21 Şubat 2014 Cuma
18 Şubat 2014 Salı
Del Piero bırak(mı)yor
Del Piero için Lippi'nin söylediği sözün üzerine çok fazla bir şey eklemeye gerek yok aslında. İtalyan hoca onun için "Del Piero, Juventus'tur" demişti. Haksız da sayılmaz.
Del Piero sevgim bambaşkadır. İlk formam Del Piero formasıydı. Juventus çocukluğumun takımıydı. Küme düşürüldüğünde, gitmeyen "adam"lardandı İtalyan. Çıktığı sezon da efsane kaldığı yerden devam etmişti, ilerleyen yaşına rağmen.
Bir süredir Avustralya'da oynuyor ve arada internette golleriyle karşılaşıyoruz. Büyük kaptanın bu yaz futbolu bırakması bekleniyor. En azından öngörü bu yöndeydi. Hatta Juventus ile Sydney'in Ağustos ayındaki maçı bile planlanmıştı ama Alex henüz kesin bir karar vermediğini söylüyor. Uzak diyarlarda olduğu için izleme şansımız olmuyor ama izlenir bir yerlerde olsaydı, tükenene kadar izlemek isterdim.
Del Piero sevgim bambaşkadır. İlk formam Del Piero formasıydı. Juventus çocukluğumun takımıydı. Küme düşürüldüğünde, gitmeyen "adam"lardandı İtalyan. Çıktığı sezon da efsane kaldığı yerden devam etmişti, ilerleyen yaşına rağmen.
Bir süredir Avustralya'da oynuyor ve arada internette golleriyle karşılaşıyoruz. Büyük kaptanın bu yaz futbolu bırakması bekleniyor. En azından öngörü bu yöndeydi. Hatta Juventus ile Sydney'in Ağustos ayındaki maçı bile planlanmıştı ama Alex henüz kesin bir karar vermediğini söylüyor. Uzak diyarlarda olduğu için izleme şansımız olmuyor ama izlenir bir yerlerde olsaydı, tükenene kadar izlemek isterdim.
16 Şubat 2014 Pazar
Hakemin gölgesinde 3 puan
Maç ortada gidiyordu. Beşiktaş topla oynayan taraftı ama pozisyon bulamıyordu. Topa daha az hükmetmesine rağmen daha ciddi pozisyon bulan Bursaspor'du. Bursa'da, Galatasaray maçının farklı skorla bitmesi Daum'u savunmaya itmişti, Beşiktaş ise önce yemeyeyim, bir şekilde atarım havasındaydı.
Sakin giden maçı İlker Meral ve işgüzar hakemi başka bir boyuta taşıdı. Bursaspor'un -bence penaltı- olan pozisyonunu atladı, arkasından Ersan'a eşi benzeri olmayan bir kırmızı çıktı. Takımları şimdi bir kenara bırakalım. Penaltı pozisyonunu yakalayamamasına kızarım ama isyan etmem. Görmemiştir derim. Pozisyona 50 metreden daha kısa mesafede 3 hakem varken görülmemesi de tartışılabilir. Hak veririm.
Kırmızı kart pozisyonunda ise hakemin yeteneğini sorgulayamam. Çünkü olmamış bir şeyi olmuş gibi değerlendiremez. Değerlendirmemek zorunda. Buna hakkı yok. Bu noktada kötü niyetten şüphe ederim. Civelli'nin kötü niyetine profesyonellik diyoruz ne yazık ki. Hadi onu geçelim. Hakemin değerlendirmesine isyan ederim.
Özellikle son zamanlarda hakemler bu kadar tartışılırken, hakemler de biraz dikkatli olmalı, maça konsantre olmalı, kötü niyetli olmamalı.
Maç benim için o am bitti. Öncesinde Atiba'nın gördüğü saçma sarı kart ise gözüme o andan itibaren batmaya başladı.
İkinci yarı 10 kişi kalmış bir takım vardı sahada. Geçen haftadan tecrübeliydi aslında. Biliç doğru olanı yaptı ve savunmayı tuttu. Daum da saldırmaya niyetli değildi zaten. 1 puana üzülmezdi. Almeida'nın ekstradan gelen golü Bursaspor'u biraz ateşlese de oyunu soğutan Beşiktaş puan bırakmadı.
Şampiyonluk konuşmak için ise çok erken.
