12 Şubat 2012 Pazar

Yeşil Almanya

Almaya 2012 Avrupa şampiyonası formalarını açıkladı. Elbette Adidas giyiyorlar. Zaten Dünya üzerinde Adidas ambleminin en çok yakıştığı forma da Almanya forması. Ayrıca formaları da en iyi milli takım formalarından biri.


Almanlar bu kez biraz stil değiştirmiş görünüyorlar. Bilindik çizgilerinni dışına çıkmışlar. Forma, Almanya bayrağının içerdiği reknlerin aksine yeşil. Bir efsaneye göre bu yeşili İrlanda'dan aldıkları söyleniyor. Hikaye de şöyle. 2. Dünya avaşı sonunda Almanya ilk maçını İrlanda ile yapıyor ve İrlandalıların rengini alıyor.


Tabi bu sadece bir efsane. Oysa resmi kayılat böyle demiyor. Bir kere hikayenin başında yer alan 2. Dünya savaşı sonrası ilk maçını İrlanda ile yapıyor kısmı doğru değil. Almanlar ilk maçlarını İsviçre ile yapıyor. Dolayısıyla yeşil forma kısmı bir hikayeden ibaret. Peki nereden çıktı bu yeşil? Almanların geçmişte de yeşil forma ile mücadele ettiği biliniyor. Almanya Futbol Federasyonunun logosu da yeşil zaten.


Dolayısıyla her ne kadar benzese de İrlanda ile alakası yok. Diğer taraftan forma çok hoş. Hatta çok hoştan da fazla övgü hakediyor.

"Suarez Vs. Evra" 2.Perde



İlk yarıda Liverpool - Man Utd maçında Evra'ya ırkçı söylemlerde bulunan Suarez ırkçılıkla cezalandırılmış ve uzun süre sahalardan uzak kalmıştı. Suarez'in cezası bir önceki maç bitmişti ve 2. maç yine bir Man Utd maçıydı. Dün oynanan maçta maçın skorundan çok Suarez ve Evra merak ediliyordu.

Daha maç başlamadan malzeme çıkmaya başlamıştı. Seremoni sonrası Suarez, Evra'nın elini sıkmak istemedi ve elini uzatmadı. Ardından Evra buna tepki verdi. Suarez, De Gea'nın elini sıktıktan sonra elini Rio'ya uzattı ancak bu sefer de Rio, Evra'nın elini sıkmayan Suarez'e elini uzatmadı. Ve son olarak maç sonrası Evra'nın gereksiz sevinç gösterileri.

Maç öncesinden başlayalım. Öncelikle Suarez'in, neden Evra'nın elini sıkmak istemediğini anlamıyorum. Bu hareketiyle hangi mesaj vermek istemiş olabilir. Evra, elini sıkmayı reddetse "ben ırkçı birine elimi uzatmam" mesajını verebilirdi ancak durum tam tersi. Acaba Suarez "Ben tam ırkçıyım, siyah biriyle el sıkışmam" mı demek istedi? ya da "Beni ispiyonladın" mı demek istedi? Olayı Suarez kabul etmemiş olsa, Uruguaylı, Fransız oyuncunun yalan söylediğini düşündüğü için elini uzatmadı diyeceğim ama öyle de değil. Suarez, o sözleri söylediğini kabul etmişti. Suarez'in mantığının nasıl çalıştığını bilmiyorum. Bu olayda da çözemedim açıkçası.
Diğer taraftan Evra'nın tepkisini de çok anlamlı bulmuyorum. Elini sıkmadı mı? Bırak ne hali varsa görsün. Evra biraz yaşının da verdiği olgunlukla "el sıkışmak gerekir" düşüncesindeydi. Ben olsam tepki göstermezdim.

Suarez'e tokat vuracak kişi 3. sıradaki Rio Ferdinand'dı. Ferdinand, ani bür refleksle 1 saniyede karar verdi ve elini uzatmadı. Rio için bu olay çok da sıradan değil. Evra yıllardır beraber oynadığı bir arkadaşı, İngiltere ne yazık ki bu tip olayların çok yaşandığı bir ülke ve benzer olaylara Ferdinand da çok kez şahit olmuştur ve son olarak kardeşi Anton da çok uzak sayılmayacak bir zamanda benzer bir olay yaşadı. Tüm bunları düşününce Rio'nun tepkisini çok iyi anlıyorum. "Adamsın Rio".


Ve maç sonu. Evrasevinci abartıp Surez'in önünden geçiyor. Bile bile önünden geçiyor. Bir süre de o civarlarda dolanıyor. Suarez tepki göstermiyor ve soyunma odasına doğru ilerliyor. Önce hakem, sonra Reina geliyor. Evra'ya tepki gösteriyor. Suarez bu aşamada beni şaşırttı doğrusu. Ben Evra'ya vurmasını beklerdim. Bir iki de ırkçı küfür savurmasını. Evra ise o olgunluktan 10 yaşındaki çocuğa döndü.

