21 Şubat 2014 Cuma

Manchester United

Güney Kore'de bile ilgi duymanın faydaları. Koreli tasarımcı Sakiroo Choi'den Manchester United. Kızgın ve şaşkın Kırmızı Şeytanlar.

18 Şubat 2014 Salı

Del Piero bırak(mı)yor

Del Piero için Lippi'nin söylediği sözün üzerine çok fazla bir şey eklemeye gerek yok aslında. İtalyan hoca onun için "Del Piero, Juventus'tur" demişti. Haksız da sayılmaz.

Del Piero sevgim bambaşkadır. İlk formam Del Piero formasıydı. Juventus çocukluğumun takımıydı. Küme düşürüldüğünde, gitmeyen "adam"lardandı İtalyan. Çıktığı sezon da efsane kaldığı yerden devam etmişti, ilerleyen yaşına rağmen.

Bir süredir Avustralya'da oynuyor ve arada internette golleriyle karşılaşıyoruz. Büyük kaptanın bu yaz futbolu bırakması bekleniyor. En azından öngörü bu yöndeydi. Hatta Juventus ile Sydney'in Ağustos ayındaki maçı bile planlanmıştı ama Alex henüz kesin bir karar vermediğini söylüyor. Uzak diyarlarda olduğu için izleme şansımız olmuyor ama izlenir bir yerlerde olsaydı, tükenene kadar izlemek isterdim.

16 Şubat 2014 Pazar

Hakemin gölgesinde 3 puan

 
Takımın seri yakalamış olması, tekrarlanan Kasımpaşa maçının 3 puan olarak dönmesi taraftarı da tekrar heyecanlandırmıştı. Hem Bursa maçı oluşu, hem de maçın, yazı aratmayan bir kış sabahında olması stadın tıklım tıklım dolmasını sağlamıştı.

Maç ortada gidiyordu. Beşiktaş topla oynayan taraftı ama pozisyon bulamıyordu. Topa daha az hükmetmesine rağmen daha ciddi pozisyon bulan Bursaspor'du. Bursa'da, Galatasaray maçının farklı skorla bitmesi Daum'u savunmaya itmişti, Beşiktaş ise önce yemeyeyim, bir şekilde atarım havasındaydı.

Sakin giden maçı İlker Meral ve işgüzar hakemi başka bir boyuta taşıdı. Bursaspor'un -bence penaltı- olan pozisyonunu atladı, arkasından Ersan'a eşi benzeri olmayan bir kırmızı çıktı. Takımları şimdi bir kenara bırakalım. Penaltı pozisyonunu yakalayamamasına kızarım ama isyan etmem. Görmemiştir derim. Pozisyona 50 metreden daha kısa mesafede 3 hakem varken görülmemesi de tartışılabilir. Hak veririm.

Kırmızı kart pozisyonunda ise hakemin yeteneğini sorgulayamam. Çünkü olmamış bir şeyi olmuş gibi değerlendiremez. Değerlendirmemek zorunda. Buna hakkı yok. Bu noktada kötü niyetten şüphe ederim. Civelli'nin kötü niyetine profesyonellik diyoruz ne yazık ki. Hadi onu geçelim. Hakemin değerlendirmesine isyan ederim.

Özellikle son zamanlarda hakemler bu kadar tartışılırken, hakemler de biraz dikkatli olmalı, maça konsantre olmalı, kötü niyetli olmamalı.

Maç benim için o am bitti. Öncesinde Atiba'nın gördüğü saçma sarı kart ise gözüme o andan itibaren batmaya başladı.

İkinci yarı 10 kişi kalmış bir takım vardı sahada. Geçen haftadan tecrübeliydi aslında. Biliç doğru olanı yaptı ve savunmayı tuttu. Daum da saldırmaya niyetli değildi zaten. 1 puana üzülmezdi. Almeida'nın ekstradan gelen golü Bursaspor'u biraz ateşlese de oyunu soğutan Beşiktaş puan bırakmadı.

Şampiyonluk konuşmak için ise çok erken.

11 Şubat 2014 Salı

Bugün Veli'yi yazmak için oturdum bilgisayar başına ama kısmet başka konuyaymış. Veli konusunda içimiz rahat, o iki hafta sonra da yazılsa yazı güncelliğini kaybetmiş olmaz.

