9 Ocak 2009 Cuma

Celtics'de neler oluyor?


Celtics bu aralar zor günler geçiriyor. Noel gecesindeki Lakers maçından bu yana bir türlü kendilerine gelemediler.(Bununla ilgili lakers taraftarları güzel bir grafik hazırlamış) Lakers maçının ardından Golden State Warriors'a yenilmeleri çok süpriz değildi zira Lakers gibi bir takımla oynadıktan sonra back to back yapmaları yani ertesi gecede maç yapmalarının onları zorlaması beklenebilir bir durumdu. Ancak daha sonra Knicks'e yenilmek ve hemen ardından gelen Bobcats yenilgisi çok yaralayıcı. Geçen gün ise Tmac'siz ve Artest'in son dakikalarda oyun dışına atıldığı bir maçta Rockets'ı yenememeleri artık sıkıntıların iyice su üstüne çıktığının göstergesidir. Bu sıkıntılara gelirsek;


1. Yazın Hornets'e kaptırılan James Posey çok önemli bir kayıp. Red olsa "Posey'i satan şampiyonluğu satar" derdi açıkcası. Neydi peki Posey'i önemli kılan?Kendisi benchden gelip önemli katkılar sağlayan nadir oyunculardan biriydi celtics'de. Üstelik oyunun iki tarafındada etkili oluyordu. Yaptığı savunma ve boş kaldığındaki ceza şutları birçok takımın canını yaktı geçen sene. Üstelik daha önceden şampiyonluk yaşamış ve playoff tozunu oldukça yutmuş çok değerli bir veterandı Celtics için.

2. PJ Brown da Posey gibi benchden gelen çok öenmli bir veteran ve görev adamıydı. Pota altındaki Perkins-Garnett tarafından sağlanan sertliğin tüm maç boyuna yayılmasını sağlamıştır. Kendisi emekli olduğunu açıkladığı için ondan yana bir ümidi kalmadı Celtics'in.




3. Rondo'nun şut atmaktan çok çekinmesi. big 3 savunulurken yapılan ikili sıkıştırmalar sonucu boş pozisyonda toplar alan rondo'nun şut çekmekten çekinmesi karşı takımın savunmasına çok önemli bir katkı sağlıyor. Böylece karşı takımlar Rondo'yu riske ederek ikili sıkıştırmaları çok daha rahat ve sık yapıyorlar.

4. Garnett'in hücumda oldukça vasat oluşuda önemli. Takımı ofansif yönden Pierce taşıyor ve bazen Pierce'da yetmiyor. Garnett'in savunmasına diyecek birşey yok ancak hücumda bu kadar vasat olmamalı.Birde rakiplerine yaptığı salak salak hareketleri ve diklenmeleri bıraksın artık. Yeteri kadar antipatik oldu.

Peki ne yapabilir Celtics?


1. Öncelikle benchden katkı sağlayacak bir oyuncu bulmalılar. Celtics'in ilk beşi ligin en iyi ilk beşi ancak benchide sanırım en zayıf olanıdır. Bu aralar dedikodusu geçen Stephon Marbury bence doğru bir tercih olur. Marbury daha Knicks tarafından buy-out edilmedi ancak 2010 hedefleri oldukları için Marbury'i takas etmezler kesinlikle ama buy-out mümkündür.Böylece serbest kalabilecek Starbury'de Celtics'e katılabilir.Kendisi her nekadar sorunlu olsa ve bu aralar kafayı oynatmış olan Garnett ile eskiden gelen bir gerilimleride olsa benchden gelip yapacağı skor katkısı çok önemli olur bence.

2. Yine benchden gelicek bir uzun gerekli yani geçen seneki PJ Brown gibi oynayabilecek birisi. Oklahama Thunders buy-out ederse Joe Smith önemli bir aday Celtics için.


Bunların yanında Rondo ve Garnett'in de hücumda daha çok sorumluluk alması gerekir. Yalnız bu kadar soruna rağmen Celtics neredeyse Lakers kadar şampiyonluk yolunda şansı vardır bence. Cleveland'ın ligdeki maç kazanma oranı daha yüksek olabilir ancak bence Celtics Cleveland'dan daha iyi bir takımdır. Bu takım geçen sene şampiyon olmuştur ve her nekadar önemli kayıplar yaşamış olsada ana çekirdek bir arada oldukça her zazman çok iddialı olurlar şampiyonlukta.
Rudy Tomjanovic'in meşhur sözü ile bitirelim; Don't ever underestimate heart of a champion.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Kolpacı Bayern


Milan Beckham'ı kiralar da Bayern altta kalır mı? Çakma Becks , Donovan Amerika'da ligler başlayana kadar Munih'te olacak...
Görünen o ki yeni bir kiralama furyası başlayacak...

