31 Mayıs 2009 Pazar

2009 NBA Finalleri: Orlando Magic - Los Angeles Lakers


Orlando'nun buralara kadar gelmesi gerçektende inanılmaz.Nelson'ın sezonu kapattığı haberinden sonra Philadelphia serisindeki performansları onların en fazla Garnettsiz Celtics'i zar zor geçebileceğini ve ondan sonra da LeBron duvarına toslayacakları düşüncesini uyandırmıştı bende. Celtics serisi gerçekten zor geçti ancak Cleveland karşısında rahat bir şekilde seriyi kazandılar. Cleveland hem savunmada hem hücumda çok büyük bir dengesizlik yaşadı ve seri bir anda 3-1 oldu. Burada Mike Brown ve LeBron'un takım arkadaşlarının LeBron'dan birşeyler yapmasını bekleyip seyirci moduna girmesi önemli etken oldu. LeBron inanılmaz bir performans gösterdi ancak Murat Kosova'nın deyimiyle "Yetmedi Varejao, Yetmedi! ". Cleveland'ın hem kısaları hem uzunları savunmada inanılmaz döküldüler. Howard'a getirilen ikili sıkıştırmalar karşısında Orlando'nun keskin şutörleri devreye girdi ve Cleveland'ın gardını düşürdüler. Cleveland'ın Rafer Alston'u riske etmesi bile bir maça mal oldu.


Lakers ise beklendiği gibi finale ulaştı. Beklenenin aksine finale kadar gelirken zorlansa da bu onların avantajına oldu. Zaten sıkıntıları yeteneksizliklerinden değil konsantrasyon eksikliklerinden yaşandı. Bynum yavaş yavaş kendine geldi ve bazı maçlarda istatistiklere yansımasada o sahada olduğunda takım savunmasına önemli katkıları oldu. Lakers oyuncuları doğru hücum ettiklerinde ve savunmayı da çok salmadıkları zamanlar durdurulmaz oldular. Son çeyreklerde hep iyi oynadılar. Kobe inanılmaz oynamaya başladı ve sonunda geçen sene yarım bıraktıları işi bitirmek için geri geldiler.

Orlando açısından bakarsak hücüm olarak klasik olarak Howard üzerinden içeri zorlayacaklar ve ikili sıkıştırma geldiğinde üçlüklere başvuracaklar. Lakers'ın 4 numarada Gasol'u oynattığı zaman oluşacak eşleşme problemlerini maksimum derecede kullanmaya bakıcaklar. Hidayet da kendisini savunacak olan Ariza karşısında boy avantajını kullanmaya çalışacaktır. Orlando'da kritik olay Howard'ı unutup sadece dışardan hücum etmeye çalışmaları ve Rafer'in muhtemel saçma tercihleri olacaktır. Savunmada ise işleri biraz karışık. Howard Bynum ve Gasol'u savunurken ve Kobe'nin içeriye dalışlarında da pozisyon alırken gerkesiz faul almamaya dikkat etmeli. Yoksa hem hücumda hem de savunmada Orlando inanılmaz bir düşüş yaşar zira böyle bir durumda Lakers oyuncuları Cavs oyuncularına göre daha çok avantaj sağlayacak tarzda oyuncular. Pietrus fena bir savunmacı değil ancak LeBron'un 38.5'lik sayı ortalamasının %52 lik bir şut yüzdesi ile bulması LeBron'dan daha skorer bir oyuncu olduğunu düşündüğüm Kobe karşısında ne kadar durabileceği konusunda pek bir güven vermiyor açıkcası.


Lakers açısından bakarsak Lakers'ın savunmadaki bir numaralı hedefi Howard olacak. Bynum faul problemine girmediği sürece Howard'ı savunmak konusunda çok sıkıntı çekeceğini düşünmüyorum. Fiziksel olarak Howard ile başa çıkabilecek bir vücudu var ayrıca Howard'ın hücum anlamında çok silahı olmaması onu savunmayı daha da kolaylaştır. Gasol'un da sertlik görünce kaçan bir yapısı olduğuna katılmıyorum. Gasol takımla birlikte savunma yapabilen bir oyuncu eğer takım savunmayı salmışsa o zaman Gasol'da savunmada düşüyor. Bence o da Howard'ın hücum olarak pek seçenekli olmayan yapısı karşısında uzun boyu ile yeterli savunmayı yapabilir ve hatta bazı durumlarda hücum faullerini Howard'a yaptırabilir. Savunmadın diğer kanadı ise şutörleri tutmak olacak. Lakers bazı pozisyonlar hariç Howard'a ikili sıkıştırma getirmediği sürece şutörleri savunmada çok sıkıntı çekmez. Bunun yanında Lakers savunmasının en azyıf olduğu nokta olan 1 numarada Orlando'nun en zayıf halkasının olması Lakers açısından bir avantaj. Hücumda ise eşleşme probleminin yaşandığı 4 numardan sık sık ekmek yemeleri gerekiyor. İçeriyi iyi besleyip ve Kobe'nin de içeri dalışları ile Howard'ı faul problemine sokmaları çok akıllaca olur. Fisher'ın içeri saçma sapan dalmaması önemli ve benchin biraz daha katkı vermesi gerekecektir. Özellikle Sasha'nın şut ritmini bulması Lakers'ı oldukça rahatlatır.