Çeşit çeşit insanlarız. Çoğu ortamda "Abi sen bizim gibi değilsin, sen gerçekten normalsin" denilen adam benim. Burada yazınca iyi bir şey gibi duruyor ama o kadar iyi mi bilmiyorum. Bilmediğim sadece iyi ya da kötü oluşu değil. Gerçekten normal miyim?

Benimle en uzun süre yaşayan kişi yine benim. Uykuyu çık, günün tamamında kendimi hissediyorum, yaşıyorum. Hayatımda çok fazla beni yoran şey var. Biliyorum ki bunlar kalıntılar. Geçmişte bir yerlerde kalmış, oturmuş ve sonra benim bir parçam olmuş. Bazılarını teşhis edebiliyorum, bazılarını edemiyorum. Kimisinin nereden geldiğini biliyorum, kimini hatırlamıyorum. Kimi çok tanıdık, kimi yabancı.

Bunlar yaşantımı da etkiliyor. Çoğu zaman da olumsuz. Zararım bazen çevremdekilere olsa da, çoğunlukla kendime oluyor. Sanırım başka kalıntılara da sebep oluyor. Ben olan ben değişiyorum.

Nedendir bilmem ayrılıklar hep zor gelir. Evdeki tuzluğu bile atmaya kıyamam. Daha açık ifade etmek gerekirse, Holosko'yu beğenmem ama gitmesine de çok üzülürüm, Fernandes için de geçerli bu, Ersan için de, İsmail için de. Benimsediğimi çıkaramıyorum bünyemden. Bana zararı olsa da, benim ona zararım olsa da.

Özetle Veli iyi topçu. İyi topçu olmasa da severim, topçu olmasa da severim. Hatta topla yakından uzaktan alakası olmasa da... Sevdiğimi de bünyeden çekip atamam.

9 Şubat 2014 Pazar

Giroud'un sözün bittiği yerdeki istatistiği

 
Giroud'nun Liverpool maçı şut istatistiği. Ben susayım, grafik konuşsun.

Eden Hazard

 
Messi ve Ronaldo'nun muazzam performans gösterdiği yıllara tanıklık etmek çok güzel olsa da, bu gülün de bir dikeni olduğunu söylemek gerekir. Bu ikilinin çok fazla ön planda olması arkasındaki yıldızların tadını almamızı biraz da olsa engelliyor.

Mesela İbrahimoviç, Falcao, Ribery, Hazard ve Suarez... Bu örnekler çoğaltılabilir. Ligue 1'i yakından takip edenler Zlatan'a doyuyor mutlaka ya da PSG hastaları. Benzer şekilde EPL severler her hafta Suarez ve Hazard'ın müthiş performansıyla büyüleniyor. Ancak gecesi gündüzü futbol olmayanlar kaymak tabakasının tadını yeterince alamıyor.

Bugün Premier Lig'de Hazard, Suarez, Yaya ve bugün sakatlık problemi yaşayan Kun Agüero bir seviye üstte. Hatta bu listeye savunmacı olmasına rağmen Branislav Ivanoviç'i de ekleyebiliriz. Şu ana kadar müthiş bir sezon geçiriyorlar. Yaya ve Ivanoviç geçiğimiz yıl da üst düzey futbol oynuyordu ama diğer üçü bir seviye daha atladı.

Bu haftayı 3 golle kapatan Hazard'a ise son haftaların formda oyuncusu olması sebebiyle ayrı parantez açmak lazım. Lille'den olaylı şekilde Chelsea'ye gelen Belçikalı bugün artık takımın en büyük yıldızı. Hızı, yeteneği, futbol zekasıyla artık iyi bir kumaşa sahip olmaktan çok öte. Ballon d'Or ödüllerinin yanlı seçimi olmasa adını önümüzdeki yılın Ballon d'Or 11'inde görmemiz sürpriz olmazdı mesela.

Mou sezon başında takımı daha çok Oscar üzerine kurmayı planlasa da bu fikrinden an itibariyle vazgeçmiştir muhtemelen. Eden, performansı ve gelişimiyle birinci sınıf kalitededir.

Belçika'nın müthiş jenerasyonunu izlemek için yaz aylarını bekliyoruz. Bekleyene kadar Hazard'ın tadını çıkarın derim.

8 Şubat 2014 Cumartesi

Biliç & Franco

 
Beşiktaş zorlu Gaziantep deplasmanından 3 puan çıkardı. Gaziantep'in sıralamadaki yerinden ziyade, Sergen Yalçın ile yakaladığı formu referans almak gerekir.