6 Ocak 2009 Salı

Bizimki sakatlandı!

Ah be Papa Diop. Senden böyle kötü haberler almayı açıkçası beklemiyorduk. Senegalli Papa Bouba Diop malesef 3 ay kadar yeşil sahalardan uzak kalacak. Portsmouth fizyoterapisti, Arsenal ile oynanan maçta sağ bacağından sakatlanan Papa Diop'un kontrol altına alındığını açıkladı. Özellikle ceza sahası içindeki 'kritik' müdehaleleri ile gönlümüze taht kuran Papa Diop'a acil şifalar diliyoruz...
Söz Portsmouth'tan açıldı madem bir de transfer haberi var. Portsmouth'ın forveti Jermain Defoe eski takmı olan Totthenham Hotspur formasına tekrar kavuştu. İki takım transfer ücreti konusunda da anlaşmış ve her şey imzaya kalmış. Gönüllerin efsanesi Totthenham'ın da Keane'den sonra gol yollarında yaşadığı zorluğu Defoe ile atlatmaya çalışacak. Portsmouth'ta iyi iş yapmış Defoe. 36 maç, 17 gol. Hiç te fena değil. Ne kadar başarılı olur Spurs de? Göreceğiz...

5 Ocak 2009 Pazartesi

Gossip Girl vs The OC


Gossip Girl'in 1. sezonun un ilk 10 bölümünü izlemiştim geçen sene ancak sonradan bir yerde koptum ve uzun bir süre izlemedim. Son bir kaç haftadır birinci sezonun kalan bölümlerini ve 2 sezonun ara verilmeden önceki son bölümü olan 13. bölümüne kadar izledim. Dizi bu akşam aradan dönecek. Oc'i izlemiş olan çoğu kişinin yapacağı gibi bir karşılaştırma yapmadan durmak imkansız açıkcası. Zaten dizinin yapımcısı da (Josh Schwartz) aynı. Karşılaştırma yapıldığında ise birçok konuda OC'nin daha üstün olduğu çok açık. Öncelikle Gossip Girl güzel bir dizi ancak biraz kızlara göre bir dizi. Zaten dizinin adından anlaşılacağı üzere dizinin ana temalarından biri olan "Gossip Girl" (dizide upper east side bölgesindeki dedikoduları yayınlayan bir blog) ile dedikodunun dibine vuruluyor. Bunun yanında dizi daha çok kıların üzerinden gidiyor. Yani OC deki Ryan-Marissa-Seth-Summer denkleminin dengesi bu dizide kızlara doğru kaymış. Serena ve Blair başrol oyuncuları gözüküyor ki dizinin ana kaynağı olan "Gossip Girl" kitapları serisinde de bu böyleymiş.Bunun yanında OC'deki Seth ve Sandy Cohen'ın getirdikleri Komedi unsurlarını bu dizide getiren yok gibi.Aynı şekilde duygusallık ve drama yönünden de birçok eksiği var diyebilirim. Müzik konusunda OC'de birçok çok güzel şarkı varken Gossip Girl'deki güzel şarkı sayısı OC'ye göre çok düşük kalıyor.(Alexandra Patsavas 2 ekmek 1 süt)


Kızlar konusunda ise Gossip Girl OC ile yarışabilir. Blair rolündeki Leighton Meester çok güzel bir kız. Kıyafteleri çok iyi seçiliyor ve makyajı tam kararında yapılıyor (Zanzi'den onaylı:)) böylece ortaya harika bir kız çıkıyor. Serena'da pek fena olmasada giydiği her kıyafet üstünde çok iyi durduğu için geçer not alıyor ancak konuşurken ağzını sık sık büzmesi insanın sinirinide bozabiliyor.
Ancak dizinin asıl bombası Hayat Ağacı dizisindeki Sam rolü ile gönüllerde taht kuran ve Gossip Girl'de karşımıza Lily van der Woodsen olarak çıkan Kelly Rutherford. Dizinin erkekler tarafından izlenmesinin ana sebeplerinden biridir bu kadın. Hala çok güzel ve artık üzerinde bir zariflikte var. Açıkcası diziyi Lily ve Blair için takip ediyorum da denilebilir. Sonuç olarak OC Liverpool'sa Gossip Girl Lyon'dur.