11 Şubat 2014 Salı
Bugün Veli'yi yazmak için oturdum bilgisayar başına ama kısmet başka konuyaymış. Veli konusunda içimiz rahat, o iki hafta sonra da yazılsa yazı güncelliğini kaybetmiş olmaz.
Çeşit çeşit insanlarız. Çoğu ortamda "Abi sen bizim gibi değilsin, sen gerçekten normalsin" denilen adam benim. Burada yazınca iyi bir şey gibi duruyor ama o kadar iyi mi bilmiyorum. Bilmediğim sadece iyi ya da kötü oluşu değil. Gerçekten normal miyim?
Benimle en uzun süre yaşayan kişi yine benim. Uykuyu çık, günün tamamında kendimi hissediyorum, yaşıyorum. Hayatımda çok fazla beni yoran şey var. Biliyorum ki bunlar kalıntılar. Geçmişte bir yerlerde kalmış, oturmuş ve sonra benim bir parçam olmuş. Bazılarını teşhis edebiliyorum, bazılarını edemiyorum. Kimisinin nereden geldiğini biliyorum, kimini hatırlamıyorum. Kimi çok tanıdık, kimi yabancı.
Bunlar yaşantımı da etkiliyor. Çoğu zaman da olumsuz. Zararım bazen çevremdekilere olsa da, çoğunlukla kendime oluyor. Sanırım başka kalıntılara da sebep oluyor. Ben olan ben değişiyorum.
Nedendir bilmem ayrılıklar hep zor gelir. Evdeki tuzluğu bile atmaya kıyamam. Daha açık ifade etmek gerekirse, Holosko'yu beğenmem ama gitmesine de çok üzülürüm, Fernandes için de geçerli bu, Ersan için de, İsmail için de. Benimsediğimi çıkaramıyorum bünyemden. Bana zararı olsa da, benim ona zararım olsa da.
Özetle Veli iyi topçu. İyi topçu olmasa da severim, topçu olmasa da severim. Hatta topla yakından uzaktan alakası olmasa da... Sevdiğimi de bünyeden çekip atamam.
Çeşit çeşit insanlarız. Çoğu ortamda "Abi sen bizim gibi değilsin, sen gerçekten normalsin" denilen adam benim. Burada yazınca iyi bir şey gibi duruyor ama o kadar iyi mi bilmiyorum. Bilmediğim sadece iyi ya da kötü oluşu değil. Gerçekten normal miyim?
Benimle en uzun süre yaşayan kişi yine benim. Uykuyu çık, günün tamamında kendimi hissediyorum, yaşıyorum. Hayatımda çok fazla beni yoran şey var. Biliyorum ki bunlar kalıntılar. Geçmişte bir yerlerde kalmış, oturmuş ve sonra benim bir parçam olmuş. Bazılarını teşhis edebiliyorum, bazılarını edemiyorum. Kimisinin nereden geldiğini biliyorum, kimini hatırlamıyorum. Kimi çok tanıdık, kimi yabancı.
Bunlar yaşantımı da etkiliyor. Çoğu zaman da olumsuz. Zararım bazen çevremdekilere olsa da, çoğunlukla kendime oluyor. Sanırım başka kalıntılara da sebep oluyor. Ben olan ben değişiyorum.
Nedendir bilmem ayrılıklar hep zor gelir. Evdeki tuzluğu bile atmaya kıyamam. Daha açık ifade etmek gerekirse, Holosko'yu beğenmem ama gitmesine de çok üzülürüm, Fernandes için de geçerli bu, Ersan için de, İsmail için de. Benimsediğimi çıkaramıyorum bünyemden. Bana zararı olsa da, benim ona zararım olsa da.
Özetle Veli iyi topçu. İyi topçu olmasa da severim, topçu olmasa da severim. Hatta topla yakından uzaktan alakası olmasa da... Sevdiğimi de bünyeden çekip atamam.
9 Şubat 2014 Pazar
Eden Hazard
Mesela İbrahimoviç, Falcao, Ribery, Hazard ve Suarez... Bu örnekler çoğaltılabilir. Ligue 1'i yakından takip edenler Zlatan'a doyuyor mutlaka ya da PSG hastaları. Benzer şekilde EPL severler her hafta Suarez ve Hazard'ın müthiş performansıyla büyüleniyor. Ancak gecesi gündüzü futbol olmayanlar kaymak tabakasının tadını yeterince alamıyor.