Normalde çok eleştirilen adamın yeri geldiğinde de hakkını vermek gerekir. Biliç sahaya beklenenin aksine Fernandes'siz çıktı. Portekizli'nin yerine Atiba ortasahadaydı. Atiba-Veli-Oğuzhan üçlüsü ortasahayı taşıdı. Hırvat hoca için maç öncesi geçen hafta iyi performans gösteren Fernandes nasıl yedek kalır diyenlerin maç sonrası hakkını teslim etmesini beklerdim.

Biliç, İbrahim Akın, Turgut Doğan Şahin, Sapara gibi yetenekli oyuncuları ortasaha hattında barındıran Gaziantepspor'a karşı daha savunmacı bir orta saha sürmüştü sahaya. Bu şapkadan tavşan çıkarmak değildir ama doğrusunu yapmaktır. En azından maçın sonucu bize bunu söylüyor.

Biliç dünkü kumarı kazandı. Beşiktaş savunması pozisyon görse de orta sahada dirençli kaldı.

Öte yandan Franco için söylenenler de bana samimi gelmiyor. Geçen hafta ilk kez ilk 11 oynarken eleştirilen adam bu hafta iyi performans gösterdiğinde bir anda övgüye nail olmamalı. Daha doğrusu elbette övülmeli ama bu genel bir övgü olmamalı, geneli kapsamamalı. İyi ya da kötü oyuncu şeklinde olmamalı.

Ben Franco'dan umutluyum. Takımın da umutlu olduğunu düşünüyorum. Bu biraz da temenni elbette. İzlediğim üzerine yapmıyorum yorumu, geçmişine dair okuduklarım üzerine kuruyorum yorumumu daha çok.

Biliç çok hata yaptı ve bence bu hatalarının bir kısmından ders almış da değil ama eleştirenler yeri geldiğinde hakkını versin. Franco için bir şeyler söylemek ise şimdilik kolay değil. Ben adamı 2 yıldır izliyorum diyen varsa buyursun çıksın ama 2 maçla kimseyi yorumlayamayız. Yorumlarımız daha çok temenni ağırlıklı olur.

3 Şubat 2014 Pazartesi

Dany Neden İstenmiyor?

 
Ülkemizde üç büyüklerden birbirine çok fazla oyuncu gitmez. Bu aslında sadece bize özgü bir durum da değil açıkçası. Real - Barça arası transfer pek azdır. Benzer şekilde Manchester'da renk değiştiren futbolcu da azdır.

Beşiktaş son yıllarda Galatasaray'dan Berkant, Ahmet Yıldırım, Emre Aşık gibi oyuncuları kadrosuna katmıştı. Fenerbahçe'den aldığı oyuncular ise biraz daha fazla. Sezer, Mustafa Doğan, Ali Güneş, Nobre, Mehmet Yozgatlı, Rüştü aklıma gelenler. Bir de direkt gelmeyip, rötarlı gelenler var: Fahri, Niang, Tayfun Korkut, Murat Şahin, Yusuf Şimşek, Tayfur, Uğur Boral ve Aurelio.

Bu transferlere, bu transfer sezonu içinde Dany de eklendi. Listeye baktığımda büyük resmi net çizemiyorum. Aynı paydada toplayamıyorum bu oyuncuları. Taraftarın arasında hepsine karşı olan da vardır, hepsine kucak açan da. Bunlar biraz da münferit bakış açılarıdır. Genelleme yapacak olursak, rakipten gelen oyuncular hakkında net bir şey söylemekte güçlük yaşıyoruz.

Mesela Dany inanılmaz tepki alırken, geçen sene bu zamanlar takıma katılan Niang böyle bir tepki almadı. Hatta Senegalli oyuncunun gelişine sevinen belki de daha çoktu. Forvet ihtiyacı olduğu için olabilir mi? Elbette ama bugün stoper ihtiyacı olduğunu da görüyoruz.

 Doğrudan gelmediği için olabilir mi? Mesela Rüştü de direkt gelmişti ama böyle bir tepki almamıştı.

İyi olmadığı düşünüldüğünden olabilir mi? Eldeki stoperlere bakınca kötü olduğunu söylemek güç.