Maç sonrası Kenny Dalglish "Aa öyle mi oldu, görmedim" ayaklarındaydı. Sir Alex ise sertti. "Liverpool, onu bir daha oynatmamalı" dedi.

Benim birçok Liverpool'lu arkadaşım Suarez'den nefret ediyor. Ben de olsam ben de nefret ederdim. Liverpool gibi işçi sınıfı, liman takımı söylemleri olan bir kulübün ırkçılığı bu kadar bariz yapan birini -ki bu adam saha içinde de oldukça karaktersiz- oynatması kulübün kimyasıyla uyuşmuyor. İyi futbolcu mu? Evet iyi futbolcu. Ancak iyi futbolcu olmak yetmiyor bazen.

10 Şubat 2012 Cuma

Redknapp'tan FA'e açık mektup

Fabio Capello, İngiltere milli takımından ayrıldı. Rota Inter olacak diyorlar. Aslında Inter dedikodusundan önce söylenmesi gereken şeyler var. Bunu bir başka yazıya bırakacağım. Şimdi yerine düşünülen en büyük aday Harry Redknapp. Hatta çoğu milli futbolcular bile açık açık Redknapp'ı istediklerini söylüyor artık.


Söz konusu Redknapp olunca İngilizler geyik yapmadan edemezler. Harry'nin yazı konusundaki sıkıntısı iyi malzeme oluyor. Redknapp'tan federasyona açık mektup.

9 Şubat 2012 Perşembe

Sivasspor 1-1 Beşiktaş /Elverişsiz hava ve saha şartları

Perşembe saat 18.00, hava -3 derece, zemin yer yer balçık. Saha ve hava koşulları futbol oynamak için oldukça elverişsizdi. Merak ediyorum biz bu ligi neden oynatıyoruz? Neden o adamlar sahada bu soğukta, yüksek sakatlanma riski altında oynuyorlar? "Dünya para kazanıyorlar, oynayacaklar tabi" mi diyeceksiniz? Derim, ben de derim ama sorunun cevabı için bu argüman yeterli değil. Sahadaki oyuncuyu geçtim, kenarda kim var? Statta kaç kişi vardı mesela? Net rakamı bilmiyorum, yaklaşık rakamı da bilmiyorum. Neden bilmiyorum? Çünkü sahanın en iyi savunma oyuncusunu taraftara seçtiren LigTV bunu seyirciyle paylaşmıyor. Neyse bu da başka konu. Tribünleri, görebildiğim kadarıyla doluydu demek iddialı olur. Dolu falan değildi. Kızmam da. Bu soğukta maça gitmeyene tek kelime etmem. Bu zeminde maç izlemek istemeyene saygı duyarım.

Berbat şartlar altında bize maç izletiyorlar. Yani işin seyirci boyutunu geçiyorum. Şov tarafını sil at. Bu maç sadece puan tablosunda iki takım eksik maçlı kalmasın diye oynatıldı. Bu şartlarda oynatılan ilk maç da değil üstelik. Avrupa'nın 6. ligi olduğunu iddia ettiğimiz ligin yöneticileri seyir zevkini umursamıyor. Söyleyecek sözüm yok.


Spiker ilk yarıda 3 kere "Zeminin azizliğine uğradı" dedi. Zemin bu kadar azizliğe uğratıyorsa sıkıntı büyük demektir. Ha bir de seken topun hız kazanması var ki, diyen herkes ortaokul fizik terk...


Gelelim maça. İki takım da iyi mücadele etti demekten başka birşey duymazsınız, emin olun. Çünkü bu şartlarda "zemine ve rakibe karşı" iyi mücadele edilebilir en fazla. Calvalhal'in çıkardığı kadro büyük ölçüde doğruydu. Kalede Cenk, stoperlerde Sivok ve Egemen, bekler Toraman ve Tanju. Veli, Necip, Ernst, Fernandes, Holosko ve Pektemek. Toraman'a bir soru işareti koy. Holosko'ya da yarım soru işareti koy. Gerisi tamamdır benim için. Minimum Portekizli -ki oynaması gereken tek adam sahadaydı- ile ve olabildiğince Alman ile oynamak en doğrusuydu. Lig maçının doğru kadrosu bence budur.

Beşiktaş maça iyi de başladı. Pektemek oynatıldığında daha da iyi olacak. Bugün de sahanın en iyisiydi. Maçın başında Holosko'ya indirdi önce, sonrasında da Veli'ye müthiş bir pas çıkardı. Gol gelmeyince hanesine asist yazamadık o ayrı. Ama kenara da not ettik. İlk Sivas yarı sahasında geçti. Gole kadar da bir kez çizgiden çıktı top, bir kez de girmesine ramak kaldı. Eminim her Beşiktaşlı , "İnşallah bunları aramayız" demiştir. Aradık.