4 Ocak 2009 Pazar

Perrotta ne iş yapar?


İtalyan basını oynayan oynamayan herkese dedikodu çıkarabiliyor. Bir kaç gün önce de Roma'nın ben diyeyim 5 siz deyin 3 para etmez adamı Perrotta ile O.Lyon'un ilgilendiğini yazmışlardı.

Acaba ben mi sevmiyorum Perrotta'yı yoksa harbiden kötü mü bilemiyorum. İtalya milli takımında oynadığı kadarını biliyorum berbat. O adamın o Roma orta sahasında oynaması mümkün değil. Roma'yı yakından takip etmiyorum ama istatistikleri bu yıl yedek kaldığını söylüyor ( sakat olup olmadığı konusunda bir fikrim yok, günahını almak istemem açıkçası).

Lyon söylentilerine gelince; Menejeri Beppe Bozzo basında çıkan haberleri yalanlamış:

We are not worried about his future; there are many Roma players whose contracts will expire in 2010. I am in touch with Sports Director Pradè, for the moment we have not received a concrete offer but we were rassured about the fact that when the contracts'question will be faced, they will also evaluate Simone's situation. For us is not a financial question. All that Simone wants is to end his career in Rome. O.L.? I don't know anything about it and, as far as I am concerned, they have not taled with Roma either. If we could evaluate this option if we wouldn't find an agreement with Roma? I respect Roma too much to answer to such a question".

3 Ocak 2009 Cumartesi

Stoke taraftarına yazık


Lamine Diatta. Ne güzel unutmuştum bu ismi; transfer haberini gördüm yine cinlerim tepeme çıktı. Ah Ertuğrul, az buçuk anlasaydın transferden şimdi Bursa'da mı olurdun...

Basın sevmez Beşiktaş'ı. Diatta geldiğinde kaymışlardı Ertuğrul'a. Haklılardı da. Sonra sakattı oynamadı; yine söylendiler; bu sefer gerekçe aldın neden oynatmıyorsundu, ee doğru söze ne hacet. Madem aldın -ki bu muhabbet sıktı ama sakat diye Legrottaglie'yi almadın- neden oynatmıyorsun. İyileşti sonunda, oynamaya da başladı ama içler acısı. Gökhan Zan'ı aratır nitelikte. Tek iyi hamlesini hatırlıyorum o da 8 gollü maçtaydı; güme gitti...

Sonra bi cacık olmayacağını anlayınca yol verildi Senegalliye, o da Newcastle'a gitti. Bu sefer basın saf değiştirdi. "Beğenmediğiniz Diatta Premier Lig'e gitti" dediler. Allahtan NU'ın ne halt olduğunu biliyorum da ciddiye almadım. Hoş Diatta'nın da ne halt olduğunu, pardon olmadığını biliyorum da neyse...

Gerçi gitti iyi oldu demeye dilim varmıyor, zira gelen gideni arattı. Gordon...Ooofff bu muhabbet uzar gider....

Post'un asıl konusundan çıktık gerçi ama işte o meşhur Diatta, Stoke City ile deneme antremanlarına çıkmaya başlamış. Ne diyeyim Stoke taraftarına Allah sabır versin...

Romalı Menez


Menez, Roma'nın gelecek vaadeden oyuncularından. Sene başında eleştiri aldığı olmuştu. Takım kötüydü o da vasattı. Aslında sistem tam onun sistemiydi ama takımın durumu onu da etkiliyordu. Roma coşmaya başlayınca Jeremy'de kendini göstermeye başladı. O da bunun farkında. La Roma Magazine, genç yıldızı oturmuş koltuğa, konuşturmuş. O da içini dökmüş...

Spaletti'den memnun. Verdi bana gazı diyor. Taraftara hayran, zaten Roma'da taraftara hayran olmayan futbolcu bilmiyorum ben. C.Ronaldo ve Ribery idolleri, ama Zizou bir başka onun için. Roma'da Totti, De Rossi isimleri telaffuz edilmeden ropörtaj biter mi? Hayır. Şampiyonlar ligi konusunda ise her ne kadar finale çıkabiliriz dese de hayalden öte olmadığının farkında genç Fransız...

