2 Nisan 2012 Pazartesi

Newcastle United 2-0 Liverpool / Bu Hakemlerle LG 3D TV Kazanılmaz

Dünkü Newcastle United - Liverpool maçı benim adıma çok önemli bir maç olmak üzereydi... Yan hakeme takıldık...


Dünün tartışılan ofsayt pozisyonu Sow'un pozisyonudur ama benim için Cisse'nin pozisyonu çok daha kritikti. Blog İdman Yurdu'nun "LG ile 3D futbol keyfi" organizasyonuna katıldık. Sağolsunlar güzel organizasyon yapmışlar. Hediyesi de 3D LG TV'ydi. Skor ve golü atanı bilmek yetiyordu. İngiltere Ligi'ne yakınım. Maçı Newcastle'ın kazanacağını tahmin etmek güç değildi. Her ne kadar oyuncularının çoğu henüz isim yapmamış gibi görünse de -ki EPL'yi yakından takip edenler ne kadar kaliteli olduklarını bilirler- Newcastle kadro kalitesi açısından Liverpool'a göre daha dengeli bir takımdır. Üstelik daha iyi bir "takım" dır.


Skor tahminim 1-0 Newcastle alır. Golü de Cisse atardı. daha maçın ilk çeyreği tamamlanmadan Cisse yazdı. Bu dakikadan sonra skor korunsun istiyordum. İnanın hayatta istemesi en zor şey. Maç boyu atak olmasın istiyorum mesela. Biri atağa kalkınca diğerini, diğeri kalkınca öbürünü tutuyorum. Bu çelişki içinde ilk yarıyı bitirdik.


Liverpool gole uzak değildi aslında. Carroll, müsait pozisyonda kendini bırakmasa ve penaltı peşinde koşmasa belki bambaşka bir maç izleyecektik. Carroll'ın yaptığı saçmalık 3 puana mal olmuş dahi olabilir. Ne diyelim Suarez'den birşeyler öğrenmeye başlamış. LFC, özellikle sağdan Bellamy ile iyi geliyordu. Diğer kanat yoktu. NU ise zaten ligin iyi savunma yapan ekiplerinden biri ve kalesini gole kapatmak onlar için gol atmaktan daha kolay. Krul gibi iyi bir kalecinin önünde dengeli bir savunma hattı ve daha da önemlisi iyi savunma yapan bir takım. Ba gibi hücum oyuncusu bile sık sık savunmaya yardıma geliyor.



Herşey güzel gidiyordu. Taki yan hakemin 5 metrelik ofsaytı süzememesine kadar. Cisse 2. golü buldu ve o an yıkıldım. "Bu hakemlerle bu lig bitmez" dedim. Sonrasında skor değişmedi. O gol olmasa öncesinde de değişmezdi. 1-0 temiz biterdi. Ben de ortamdan ayrılırken 2 tane 3D gözlük rica ederdim.


Telafisi olmayan şu haftalarda hakemlerin daha dikkatli olması lazım. Bu kaybın zararını kim karşılayacak bilemiyorum. Önümüzdeki maçlara bakmaktan başka şansımız da yok gibi görünüyor. Verdiğimiz emeğe yazık. Ne yapayım Hikmet Karaman gibi "Ter bu ter" mi diyeyim.


Bu arada Blog İdman Yurdu'na teşekkür ederiz. Güzel organizasyonda bizi güzel insanlarla bir araya getirdiği için.

1 Nisan 2012 Pazar

Döverim de, severim de...



Videodaki başrol oyuncusu Edison Cavani'nin kardeşi Walter Guglielmone Gomez. Cavani'nin kardeşi diyoruz ama Cavani falan yok isminde. Neden? Çünkü Cavani dediğimiz adamın da tam ismi Edinson Roberto Cavani Gomez. Bu Güney Amerikalılar böyle işte.

Neyse konumuz bu değildi ama bu krizi de çözmem gerekiyordu. Şimdi konuya dönelim. Videoda izlediğimiz Cavani'ye benzeyen adam, büyük kardeş Walter. Kendi takım arkadaşına kızmış ve suratını şöyle bir ittiriyor. Takım içi kavga işte. Bizim de Engin Baytar'ı, Emre Belözoğlu'nu bu tip gerginliklerde görmüşlüğümüz var. Genelde maç sonrası çözülür böyle olaylar.