Bugün Premier Lig'de Hazard, Suarez, Yaya ve bugün sakatlık problemi yaşayan Kun Agüero bir seviye üstte. Hatta bu listeye savunmacı olmasına rağmen Branislav Ivanoviç'i de ekleyebiliriz. Şu ana kadar müthiş bir sezon geçiriyorlar. Yaya ve Ivanoviç geçiğimiz yıl da üst düzey futbol oynuyordu ama diğer üçü bir seviye daha atladı.
Bu haftayı 3 golle kapatan Hazard'a ise son haftaların formda oyuncusu olması sebebiyle ayrı parantez açmak lazım. Lille'den olaylı şekilde Chelsea'ye gelen Belçikalı bugün artık takımın en büyük yıldızı. Hızı, yeteneği, futbol zekasıyla artık iyi bir kumaşa sahip olmaktan çok öte. Ballon d'Or ödüllerinin yanlı seçimi olmasa adını önümüzdeki yılın Ballon d'Or 11'inde görmemiz sürpriz olmazdı mesela.
Mou sezon başında takımı daha çok Oscar üzerine kurmayı planlasa da bu fikrinden an itibariyle vazgeçmiştir muhtemelen. Eden, performansı ve gelişimiyle birinci sınıf kalitededir.
Belçika'nın müthiş jenerasyonunu izlemek için yaz aylarını bekliyoruz. Bekleyene kadar Hazard'ın tadını çıkarın derim.
8 Şubat 2014 Cumartesi
Biliç & Franco
Normalde çok eleştirilen adamın yeri geldiğinde de hakkını vermek gerekir. Biliç sahaya beklenenin aksine Fernandes'siz çıktı. Portekizli'nin yerine Atiba ortasahadaydı. Atiba-Veli-Oğuzhan üçlüsü ortasahayı taşıdı. Hırvat hoca için maç öncesi geçen hafta iyi performans gösteren Fernandes nasıl yedek kalır diyenlerin maç sonrası hakkını teslim etmesini beklerdim.
Biliç, İbrahim Akın, Turgut Doğan Şahin, Sapara gibi yetenekli oyuncuları ortasaha hattında barındıran Gaziantepspor'a karşı daha savunmacı bir orta saha sürmüştü sahaya. Bu şapkadan tavşan çıkarmak değildir ama doğrusunu yapmaktır. En azından maçın sonucu bize bunu söylüyor.
Biliç dünkü kumarı kazandı. Beşiktaş savunması pozisyon görse de orta sahada dirençli kaldı.
Öte yandan Franco için söylenenler de bana samimi gelmiyor. Geçen hafta ilk kez ilk 11 oynarken eleştirilen adam bu hafta iyi performans gösterdiğinde bir anda övgüye nail olmamalı. Daha doğrusu elbette övülmeli ama bu genel bir övgü olmamalı, geneli kapsamamalı. İyi ya da kötü oyuncu şeklinde olmamalı.
Ben Franco'dan umutluyum. Takımın da umutlu olduğunu düşünüyorum. Bu biraz da temenni elbette. İzlediğim üzerine yapmıyorum yorumu, geçmişine dair okuduklarım üzerine kuruyorum yorumumu daha çok.
Biliç çok hata yaptı ve bence bu hatalarının bir kısmından ders almış da değil ama eleştirenler yeri geldiğinde hakkını versin. Franco için bir şeyler söylemek ise şimdilik kolay değil. Ben adamı 2 yıldır izliyorum diyen varsa buyursun çıksın ama 2 maçla kimseyi yorumlayamayız. Yorumlarımız daha çok temenni ağırlıklı olur.
3 Şubat 2014 Pazartesi
Dany Neden İstenmiyor?
Beşiktaş son yıllarda Galatasaray'dan Berkant, Ahmet Yıldırım, Emre Aşık gibi oyuncuları kadrosuna katmıştı. Fenerbahçe'den aldığı oyuncular ise biraz daha fazla. Sezer, Mustafa Doğan, Ali Güneş, Nobre, Mehmet Yozgatlı, Rüştü aklıma gelenler. Bir de direkt gelmeyip, rötarlı gelenler var: Fahri, Niang, Tayfun Korkut, Murat Şahin, Yusuf Şimşek, Tayfur, Uğur Boral ve Aurelio.