Gol bu sene ilk kez karşılaşmadığımız cinsten. Fernandes ortası, Sivok kafası. İlk yarı böyle bitti. İkinci yarı roller biraz değişti. İlk yarıda yarı sahayı geçmekte zorlanan Sivas, ikinci yarıda daha fazla geliyordu. Grosicki'nin şutunu Cenk iyi çıkardı. Ceza sahası içine düşen topu Rajnoch kaleye gönderemedi. 64'te Sivas bunu kaçırdı ama gol 84'te geldi. Erman Kılıç'ın sert ve düzgün şutu skoru 1-1'e getirdi. Golde Cenk'i suçlamıyorum. Kısa kaleci öyle goller yiyebilir. Daha uzun olsaydı demek de realist bir istek olmasa gerek.


Beşiktaş ikinci yarının ikinci bölümünde hepten geriye yaslandı. Peki neden? Futbolcu psikolojisi. Evet olabilir ama bunu engellemesi için kenarda biri var. Carvalhal bunu engelleyebilirdi. Gerekirse oyuncu değişiklikleriyle. Oyuncu değişiklikleri de yaptı ama savunma iyice yaslansın diye yaptı sanki. Dakika 73'te Holosko çıktı Ekrem girdi. Yani Pektemek'i orda yalnız bırakırken, takımı da iyice geriye çekiyorsun. Diğer taraftan skoru etkilediğini iddia etmediğim ama yanlış olduğunu düşündüğüm iki değişiklik. Veli çıktı Ersan girdi. Necip çıktı Mehmet Akyüz girdi. Ersan sakatlıktan yeni dönmüş bir adam ve Sivas'ın iğrenç saha şartlarında sahaya sürüyorsun. Diğer taraftan Mehmet Akyüz bu takımda hiç olmaması gereken bir adam.


Carvalhal'e kin kusmak yersiz. Bugün gitsin diyen yarın bana istikrardan bahsetmesin. Şampiyonluk bekleyen taraftar için tutunulacak tek dal ise Play off.

5 Şubat 2012 Pazar

Fenerbahçe 2-0 Beşiktaş / Formalar sırılsıklam, bu bana yeter

Fernandes soyunma odasının kapısını tekmelediği için cezasının iki maça çıkması, Mersin İdman Yurdu maçında giden 3 puanın yanında Hilbert ve İsmail'in de gitmesi. Onlar da yetmiyormuş gibi Quaresma'nın kendine yakışır kırmızı kartı... Beşiktaş cephesinden derbi bunlarla başladı. Beşiktaş sahaya Cenk-Tanju-Sivok-Egemen-Ersan-Toraman-Veli-Ernst-Simao-Holosko-Pektemek onbiriyle çıktı. Diğer taraftan Fenerbahçe ideal 11'i ile sahadaydı. Hatta yeni gelen Sow da ilk 11'de başladı maça.


Tüm eksiklere rağmen hava Beşiktaş havasıydı. Fenerbahçe'nin kazanması benim için sürpriz oldu. Eğer tam kadro çıksaydık kazanma umudum olmazdı ama bu kadroyla vardı. Çünkü bu kadro Beşiktaş kadrosuydu, o değil...


Fenerbahçe topa sahip olan taraftı ama pozisyonları Beşiktaş buluyordu. Holosko ile çok iyi iki tane kontra yakaladı Beşiktaş ancak Holosko topu iyi değerlendiremedi. Aslında pozisyonlar çok da zor değildi. Hatta kısmen zor kısmını başarı ile tamamlamıştı Slovak oyuncu. Ancak son pası oldukça kötü verdi ve pozisyon harcandı. Fenerbahçe'nin en büyük tehdidi Stoch ise etkiliydi. Fenerbahçe özellikle ilk yarıda Stoch ile hücum ediyordu, Stoch da vatandaşının aksine iyi iş çıkarıyordu. Karşısındaki Tanju'yu ilk yarıda çok rahat geçti.


Ancak gol Stoch'lu bir organizasyondan gelmedi. Alex'in kullandığı korner vuruşunda altı pas içinde boş kalan Yobo topu ağlara gönderdi. Sivok kademe hatası yapmıştı. İlk yarının geri kalanında da Fenerbahçe topa daha fazla sahip olan takımdı. Sağ kanadı nerdeyse hiç kullanmazken soldan geliyordu. Alex durgundu, Stoch hareketliydi, Emre her zamanki gibi pislikti, Sow topla dahi buluşamıyordu, Yobo harikaydı. Beşiktaş ise tek umudunu kontralara bağlamıştı. İyi çıktığı bir iki pozisyonda da savunmaya takıldı. Belki en kritik eşleşme görünen Toraman-Alex eşleşmesinde de Toraman galipti.