Since I train more regularly, I am more at ease within Spalletti's tactical system. Now I am able to make the right moves on the pitch and understand what to do with my team-mates. I am happy now, but I am not going to get carried away; I must stay focused. .... It helped being able to chat with the coach. Mr.Spalletti told me that he had faith in me and encouraged me to train hard and to be patient. I listenened to him and now everything is fine. Now I feel more confident with myself and I realize that I can be helpful to the team. .... I am also pleased with the Roma fans, they are very supportive of me and I remember they even gave me a standing ovation during the Champions League game against Bordeaux. .... I hope to continue improving and I wish to become like Cristiano Ronaldo and Frank Ribery, but my favourite player in the past was Zinedine Zidane. .... Now that I am in Rome, I am learning a lot from the AS Roma stars, especially from Francesco Totti and Daniele De Rossi; I have a lot to learn from them. I am also glad to have a fellow Frenchman like Philippe Mexes in the team. .... I am pleased that AS Roma are climbing in the Serie A table. We want to reach higher positions until the end of the season. .... We are also focusing on the Champions League; we have the possibility to reach the final and we will try our best to do so. Since this year's final will take place in Rome, our fans are often thiking about it".

Münih bu işi biliyor


Ah şu İtalyan basını aahh...Size bir daha inanırsam 2 olsun...Her gün Juve'ye yazdılar; önce Bastian dediler sözleşme yeniledi, Zhirkov dediler arkası gelmedi, Oliç dediler -ki İspanyollar da Valencia'ya yazdı- Münih'e gitti. Diego da gelmezse yağmurlu günde susuz kalın emi...

Bayern şimdi de Oliç'i almış; bunu adet haline getirdiler. Ligin iyilerini topluyor sonra "ben şampiyon oldum". Olursun tabi; çünkü hepsi sende...

Hırvat golcü seneyi Hamburg'da tamamlayacak sene sonu Münih yolunu tutacak. Hamburg taraftarı arkasından ne kadar ağlasa azdır. Arkasından daha fazla ağlayacak biri varsa o da Petriç'tir heralde. Münih onu da alsın bari...

Jestrovic Metz'de


Sene başında yaptığı transferlerle bir kaç kez konuk etmiştik Kocaelispor'u. Özellikle Nenad Jestroviç transferi sağlamdı. Kolay değildi öyle oyuncuları Kocaelispor'a getirmek. Serdar, Serhat, Jestroviç, Tolga isim yapmış oyuncular elbette ama işte olmadı, tutmadı. Transferleri abarttığım için kendimi de çok suçlamıyorum açıkçası, sene başında değilde şimdi gelmiş olsalar yine iyi transfer der, yazardım...

Velhasıl kelam Deepman'in dediği oldu -ki bu yazıya yorum yapmadan geçmeyecektir- Kocaeli ligin dibinden kurtulamadı, hoca değişti bir şeyler değişir gibi oldu ama yine olmadı...

Kocaeli'yi bir kenara bırakıp ben Jestroviç'e parantez açayım. Nenad eski takımına döndü. Türkiye'den kaçtı Fransa yollarını tuttu. 2. yarı Metz formasıyla izleyeceğiz Sırp golcüyü. Ben izlemem de işte lafın gelişi öyle dedim...

Tamam Kocaeli kısmını tutturamadım ama Nenad iyi golcü kabul et Deepman...eheheuuhe

2 Ocak 2009 Cuma

Düm Tek Tek

Hadise ile yeni yıla girdi TRT izleyenleri. Merakla beklediler Eurovision 2009 şarkımızı. Kızımız güzel bir şovla tanıttı şarkıyı. Ne güzel...
Şarkının adı da pek alaturka. Düm Tek Tek. Yok Rimi Rimi Ley falan olsaydı bari. Abi yapmayın böyle isimler koymayın ya şu şarkılara. İngilizce yapmışsın şarkıyı gidip Düm Tek Tek koyuyorsun. Olmadı. Şarkı güzel, sözler güzel, müzik her sene aynı zaten (MVÖ dışındakiler tabi), ee kızımız da güzel. Bana bu geçen seneyi hatırlattı. İzleyenler, takip edenler bilir. Kalomira diye bir kız vardı Yunanlılar'ın. Geçen senenin favorilerinden. Aynı bizim Hadise. Amerika'da büyümüş bir Yunanlı. İngilizce aksanı süper. Sonuçlara gelince beklenen olmadı tabi ki. Ben çok benzerlik kurdum, umarım daha iyisi olur dileğimiz. Bizimkinin popülerliği etken olacaktır, biraz ağırlığını koyacaktır tabi ama artık sıktı bu siyaset oyunları ya...

