Paraguay denince akla kim gelir? Oscar Cardozo? Roque Santa Cruz? Lucas Barrios? Nelson Valdez? Edgar Barreto? Justo Villar? Acuna, Chilavert, Paredes, Gamarra... Yok, hiç biri değil. Paraguay denince benim aklıma ilk olarak Francisco Arce geliyor.1 Ağustos 2011 Pazartesi
Francisco Javier Arce Rolon
Paraguay denince akla kim gelir? Oscar Cardozo? Roque Santa Cruz? Lucas Barrios? Nelson Valdez? Edgar Barreto? Justo Villar? Acuna, Chilavert, Paredes, Gamarra... Yok, hiç biri değil. Paraguay denince benim aklıma ilk olarak Francisco Arce geliyor.31 Temmuz 2011 Pazar
2014 Dünya Kupası Eleme Grubu
Daha önümüzde Avrupa Şampiyonası varken ve hala elemeleri devam ederken. 3 yıl sonra gerçekleştirilecek bir turnuvanın kura çekimi insanı heyecanlandırır mı? Turnuva Dünya Kupası ise evet. Hasret kaldığımız Dünya Kupası finallerine gidilecek rota belirlendi. En az bir buçuk yıl sonra oynayacağımız takımlar hakkında şimdiden ahkam kesmek çok doğru olmayacaktır. Hatta 1.5 yıl sonraki Türkiye için de çok net cümleler sarfedemeyiz. Yine de ön bilgi olması açısından rakipleri tanımakta fayda var.3. torbadan gelen Macaristan tercih edilebilecek bir ülke. 3. torbanın en zayıf ekiplerinden biriydi. Bu bağlamda şanslı bir kura çektiğimiz söylenebilir. Geçmişte Puskaslı döneminde büyük başarılara imza atan Macarlar son yıllarda büyük turnuvalara katılamıyor. En son 86 Meksika'da boy gösteren Macarlar, 25 yıldır turnuvalardan uzakta. 2012 elemelerinde Hollanda ile aynı gruptalar ve grupta 3. sıradalar. Finallere gitmesi ise zor görünüyor. Kadrolarında tanıdık isimlerin yanı sıra, yetenekli ve Avrupa'da isminden söz ettirme potansiyeline sahip isimler de var. Pijamalı kaleci Kiraly, Samsunsporlu Pal Lazar, EPL tecrübeli kaptan Zoltan Gera, bu sene Anzhi'ye transfer olan Balasz Dzsudzsak, Sampdorialı Koman ve Laczko ile Yunanistan'da top koşturan Nemeth.
4. torbadan gelen Romanya'nın Macaristan'dan çok farklı olduğunu söyleyemeyiz. 90'lardaki altın çağının ardından derin bir sessizliğe bürünen Rumenler, yıllardır büyük turnuvalarda başarılı olamıyor. 2012 elemelerinde de grupta işler hiç de istedikleri gibi gitmiyor. Kadrosu Macaristan'a göre kısmen zengin olsa da, çok iyi bir kadro altyapısının olduğunu söylemek zor. Chivu, Sapunaru, Lobont, Tamas, Stancu ve sorunlu kaptanları Mutu takımın öne çıkan isimleri.
5. torbadan gelen Estonya'nın kolay lokma olmadığının farkına varmamız gerekir. Milli takımımızın kolay rakiplere puan bırakabildiği de hesaba katılırsa, Estonya maçlarına iyi konsantre olunmaması durumunda hiç de beklemediğimiz skorlar alabiliriz. 2012 eleme grubunda 4. sıradalar. Finallere katılmaları çok mümkün görünmüyor ama performanslarının çok kötü olduğunu söyleyemeyiz.
Son torbadan gelen Andorra ise puan almak için gelecek. Sadece bize karşı değil, tüm eleme maçları boyunca amaçları tek puan almak olacaktır. 2012 eleme grubunda 0 puandalar ve puan almaları sürpriz görünüyor. Bizimle oynayacağı maç öncesi kalecisi kasap, ortasahası işçi, forveti kasiyer geyikleri dönecektir.
24 Temmuz 2011 Pazar
22 Temmuz 2011 Cuma
Jose'nin basın toplantısı

21 Temmuz 2011 Perşembe
Real tatilde
20 Temmuz 2011 Çarşamba
Balo konuşuyor

18 Temmuz 2011 Pazartesi
Mendes'in adamı Bebe


17 Temmuz 2011 Pazar
Genç hocanın yaşlı takımı: Villas-Boas & Chelsea



16 Temmuz 2011 Cumartesi
Dario Conca

FM 12'de artık Conca'yı almak daha zor olacak. Hatta ilk yılında alınamayacak. Zira yeni transfer yaptı. Villarreal, Arjantinli oyuncuyla 5 yıllık sözleşme imzaladı desem kimse şaşırmazdı ama Conca öyle yapmadı. 28 yaşına gelmiş ve şimdiye kadar Arjantin - Brazilya takılmış adam artık paranın gözüne vurayım demiş. Çin'in Guangzhou Evergrande takımı basmış parayı almış Arjantinli'yi.
15 Temmuz 2011 Cuma
Benfica