Taraftar için bugün Dany'nin yabancı olması sorun değil, iyi ya da kötü olması da temel sorun eğil gibi görünüyor, yaşlı desen yaşlı değil, maliyeti oldukça düşük, çirkin bir adam değil, Aurelio gibi geçmişte Beşiktaş ile problem yaşamadı, görece Nobre gibi rakibinde sembol isim olmadı. Sezer gibi disiplinsiz değil. Değil değil değil... Bunların hiç biri sorun değil. Peki sorun ne?

 Benim hem hissettiğim, hem de gördüğüm kadarıyla temel sorun rakibin kadro boşaltmak için kullandığı bir adamın alınması. Bir başka ifade ile Galatasaray'ın beğenmediği için göndermek istediği futbolcunun alınması. Üstelik bunun hala yarış devam ederken alınması. Bir de Lescott beklentisinin ertesinde.

Bu bir sorun mudur? Bence sorundur. Bunu transfer ederken kesinlikle düşünmüştür yönetim. Ancak taraftarın bu tepkisine rağmen alındı. Dünya'nın her yerine taraftar buna tepki gösterir. Normaldir. Yönetim de tepkiyi ikinci plana atıp, doğru bildiğini yapabilir. Bu da tercihtir.

Bu transfer benim de hoşuma gitmedi. Gitmeme sebebi Dany'nin kendisi değil. Kişisel algılamasın. Tabi biraz "sönük" bir oyuncu olması da etkili olmuştur. Mesela Gaziantepspor'dan değil de, Marsilya'dan gelmiş olsaydı algısı farklı olabilirdi. Ancak teknik olarak doğru bir karar. Hatta çok da tekniğe girmeden söyleyeyim. Sivok hariç, bugün hepsinden daha iyi.

Hepsi bir kenara, gelişmeye açık Franco'yu sahada görmek isterdim.

31 Ocak 2014 Cuma

Zouma ve Jose'nin yarını

 
Chelsea, devre arasında Salah'tan sonra Zouma'yı da renklerine bağladı. Fransız oyuncu, sezon sonuna kadar St Etienne'de oynayacak, önümüzdeki sezon Chelsea'ye gelecek. Madem yıl sonuna kadar takımda kalacak neden acele etti? Muhtemelen Chelsea almasa Manchester United alacaktı, o almasa bir başkası alırdı. Büyük potansiyelli çocuktu ve Mourinho kapattı.

Jose'nin bu iki transferi eleştirilebilir. Henüz net bir forveti olmayan takımın, detaylar üzerinde çalışması ne kadar doğru tartışılır. Bu biraz da Mourinho'nun anlayışını yansıtıyor aslında. Jose, uzun vadeli düşünüyor. Belki Portekizli ile yan yana gelmediğini düşündüğümüz bir söz ama onun daha önce de yaptıkları da bunu gösteriyor. Jose, düşündüğümüz kadar kısa vadeli düşünmüyor.

Bir önceki Chelsea deneyiminde Cech, Essien, Alex, Lass, Obi Mikel, Sahar, Jack Cork, Scott Sinclair, Ryan Bertrand, Mancienne, di Santo ve Stoch  gibi oyuncuları takıma kazandırmıştı. Bunlardan bazıları olmuş oyunculardı ama çoğu henüz 20 yaşında bile değildi. Chelsea'nin yıldız avı yaptığı o dönemlerde bu oyunculardan ne kadar faydalandığı muamma ancak Jose'nin bu oyuncuları alması onun vizyonunun bir parçası.

Bugün hali hazırda Londra ekibinin müthiş bir altyapısı var ve muazzam yetenekleri barındırıyor. Islam Feruz, Chalobah, Davila gibi yetenekler var ve Portekizli avına devam ediyor. 2 yıl sonra Chelsea bugünkünden çok öte bir takım olmaya aday.

Chelsea için yarın her şey daha iyi olabilir, tek sıkıntı Man City de bu yetenekleri sektirmiyor. Arsenal ile özdeşleşen şey, Chelsea ve City'e de bulaşmış görünüyor.

 

26 Ocak 2014 Pazar

Mata Manchester'a ne verebilir?

 
Sir Alex'in vedasından sonra Manchester'da bir duraklama döneminin başlayacağı belliydi. Moyes tercihi en azından bir plan ve programın olduğunun göstergesiydi. Bu plan da daha çok uzun vadeliydi. Tabi burada yönetimin bundan sonraki tutumu kritik. Bundan 30 yıl önce, başarısızlığa rağmen sabredilmişti ama bugün takım da çok başka, devir de.