Bu transferlere, bu transfer sezonu içinde Dany de eklendi. Listeye baktığımda büyük resmi net çizemiyorum. Aynı paydada toplayamıyorum bu oyuncuları. Taraftarın arasında hepsine karşı olan da vardır, hepsine kucak açan da. Bunlar biraz da münferit bakış açılarıdır. Genelleme yapacak olursak, rakipten gelen oyuncular hakkında net bir şey söylemekte güçlük yaşıyoruz.
Mesela Dany inanılmaz tepki alırken, geçen sene bu zamanlar takıma katılan Niang böyle bir tepki almadı. Hatta Senegalli oyuncunun gelişine sevinen belki de daha çoktu. Forvet ihtiyacı olduğu için olabilir mi? Elbette ama bugün stoper ihtiyacı olduğunu da görüyoruz.
Doğrudan gelmediği için olabilir mi? Mesela Rüştü de direkt gelmişti ama böyle bir tepki almamıştı.
İyi olmadığı düşünüldüğünden olabilir mi? Eldeki stoperlere bakınca kötü olduğunu söylemek güç.
Taraftar için bugün Dany'nin yabancı olması sorun değil, iyi ya da kötü olması da temel sorun eğil gibi görünüyor, yaşlı desen yaşlı değil, maliyeti oldukça düşük, çirkin bir adam değil, Aurelio gibi geçmişte Beşiktaş ile problem yaşamadı, görece Nobre gibi rakibinde sembol isim olmadı. Sezer gibi disiplinsiz değil. Değil değil değil... Bunların hiç biri sorun değil. Peki sorun ne?
Benim hem hissettiğim, hem de gördüğüm kadarıyla temel sorun rakibin kadro boşaltmak için kullandığı bir adamın alınması. Bir başka ifade ile Galatasaray'ın beğenmediği için göndermek istediği futbolcunun alınması. Üstelik bunun hala yarış devam ederken alınması. Bir de Lescott beklentisinin ertesinde.
Bu bir sorun mudur? Bence sorundur. Bunu transfer ederken kesinlikle düşünmüştür yönetim. Ancak taraftarın bu tepkisine rağmen alındı. Dünya'nın her yerine taraftar buna tepki gösterir. Normaldir. Yönetim de tepkiyi ikinci plana atıp, doğru bildiğini yapabilir. Bu da tercihtir.
Bu transfer benim de hoşuma gitmedi. Gitmeme sebebi Dany'nin kendisi değil. Kişisel algılamasın. Tabi biraz "sönük" bir oyuncu olması da etkili olmuştur. Mesela Gaziantepspor'dan değil de, Marsilya'dan gelmiş olsaydı algısı farklı olabilirdi. Ancak teknik olarak doğru bir karar. Hatta çok da tekniğe girmeden söyleyeyim. Sivok hariç, bugün hepsinden daha iyi.
Hepsi bir kenara, gelişmeye açık Franco'yu sahada görmek isterdim.
31 Ocak 2014 Cuma
Zouma ve Jose'nin yarını
Jose'nin bu iki transferi eleştirilebilir. Henüz net bir forveti olmayan takımın, detaylar üzerinde çalışması ne kadar doğru tartışılır. Bu biraz da Mourinho'nun anlayışını yansıtıyor aslında. Jose, uzun vadeli düşünüyor. Belki Portekizli ile yan yana gelmediğini düşündüğümüz bir söz ama onun daha önce de yaptıkları da bunu gösteriyor. Jose, düşündüğümüz kadar kısa vadeli düşünmüyor.
Bir önceki Chelsea deneyiminde Cech, Essien, Alex, Lass, Obi Mikel, Sahar, Jack Cork, Scott Sinclair, Ryan Bertrand, Mancienne, di Santo ve Stoch gibi oyuncuları takıma kazandırmıştı. Bunlardan bazıları olmuş oyunculardı ama çoğu henüz 20 yaşında bile değildi. Chelsea'nin yıldız avı yaptığı o dönemlerde bu oyunculardan ne kadar faydalandığı muamma ancak Jose'nin bu oyuncuları alması onun vizyonunun bir parçası.
Bugün hali hazırda Londra ekibinin müthiş bir altyapısı var ve muazzam yetenekleri barındırıyor. Islam Feruz, Chalobah, Davila gibi yetenekler var ve Portekizli avına devam ediyor. 2 yıl sonra Chelsea bugünkünden çok öte bir takım olmaya aday.