Fakat hakem maç sonrasını beklemiyor. Walter'ı yanına çağırıyor ve basıyor kırmızı kartı. Şimdi ben de muallakta kaldım. Haklı mı, haksız mı? Bir yanım "Sanane takım arkadaşı, takım içinde olur böyle şeyler" diyor, diğer yanım "bu işin de ucu kaçmamalı" diyor. Kararın cevabı kural kitabındadır. Açıp bakan olursa, yazsın biz de öğrenelim neymiş.

31 Mart 2012 Cumartesi

Football Manager 2012 Oyuncu Listesi



Bold olanlar tabildotçular. İtalik olanlar favorilerim.

GK: Khune, Marc-André ter Stegen, Ospina, 
DC: Munoz, Burdisso, Dede, Toloi, Mikel San Jose, Dante, Cesar Navas
DR: Vrsaljko, Kyle Walker, Kyle Naughton, Daniel Wass
DL: Anele, Martin Olsson, Oscar Wendt, Natxo Monreal, Emiliano Papa
DM: Kara, Adam Vass, Taras Stepanenko, Nzonzi, Samba Sow, Joshua Guilavogui
MC: Bressan, Andre Jali, Rasmus Elm, Ruben Yttergård Jenssen, Milan Badelj
AMC: Gylfi Sigurðsson, Willian, Montillo, Molina, Piscu, Siem de Jong, Mateo Kovacic
AML: John Fleck, Tshabalala, Taison, Nicolás Gaitán, Marco Reus
AMR: Vieirinha, Junior Hoilett, Vladimir Weiss, Modise, Sidney Sam, Xabi Prieto
ST: Darwin Quintero, Wilfred Bony, Kolbeinn Sigþórsson, Malonga, Emenike, Yaya Sanogo

30 Mart 2012 Cuma

İngiltere'de Hakem Hataları



Hakem hatalarından hepimiz şikayet ederiz. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Her ülkede hakem hataları konuşulur. Biraz daha az, biraz daha çok...


Ancak bu sene İngiltere'de iş zıvanadan çıktı. Her hafta konuşulacak çok ciddi 2-3 hakem hatası oluyor maalesef. Her takım bundan muzdarip aslında ama daha büyük sıkıntı yaşayanlar var. Man City'de yöneticilik yapan eski Arsenal'li Patrick Vieira, Man Utd - Fulham maçından sonra Fulham'ın penaltısının verilmediğini savunarak Manchester United'a ve Ferguson'a yüklendi. Özellikle iç saha maçlarında Manchester'dan etkilendiğini ve kararlarında ManU'nun avantajına eğilim sergilediklerini söyledi.


Bu aslında yeni birşey değil. Yıllardır Sie Alex'in hakemleri etkilediği söylenir. Hatta Howard Webb ile Ferguson aynı cümlede çok sık kullanılır. Aslı var mıdır bunun? Evet vardır. Gönlü Man Utd ile birlikte olan biri olarak ben kabul ediyorum. Man Utd'ın aleyhine ciddi bir karar verilecekse 2 kez düşünülür. Bunu bilinçli yapıp yapmadıklarını bilemem ama böyle bir refleks oluşmuştur çoğu hakemde.



Bu sezon Man Utd'ın ciddi şekilde korunduğunu ise kabul etmiyorum. Newcastle United maçı ilk aklıma gelen. Bu maçta ManU aleyhine ciddi hakem hataları yapıldı mesela. 3-3 biten Chelsea maçında da ManU lehine olmadık penaltı veren Webb, daha maçın başında Chelsea'nin 10 kişi kalması gereken ve açık penaltı olan pozisyonu es geçmişti. Muhtemelen ManU lehine ya da aleyhine hata yapılan 3-4 maç da sayan çıkar.


Man City zirvede götürürken bu sesler çıkmıyordu ama ibre dönünce sesler de yükselmeye başladı. Normaldir. Bu yılın Manchester rekabeti sadece sahada süren bir yarış değil. Saha dışı psikolojisi de bir o kadar önemli. Bunu iyi yöneten bir adım önde götürür.

29 Mart 2012 Perşembe

Man Utd Şampiyonluk Tişörtleri



İngiltere'de ligin bitimine 8 hafta var ama kendine güvenenler tişörtleri piyasaya sürmüş bile. Şu kargo masrafı üzmese o tişörtten alınır. Fiyat makul 12 Pound. Site Unitedtees.net. Ben alırım baba diyen bana da haber versin.


Altta da ufaktan bir City dokundurması var: "Money only gets you so far"


Yine de biz ihtiyatlı davranalım. Daha var gençler. "Dereyi görmeden paçayı sıvamayın".