İkinci yarı bambaşka bir Beşiktaş izledik. Beşiktaş'ın etkili olmasını Emre-Selçuk değişikliğine bağlayanlardan değilim. Emre'nin sahada futbol namına rolü yoktu. Ona buna dalaşıyor, kendisine faul yapıldığında köpürüyor, kendisi yaptığında da hiç oralı dahi olmuyordu. Türk futbolunun çirkin ismi hala iş başındaydı. Emre'den kurtulup maça tekrar döneyim. Maçın kırılma anı 62. dakikada yaşandı. Beşiktaş2ın Fenerbahçe kalesini ablukaya aldığı dakikalarda Pektemek arayı çok iyi gördü kaleciyle karşı karşıya kalan Ernst'ti ancak Alman oyuncu topu auta attı. Roller değişmiş olsaydı Pektemek'in güzel golünden bahsediyor olabilirdik. Bu pozisyon Kartal'ı daha da canlandırdı. Maç tek kaleye dönmüştü. Stoch ise Tanju engeline takılmıştı. Genç Tanju 2. yarıda Stoch'a müthiş bir üstünlük kurdu. İlk yarıdaki Slovak gitmişti. Tanju çoğu pozisyondan galip ayrılandı. Gol yakındı. Gelecekti. Aykut Kocaman hiç birşey yapmıyordu. Oyuna tek müdahalesi dahi yoktu. Sadece izliyordu. Onun yapamadığını Carvalhal yaptı. Tanju Ekrem değişikliği. Eğer yorgunluk ya da sakatlık yoksa çok anlamsız bir değişiklikti.


Ernst'in gelişine vuruşu ise maçın ikinci kırılma anıydı. Alman oyuncunun sert şutu direkten dışarı çıktı. O maç ikinci kez kırılmıyordu. Son 15 dakikaya girilirken Portekizli hoca tüm kozlarını sürdü sahaya Necip ve Edu sahadaydı. Kocaman ise Alex'i oyundan alıyordu, yerine Caner giriyordu.


Beşiktaş'ın gol çabaları sonuçsuz kaldı. Son dakikada Stoch ile gelişen Fenerbahçe akınında, Caner'in harika pasında Sow boş kaleye topu yuvarladı. Tek maçla oyuncu değerlendirilmez. Üstelik iyi referansları olan bir oyuncu. Ancak topu kontrol edişi, ofsayttan kaçışı çok iyiydi demek de anlamsız. Boş kaleye atarken de kontrol et bir zahmet. O pozisyonda ofsayta takılmış olsaydı da devlet nişanı verilirdi zaten.


Beşiktaş 2 haftadır ilk kez mutlu etti. Evet kaybettik ama mutlu etti. Çünkü mücadele etti takım. Kazanmak istedi. Ernst maç sonunda kaçırdığım gol yüzünden uyuyamayacağım bu gece dedi. Sonra biz neden seviyoruz bu adamı. Neden sevmeyelim? O sevmediklerimiz böyle mi düşünüyor? Onlar da böyle düşünmüş olsaydı keşke.

Ernst'in dediği gibi "Beşiktaş mücadeledir". Beşiktaş bugün kazanmak istedi. Fenerbahçe iyi savunma yaptı yemedi, Beşiktaş kazanamadı. Umrumda değil. Ben biliyorum ki Veli, Ernst, Pektemek, Sivok, Egemen, Tanju ve diğerleri o formayı sırılsıklam etti. Benim istediğim kupa falan değil, tam da bu işte...


Son olarak tribünler. Her tarafı telle çevrili tribüne biber gazı sıkılıyor. Anlamak mümkün değil. Çok yazık. Hepsine helal olsun...

Eto'o bitmiş...

Eto'o bitmiş diyolaa... Juninho Aslan'a mesaj yolladı... Maicon Kartal oluyor... Trabzon aradığı golcüyü buldu: Doumbia... Bu haberlere çok rastladık. Hatta ben bir ara staja giderken her sabah Fotospor alırdım. Dünya'nın en geyik hikayeleri orada oluyordu. Fenerbahçe için aynı sayfada 5 tane hoca adayı sunup en altta köşede "Şu olmazsa bu gelecek, o da olmazsa öbürü, eşini ikna edemezse diğeri, hiç biri gelmezse de Zico plase" haberi yapıp sonra Zico geldiğinde manşetten "Biz demiştik" diyen gazete işte. Hatta Galatasaray için aynı sayfada 9 tane yabancı oyuncu yazdıklarını da iyi hatırlarım. Yabancı sınırı 6'ydı o zamanlar...


Fotospor hikayem bol. Sırf onun için bir yazı dizisi bile yazabilirim. Dünyaca ünlü yıldızları her gün getirirlerdi. Fenerbahçe için adını hatırlamadığım ama Hüseyin Çimşir'den hallice birini yazıyorlardı. O olmazsa Lass Diarra cepte yazmışlardı. Ulan cepteki Lass'sa o gelsin. O nasıl cep. Üstelik ceptekinin, cepte olmayandan çok daha iyi olması da enteresan olmuş tabi.


Bir başka hikayede Şilili Lucero. Bu kim demeyin bilmiyorum. Hatta o zaman FM'yi açıp bakmıştım bu kim diye; çünkü interenette bulamamıştım böyle birini. İşin garip yanı FM'de de bulamamıştım. Sonra Güney Amerika database'ini large açıp incelemiştim. Bir tane Lucero bulmuştum özellikleri tutan. Bu Lucero'yu o zamanlar forvet arayışı olan Galatasaray için yazmışlardı. Özelliği de solak olmasıydı. O dönem gazete çalışanları Galatasaray'ın sol ayaklı bir forvete ihtiyacı olduğunu düşünüyorlardı. Onları bu düşünceye sevk eden neydi bilmiyorum ama bunu bir kaç gün üst üste söylediklerini hatırlıyorum. Lucero için "sağ ayağı raket, sol ayağı roket" tabiri kullanmışlardı. Foto moto yoktu sanırım. Muhtemelen bulamamışlardır. Peki bu adamı nerden buldular. Tahminim çalışanlardan biri FM oynarken denk geldi. Adam da golcü falan çıktı heralde oyunda.