Yıllarca çok fazla spektaküler transfer yapmamış, daha çok parlamak üzere olan yetenekli isimleri kadrosuna katmış Manchester'ın transfer stratejisini biraz değiştirmesi gerekecek. Zira artık onları parlatacak bir hocaları yok. En azından Moyes'un bunu ne kadar yapıp yapamayacağı şüpheli. Ben bu riski alacaklarını sanmıyorum.

Moyes'un sene başında istediği adamlar gelmiş olsaydı bugünkü tablo nasıl olurdu bilinmez. Baines'in çok aramadı belki ancak Thiago ya da Herrera'nın takımda olması durumunda, takımın daha yukarıda olması mümkündü.

Manchester United, devre arasında Mata transferiyle önümüzdeki yazın sinyallerini verdi. İngiliz medyası ManU'nun Mata kalibresinde 5 adam daha alacağını iddia ediyor. Şaşırtıcı da değil. Savunmanın baştan aşağı değişmesi gerekiyor, Carrick'in yanına adam lazım. Hücuma opsiyon lazım. Rooney'in durumuna göre forvete de adam lazım. Özetle bir değişim lazım ve gelecek de.

Mata transferi ise belki direkt istenen özellikte bir adam değildi ama hücumun çeşitliliği açısından önemli. Klasik Fergie sisteminde Mata tipi kreatif bir kanat oyuncusu yoktur. O daha çok Nani, Young, Giggs ve Valencia gibi kanat oyuncuları ile oynuyordu. Oyun kurucusu göbekte oluyordu. Mata'nın oynayacağı mevkiiye göre Manchester'da bunun değiştiğini söyleyebiliriz.

Bu yılın geri kalan kısmında RVP ve Rooney'in iyileşmesiyle birlikte Mata, Janujaz, RVP ve Rooney dörtlüsü ideal hücum hattı olabilir. Welbeck, Hernandez, Nani ve Young gibi isimler de yedek olacaktır. 3. bölgede oyun kurmakta zorlanan takım için, hücum hattında iki tane (Januzaj ve Mata) oyun kurabilecek oyuncunun varlığı önemli.

Ttransferin maliyetinin de çok yüksek olduğunu düşünmüyorum. Mata'yı geçen sezon takip edenler hatırlayacaktır, İspanyol oyuncu EPL'nin en iyi oyuncularından biriydi. Bu sezon Jose'nin şans vermemesi sebebiyle yüzü biraz unutuldu. Jose, ManU'nun bugünkü durumunu da düşünerek bu transfere izin verdi. Manchester üst sıralarda olsaydı bu transfer gerçekleşmezdi.

Her türlü Mata'nın iyi bir transfer olduğunu düşünüyorum. Manchester'ın adı geçen transferleri yapması durumunda ise önümüzdeki yıl şampiyonluk adayı olabileceğini düşünüyorum. Aksi takdirde en az 1 yıl daha rötar yapar.

28 Kasım 2013 Perşembe

Brezilya formaları hazır

 
Yaza çok var ama her geçen günün bizi Dünya Kupası'na yaklaştırdığını bilmek güzel. Söz konusu Dünya Kupası olunca, onunla ilgili haberlere de duyarsız kalamıyor insan.

Brezilya turnuvada giyeceği formaları tanıttı. Hoş detaylar haricinde bildiğimiz Brezilya. İstisnaları çıkar, 10 yıl öncesinin formasını da koysa kimse yadırgamaz. Bence kötü de değil. Yeniliği severim ama bazı özel şeylerin de sabit kalması güzel oluyor.
 

25 Kasım 2013 Pazartesi

Oğuzhan Özyakup

 
Guti, Sergen, Fernandes gibi oyuncuları izlemek büyük zevk veriyor bana. Bu adamları özellikle çıplak gözle izlemek bir başka güzel. Seyirci geniş açıdan sahanın neresinde, kim boş görebiliyor ama bunu sahada gören, hatta seyircinin göremediğini gören birini izlemek heyecan verici. Guti, topu aldığında 60 metre öteye adrese teslim gönderdiğinde, ben de ruhumu teslim ediyordum her seferinde. Onun kıymetini bilemedik, Sergen’i çok daha uzun süre beyaz forma siyah şort ile izleyebilirdik, Fernandes’in yarını belli değil. En azından şimdilik tadını çıkaralım.
 