Serinin 2-3-2 formatında olması bence saha avantajı sahibine daha fazla avataj sağlıyor diğer formata göre.Eğer Lakers ilk iki maçı evinde kazanırsa deplasmanda 3 maçıda üst üste kaybedeceğini düşünmüyorum. Evine 3-2 ile döndüğü takdirde de şampiyonluğu Orlando'ya bırakmaz. Tahminim şimdilik 4-2 Lakers lehine ancak ilk iki maçı görmeden birşey söylemek çok zor zira eşleşme problemlerinden kimin avantajlı çıkacağı hiç belli olmaz.

Turbo (21/21)

Bursa Orhangazi Kupası Koşusu'nda yine birinci geldi Turbo. Bu sefer iki ciddi rakibi vardı. Daha önce geçtiği Kafkaslı ve Darbe. 1500m çim pistte koştu bu sefer. Çim, kum farketmiyor nasıl olsa. Kafkaslı da artık kısa mesafede boy ölçüşemiyor Turbo ile. Rövanş yine Turbo'nun oldu. Uzak ara birinciliği izlemeye gerek yok belki ama Kafkaslı'nın ikincilik sprinti fena değil.

**

*video tjk.org.tr'den alınmıştır.

28 Mayıs 2009 Perşembe

Barca 2 - 0 Manu


Akıllı oynayan kupayı aldı. Manchester bir kere olsun Sylvinho'nun kanadını zorlamadı. Ronaldo solda hep Puyol'la uğraştı. Barca defansının en zayıf oyuncusunun yerine en sağlam oyuncusunun üzerine gittiler. Böyle yanlış oynayınca doğru süzgün pozisyon bulamamalarıda normal. Manu oyundan çok kopuktu. Kontrolü eline bir türlü alamadı. Tempoyu belirleryen hep Barca oldu. Tamam ortasahada Chelsea'de oynayan tank gibi oyuncular yok belki Manchester da ama ingilizler ortaya hiçbir karakter koyamadı . Ferguson'da hamlelerinde geç kalınca Barca umduğundan çok daha rahat bir biçimde kupaya uzandı. Tek taraflı bir oyun da finalin zevkini kaçırdı. Gollerde Manu savunmasının önemli hataları vardı. İlk golde Vidiç'in yediği çalım kendisine hiç yakışmadı. İkinci golde iki stoperin ve kalecinin yanlış pozisyon almaları sonucu Messi'den kafa golü yediler.

Manu beyaz forma ile totem yaptı ancak bu sefer tutmadı. Bu arada şu Rıdvan'ın mikrofunun sesini biraz yükseltsinler artık adam ne zaman yorumcu olsa sesini zor duyuyorum. Maçı anlatan İlker Yasin olunca televizyonun sesini açmakta içimden gelmiyor zaten.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Barça vs Manu




Manchester United Vs Barcelona 2009 Rome Trailer by David Rock

Sezonun en önemli maçına geldik artık. Bu sezonun tartışmasız en iyi performans gösteren iki büyük takımı Roma'da gladyatörler gibi kanlarının son damlalarına kadar savaşacaklar. Artık bu noktada yok şu takım daha çok istedi kupayı diye birşey yok. Daha iyi mücadele etmek olabilir ama iki takımın kupayı isteme derecesini belirtmek çok anlamsız geliyor bana.

Manchester'da Fletcher dışında bir eksik yok. Ancak Fletcher'ın eksikliği çok önemli zira Barça'nın en güçlü olduğu bölgede göstereceği sertlik ve mücadele ile bu gücü biraz olsun yavaşlatabilecekti. Savunmada klasik O'Shea,Vidic,Ferdinand ve Evra dörtlüsü ile başlar Sir. Onların önünde Carrick,Anderson ve Park üçlüsü yer alır. Onların önünde Ronaldo,Tevez ve Rooney üçlüsü yer alır. Burada Tevez ve Rooney'nin yapacağı hücüm pres Manu için çok önemli olacak. Barca'da Henry ve Iniesta'nın kondisyon olarak tam hazır olduklarını düşünmüyorum bu yüzden skorun da durumuna göre Ferguson Berbatov'u yada Giggs ve Nani gibi hücumu güçlendirecek oyuncularını ikinci yarı oyuna sürebilir.