Son hikayemi anlatıp konuya geçiyorum. Matias Delgado Beşiktaş'a gelmişti. Delgado için "Süper solak" diyorlardı. Adamın ilk maçını izliyoruz arkadaşla. Frikik oldu. Delgado topun başına geçti ve sağ ayağıyla kesti topu. 10 numara adam ya, salla anasını satayım.

Gelelim konuya. İngilizler bu palavracıları afişe etmiş. Kim ne kadar tutturmuş, kim yalancı açıklamışlar. Durum içler acısı. Gaazetelerden sayı olarak en fazla tutturan "The Mirror" ama o da sürümden kazanmış. Oran düşük %12,68. Yüzde olarak en fazla tutturan da "Telegraph". %40 fena bir oran değil. Metro başta olmak üzere -ki 30'u aşkın deneme var- The People, Independent ve Daily Record sıfır çekmiş. Kendilerini tebrik ediyorum. Güvenilir gazete Guardian da üçte birini tuttrabilmiş.


Web sitelerinin hali içler acısı. Tabi sitede sallama daha kolay. Sky Sports tutturmayı başaran tek yayın organı. Diğerleri sıfır çekmiş. Bunun dışında tutturan site vardır heralde. Temennim o yönde yani.


Bu devre arasında en fazla Tevez ile ilgili haber çıkmış. Arjantinli için 17 farklı senaryo yazılmış. Senarist çokmuş. Ravel Morrison için ise 5 farklı kulübü denemişler. QPR da takımlar bazında lider. 26 futbolcunun adı geçmiş. Para harcayacakları belliydi, lider olması şaşırtıcı değil. Bir de artık City için herkesi yazamıyorlar. Adamlar daha seçici olmaya başladı. QPR için kimi yazsan yedirirsin. Talk Sport da 37 hikaye yazıp sıfır çekerek kendi dalında lider olmuş.

2 Şubat 2012 Perşembe

Beşiktaş 0-1 Mersin İdman Yurdu

Beşiktaş, yıllar sonra evinde Mersin İdman Yurdu'na kaybetti. Keşke Beşiktaş'ın tek problemi bu olsaydı.


Bugünkü maç hakkında ne yazılır bilemedim. Sahada futbol adına tek şey yoktu. Sakatlanan iki bek, üstelik biri Hilbert. Gole uzak hücum hattı ve isteksiz takım. Edu ve Almeida sahada gole en uzak iki kişiydi.Hatta bu maç bir bakıma Almeida & Sehiç maçıydı. Sehiç golü çok arzulamasına rağmen Almeida bir türlü beceremedi. Edu da farksızdı. Simao bu yıl oldukça formsuz. Zaten başka da hücum oyuncusu yok.


Maç 0-0 bitebilirdi tabi Toraman olmasa. Toraman'ın oynadığı maçlarda rakipler gol sıkıntısı çekmiyor çok şükür. Bu maçta da Mersin İdman Yurdu beklemediği golü buldu. Nurullah Sağlam, 1 puan için gelmişti ve 2 puan daha attı cebe.


Ernst, Veli ve Necip üçlüsü ortasahada iyi ama üretken değil. Fernandes lazım bu takıma. Çünkü alternatifi yok. Kanatlar alternatif olabilir ama Quaresma ve Simao güven vermiyor. Tüm bunlar üst üste gelince puan kaybı kaçınılmaz oldu. Mersin İdman Yurdu'ndan hiç bahsetmiyorsun? Evet bahsetmiyorum çünkü gerçekten çok zayıf. Hani bu maçta puanlar adil dağıtılsaydı 1 puan Mersin'e, 0 puan Beşiktaş'a giderdi.



Gelelim gecenin adamı Quaresma'ya. Hareketi bence kırmızı değildi ama Beşiktaşlılık damarım da tutmuş olabilir. Yaptığı hareket sertti ama sakatlayacak bir hareket değildi. Vurmadı, ayaklarını sıkıştırıp indirdi. Kartı tartışmayı bir kenara bırakırsak, hareket oldukça gereksizdi ve terbiyesizceydi. Beşiktaş'ın kaptanı(!) bunu yapmamalı. Sinirlerine hakim olmalı. Bu ukalalıktır. Dİğerlerinin emeğine haksızlıktır. Ernst için, Sivok, Hilbert, Necip için üzülüyorum. Hatta kenarda oturan Muhammed için...


Demirören konusuna gireceğim ama başka bir başlık altında. Maç yazısı bu kadar kalsın, zaten bu bile fazla.