Bu kategoriye koyabileceğim bir başka oyuncu da Oğuzhan Özyakup. Oğuzhan’ı sahada görmek bile mutlu etmeye yeter. Üstelik bu yeteneğin henüz kariyerinin başında olduğunu bilmek daha da güzel. Oğuzhan’ın Beşiktaş  için önemi anlatmayla bitmez. Hazırlık paslarından, araya atılan öldürücü paslara; takımın dikine kaleye gitmesinden, oyunun sete dönüştürülmesine kadar özellikle hücum varyasyonlarında ona olan ihtiyacımız büyük. O da şu ana kadar bekleneni verdi. Hatta beklentilerimizi arttırdı.
 
Oğuzhan ligde, en iyi adam eksiltebilen oyunculardan biri. Kıvrak, bileği yumuşak ve topu kendinden çok da uzaklaştırmadan dribling yapıyor. Örneğin Gökhan Töre daha hızlı, daha çabuk ama Oğuzhan kadar kontrollü ilerlemiyor. Oğuzhan ilerlerken topun kontrolüne öncelik veriyor. Töre önceliği top kontrolü ve hız arasında paylaştırıyor. Fernandes ise kontrole fazla önem veriyor. Çalımladığını dönüp bir daha çalımlayabiliyor. Bunu Ozzy daha nadir yapıyor mesela. Bu özelliği takım için en faydalısı.

Bir başka ön plana çıkan özelliği ise ilerlerken arayı iyi görebilmesi. Örneğin Töre depara kalktığında, yanında bomba patlasa dönüp bakmaz. O, kafaya koyduğuna devam eder. Ancak Oğuzhan, ilerlerken çevresi de kontrol ediyor. Tam vuracak derken, koşu yoluna topu bırakıyor. Bir nevi topu koşturarak adam eksiltiyor.
 
Bugünkü Koya Torku maçında da yine sahnede o vardı. Takım onunla daha ritimli oynuyor. Olcay da, Töre de daha efektif olabiliyor. Almeida için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Onu Cristiano bile ritimli hale getiremiyor maalesef. Hareketli oyunu seven kanatlar, onun pasları için alıcılar açık oynuyor. Bu da onları sahada kılıyor. Öte yandan Fernandes’in yükünü de alıyor. Oğuzhan olmadığında orta sahada kreatif adam azlığından yük Portekizlinin omuzlarına biniyor. Onun çalım tutkusu da takımı tembelleştiriyor biraz. Oğuzhan olduğunda, takım daha hızlı çıkıyor hücuma.
 
Motta fena sayılmaz ama daha çok hücuma katkı veren bir sağ bekimiz ve hareketli bir forvetimiz olsa Oğuzhan’ı daha çok konuşurduk.
 
Oğuzhan’ın takım içi diyaloğu da çok iyi. Takımda saygı ve sevgi duyulan biri. Arsenal sayesinde vizyonunun da geniş olduğunu düşünüyorum. Biliç de onun için bir başka şans. Kısacası şartlar onun gelişimi için uygun. Umarım gelişimini sürdürür.
 
Seni Beşiktaş formasıyla izlemek ne güzel… Yüzün hep gülsün çocuk...

12 Kasım 2013 Salı

Avrasya Maratonu'nda AKUT Sizin Hayat Nefesiniz!


“HER ADIM BİR NEFES”

17 Kasım 2013 tarihinde düzenlenecek olan Avrasya Maratonunda AKUT, Adım Adım Oluşumu ile birlikte, “HER ADIM BİR NEFES” sloganı ile koşuyor.

Sadece koşmayan, koşarken başkalarına da yardım etmeyi ilke edinmiş gönüllülerden oluşan Adım Adım, Türkiye’nin ilk yardımseverlik koşu grubudur.

AKUT, Arama Kurtarma Derneği, gönüllülük, karşılıksız yardımseverlik, insan hayatına değer vermek, dürüstlük ve güvenilirlik ilkeleri ile Türkiye’nin yanı sıra, dünyanın büyük afetlerinde de ülkemizi temsil etmiş ve Birleşmiş Milletler’in dünya afetleriyle mücadele gücüne dâhil edilerek Türkiye’nin Birleşmiş Milletler tarafından akredite edilmiş ilk ve tek, gönüllülerden oluşan arama kurtarma ekibi olmuştur. 1996 yılında kurulduğu günden bu yana gerçekleştirdiği 1.434 operasyonda, 1.812 insanın hayatını kurtarmıştır. Yaşamı kutsal ve en değerli olarak kabul eden AKUT gönüllüleri, aynı zamanda 111 operasyonda 225 hayvanın da kurtarılmasını sağlamıştır.