28 Mart 2012 Çarşamba

Nike Chance

Futbola büyük yatırım yapan Nike Dünya'nın dört bir yanını geziyor ve düzenlediği turnuvalarla geleceğin yıldızlarını arıyor. Uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Muhtemelen sizden geçmiştir ama çevrenizde bu potansiyele sahip olduğunu düşündüğünüz kardeşleriniz vardır. Çok kolay olmayabilir, yine de denemekte fayda var. İlgilenenler buradan buyursun.

27 Mart 2012 Salı

EPL'de Şampiyonluk Yarışı / ManU & City


Bu sene İngiltere'de farklı bir şampiyonluk yarışı var. ManU son dönemlerde hep Arsenal ya da Chelsea ile kapıştı. 2000'lerin ortalarında Man City parayı bulunca atılım yaptı. Açıkçası bu kadar büyüyebileceklerine dahi imkan vermiyordum. Büyüdüler, özellikle bu yıl yaptıkları transferlerle çok sağlam bir kadroya kavuştular.


Bu sezon şampiyonluk Manchester'a gidecek. Bunu söylemek zor değil. Peki hangi statta yükselir o kupa. Man City tecrübesiz. Aslında City'nin en büyük handikapı da bu. Tecrübesizliğine bir de zayf hocası ekleniyor. Dünyanın en yalan kariyerine sahip Mancini ile yola devam ediyorlar. En büyük avantajları ise özellikle hücumdaki opsiyonlu kadro. City'nin yedekleri bu ligde Şampiyonlar Ligi'ni kovalar.


Diğer tarafta tecrübeli Man Utd. Hocası da 90'lardan bugüne kadarki dönem için dünyanın en iyi 2-3 hocasından biri diyebilirim. Kadrosu isim bazında City'ninki kadar kaliteli değil ama oturmuş oyun sistemi değerlerini katlıyor. Mesela Giggs belki City kadrosunda yer bulamayacakken ManU için vazgeçilmez biri olabiliyor. Benzer şekilde Scholes, City'de 18'e giremez ama ManU için kritik bir görevde yer alabiliyor. City ideal savunma ikilisini (Kompany&Lescott) bozduğunda ciddi savunma sıkıntısı yaşarken Manchester bu sezon neredeyse hiç yanyana oynatamadığı (Rio&Vidiç) ikilisinin yokluğuna rağmen savunma anlayışıyla bu zararı en aza indirebiliyor.



City özellikle ligin ortalarında muazzam bir performans yakalaşımtı ve kafa rahat oynadığı dönemde, hele hele iki farklı üstünlük de bulduysa Real&Barça tarifesiyle rakibi yolluyordu. Ancak ligin sonları yaklaştıkça stres de arttı. Bu City için problemdi. Çünkü tecrübeye bu noktada ihtiyaçları vardı. Hala da var. Man Utd ile puan farkı bu hafta 3'e çıktı. İçeride oynayacakları bir derbi var ve bu puan farkını sıfırlayabilir ancak diğer takımlara karşı o eski performansını gösterip gösteremeyeceği meçhul.


Man Utd da aman aman top oynamıyor ama kazanacak kadar oynamayı biliyor. Çok güven veriyor mu? Emin değilim. Dün de maçın 90 dkaika kontrolü ellerindeydi ama özellikle son 10 dakikada yiyebilecekleri pis bir golü çıkaramayabilirdi. Srun onu çıkaramamak değil aslında maçı o ana getirmemek. Yani 2-0'ı bulup rahatlayamamak. Bunu bazı maçlarda başarabilse de tüm takımlara karşı böyle oynayamıyor. Bir de Rooney'in kritik olduğunu hatırlatmakta fayda var.


Benim görüşüm Man Utd sezonu bırakmaz. Bu şampiyonluğu City'e bırakmaz. Kupa Kompany'nin elinde değil Vidiç ya da Evra'nın elinde yükselir.