31 Ocak 2012 Salı

Hagi'li forma

Romanya'nın ikinci lig takımlarından Viitorul Constanta yeni formalarını tanıttı. Formalarda Georghe Hagi'nin resmivar. Kulübün sahibi Hagi olunca telif hakkıdır şudur budur ödememişler tabi. İyi forma da satarlar. Hatta Türkiye'de de satabilirlerse, buradan da ekmek çıkar onlara.

Puyol & Pique

Puyol ve Pique. Ermenistan'ın kuzeyinde bulunan Stepanakert bölgesindeki anıtlar.

30 Ocak 2012 Pazartesi

Kayserispor 1-0 Beşiktaş

İki haftadır hakem hataları Beşiktaş'a yarıyordu. Antalyaspor maçında hakem hataları olmasa Beşiktaş o maçı kaybederdi. Gaziantepspor maçındaki hata da 2 puan kazandırdı Karakartallar'a. Kayserispor maçına da Kamil Abitoğlu damgasını vurdu. Maçın seyrini o kadar değiştirdi ki Beşiktaş kazanabileceği bir maçtan puan çıkaramadı.



Daha maçın başında Troisi ile gelen Kayserispor golü tüm planları alt üst etmişti. Oysa Quaresma bu maçta dönüyordu. Fernandes-Simao-Quaresma aynı anda sahadaydı ve Almeida'nın da cezası Pektemek'i forvette ilk 11 başlattı. Ekrem ve Rüştü dışında Beşiktaşlıların da istediği kadroya çok yakın bir kadro vardı. Ekrem umarım gelecek yıl Beşiktaş forması giymiyor olur, benzer dilekleri Rüştü için de besliyorum. Net olarak kaliteleri takım kalitesinin çok altında. Golü de ikisinin işbirliği armağan etti zaten. Troisi'yi kaçıran Ekrem ve sonrasında olmadık topu içeri alan Rüştü.



Golden sonra Beşiktaş çok baskılı oynar beklentisi vardı ama olmadı. Olmamasında birden çok etken vardı. Birincisi Ernst'in yorgunluğu savunma direncisi düşürüyordu. İkincisi Kayserispor'un önde basması ve kontra tehdidi Beşitaş2ı oyun kurmakta ve ileri çıkmakta zorluyordu. Üçüncüsü bozuk zemin. Kadir Has stadı her fırsatta övülen bir stattır. Anlamadığım kısmı da burası zaten. Koltukları toplama, zemini rezalet bir stat. Kasımpaşaspor'un stadı, Kadir Has'ın çok üzerinde bir zemine sahip mesela. Bu stadı neden överler anlamıyorum. Üstelik futbolla uzaktan yakından alakası olmayan bir şehir. Neyse bazıları futbolu oralara da sevdirmeye çalışıyor. Saygı duyarım ama keşke bu yatırımlar Eskişehir'e, Bursa'ya yapılsa. Dördüncüsü de Kayserisporlu oyuncuların sert futbolu. Agresif futbolu anlarım ama sertliğin dozajı fazlaydı. Burada Kayserispor'u suçlamıyorum. Hakem izin verirse oynarlar. İzin verende kabahat.



Maçın en kritik anı Fernandes'in kırmızı kartıydı. Bu kırmızı karta kadar Beşiktaş'ın iki tane net gollük pozisyonu vardı. Maçın Beşiktaş'a dönüyordu. Zaten Kayserispor'un ciddi kontrası dahi yoktu. Kırmızı kart sonrası Beşiktaş savunmadan çok hücum anlamında zarar gördü. Fernandes çıkınca ortasaha iki savunma ağırlıklı oyuncuya kaldı ve Beşiktaş hücumda üretken olamadı.


Peki kırmızı? Kırmızı ikinci sarıdan geldi. Oysa hareket direkt kırmızı kart. Diğer taraftan ilk sarı da sarı değildi zaten. Kırmızı kart öncesinde de Fernandes'e faul yapılmıştı ve hakemin oyunu durdurması gerekiyordu. Yani avantaja bırakılacak bir pozisyon değildi. Hakem bunu kaçırdı mı? Hayır. Gözünün önündeki o pozisyonu görmek zorundaydı ve gördü de. Kararı o yönde olmadı.



İkinci yarıda oyuna önce Holosko girdi. Quaresma çıkmıştı. Q7 sakatlık dönüşü çok zorlamıyordu ve Carlos da onu çok zorlamadı. Daha sonra Pektemek çıktı ve oyuna Edu girdi. Oysa Pektemek ilerde tek top tutabilen adamdı. Değişiklikler Beşiktaş'ı golden uzaklaştırıyordu. Gole yaklaştıran ise Holosko oldu ama Edu harcadı. Beşiktaş'ın ikinci yarıda bulduğu en ciddi pozisyon Brezilyalı ile harcandı.



İkinci yarının iki kritik anı ise biri Quaresma'ya atılan dirsek -ki hakem gördü ve sadece serbest vuruş verdi-. Diğeri ise Pekarik'in elle oynaması ve hakemin kırmızıyı es geçmesi. Bu pozisyonu tartışmaya dahi gerek yok. Net ikinci sarıdan kırmızıydı. Hakem eline çarptı dedi. O çarpan el havadaydı ve ileri doğru gidiyordu. Gördü ama vermedi.