Doğal afetlerde, enkazda, doğada, karda, kışta, gece gündüz demeden zor durumda kalan herkese hatta tüm canlılara yardımcı olan AKUT, Adım Adım’la Avrasya Maratonu’na katılarak zor durumda kalan daha çok yaşama nefes aldırabilmek, daha fazla hayat kurtarabilmek için duyarlı vatandaşlarımızı bağış yapmaya davet ediyor.

“HER ADIM BİR NEFES” sloganı ile koşacak - yürüyecek olan gönüllüler, doğal afetler sonucu binlerce insanımızı yitirdiğimiz felaketlerde AKUT için destek oluşturacaklar. Elde edilecek bağışlar, arama ve kurtarma çalışmalarında kullanılan araçlar, tıbbi ve teknik malzeme gibi önemli operasyonel lojistik ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacaktır.

Siz de, Adım Adım ile AKUT için “HER ADIM BİR NEFES” projesini destekleyin, nice hayatlar kurtarılmasına yardımcı olun, küçük bir destekle bir hayat da siz kurtarın...

Desteğin için gerekli banka hesap detayı:

Banka Havalesi:

AKUT Arama Kurtarma Derneği

Türkiye İş Bankası

Şube : Gayrettepe Şubesi (1080)
Hesap no : 801384
İban no : TR47 0006 4000 0011 0800 8013 84
Kredi Kartı : http://www.akut.org.tr/bagis-yap
Açıklama : AA/AdınızSoyadınız/BağışcıAdSoyadı

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Nice – Fransa 1.gün

 
Üzerinden uzun süre geçse de Nice anlatılmaya değer bir şehir. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Hem turistik tatil olsun, hem de deniz, kum, güneş diyorsanız adres Güney Fransa. Nice de listenin başında.

THY’nin bagajımı İstanbul’da unutmasını ve söz verdiği günden 1 gün sonra göndermesini bir kenara bırakırsak Fransa’nın ilk günü güzel başladı. Eylül sonu olmasına rağmen hava güzeldi. Ulaşım kolaydı ve her şey tatil için elverişliydi.

Place Massena’ya giden yol İstiklal Caddesi’nin az kalabalık olanıydı. Hoş, hemen hemen her şehir hikâyesinde İstiklal Caddesi’ne benzetilen bir yer olur. O olmazsa olmazdır. Ben de bu fırsatı boş geçmeyeyim.

Place Massena öyle aman aman bir meydan değil. Daha doğrusu, çok şehirde görebileceğimiz, sıradan bir günde bir anlamı olmayan bir meydan. Muhtemelen özel günlerde çok daha alımlı ve şaşaalıdır. Benim açımdan en güzel yanı meydanı çevreleyen binalar ve pencerelerdeki çiçeklerdi.

Çiçek demişken Nice’in çiçek pazarlarına da değinmemek olmaz. Rengârenk çiçeklerin süslediği pazardan çiçek olmasa da, tohum almamak olmaz. Olmaz dedim ama ben almadım mesela. Sonra alırım dedim, sonra da unuttum. Çiçek her yerde çiçek nasıl olsa diye de kendimi avuttum.

Pazarın önünden geçtikten sonra yine bir meydana çıkılıyor. Ben gördüğüm geniş yeri meydan diye nitelendirdim ama aslında meydan değil. Geniş bir alan diyelim. Orada Afrika kökenli kardeşlerimiz gönüllerince eğleniyorlardı. Zaten kapı gıcırtısı olsun onlara hemen dans etmeye, ritim tutmaya başlarlar. Çoğunun üstünde yerel kıyafetleri vardı ama belli ki günlük kıyafetin üstüne, şov olun diye giymişlerdi. O beyaz eteğin altında bildiğin kumaş pantolon, kösele ayakkabı vardı.

 
Kardeş türkülerini dinledikten sonra sahile indik. Promenade des Anglais sahil yolu muazzam bir yer. Plajın ucu bucağı görünmüyor. Hatta görebilmek için şatoya çıktık. Evet, biz de çıkarken “vay anasını, şatoya çıkıyoruz” dedik ama hiç de öyle filmlerdeki gibi şato falan değil, bildiğin park alanı. Göçmen kardeşlerin fazlalığı oluşturduğu park alanında annemi gördüm. Bir sürü annemin aynısı kadın vardı orada. Tek farkla, saklama kabındaki kısır değildi.

