir sınav olacak. Ayrıca takımın yaş ortalamasının yüksek olması EPL gibi yorucu maratonda sıkıntı olacaktır.


Son olarak hangi sistemle oynayacağı da çok önemli. Geçen yıl başarılı olan tek forvetli ama Anelka ve Malouda'lı sistem bu yıl o kadar başarılı olamayabilir. Üstelik ortasahada Essien gibi bir yıldızdan da 6 ay uzak kalacakken.


Portekizli'nin işi kolay değil. Taraftar beklenti içinde. Torres'e dünya para veren patron beklenti içinde, rakiplerden Man Utd formda; Liverpool, Dalglish ile iyi bir ivme yakaladı; Man City takım olmaya bir adım daha yaklaştı, Arsenal bir miktar daha tecrübeli.

Kep Töreni



1955, Stamford Bridge, Chelsea antrenmanı...

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Dario Conca



Dario Conca, bizim Turiaf'ın FM'deki adamıdır. FM 11'de koyarsın forvet arkasına, Inside forward yaparsın sana Alex de Souza performansı verir. Baş altı takımların hepsinde taş gibi oynar.


FM 12'de artık Conca'yı almak daha zor olacak. Hatta ilk yılında alınamayacak. Zira yeni transfer yaptı. Villarreal, Arjantinli oyuncuyla 5 yıllık sözleşme imzaladı desem kimse şaşırmazdı ama Conca öyle yapmadı. 28 yaşına gelmiş ve şimdiye kadar Arjantin - Brazilya takılmış adam artık paranın gözüne vurayım demiş. Çin'in Guangzhou Evergrande takımı basmış parayı almış Arjantinli'yi.


Çiçeği burnunda Conca daha ilk maçında oyuna sonradan girdi ve golünü attı. Muhtemelen oraların Tsubasa'sı olacaktır. Peki bu adam neden Avrupa'ya gelmedi, mal mı da Çin'e gitti? Sana da yıllık 10 milyon Dolar verseler, sen de gidersin.