Barça'da eksik çok daha fazla. Bir kere hücumun önemli parçaları olan beklerin ikiside yok. Sağ beke Puyol geçicek. Stoperde Cacares bu maçtada düşünülmez. Adama 16 milyon euro bonservis verdiler ve adam 10 maç oynadı sadece. Stoperde yine Yaya Toure oynar. Onun olmaması Barcelona orta sahası için büyük bir handikap ki onun yerini doldurabilecek en iyi alternatif Keita'nın da sol bekte oynaması bekleniyor. Manu gibi kanatları iyi kullanan bir takım karşısında Sylvinho gibi savunması zayıf bir oyuncu koymak çok mantıklı değil. Muhtemelen Yaya Toure'nin yerinde de Busquets oynar. Onun önünde klasik Xavi-Iniesta ikilisi ve onların önünde mahşerin üç atlısı olan Henry-Etoo-Messi sahada yerlerini alırlar.

Tahmin yapmak çok zor ama United'ı zafere daha yakın görüyorum şu noktada zira kadro olarak daha rahatlar ve yapabilecekleri hamleler daha çok ve bu hamleleri yapacak hoca çok daha tecrübeli.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Boro, Newcastle ve Tuncay


Premier lig ülkemizden biraz farklı gibi (farkındayım biraz değil çok farklı) ligin son haftalarında bizim ülkede dipteki herkes kazanır, Premier Lig'de hiç biri kazanamıyor. Piyango bu sene Boro ve NU'a vurdu. NU için zerre kadar üzülmedim, ben de biliyorum bir efsane terketti Premier Lig'i ama bir yerde bu kulübün de aklını başına devşirmesi gerekiyordu, bu ceza onları belki adam eder. Boro için ise üzüldük elbette, Cesur Yürek Tuncay Premier Lig vitrininden indi, belli olmaz gerçi mezarcılar işbaşı yapıp, düşenin dostu olmaz deyip Boro ve NU'ı yağmalayabilir...

Yağmalama işlemleri başlamış. İlk talipliler Aliadiere için kulübün kapısını çalacak gibi görünüyor. Twente, Lens, Villarreal ve Roma kapı önünde. Aliadiere ile yetinmezler tabi, Afonso Alves, Downing, Arca, Pogatetz Boro tarafından talibi çıkması muhtemel oyuncular. Listenin Newcastle tarafı ise oldukça kalabalık. Owen, Martins, Coloccini kısmen ağır toplar, Nolan, Barton, Geremi, Beye, Lovenkrands, Carroll'da diğer sınıf. İşin zor kısmı da oyuncuların genel olarak yüksek maaşları.

Ben de isterim Coloccini gibi bir oyuncu ama maaşının ne kadarını ödeyebiliriz bilemem...


Boro Newcastle ekseninden kurtulup biraz Tuncay üzerine yoğunlaşalım...

Bugün arkadaşlarla aramızda da konuştuk, Tuncay ne yapar? Kulüpte kalır mı sorusunun cevabını vermeliyiz öncelikle. Bu sene taraftarlarca yılın futbolcusu seçilmesi ve takımı için kendini parçalaması, bizim bildiğimiz tabiriyle skora isyan etmesi taraftarlarla Tuncay arasında duygusal bir bağ kurdu. Türk oyuncusu zaten duygusaldır hele hele bir de böyle bir bağ girince işin içine Tuncay'ı takımından koparmak hiç de kolay olmaz...

Eğer biri çıkar da Tuncay için reddedilmeyecek bir para önerirse Boro elden çıkarmayı düşünür. Daha kısık gelirli Championship ligde daha kısıtlı bir kadro kurmak akla yatkın gelebilir. Teklif eden kulüp büyük kulüpse Tuncay da buna hayır demez.

Peki sezon ortasında konuşulan Tuncay'ın Chelsea'ye transferi gerçekleşir mi? Ben bu transferin gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Chelsea yeni bir hoca ile yola devam edecek. Bu isim de çok büyük ihtimalle Ancelotti olacak. Gelen hoca öncelikle takımı koruma ve acil ihtiyaç duyulan bölgelere transfer yapmayı düşünecektir. Bu durumda gitmesi kuvvetli muhtemel Ballack'ın yerine bir isim üzerinde durabilir. Sağ kanada bir oyuncu isteyebilir ve yine gitme ihtimali olan Drogba'nın yerine bir forvet arayışına girebilir...