Portekizlilerin Avrupa Macerası ve Benfica’nın Altın Çağı
Portekiz takımları tarihin hemen hemen hiçbir döneminde başarı sıkıntısı çekmemişlerdi. Özellikle Benfica adıyla tanıdığımız Sporting Lisboa Benfica, bizim diyarlarda ihtilal olurken Avrupa’nın en büyük kupasını müzesine götürüyordu. Üstelik bu kupayı 5 kez kazanan Real Madrid’in hegemonyasına son vererek. Portekiz temsilcisi, Real Madrid’in ardından kupayı iki kez müzesine götürürken, sonraki 3 finalin de ikisinde kaybeden taraftı. 60’lı yıllar Portekiz futbolu için bu bağlamda oldukça önemlidir.
Sonrasında 80’lere kadar süren bir duraklama devri. Bizim topraklar yine karışmışken Portekizliler yine Avrupa sahnesine çıkıyordu. 82’de Benfica, bu kez Kupa 2’de finale çıkıyordu. İki ayaklı finalde Benfica, Anderlecht’e 1-0 ve 1-1 ile boyun eğiyordu. Kartallar 88’de PSV’ye, 89’da ise Milan’a kaybederek Avrupa’nın en büyük kupasını iki kez daha ıskalıyordu. Finalistlerin hatırı pek sayılmasa da 80’lerin sonunda iki kez final görmüş Benfica’yı unutmak olmaz.
Benfica, 90’lara kadar Portekiz’in Avrupa’daki en önemli temsilcisidir. Porto, Sporting Lisbon ve Boavista’nın Avrupa kupalarında çok başarılı bir grafik çizdiğini söylemek zor. Sporting, 64’te Kupa Galipleri Kupası’nı kazanmasına rağmen, o dönemde Kupa 1’de fırtına gibi esen Benfica’nın gölgesinde kalmıştır. Ezeli rakiplerinden çok sonra kıpırdanmaya başlayan Porto, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda finalde Bayern’i yenerek kupayı müzesine götürmüş ve sonrasında Avrupa Süper Kupası’nı ve Kıtalararası Kupa’yı kazanmıştır. Dragao sakinleri, bu kupayı bir kez daha görebilmek için 10 yıldan fazla beklemek zorunda kalacaktı.

Benfica’nın Karanlık Yılları
60’larda ve 80’lerde yakalanan başarıdan sonra 90’larda Benfica karanlık çağını yaşıyordu. Özellikle 94 – 2003 arası hem ligde hem de Avrupa’da kupa hasreti çekiyordu. Porto ise 80’lerde yakaladığı ivme ile lige ambargo koyuyordu. Porto şampiyon, Jardel gol kralı bir Portekiz klişesi haline gelmişti. Benfica ve Sporting ise ikincilik için kıyasıya mücadele veriyordu. 90’ların ortalarında tepedeki dörtlüye biri daha eklenmeye başlıyordu: Braga.
Boavista, karlı günlerin sonunda güneşi görebilmiş olsaydı bugün UEFA Avrupa liginde yarı finale kalan dört takımın beşi(!) Portekiz takımı olabilirdi. 2001’de şampiyonluk gören, 2002’de ligi ikinci sırada tamamlayan Porto’nun siyah-beyaz ekibi, maalesef 2008’den beri Primeira Liga’da sahne almıyor.
90’lar ve sonrasında 2000’li yıllar Portekiz futbolu için oldukça önemlidir. 90’ların başındaki Altın jenerasyon, zamanla şekil değiştirerek bugünlere kadar geldi. Tarih, birçok altın jenerasyona tanıklık etti ancak Portekiz’in bu neslini eşdeğerlerinden ayıran en önemli faktör sürdürülebilir oluşu. 94 Dünya Kupası’nda müthiş bir ekibe sahip olan Bulgarlar bugün, o eski günlerini mumla arıyor. Benzer şekilde 90’ların İsveç’i bugün Ravelli, Patrik Anderson, Pontus Kamark, Kenneth Anderson, Larsson, Dahlin, Mild gibi oyunculardan çok uzak. Portekiz ise Figo, Couto, Baia, Conceicao, Rui Costa gibi oyuncuların yerini bugün Ronaldo, Nani, Meireles, Simao, Pepe, Carvalho ve Quaresma gibi isimlerle doldurabiliyor.

Benfica’da “Fetret Devri” ve Yeniden Yapılanma
Porto’nun sistematiği mükemmele en yakın olanı. Benfica, Sporting ve Braga’da işleyiş biraz daha farklı. Dördünün de ortak özellikleri olsa da, birbirinden ayrıldıkları noktalar da var. 94-2003 arasında “Fetret devri”ni yaşayan kulüp 2003’ten itibaren yeniden yapılanmaya başladı. Camacho ile başlayan yapılanma, Trapattoni ile şampiyonluğu getirdi. İtalyan çalıştırıcı fazla kalmadı. Yerine Keoman getirildi ancak o da bir yıldan fazla kalmadı. Benfica’da hocaların uzun soluklu çalıştığını söylemek güç. 2002’den bu yana 9 kez hoca değiştirmiş Lizbon ekibi.
14 Temmuz 2011 Perşembe
Atsan atılmaz satsan satılmaz

12 Temmuz 2011 Salı
Yalan rüzgarı

3 Temmuz 2011 Pazar
Almanya'dan oğlum gelecek

2 Temmuz 2011 Cumartesi
Galatasaray'da yönetim hataları
Yanlış transferi bu gözler çok gördü. Diatta'nın adı geçtiğinde cümle alem patlayacağını biliyordu. Seriç'in ne olacağı, PAO taraftarının kuyruğuna teneke bağlamasından belliydi. Yanlış anonsu da duymadı değiliz. Mehmet Topuz, Beşiktaş forması giydikten bir kaç gün sonra Aziz Yıldırım'ın yanında imza atıyordu. Bunlar olmadı değil ama aynı transfer sezonunda bir kaç kez olmadı.