Para konuşur


David Villa ve David Silva üst düzey oyuncularla dolu Valencia'nın en değerli ikilisi. Sene başında bütün yaz Ronaldo'nun peşinde koşup havasını alan Calderon'un son bir çırpınışla 50 milyon € önerdiği Villa'yı şampiyonluk umutları gerekçesiyle satmamıştı Valencia.

La Liga geçen seneden farklı, aslında La Liga aynı ama Barça farklı. Barça ligde dolu dizgin gidince sene başında bir kaç hafta kaldığı liderliği bir daha görme umutlarını yitirmiş olsa gerek ki genel menejer Fernando Gómez Colomer parayı veren düdüğü çalar demiş:

"Our financial situation contrain us to evaluate all the eventual offers that we will receive. Our intention is to keep both Villa and Silva, unless we will receive a very high offer for them".

Grzegorz Szamotluski


Grzegorz Szamotluski. Adını yazamasam da, gerçekte hiç izlemesemde oyundan tanırım kendisini. FM 2008 oynayanlar bilir Polonyalı kaleciyi. Ucuzdur, özellikleri iyidir ama takımına sadıktır, pek bir yerlere gitmez...

Ucuz, iyi kaleciye ihtiyaç duyduğumda kapısını çalar gibi oluyorum ancak tipine gıcık olduğum için almıyorum. Her maç öncesi o suratı görmemek için transfer etmiyorum. Oyundaki fotoğrafı çok kötü çünkü...
İlk kez oyun dışında adı bir yerde geçti, 32 yaşındaki kaleciyi Hibernian transfer etmiş. Hayırlı olsun demekten başka diyecek bir şeyim yok...

Bir Zamanlar Onlar Vardı#1

Bir aralar dinlerken herkes oynamaya başlardı. Zamanla her şey değişti, grup değişti, ee tabi Çelik'te değişti. Önce gruptan Çelik ayrıldı. Geriye kalan İzel Ercan ikilisi de bir albüm çıkarıp, ayrılmayı tercih ettiler. Güzel şarkıları vardı. Dönmelisin, İşte yeniden, Biz hep böyleyiz, Bitmesin bu rüya, Eller havaya vs vs. Klipleri de güzeldi, hatta komikti. Özellikle Ercan ve Çelik'in dansları zamanına bile değil, şimdiki zamana damgasını vuran atraksiyonlar içeriyordu.
Arada dinleyip te keşke tekrar aynı tarz şarkılar yapsalar dediğim gruplardan biridir İzel-Çelik-Ercan. Yine bir zamanlar Grup Vitamin vardı. Hatırlamamaya çalıştığımız, hüzünlü bir ayrılık hikayesi vardı Grup Vitamin'in...

1 Ocak 2009 Perşembe

UEFA FUTBOL ÖDÜLLERİ


UEFA'nın düzenlediği turnuvalardaki şampiyonların ardından bireysel ödüllere de değinmek gerekir...

YILIN FUTBOLCUSU ve YILIN FORVETİ: CRISTIANO RONALDO

Aslında bu sezon, bu ödülü kimin alacağı konusunda çoğu kimsenin şüphesi yoktu. Cristiano Ronaldo bu ödülü sonuna kadar haketti. Manu'nun bu sene hem Avrupa'da hem İngiltere'de şampiyon olmasında en büyük katkıyı Portekizli sağladı. Hazırlık maçında keşfedilen genç, Manu'ya çok şey kattı ve 2008'de zirve yaptı. Diğer olabilecek futbolcular Torres ve Messi ise Ronaldo abartınca geri planda kaldılar.

YILIN KALECİSİ: PETR CECH

Chelsea'nin hem ligde hem de Avrupa'da büyük başarı göstermesinde emeği büyüktür Çek kalecinin. Zaten ödülü de biraz o sebeple almış gibi görünüyor. Cech bu ödülü haketmedi demiyorum ama Casillas ve Buffon hatta van der Sar varken -ki hepsi iyi bir yıl geçirmişti- ödülün Çek kaleciye gitmesi çok da anlamlı gelmiyor.

YILIN DEFANSI: JOHN TERRY

Terry'nin alması sürpriz değil elbette. İngiliz defans bu ödülü her sene götürebilecek kapasitede. Rio Ferdinand almalıydı ya da Sergio Ramos almalıydı derseniz de itiraz etmem...