Ernst'in çok yorgun olduğu bir maçtı. MİY maçında yedek oturtulması doğru olurdu ama Fernandes'in de cezası onu mecburen sahada tutacaktır. Diğer taraftan Sivok'un da cezası bizi yine Toraman'a mecbur kılacak gibi görünüyor. Şimdiden geçmiş olsun.



Maçı yorumluyorum ama bir taraftan da neden diye kendime sormuyor değilim. İşin kötü yanı izlediğim maça sevinip üzülüyorum. Hakeme kızıyorum mesela. Gerek var mı peki? Yoktu aslında. Okumyana saygım sonsuz.

Irkçılık yol alırken



Ülkemizde bu konuda başımız çok ağrımasa da, Eboue tepkisinde bile konunun nasıl ırkçılığa geldiğini hep beraber gördük. Maalesef ırkçılık futbolun üzerinde büyük bir sorun. Sadece futbolun değil sosyal hayatın üzerinde bir sorun. Bizim gördüğümüz futbola yansıması.


UEFA ve FIFA konuya hassas bakıyor. En azından hassas bakıyormuş gibi yapıyor.Bu konuda en ciddi kararlar alan federasyon net olarak FA. Angola Futbol Federasyonu belki daha hassas bakıyordur ama göz önünde olmadığı için bilmemiyoruz. Nüfuzu güçlü kurumlar arasında FA en ince eleyip sık dokuyandır.


UEFA, Marcelo'ya ırkçı söylemlerde bulunduğu TV kayıtlarından ispatlanmasına rağmen Busquets'i cezasız bırakarak ve olayı görmezden gelerek bu konuda sınıfta kalmıştır. Bu günden sonra söyleyeceği "Racism - Let's kick out of football" sloganı benim için bir anlam ifade etmemektedir. Platini başkanlığındaki UEFA bir çok konuda olduğu gibi ırkçılık konusunda da doğru adım atamamaktadır.


FA ise bu konuda oldukça başarılı. Luis Suarez Evra olayında vicdan rahatlatıcı bir ceza vererek doğru adım atmıştır. Gözden kaçırdıkları olmuyor değil ancak en azından bu kadar gündemde olan bir olayı es geçmemesi takdir edilmeli. Gönül ister ki irili ufaklı tüm olaylarda yaptırım uygulasın.


Evra'nın, Anfield Road'daki maçında bir taraftar maymun hareketleri yaparken kameralara yakalandı. Maç sırasında twitter'da fotoğraflar yayınlanmıştı zaten. İngilizler taraftarı cezasız bırakmayacaktır. Ada'da cezalar kulübe değil kişiye kesilir. Doğrusu da bu. Liverpool yönetimi, o tek taraftardan sorumlu olamaz. Sahaya giren kimsenin insanlığa bakış açısını bilemezsiniz. O kişiden ne Liverpool ne de tribündeki Liverpool taraftarı sorumludur. Bunu kulübe mal etmemek gerekir.

28 Ocak 2012 Cumartesi

Kompany & Çanta & Balotelli



"Man City antrenmanından eğlenceli görüntüler". LigTV olsaydı kesinlikle bu videoyu bu sloganla paylaşırdı. Kompany çantaya basıp düşüyor. Kimsenin Kompany'e takıldığı yok. O çantayı ortalığa kim atmış?
Balotelli'den başkası olabilir mi? :)

27 Ocak 2012 Cuma

Wenger limitleri zorluyor...




Bu sezon Tottenham'ın yaptığı çıkış ve Arsenal'in yaşadığı düşüş ile artık Arsenal için ilk dört zor gözüküyor. Belki Chelsea de benzer bir düşüş yaşıyor ama Liverpool ve Newcastle Arsenal'in ensesinde resmen. Birkaç haftalık kötü gidiş sonunda Arsenal Avrupa Ligi'ne bile kıyısından gitmek zorunda kalabilir.

Wenger'in piyasanın şu durumuna rağmen bir oyuncunun hakkettiğinden çok maaş ve bonservis ücreti vermek istememesi yüzünden uzun süredir dört dörtlük bir kadro kurulamadı Arsenal'de. Sanki transferden nefret ediyor gibi Wenger. Sene başındaki 8-2 hezimeti sonucu gelişen büyük baskı olmasa inanın Arteta ve Andre Santos transferleri hayatta gerçekleşmezdi ki Arteta bile son dakikada ve belkide piyasa değerinin altında bir fiyatta olduğu için alındı. Fabregas gibi son yılların Arsenal için en önemli oyuncunun boşluğunu bile son dakikada doldurulması durumun ne kadar vahim olduğunun bir işareti.