Tuncay'ı daha çok kanat forvet olarak düşünüp transfer listesine koyacaklardır. Bu bölgede daha kanat Malouda ve yedeğinde Kalou varken bizim Cesur Yürek'i pek düşüneceğini sanmıyorum.

Tuncay benim gözümde İngiltere'nin dört büyüğünden ziyade daha çok UEFA kupası kovalayan bir takımının oyuncusu. Aston Villa, Everton, Tottenham ayarında bir takımın oyuncusu. Bu tarz bir takımda ilk 11 oyuncusu olursa kendini daha fazla geliştirebilir ve daha ön planda olabilir. Tıpkı Sociedad ve Villarreal takımlarında top koşturan Nihat örneğinde olduğu gibi, ya da Rangers, Rovers ve Tugay....

İngiltere Aday Kadrosu


Dünya Kupası favorim bu kez İngiltere. Kadrosu çok iyi zaten ama asıl büyük etken Fabio Capello. İtalyan gittiği her takımda şampiyonluk yaşama başarısı göstermiş ve İtalya'da 3 kulübü de şampiyon yapmış. İstatistiklerine bakmayın, can yakar...

Capello, Kazakistan ve Andorra maçlarının aday kadrosunu açıkladı. Beckham dışında bütün oyuncular Premier Lig'de...

Goalkeepers: Green (West Ham United), P.Robinson (Blackburn Rovers), Carson (West Bromwich Albion).
Defenders: Terry and A.Cole (Chelsea), R.Ferdinand and G.Neville (Manchester United), G.Johnson (Portsmouth), Upson (West Ham United), Bridge (Manchester City), Lescott (Everton).
Midfielders: Beckham (AC Milan), Gerrard (Liverpool), Lampard (Chelsea), Barry and A.Young (Aston Villa), Walcott (Arsenal), Carrick (Manchester United), Sh.Wright-Phillips (Manchester City).
Forwards: Rooney (Manchester United), Defoe (Tottenham Hotspur), Crouch (Portsmouth), Heskey (Aston Villa), C.Cole (West Ham United).

En büyük problemleri kaleci. Almunia'nın milli takımda oynama durumunu bile gözlüyorlar. Pompey'in yıllanmış kalecisi James sakat. Robinson 2 yıl aradan sonra tekrar kadroda. Robinson ile birlikte dönen bir başka isim de Manu'lu Neville. J.Cole, Downing ve Lennon sakatlıkları yüzünden kadroda yok. Ortasaha da yerlerini doldurmak zor olmaz.

Forvetlere göz attığımızda Agbonlahor dinlendirilmek üzere kadroya alınmazken, Owen'ın alınmama sebebi yetersiz görülmesi. Bu arada C.Cole'u kadroda gören Beşiktaşlılar ne düşünüyor acaba?

Bu kadronun kesikleri Tottenham'ın oyuncuları olmuş. King ve Bent daha fazla çalışmalı...

24 Mayıs 2009 Pazar

Beşiktaş - Galatasaray




Beşiktaş bugün çok üstün bir oyun sergilemedi, futboluyla Galatasaray'ı ezemedi ama hem hakeme hem Galatasaray'a karşı vermiş olduğu mücadeleyle şampiyonluk yolunda ciddi bir adım daha attı.

Gün itibariyle Trabzonspor'un şampiyonluk şansı topun yuvarlak olmasıyla sınırlı. Sivas'ın olabileceğine Bülent Uygun'un inandığı kadar inanıyorum...

Denizli yine bekleneni yaptı ve muthemel kadrodan farklı bir kadro çıkardı. Yusuf - Tello ikilisine vurdu bu sefer piyango. Yusuf kesik yedi Ekrem ilk 11 başladı. Gerisi beklediğimizden farksızdı. Güven vermeyen adam Gökhan Zan'dı, o da bir iki çıkışı hariç kötü değildi. Bir defans oyuncusu rakip yarı sahada neden çalım atmaya kalkar?
Maça hızlı başlayan Beşiktaş'tı, daha ilk dakikada Sabri çizgiden çıkardı. Sonrasında Galatasaray topla oynayan taraftı. Beşiktaş, ortasahada özellikle Tello ile kazandığı toplarda etkili olmaya çalışıyordu. Bunun dışında duran toplar Beşiktaş'ın hücumunu yönlendiriyordu.