26 Mart 2012 Pazartesi

İBB 2-2 Beşiktaş / Öğrenilmiş Çaresizlik

Galatasaray'ın Kadıköy deplasman fobisini hepimiz biliriz. Beşiktaş'ta da İBB için böyle bir fobi oluşmak üzere. Hatta yavaş yavaş da oluşmuş diyebiliriz. Galatasaray'ınki hayatta kalma şansı az kalmış bir kanser vakasıysa, bizimki de başlangıç.
İlk 10 dakika sahada ruhsuz bir takım vardı. Oysa Carvalhal, sakatlıkların da etkisiyle olması gereken bir kadro ile çıkmıştı. Almeida, Quaresma yoktu. Burak-Pektemek vardı. İso'nun yerine de daha savunmacı, hatta full savunmacı Egemen sahadaydı. Savunmanın göbeğinde Toraman'ın olması zaten Belediye'yi 1-0 önde başlatmıştı, Belediye bu avantajını çok geçmeden tabelaya da yansıttı. Ortada Ernst-Veli-Fernandes-Burak-Simao ve tek forvet Pektemek. Simao'nun yerine dinamik bir kanat, kaleye daha fazla güven veren bir kaleci ile gelecek yıl sahaya çıkılırsa üzülmem. Kötü de demem. Burak'ın oynadıkça iyi olacağını düşünüyorum. Burak-Pektemek ve ismi meçhul kanat oyuncusuyla hücum hattı iyi olur. Gitmezse Fernandes de orayı iyi besler. İsmail ile Hilbert de hücumda iyi iş çıkarır.
Beşiktaş erken yediği golden sonra da bir süre toparlanamadı. Belediye bugün çok kaçırdı. Cenk'in yediği golde hatası vardı ama sonrasında dünyaları çıkardı. Hakkını teslim edelim. Savunma özellikle kontralarda çok aksadı. Ortasaha mücadele edemedi. Dağınık bir Beşiktaş vardı. Sadece savunmada değil, hücumda da dağınıktı. Fernandes dışında hücuma şekil veren yoktu. Burak'ın ciddi maç eksiği var, Simao bitkisel hayatta. Kaotik ortamdan gol çıkarmaya çalışan bir Beşiktaş.
Gol Fernades'in solosuyla geldi. Müthiş bir tek kişilik performans, Pektemek ritim tutmasında yardımcı oldu. Golde de gösterdi, maç içinde topu her alışında gösteriyor. Fernandes bu formayı giymiş en iyi oyunculardan biri. Bugün de Beşiktaş'ın en iyisi. Türkiye'nin de en iyi 2-3 futbolcusundan biri. Hakkındaki spekülasyonlar ne kadar doğrudur bilmiyorum ancak bu adam o takımların hepsinde oynar. Diğer taraftan çıkar Fernandes'i, bu takım ortasıra mücadelesi verir. Kadro kalitesi yüzünden değil, oynatmak istediği sistemi beceremediğinden...

1-1 biten ilk yarının ardından ikinci yarıya Beşiktaş hızlı başladı. Oyuncu değişikliği yoktu. Değişen sadece Burak'ın kramponlarıydı. Fernades bıraktığı yerden devam ediyordu. Simao'ya o pası verebilecek bir adam vardı sahada. Satranç oyuncusu gibiydi. Bir sonraki hamleyi gördü, ince gördü. Simao'nun pasını Pektemek gol yaptı.
Golden sonra Beşiktaş biraz daha toparlandı. Toparlandı dediysek, kalesinde pozisyon görmüyor demedik. O default oldu artık. Sene başında övündüğümüz savunma anlayışı yıkıldı. Artık gol yemeden bitirdiğimiz maç yok maalesef. Veli kaçırdı, Visca attı. Şaşırdık mı? Hayır. E zaten Almeida da kaçırmış, Elmander atmıştı. Futbolun şu atamayana atarlar saçmalığı hep bizim maçta kendini gösteriyor nedense. Neyse vardır bir hikmeti.
2-2'den sonra bu maç 3-2 biterdi. Beşiktaş değil, İBB atardı. E yıllarca biz bu filmi izledik. Hatta golü atacak adam da oyuna sonradan giriyordu. Tevfik Köse iyi de vurdu ama az farkla auta çıktı. Yıllarca İskender vururdu hep. İskender'i bu yaz vurdular. 3 Temmuz sürecinin Beşiktaş açısından en iyi yanı bu sanırım. İskender ve İbrahim Akın'ın İBB'den ayrılmış olması.
Hedef UCL ön elemesi olmalıydı. Zor hedefmiş, anladım. 3.lük başarı olur ama bunu becerebilir miyiz emin değilim. Manisa maçı saman aleviydi. Üzerimize toprak atan Bolu oldu. Bugün hafif bir köz var. Lig bitene kadar kalır mı bilmiyorum.
Son olarak. Yakın, yıkın o stadı. Gidilmesin oraya. Ağaoğlu ev falan yapsın. Az daha unutuyordum, Lig TV seçerek mi alıyor bilmiyorum. Spikerin Liverpool-Milan maçından sonra izlediği en iyi maçmış. Yorum yapmayacağım.