YILIN ORTA SAHASI: FRANK LAMPARD

Kaleci-Defans ve Orta saha ödüllerinin hepsinin Chelsea'li oyunculara gitmesi pek hoş olmamış. Chelsea hem ligde hem Avrupa'da son dönemeçte kaybedince kupaları teselli ödüllerini Mavililere vermeyi yeğlemiş UEFA. Lampard'ın annesinin vefatı olayı da ödülün yönünü etkilemiştir gibi geliyor bana. Ödül Xavi, Fabregas ve Gerrard'a da gidebilirdi.

UEFA 2008



2008 geride kaldı, sene boyunca UEFA tarafından düzenlenen 4 büyük organizasyon vardı...

EURO 2008 : ISPANYA

Ülkeler bazında Avrupa'nın en büyük kupasını İspanyollar aldı. Kulüpler bazında özellikle Real Madrid ve Barcelona ile her dönem isimlerini duyurmuşlardı ancak iş milli takıma gelince istenen başarı elde edilememişti. Bu sefer kadroları geçmiş yıllara göre çok daha iyiydi; özellikle hücum hattı formda ve üst düzey takımlarda oynayan oyuncularla doluydu. Fabregas'ın yedek kaldığı bir takım düşünün yeter...

Dede, Raul konusundaki ön yargısını kıramasa da İspanya'nın makus talihini kırmayı başardı. Turnuva İspanya adına en çok Senna'ya yaradı; 30'undan sonra piyasa yaptırdı...

Turnuva'da Rusya ile birlikte beklenenin üzerinde başarı yakalayan ülke bizdik. Cech'in ikramından sonra, Hırvatların disiplinsizliği yarı finale kadar yükseltti bizi ancak Alman disiplinine sökmedi Semih'in golü. Hayal kırıklığı İtalya ve Fransa'dı elbette. Portekiz de Almanya ile çeyrek finalde eşleşmenin kırbanı oldu.

Turnuvada Senna ile birlikte en çok prim yapan oyunculardan biri de Arshavin'di ancak Zenit'in inadı piyasasını olumsuz etkiledi Rus golcünün...


ŞAMPİYONLAR LİGİ: MANCHESTER UNITED

Kulüpler bazındaki en büyük kupayı da Fergie'nin Manu'su aldı. Aslında kupayı alabileceğini önceden tahmin etmek hiç de güç değildi. Ada takımlarının formda olması son 4'e 3'ünün girmesini sağladı. Riise kendi kalesine atmasa final kırmızı olabilirdi. Bu heralde gazetecilere yarardı..."Kızıl ülkede Kırmızı final"...

Manu, zor da olsa Barça'yı Scholes'un PES golüyle geçti. Final penaltısında kaptanın ayağı kayınca sevinen Kırmızı şeytanlar oldu. Terry o golü atsaydı Ronaldo kaçırdığı penaltı için günlerce gözyaşı dökerdi heralde...


UEFA KUPASI: ZENIT St. PETERSBURG

Bir önceki yılı hüsranla kapatan Bayern'in aklı başına gelince UEFA için 2 gömlek büyük bir kadro kurdu. Hal böyle olunca da kupa Munih'in dedirtti. Grup sonrası Anderlecht'e 5 atmaları ayıptı tabi ama bir sonraki turda Getafe karşısında rengini belli etmeye başladı Almanlar. Diğer taraftan Marsilya ve Leverkusen'i eleyen Zenit geldi Almanların karşısına. Rusların taş gibi takımı Munih'i ikinci maçta 4'leyince final yolunu tuttu. Finalin diğer ayağını ise golsüz 180 dakikanın ardından Rangers doldurdu. Elbette gönül Fiorentina- Munih finali isterdi ama işte favori olan değil oynayan kazanıyor...

Zenit, Tekke'nin maçın adamı olduğu maçta Rangers'ı 2-0 ile geçti ve Kupa 2'yi müzesine götürdü. Maçı izleyememiştim; neden çünkü maçı alan Show Tv saçma bir program yayınlayacağım diye maçı gece yarısı vermişti... Madem yayınlamayacaksın -ki UEFA finalini yayınla bir zahmet- neden alırsın maçı...

SUPER KUPA : ZENIT St. PETERSBURG

Zenit ile Manu'nun karşılaşmasında, işi daha çok ciddiye alan Ruslar seneyi 2. uluslararası kupayla kapattılar; Manu da yılın son bölümünde Dünya Kıtalararası Kupa'sını kazanarak double yaptı...