Galatasaray kanadında en etkili isim Arda'ydı. Özellikle ikili mücadelelerde çok az top kaybetti. Kolay kolay yıkılmıyor ve top kaybetmiyor. Sene sonunda büyük bir takıma gitmesi muhtemel. Galatasaray'ın yaz sezonu için bir başka gözde oyuncusu diye lanse edilen Mehmet Topal için ise aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Kabul ediyorum kendi orjinal mevkisinde oynamadı ve çok büyük beklenti içinde olmamak gerekir ama ben Mehmet Topal'ı kendi mevkisinde oynarken de çok beğenmiyorum. Fellaini ile karşılaştıranları gerçekten tebrik ediyorum. Fellaini Topal'dan 3 gömlek daha üstün bir adam. Topal, Beşiktaş'ta yedek kalır. Çok abartmamak gerekir...

Maçın adamı Abitoğlu'ydu. Hakem Emre Aşık'ı iki kere atmadı. Cisse'yi indirdiği pozisyon kırmızı karttı, hadi kart seviyeni biraz yukarıya çektin, peki 2. yarıda kontrayı kestiği pozisyonda neden sarı kart çıkmadı. Emre Aşık bugün doksan dakika sahada kalabildiyse bu hakemin büyük başarısıdır. Emre kendisi bile inanamamıştır buna...

Sözü hakemden açmışken, Kewell'ın Toraman'a yaptığı hareket kesinlikle sarı karttı. Yusuf'un düşürülmesi penaltıydı. İbrahim Üzülmez - Kewell mücadelesinde de İbrahim kendini bıraktı...

Futbola dönecek olursak, duran toptan ve Topal'ın hatasından gelen ilk golün ardından ikinciyi bulmak için fırsatı olmadı Beşiktaş'ın. İkinci yarıya hızlı başlayan Galatasaray Kewell ile buldu golü. Golün mimarı bence Arda'ydı. Nonda'ya çıkardığı pası kaç kişi çıkarabilirdi?

Golden sonra da Galatasaray baskılı oynamaya başladı. Baros, maç boyunca iki net fırsattan yararlanamadı. Birini kendi kaçırdı, birinde de Sabri'ye çok kötü pas verdi.


Yusuf Tello değişikliği çok anlamsızdı. Tello bence ilk yarının en çalışkan ismiydi ve savunmaya da yardım ediyordu. Ekrem'in çıkması çok daha iyi olabilirdi. Yusuf, oyunun durduğu dakikalarda, İbrahim'in akıl dolu pasıyla golü buldu. Şans da yanındaydı elbette. Orkun'un tokatladığı topun önüne düşmesi Yusuf'un şansıydı.

Maçta dikkatimi çeken bir başka hususta Emre Aşık'ın kaleye şut mahiyetindeki geri pası ve Galatasaray'ın Anadolu takımlarını aratan yedek kulübesi. Bu kadro ile gelecek yıl da başarı gelmez. Bu kadronun çok değişikliğe ihtiyacı var. Baştan aşağı değiştirsen yeridir.

Bursaspor'un kazanamaması sarı kırmızılıların işine geldi. Aksi takdirde UEFA kupası da elden gidebilirdi. Şu anda da o ihtimal var elbette ama Trabzon'un şampiyonluğundan farksız.

Sivas'ın puan kaybını bekliyordum ama olmadı. Yigidolar kazanmayı bildi, Trabzon'da Eskişehir'de 5 gollü galibiyet aldı. Yıllar önce Shota tek başına atmıştı onu. Son haftaya ümitli girdiler...

Beşiktaş'ın Denizli'de 2.bir Fenerbahçe macerasını yaşayacağını sanmıyorum. Denizli stresli olmayacaktır. İkili averajda Konyaspor'un önündeler ve ligde kalmaları garanti. Beşiktaş her ihtimale karşı Denizli'den alacağı 3 puanla şampiyonluğu yaşayacaktır. Buna inanıyorum...

Şampiyon yapıp ayrılmak


Dün görmüştüm haberi. Hatta blogda da yer verecektim ama yok daha neler dedim, umursamadım. Almanya şampiyonu hoca değiştirdi. Wolfsburg'u tarihinde ilk kez şampiyon yapan Felix Magath gitti ve yerine Armin Veh geldi. Magath da Schalke 04'e gitti. Magath'ın imzası önceden atılmıştı gerçi.Gideceği belliydi ama yine de şampiyon yaptı belki gitmez düşüncem vardı.

Benzeri yıllar önce ülkemizde de olmuştu. Galatasaray'ı şampiyon yapan Luce, ertesi yıl Beşiktaş'a gitmişti. O zamanlar lisedeydim, İngilizce öğretmenimiz Mehmet Yalım, sene başında şampiyon Beşiktaş olur demişti. Futboldan anladığından değil ya, "Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste" temeli üzerine oturttuğu futbol ve sosyal anlayışıyla söylemişti bunu.