Nefret Edilmeyen Adamlar



Bazı oyuncular rakip takım taraftarları tarafından sevilmez. Hatta bazı değil, çoğu oyuncu sevilmez. Bir kere rakiptir, sevmemek için değil sevmek için özel bir neden olmalı. En azından suya sabuna dokunmayan biri olmalı ki nötr kalınsın. Genelde bu oyuncular da kendi takımının taraftarlarınca, ya çok sevilir ya da "bu adam bizim takıma yakışmıyor" diye tanımlanır.


Peki en azından rakip takımın rahatsızlık duymadığı bu isimler hangileri? Bunu 4 büyükler için çıkarmaya çalıştım. Elazığ'daki Fenerbahçeli Ahmet, Galatasaray'ın bir oyuncusunu eskiden beri hiç sevmemiştir, ona karşı kin beslemiştir ama o adam benim "nefret edilmeyen adam" listeme girmiştir. Bu olabilir. Ben genel kanıya göre yazacağım.



Galatasaray ile başlayalım. Selçuk İnan mesela. Tamam Trabzon taraftarı sözleşmesi bitti diye rakibe gittiği için sevmiyordur ama adam efendi adam ve sahada sevimsiz bir hareket yapmıyor. İkinci isim Johan Elmander. Bir iki kez rakibe arkadan vurdu ama bildiğim kadarıyla bir kaç kez de istemeden yaptığını söyledi ve özür diledi. Hatta devre arasında ya da maç sonunda gidip hakemden de özür dilmişliği var. Fernando Muslera da aklıma gelen 3. Galatasaraylı. Uruguaylı kalecinin çirkin bişey yaptığını hatırlamıyorum. Efendi kaleci, sempatik de. Ayrıca iyi de. Semih Kaya ve Emre Çolak da aklıma gelen bir diğer isim. Şimdi Serkan Kurtuluş'un da çirkin bir hareketini görmedim ama müzmin yedek bir adamı da bu listeye almayayım dedim. Daha göz önündeki isimleri değerlendirmek istedim.


Geçelim Fenerbahçe'ye. Volkan Demirel'den başlayalım. Şaka şaka... Yobo olabilir mesela. Lugano'dan sonra şeker gibi adam. Aman aman centilmen değil belki ama sıkıntılı bir arkadaş da hiç değil. Gökhan Gönül de ara ara gerginleşse de genel olarak centilmen ve efendi biri. Ziegler de bugüne kadar ters bir hareketini görmediğim bir diğer savunmacı. Enteresan biçimde Fenerbahçe'nin genel sevilir adamları savunma hattından. Oysa çirkefleşmeye en müsait bölge burası. Fenerbahçe'nin ortasahayı direkt geçiyorum. Alex'te duruyorum. Hem bu kadar iyi futbolcu olup hem de nefret edilmeyen biri olmak kolay değil gerçekten. Alex bunu başardı bence. Mesela Hagi, rakip takım taraftarlarınca nefret edilen bir figürdür ama Alex bu noktada farklı. Hem saha için de hem de saha dışında oldukça sempatik ve ılımlı.

Beşiktaş'a bakalım. Rüştü Reçber ya da Cenk Gönen. Biri olgun, diğeri iyi niyetli. İkisi de rakip takım taraftarlarınca kin beslenmeyen isimler. Rüştü'nün kornere çıkan ama hakemin aut verdiği pozisyonlarda dahi bir kaç kez hakemi uyarmış olması bile başlı başına güzel. Bizim savunma hattı Fenerbahçe'ninki kadar sevimli değil sanırım. Egemen ve Toraman'ın çok sevildiğini düşünmüyorum. Sivok, Köybaşı'dan emin değilim. Hilbert'in sevildiğini düşünüyorum. Ernst'i de sevilen adamların arasına yazmakta sakınca görmüyorum. Üstelik hırsı ve mücadeleye dayalı bir bölgede oynayan adamın sevilmesi de kolay değilken. Takımın "Hah bu seviliyordur işte!" dediğim tek yabancısı (Ernst'i bizden kabul ediyorum) Holosko sanırım. Vur kafasına al ekmeğini elinden. Listenin son talihlisi de Beşiktaş'ın çocuğu Necip olsun.


Onur Kıvrak ve Tolga Zengin, Trabzonspor adına ikisi birden listeye girebilecek isimler. Serkan da hırslıdır ama öyle pislik yaptığını da hatırlamıyorum. Trabzon'un yabancılarının hepsi benim gözümde aynı. Brozek, Celutska, Cech, Glowacki, Adrian hepsi bir. Arada adamlar. İyiye bir adım yakın. Forvet arkasındaki isimlerde biraz şark kurnazlığı var, yoksa onlar da listeme girerdi.