Parkta ne Pogba’lar, ne Kondogbia’lar yetişiyor. Ergen dersin ama çocuğun boyu maşallah 1.80, fizik desen fit. Saç modeli yaşını ele veriyor tabi. Kenarları 3’e vurulmuş, jilet atılmış, üst taraf horoz ibibiği. Hepsi öyle olduğu için birbirlerini hiç yadırgamıyorlar.

Şehirde dikkatimi çeken bir başka şey de kaktüsler. Bir ömür görmediğim kaktüsü orada gördüm. Daha 10 yıl kaktüs görmesem, bana mısın demem. Kaktüs suyu sevmez diyenin ağzına somuncu küreğiyle vururum artık. Yıllarca bizi yemişler. Nem değeri %99, suyun dibi kaktüs coşmuş. Hatta o kadar büyük kaktüsler vardı ki, “ bilmem kim was here” mealinde onlarca yazı vardı üstünde.

 
Neyse kaktüse karşı bir düşmanlığım yok. Hareketsiz canlıdan çekinmem. Ona bulaşmadıkça, o da sana bulaşmaz nasıl olsa. Ben şehre döneyim. Şehrin en güzel yanlarından biri de dükkânların tabelaları. Bizdeki gibi Pepsi’nin, içi florasanlı plastik tabelasına “Keklikçi Gıda” yazmamış adam. Kendi fontunu, kendi yazı stilini bulmuş karizmasıyla yürümüş. En tırt dükkân bile adam olmuş böylece.

 
Ve antin kuntin adamın seveceği pazar yeri. Pazar deyince hemen aklınıza meyve sebze geldiyse Türk’sünüz. Pazar demeyelim de kitapçı diyelim o zaman, devletine vergisini de ödüyorsa sahaf diyelim. Palais de Justice önündeki alanda yaklaşık 1 saat geçirmişizdir. Dön dolaş bir daha gez. Eski kitap bakmak kadar zevkli bir şey yoktur herhalde. Popüler bir kitap bulsam alacaktım ama bulamadım. Hatıra olsun diye de bilmediğim kitap almadım. Bir de ağırlık anlamında yük tabi. Yük alıyorsan, değecek bir şey alacaksın. Kitap değil ama resim ya da fotoğraf alacaktım ancak tam istediğim gibi bir şey bulamadım. Bu iyiymiş dediklerim de hep çok pahalıydı. En azından beğendiğim şeyin değerli olması, bu konuda zevkli olduğumu gösterir diyerek konuyu değiştiriyorum.

Turistik amaçlı bir yazı olduğu için gecelerine çok fazla yer vermeyeceğim. Ancak Nice özelinde konuşacak olursak, öyle aman aman bir gece hayatı yok. Hatta çoğu yer 12 olmadan kapanıyor. “Baba sen bulamamışsındır” derseniz hak veririm. Nice’in gece hayatını çok araştırmadan gittim, orada da çok fazla kasmadım.

Nice’in birinci günü böyleydi. İkinci gün modern sanatlara doydum. Bir de futbola. Onu da ikinci yazıya saklayalım.

Kediye, Civcive, Bebeğe Gülmüyorsan Aranan İnsansın!



Yavru kedi videolarını komik bulmuyor musunuz? Hapşıran panda videosu gördüğünüzde "Dislike" butonuna basanlardan mısınız? Beğeni seviyeniz yüksek mi? İzlediğiniz videoların izlenme oranlarından etkilenmeyip, dislike verebilir misiniz? Cevabınız evetse, Viplay'in Sahibi sizi arıyor olabilir.

Viplay'i yüksek zevklere hitap eden video içerikleriyle beslemek istediklerini söyleyen Viplay'in Sahibi, geçen hafta kısa bir film ile Viplay ekibinin başına geçecek bir kişiyi işe almak istediğini söyledi. Film çekimi sırasında eğitimli köpeklerini yanından ayırmayan iş adamı, çekim bittikten sonra prodüksiyon ekibine binayı terk etmeleri için 10 saniye tanıdı ve üzerlerine köpeklerini saldı :)



Alınacak kişiye rüya gibi bir teklif ve ayrıcalıklı bir hayat sunulacağından bahseden filmi izlemek ve başvurmak isteyenlere: http://bit.ly/16SrOaF

Bir bumads advertorial içeriğidir.