Hocamı bulup hala buna inanıp inanmadığını sormam lazım, Schalke'ye kaç verir ki bahisler?

Pascal Nouma ve Alpet


Alpet piyasasını futbola açmış, futboldan gidiyor. Hedef kitle futbolla ilgilenen kesim. Satış stratejilerinden çok anlamadığım için bu konuya girmeyeceğim.

Beni ilgilendiren elbette ki Pascal Nouma. Alpet'in Pascal'lı reklamı bu aralar ilgi odağı. Açıkçası ben beğenmedim reklamı. Bana çok bayağı, çok sıradan geldi. Herhangi bir özelliği yok. Duygu yüklemeye çalışmışlar, arada espri kopuyor ikisi birbirine girmiş, karman çorman bir şey olmuş. Reklam boyunca Pascal'la ilgili ne kadar anı verirsek o kadar iyi olur mantalitesi, sıradan bir reklam çıkarmış.

Çok daha iyi olabilirdi.

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Ilsinho gelir mi?


Bir haftadır Ilsinho Beşiktaş'a haberleri dolanıyor. Hatta bunlara ihtimal verip alıcı gözüyle izledim Genç Kartalı (!). Çok ekstra bulmamıştım açıkçası, sağ kanadımızın olmadığını düşününce sağ ayaklı Tello olur demiştim. Gelirse iyi transferdir Beşiktaş için diye karar kılmıştım.

Ertesi gün kimmiş bu Ilsinho diye araştırırken Shakhtar'a maliyeti gözüme çarptı. 10 milyon €. Yaşı konusunda da çok fikrim yoktu, olmaz olaydı. Ağalar beyler! Hangi akla hizmetle yazdınız bu transferi. 10 milyon € sizin gözünüze hiç mi çarpmadı. Adamlar gelecek vaad ediyor diye almış belli ki ve amaçları da sağlam paraya okutmak, Elano gibi...

İtalyanlar, Milan, Juve, Napoli ve Bayern'in Ilsinho ile ilgilendiğini yazmış. Konuşulan rakam 16 milyon €. Dördü de vermez o parayı. Ilsinho'da bugün o kadar para etmez açıkçası. Shakhtar bonservisini 16 olarak belirlediyse komşuya bir sorsun, olmadı Elano aracı olsun...

Barry 10 milyon £


Geçen sene dünyanın parasına bırakmadıkları Gareth Barry'i bu sene bırakma kararı almış Aston Villa. Üstelik 10 milyon £'a. Bu krizde, kaç duyarlı kulüp kaldı ki? Villa örnek olsun diyeceğim ama diğer kulüplerin piyasayı bu kadar düşük tutacaklarını sanmıyorum, hele hele Ronaldo, Kaka, İbrahimoviç transferleri konuşulmaya başlanırsa, rakamlar uçar gider...

Barry için Liverpool kapının önünde bekliyordu zaten. Haberi duyar duymaz basmıştır zile. Man City para harcama derdinde, ilgilenmezlerse şaşarım. Perez, Galacticos kuracak; O, Barry'i değil de Barry'nin gelmesiyle yedeğe düşecek Xabi'yi tercih eder.

Belli ki Benitez ortasahayı iyice sağlama alıyor. Bu takımın neyi eksik? Neden şampiyon olamıyor sayın hocam?

Cambiasso ve Higuain


Dünya kupası öncesi her zamanki gibi en büyük favorilerden birisi Arjantin. 2010 için benim gözümde en iyi 4 takımdan birisi. Arjantin, Brezilya, İngiltere ve İspanya. Bu dört ülke kadro olarak şu andaki konumuyla diğer takımlardan bir adım önde...

Maradona 2010 elemeleri için Kolombiya ve Ekvador ile yapacağı maçların aday kadrosunu açıkladı.

Goalkeepers: Carrizo (Lazio), Andujar (Estudiantes), Vilar (Atlante).
Defenders: J.Zanetti and Burdisso (Inter Milan), Demichelis (Bayern Munich), Heinze (Real Madrid), Papa and Otamendi (Velez Sarsfield), Angeleri (Estudiantes), D.Diaz (Getafe), Forlin (Boca Juniors).
Midfielders: Mascherano (Liverpool), M.Rodriguez (Atletico Madrid), Veron (Estudiantes), J.Gutierrez (Newcastle United), Gago (Real Madrid), Battaglia (Boca Juniors), C.Gimenez (Pachuca), Montenegro (Independiente).
Forwards: Messi (Barcelona), Tevez (Manchester United), Aguero (Atletico Madrid), D.Milito (Genoa), L.Lopez (FC Porto), Bergessio (San Lorenzo).