Hocalarla bitirelim. Sanırım etliye sütlüye karışmayan Carvalhal en sevilen hoca. Beşiktaş taraftarı da çok seviyor, çok başarılı olmamasına ve teknik anlamda çok güvenmemesine rağmen. İyi insan... Fatih Hoca eski günlerinden biraz uzak görünse de stresli durumlarda maskesini çıkarabiliyor. Şenol Güneş çok güzel konuşuyor, doğru şeyleri söylüyor, aslında büyük çoğunluk tarafından da çok seviliyordu ama şu şike süreci özellikle Fenerbahçe taraftarlarının onu silmesine sebep oldu. Aykut Kocaman için de benzer şeyler geçerli. Sessiz sakin "Poker Face" adamın şike sürecinde kulakları çok çınladı.


Bu piyasada sevilmeyen adamlar olduğu gibi güzel insanlar da var. Gönül ister ki bu güzel insanlar çoğalsın. Aslında kendilerini bize sevdirmek zorunda da değiller ama en azından saygı duyulabilecek kadar iyi olsunlar.

Rihanna Futbol Sahalarında



Şu kısa videoyu izledim. Pas yüzdesi Ekrem Dağ'dan daha kötü değil. Youtube'tan oyuncu izleyerek transfer yapan yöneticiler bunu da izlesin. Yabancı statüsünde oynayacak olması dezavantaj ama sözleşmesi dondurulduğunda konser verir; tanıtımlara, açılışlara katılır maliyetini telafi eder. Demirören bizim başkan olsa ciddi ciddi düşünürdü. Beşiktaş'ın reklamı için birebir, tüm dünya adımızı duyardı. İstiklal'de açtığı AVM'ye de onu götürürdü, CR7'ye kim bilir ne kadar para vermiştir. Yarın başka birşey açar yine faydalanır. Giderken tazminat ödemek zorunda kalabilirdi o ayrı, onu da kulübün kasasından öder. N'olcak?

21 Mart 2012 Çarşamba

Samba'ya muz



Irkçılığın en fazla görüldüğü yerlerden biri Rusya olmaya başladı. Daha önce Odemwingie, Roberto Carlos gibi isimler ırkçılığa maruz kalmıştı. Bu yolda son mağdur da devre arasında Rusya'nın Anzhi takımına giden Christopher Samba oldu. Afrika kökenli oyuncuya VIP'den muz fırlatıldı. Anzhi Başkanı Olga Smorodskaya "Birşey olmadı" açıklaması yaptı ama kayıtlar öyle demiyor. Rus kulübünün başı derde girer yakında. Girsin de...

20 Mart 2012 Salı

Bir Beşiktaş vardı... Çubuklu formalı...

25 Mart Pazar günü Olağanüstü Seçimli Genel Kurul Toplantısı'nda başkan adayı olan Fikret Orman dün Lig TV'deydi. Programın çok büyük bölümünü izledim. Uzun yıllar sonra Fikret Orman'ı ilk kez dinledim. Muhtemelen Beşiktaş Başkanı olacağı için de bir başka gözle baktım.


Öncelikle iki noktayı aydınlatmakta yarar var. Birincisi başkan adaylarının hemen hemen hepsi pozitif konuşur. İnsanı mutlu eder konuşmaları. Bugün Yıldırım Demirören maske takıp konuşsa "Ooo adam ne güzel şeyler söylüyor" diyebiliriz. Bu sebeple buna çok kanmamak lazım. Diğer nokta ise Fikret Orman'ın TV'deki tutuk konuşmasıydı. Seri, açık bir konuşma değildi, tutuktu. O yüzden bazı konularda plansız mı acaba sorusu aklıma gelmedi değil. Buna şu an karar veremedim açıkçası.


Borçtan başladı konuşmaya. Daha doğrusu ilk soru oradan geldi. Beklenmedik bir soru değildi. Üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenci nasıl ki "kümeler" konusundan soru geleceğini biliyorsa, bunu da Fikret Orman o kadar iyi biliyordur. Bizler de öyle. Bugün Beşiktaş için en önemli şey de bu zaten. Borcun 8 yıllık süreçteki artışından bahsetti. Öyle böyle bir artış değil. 8 yıl önce 15 milyon $ civarındayken, bugün borç 600 milyon TL civarında. Buna sinir olmamak elde değil. Bu zaman zarfındaki gelirleri de hesaba kattığımızda toplamda 1 milyar $ para harcandığını görüyoruz. Bu para nereye gitti? Orman'ın ilk söylediği de bir bağımsız denetim firması ile bunun tespit edilmesi oldu. Oldukça yerinde bir karar. uradan ne çıkar bilmiyorum ama en azından akıllardaki soru işaretini biraz olsun azaltır kanaatindeyim. Kısa vadeli borçları da cepten ödeyeceklerini söyledi. Aklıma başka alternatif gelmiyor açıkçası. Uzun vadeli borçların cepten ödenmesine karşıyım. Planlanmalı bu borçlar ama kısa vadede bunu yapmak kolay değil. Bugün gelen adamın 2 ayda birşeyler değiştirmesi çok kolay değil.