Açıkcası sezon başı çok ümitsiz olmama karşın sezonun ilerleyişi ve belki ocak ayında yapılacak 3 sene önceki Arshavin vari bir transfer ile takım vites yükseltir ve sezonun ilk dörtte kapatabilir diye düşünüyordum. Tottenham'ın yaptığı çıkış dışında sezon beklediğim gibi gitti ama transfer konusunda Wenger'in kılı kıpırdamıyor gibiydi. Podolski dedikodusu yayıldı bir ara ama muhtemelen yine hakkettiğinden fazla para vermeme prensibi sonucu bu transfer de gerçekleşmedi. Hatta bir ara Henry'nin ücretinin ne kadarının Arsenal tarafından karşılanacağı konusunun Henry'nin Arsenal'e gelişini 1 hafta geciktirdiği gibi dedikodular bile yayıldı.

Takımda bek sorunu varken hiçbir transferin yapılmaması da akıl alır değil açıkçası. Sol bekte Santos'un daha 2 haftası var. Gibbs pazartesi dönecek deniyor ama dönüp sezonu kapattıracak bir sakatlık yaşarsa hiç şaşırmam. Santos sağlıklı olsa bile bu tempoyu üstelik birkaç kulvarda taşıyacak bir oyuncu değil maalesef. 7-8 milyona rahatlıkla bir alternatif bulunabilirdi.

İşin kötüsü transfer döneminin kapanmasına 4 gün kala Wilshere'ın sakatlığının uzadığı ve sezonu kapattığı haberi geldi. Wenger'in bu durumu önceden bildiği ama transfer baskısı oluşmasın diye haberin yayılmasını geciktirdiğine yönelik dedikodular bile çıktı ki inanın gayet inandırıcı geldi bana.

Arsenal çok kritik bir durumda ve ilk dört hedefi gerçekleşmezse yazın büyük ihtimalle Van Persie'yi kaybedecek. Şampiyonlar Ligine gidemiyeceği içinde zaten Wenger'in prensibleri yüzünden sınırlanan transfer   hedefleri çok daha küçülecek. Bu ara transfer dönemi hem kısa vadede hem uzun vadede Arsenal'in kaderini çok yakından etkileyecek. 4 günde birşey yapılabileceğine ihtimal vermiyor ve Arsenal'in geleceğini maalesef daha da karanlık görüyorum.    

BİR ALINTI ve BİR İMZA DAHA...

http://www.meleke.com/?p=4891

26 Ocak 2012 Perşembe

Gerçekten maalesef





Bunun üzerine ne denir bilmiyorum ya da birşey demek gerekir mi ona da karar verebilmiş değilim.


Şike süreci çok yakından takip etmiyorum. Beşiktaş ile ilgili olan kısmı okudum, sevdiğim adamların yazılarını okudum, yorumlarını dinledim geçtim. Sonrasında düşer, düşmez konusunu irdelemedim. Şike yapıldığına karar verilir de düşerse yönetim ve bu işe bulaşanlar defolup gitsin, ben takımı yine desteklerim. Hem de fazlasıyla. Peki gider mi? Ne yazık ki gönül rahatlığıyla gider diyemiyorum.


Gelelim bugünkü genel kurula. Ne oylanmış, kim ne oylamış umursamıyordum. Fikrim sabitti. Oyun başladıktan sonra kural değiştirilmez. Hani kuralı koyarsın, 2 ay sonra "Yahu bunu ihmal etmişiz, şöyle de düşünmek gerekir" diye düşünürsün kuralı değiştirirsin. Buna eyvallah derim. Ancak kural birilerini etkilemişse, bir kereliğine kural değiştirilmez. Bunu tartışmak dahi saçma.


"Sen öyle diyorsun ama sizin başkan öyle demiyor." diye soranınız olabilir. Yahu bizim başkan benim dediğim neyi diyor ki? Ben altyapı dedikçe o yıldız peşinde koşuyor. Ben stada dokunmayın dedikçe, o mayısta kazmayı vuruyoruz diyor. Futbol şubesi dışındaki şubelere yatırım yapılsın dedikçe, o basketbol takımına yıldız getirmeyi yatırım sayıyor. Ben istiktar dedikçe, o her sene hoca değiştiriyor. Daha onlarcasını eklerim bunlara. "Yetmez Yıldırım Demirören!" diyen siz değil miydiniz? Değildik. Diyen yoktur diyemem. Bir elin 5 parmağı bir olmaz. Bugün de başkanı seven, tutan taraftar vardır. Bu her takım için geçerlidir.


Genel kurulu takip etmiyordum. Çünkü önemsemiyordum. Twitter'dan arkadaşların yazdıklarına bakıp muhabbete giriyordum. Ne zaman bu saçmalığı duydum, tüylerim diken diken oldu. Nasıl diyebiliyor bunu anlamıyorum. Düşmen değilsin, dostundur ama rakibindir. Samimiyetin ölçüsünü kaçırmaktır bu. Ne yazık ki bu adam benim tuttuğum takımın başkanı ve ben buna birşey yapamıyorum.


3 gün önce Egemen'in golüyle çok mutlu olmuştum. Bugün, o günü iyi ki yaşamışım diyorum. Belki uzunca bir süre o kadar mutlu olmayacağım.