Kadro elbette ki çok iyi. Hele hele Messi Agüero olduktan sonra yenemeyeceği takım parmakla sayılır. Ancak yine de eleştirimizi yapalım...

Di Maria, Lavezzi, Lucho Gonzalez ve Zabaleta bir sonraki maçlarda değerlendirilebilir. Form durumlarını çok iyi bilmiyorum ama hepsi de milli takımda oynayacak kalitede. Maradona'nın form durumlarından dolayı kadroya çağırmadığını düşünelim.

Ancak. Her Arjantin kadrosu açıklandığında ısrarla söylediğim gibi Cambiasso ve Higuain yine kesik yemiş. Neden? Dünya'nın en iyi önliberolarından Cambiasso nasıl çağırılmaz? Higuain'i bir daha bu kadar formda yakalayabilir miyiz?

İkisinin de Boca değil de River'da oynamış olmasının etkisi var mıdır acaba?

Yılın Arap Atı: AYABAKAN

Her zaman Arap atlarının içinde en haşmetlisinin Ayabakan olduğunu düşünmüştüm. Tabi benim gördüklerim arasında. Ne Yavuzhan'ı, ne Caş'ı, ne Haberbatur'u ne de Kafkaslı'yı böylesine sevdim. Şimdi bir de Turbo var, ama bir türlü Ayabakan'ın, o görkemli atın yerine düşünemiyorum hiç birini. Çok daha fazla zevk alarak izleyecektik belki yıllar içinde Ayabakan'ı ama bazı şeylerin önüne geçmek zor tabi. İhmalkarlıklar sonucu güzelim at sakatlandı ve hala tedavi sürecinde. Şimdi herkes Turbo'ya alkış tutarken asıl sahibi belki de artık pistlere dönemeyecek. Bunu da hemen değerlendirerek Ayabakan'a 2008 yılının Arap Atı ödülünü vermişler. Zaten bu sene ona vermeseler kime verirlerdi ki! Turbo'ya mı? Hiç sanmıyorum.

Neyse, Ayabakan'ın hak ederek aldığı bu ödülde, sakatlanıncaya kadarki başarısının ne olduğu önem kazanıyor tabiki. Ayabakan (Özgün- Zafire.15), start aldığı 15 yarışta, Çanakkale Zaferi Koşusu, Hatay, Haralar, İstiklal Savaşı, Enternasyonal Malazgirt, Cumhuriyet Koşusu ve TIGEM gibi aralarında önemli grup yarışlarının da yer aldığı 13 birincilik elde etti. Bunun yanında büyük bir hayran kitlesi topladı kendine. Yarışseverlerin adeta kendi atı gibi sahiplendiği bir attı Ayabakan. Şimdi Turbo'nun böylesine büyük başarılarla koşmasına rağmen, yarışseverlerin Ayabakan'ı sahiplendiği gibi Turbo'yu sahiplenmediği aşikar. Ayabakan böyle bir safkandı işte. Kısaca farklıydı Ayabakan! Ne olur bilinmez, seneye döner mi dönmez mi soruları arasında bu ödülü hak ederek almasıydi önemli olan.

Bu ödülün daha önce Özgünhan, Kafkaslı ve İzbatur'a verildiğini de hatırlatmak gerek...

Turbo (20/20)

Yine uzak ara... Hiç şaşırmadınız biliyorum. İlk uzun mesefe koşusu denebilecek yarışta bence rakipsizdi. Kendi kalitesinin altında rakiplere uzak atması kolay oldu. Belki Hayatım zorlar dedim, o da formsuzluğunun zirvesinde ne hikmetse. Turbo'nun bundan sonraki uzun mesafe koşularında gerçek gücünü göstermesi çok önemli. İstanbul'da koşacağı enternasyonel koşulara kadar daha çok uzun mesafe koşarak ciğerlerini açması bence çok olumlu olacaktır. İstanbul'a gelse artık da, biz de biraz daha yakından seyretme fırsatına kavuşsak tekrardan.

**

*video tjk.org.tr'den alınmıştır. İzinsiz kullanılamaz.

21 Mayıs 2009 Perşembe

Skora Göre Yorum Yapmak

Lucescu'nun UEFA kupasını kazanmasıyla ülkemizde, özellikle spor medyasında bir anda küçümsüyoruz, kıymet bilmiyoruz yazıları patlak verdi... Elbette haklı yazılar, eleştiriler var ama ülkemize gelmiş sonra başarılı olmuş teknik direktörlerin hepsini aynı kefeye koyup "Futboldan anladığımızı sanıyoruz ama anlamıyoruz" demek doğru değil...