Burada Yıldırım Demirören'e olan borçlarla ilgili Demirören ile konuşacaklarını söyledi. Programda kendisi demedi ama başka kanallarla dediğini bildiğim şey şudur ki: Demirören alacaklarını istiyor ve bunu da kısa vadede istiyor. Kişilik işte...


Borçları ödemek için küçülmeye gidilecek gibi görünüyor. Programda çok fazla üzerinde durmadı ancak oyuncularla konuşulacağını, yıllık ücretlerinde indirime gidilmesini talep edeceklerini, kabul etmeyenlerin satılacağını duydum. Muhtemelen, zaten yıllık ücreti yüksek olan Quaresma, Almeida, Simao, Fernandes gibi yıldızlar satılacaktır. Hem bonservis bedellerinden yararlanılacak hem de yıllık giderleri kesilmiş olacak. Bu bir bakış açısıdır. İyi yönetilirse fayda sağlanabilir.



Scouting ve altyapıdan bahsetti. Bu benim burada defalarca yazdığım birşey. Sadece ben değil Dünya futbol piyasasını takip eden herkes bunun farkındadır. İkisi de çok önemlidir. Genç yıldız adayları bulunarak takıma kazandırılmalı. Hem takımın bugününe hem de yarınına hizmet edebilir böylece. Mesela Bobo bunun için iyi bir örnektir. Sonrasındaki süreç iyi yönetilmediği için bugün faydalanamadık ama iyi yönetilebilmiş olsaydı en azından 1-2 yıl önce Fransız ve Rus kulüplerin Bobo'yu istediğini biliyoruz. Belki o zaman satılmış olsaydı iyi de bir bonservis kazanılmış olacaktı. Bobo gibi oyuncuları bulmak zor değil. İyi araştırma yapıldığı zaman rahatlıkla bulunur. Kayserispor'ın sırf Almanya (gurbetçi) ve Hollanda pazarından bulduklarını görüyoruz. Benzer oyuncuları, hatta daha iyilerini Beşiktaş'a getirmek daha kolay olacaktır. Kimse Beşiktaş'tan Pastore beklemiyor. Altyapı için de Serpil Hamdi Tüzün soruldu. Faydalanmak isteriz dedi ama altyapının başına getirmek gibi bir niyeti olmadığı belliydi.


Yeni stat yapacaklarını söyledi. Yeni stadın yapılacağı süre boyunca TT Arena'da oynayacağımız konuşuluyor. Yeni stat gerekli mi sorusunu soruyorum ve şu ana kadar tatmin eden cevaplar alamadım. Henüz proje de çok net değil bildiğim kadarıyla. Tribün yapmaktan başka ne işe yarayacağını iyi anlatması gerekir. Konumu nedeniyle zaten kapasite çok artmayacaktır. O halde bana tribünleri yıkacağız, yerine daha iyisini yapacağız diyerek gelmesin. Bunun bir anlamı yok. Kulübe maddi katkı sağlayacak, ek gelir kapıları olacak mı mesela? Stat konusunda çok daha fazla düşüncelerim var ama konunun bütünlüğünü bozmamak adına girmiyorum. Borç öderken, Fenerbahçe modelinde olduğu gibi kulübün kendisinin stat yapmasını çok anlamlı bulmuyorum.


Listesinin tam hazır olmadığını söyledi. O yüzden açıklamadı ama Hüsnü Güreli olacak gibi görünüyor. Bu güzel bir haber.


Beşiktaş'ın en büyük sıkıntısı borçlar. Üstelik borçların ödeme vakitleri yaklaşmış ve alacakların da önemli bir kısmı önceden tahsis edilmiş. Yani kulübün dünü, bugünü değil yarını da neredeyse satılmış. Yıldırım Demirören kaçıp gitmiştir. Kulüp tarihinin en kara adamlarından biridir, belki de birincisi. Beşiktaş'ı çok zor günler bekliyor. Şmapiyonlukları kupaları geçtim. UEFA'nın mali yükümlülüklerini yerine getiremezsek Avrupa Kupaları'nı da unutmalıyız, hatta küme düşürülme ihtimali bile var.


Umarım yeni yönetim aklı selim hareket eder. Zor günler bizi bekliyor.

19 Mart 2012 Pazartesi

Beşiktaş 4-1 Manisaspor / Çıkarma o formayı Fernandes



Maçı mı anlatsam Fernandes'i mi anlatsam bilemedim. Maçla başlayıp Manuel'le bitirelim. Atletico maçı ile Avrupa defteri kapatıldı. Defter bu sene boş değil. Belki son sayfasına kadar bitiremedik ama ortayı gördük en azından.


Lig için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Play- off için iddialı olmayan bir Beşiktaş var. Hedef 2.lik olmalı ama o da çok kolay bir hedef değil açıkçası. Bunu bilerek 2. lik için elden geldiğince mücadele edilmeli. Play-off öncesi tüm maçlar kazanılmalı mesela. Rakiplerin puan kaybetmesi beklenmeli. Bunlar temenni içerikli şeyler belki ama mantık da farklı şeyler söylemiyor.


Manisa maçı öncesi çok akrmaşık duygular hakimdi. Benim üzerinde durmayı çok sevmediğim, "Beşiktaş'ın doğum günü" vardı bugün. Açıkçası bunu çok anlamlı bulmuyorum. Benzer şekilde 19.05 ve 19.07 geyiklerini de çok anlamlı bulmuyorum. Kulübün tarihinden haberi olmayan insanların diline pelesenk olmuş işte.


Doğum günü, Avrupa sonrası lige dönüş, Quaresma'nın affedilmesi, geçen 3-4 günü meşgul eden Fernandes transfer hikayesi, başkanlık seçimi. Konu çoktu aslında. Manisa maçına bu başlıkların arasında çıkıldı. Çok da iyi başlanmadı ama 10. dakikadan itibaren muazzam bir Beşiktaş döndü. Peki Beşiktaş ne oldu da bir anda toparlandı ya da öyle göründü? Toparlandı demek için erken belki ama Hilbert'in dönmesi ile savunma dörtlüsünün tekrar buluşması takımı iyi kimliğine kavuşturdu. Önlerinde Ernst-Fernandes de bir o kadar önemliydi. Zaten Beşiktaş'ta bu 6 oyuncu oynadığı sürece, takım kolay kolay maç kaybetmez. Bu kadro takımı hem savunmada hem de hücumda diri tuttu. Az pozisyon verildi.


1-0 zor tutulan maçı Quaresma getirdi. Oyuna girer girmez attığı iki gol ve skorun bir anda 3-0 olması Beşiktaş'ı rahatlattı. Hele hele attığı 2. gol harikaydı. "Quaresma adam oldu" diyen çıkar ama bunu söylemek için çok erken. Hatta bence artık Quaresma hakkında konuşmak için çok geç. Bu birliktelik bitti gibi geliyor bana. Portekizli gelecek yıl Beşiktaş forması giyerse benim için büyük sürpriz olur.


Ligin bir çok maçında olduğu gibi bu maçta da hücumda takımı yöneten bambaşka bir insan vardı: Manuel Fernandes. Bu tribünlerin izlediği en yetenekli futbolculardan biri. Takımı da oynatan, paylaşımcı, çok özel bir futbolcu. Adı, Tottenham olması muhtemel bir İngiliz takımıyla anılıyor. Borç batağındaki kulüp için bulunmaz bir fırsat olabilir ama gönlüm gitmesin diyor. Bu adamı izlemek büyük heyecan veriyor, büyük zevk veriyor. Üstelik takım için de çok büyük anlam ifade ediyor. Önünde iyi bir forvet olsa çok daha fazla asist yapabilirdi. İstatistikler bir kenara oyunun daima içinde. Nasıl ki savunmada Ernst çok öenmliyse, hücumda da Fernandes bir o kadar önemli.


Enteresan bir an ise elektriklerin kesildiği andı. Bir doğum günü kıvamındaydı. Taraftar da farkına vardı ve doğum gününü kutladı.


Bu maçın skoruna aldanmamak gerekir. İBB ciddi bir sınav olacaktır. Kazanmak gerekir.

Zidane & Materazzi

"O an" ın ölümsüzleşmesi budur. Zizou & Materazzi.

Problem?


Aradan biraz zaman geçti ama buraya da not düşelim. Son dönemlerde gördüğüm en iyi tribün organizasyonlarından biri. Tebrikler EsEs. Renk katıyorsunuz.