Örnekleri tek tek incelemek gerekir. Lucesu ile Hiddink bambaşka örneklerdir. Löw ile Gerets birbirinden çok farklıdır. Skibbe, Aragones, Del Bosque, Tigana... Bu liste uzar hatta kimsenin aklına gelmeyen, bahsi geçmeyen onlarca kişiyi de ben ekleyebilirim listeye...

Değerini bilmiyoruz, küçümsüyoruz, hocadan anlamıyoruz değil bu problemin cevabı. Elbette bu işleri de hakkıyla yapmıyoruz. Küçümsediğimiz de oluyor yer yer, değerini bilmediğimiz de. Bence en büyük sorunumuz sabretmiyoruz...

Lucescu, gerçekten değerini bilemediğimiz bir hoca ama Lucescu'nun altına Tigana yazamayız. Tigana Beşiktaş'ta başarılı olamadı. Bence sabredilmeliydi o ayrı. Kendi sistemini oturtuyordu, genç oyunculara önem veriyordu ama bu sistem buna müsade etmiyor. Yıldırım Demirören, hoca seçerken 5 yıllık plan yapmıyor ya da yapamıyor. 2 yıl sonraki başkanlık seçimlerini düşünmek zorunda kalıyor. Bu sebeple sabredemiyor...

Ya da Del Bosque... Gittiğine üzüldüm ama üzülme sebebim Del Bosque'nin iyi olması değil. İyi bir hocayı kaybetmiş olmamız değil. İstikrarı kaybediyor olmamız... Del Bosque'yi küçümsemedi Beşiktaş. Ülkemizde küçümsendi diyenlerin çoğu o dönemde İspanyol hocaya "Yeniköy kasabı" diyenlerdir. Dün arkasından öyle yazıp ya da söyleyip, bugün bilgiç kesilmesin kimse. Skora göre yorum yapmasın...


Küçümsenmişler de var tabi ki. Bence Briegel bu ülkede küçümsenmiş bir hocadır. Sabredilse Beşiktaş ile çok daha başarılı olabilirdi. Ya da Ertuğrul Sağlam. Bu konu açıldığında hemen Mustafa Denizli kıyaslamasına girilmesin. Ertuğrul Sağlam izole edilip değerlendirilsin. Başarısız değildi, kötü değildi ancak tecrübesizdi. Yollanma sebebi Hiddink'ten Skibbe'den farklı değil. Ancak bugün kimse arkasında değil. Hiddink'i listeye koyanlar onu da koysun... Dün herkes Ertuğrul Beşiktaş'tan gitsin dedi. Yarın başarılı olduğunda onu da mı listemize ekleyeceğiz...

Beşiktaş için asıl problem sabretmemedir. Değerini bilmeme ya da küçümseme değildir. Galatasaray ve Fenerbahçe için de durum çok farklı değil...

Galatasaray'da değeri bilinmemiş Lucescu ve Gerets var. Ancak aynı şekilde aşırı değer verilmiş bir Fatih Terim, bir Kalli de var. Ya da sabredilmemiş bir Hagi. Sabredilse Hagi iyi bir hoca olur muydu? Bilemem ama çizdiği profil olmazdı yönünde.

Fenerbahçe'de Holger Osieck'in adını bile okudum bugün. Geçtiğimiz yıl ülkemizde teknik direktörlere ders vermiş. Peki teknik direktörlük kariyeri boyunca ne yaptı. Onu 2 yıl daha takımın başında tutsalardı başkan taşlanırdı.

Löw ve Hiddink. İkisi Lucescu ile alakasız iki örnek. Kariyerlerinin henüz çok başındayken ülkemize gelmişler. Başarılı olmuşlar mı hayır. Gittikten sonra başarılı olmuşlar mı? Yıllar sonra. Löw'ün kıymetini biz bilemedik, Karlsruher de mi bilemedi? Tirol de mi bilemedi ?Wien de mi bilemedi? Benzer biçimde Hiddink gittikten sonra Valencia'da ne yaptı? Madrid de, Betis de ne yaptı? Sonrasında büyük hoca oldu ama o zamanlar değildi. Bilemediğimiz bir kıymeti yoktu...


Bu listeye Luce ve Gerets'in ardından bir tek Zico'yu eklerim. Başkasını değil. Başarılı olmasına rağmen gönderildi. Her üçü de küçümsendi, değeri bilinmedi. Ama geri kalan örneklerin hemen hemen hepsi sabredilmediği için gönderildi...

Bugün, dünü yazmak kolay. Bugünü bugünden yazmalıyız. Ertuğrul yıllar sonra başarılı olduğunda değer bilmedik, gönderdik demesin kimse. Bugün desin. Değerini bilmiyoruz desin...