Chelsea için yarın her şey daha iyi olabilir, tek sıkıntı Man City de bu yetenekleri sektirmiyor. Arsenal ile özdeşleşen şey, Chelsea ve City'e de bulaşmış görünüyor.
26 Ocak 2014 Pazar
Mata Manchester'a ne verebilir?
Yıllarca çok fazla spektaküler transfer yapmamış, daha çok parlamak üzere olan yetenekli isimleri kadrosuna katmış Manchester'ın transfer stratejisini biraz değiştirmesi gerekecek. Zira artık onları parlatacak bir hocaları yok. En azından Moyes'un bunu ne kadar yapıp yapamayacağı şüpheli. Ben bu riski alacaklarını sanmıyorum.
Moyes'un sene başında istediği adamlar gelmiş olsaydı bugünkü tablo nasıl olurdu bilinmez. Baines'in çok aramadı belki ancak Thiago ya da Herrera'nın takımda olması durumunda, takımın daha yukarıda olması mümkündü.
Manchester United, devre arasında Mata transferiyle önümüzdeki yazın sinyallerini verdi. İngiliz medyası ManU'nun Mata kalibresinde 5 adam daha alacağını iddia ediyor. Şaşırtıcı da değil. Savunmanın baştan aşağı değişmesi gerekiyor, Carrick'in yanına adam lazım. Hücuma opsiyon lazım. Rooney'in durumuna göre forvete de adam lazım. Özetle bir değişim lazım ve gelecek de.
Mata transferi ise belki direkt istenen özellikte bir adam değildi ama hücumun çeşitliliği açısından önemli. Klasik Fergie sisteminde Mata tipi kreatif bir kanat oyuncusu yoktur. O daha çok Nani, Young, Giggs ve Valencia gibi kanat oyuncuları ile oynuyordu. Oyun kurucusu göbekte oluyordu. Mata'nın oynayacağı mevkiiye göre Manchester'da bunun değiştiğini söyleyebiliriz.
Bu yılın geri kalan kısmında RVP ve Rooney'in iyileşmesiyle birlikte Mata, Janujaz, RVP ve Rooney dörtlüsü ideal hücum hattı olabilir. Welbeck, Hernandez, Nani ve Young gibi isimler de yedek olacaktır. 3. bölgede oyun kurmakta zorlanan takım için, hücum hattında iki tane (Januzaj ve Mata) oyun kurabilecek oyuncunun varlığı önemli.
Ttransferin maliyetinin de çok yüksek olduğunu düşünmüyorum. Mata'yı geçen sezon takip edenler hatırlayacaktır, İspanyol oyuncu EPL'nin en iyi oyuncularından biriydi. Bu sezon Jose'nin şans vermemesi sebebiyle yüzü biraz unutuldu. Jose, ManU'nun bugünkü durumunu da düşünerek bu transfere izin verdi. Manchester üst sıralarda olsaydı bu transfer gerçekleşmezdi.
Her türlü Mata'nın iyi bir transfer olduğunu düşünüyorum. Manchester'ın adı geçen transferleri yapması durumunda ise önümüzdeki yıl şampiyonluk adayı olabileceğini düşünüyorum. Aksi takdirde en az 1 yıl daha rötar yapar.
28 Kasım 2013 Perşembe
Brezilya formaları hazır
Brezilya turnuvada giyeceği formaları tanıttı. Hoş detaylar haricinde bildiğimiz Brezilya. İstisnaları çıkar, 10 yıl öncesinin formasını da koysa kimse yadırgamaz. Bence kötü de değil. Yeniliği severim ama bazı özel şeylerin de sabit kalması güzel oluyor.
25 Kasım 2013 Pazartesi
Oğuzhan Özyakup
Bir başka ön plana çıkan özelliği ise ilerlerken arayı iyi görebilmesi. Örneğin Töre depara kalktığında, yanında bomba patlasa dönüp bakmaz. O, kafaya koyduğuna devam eder. Ancak Oğuzhan, ilerlerken çevresi de kontrol ediyor. Tam vuracak derken, koşu yoluna topu bırakıyor. Bir nevi topu koşturarak adam eksiltiyor.
12 Kasım 2013 Salı
Avrasya Maratonu'nda AKUT Sizin Hayat Nefesiniz!
“HER ADIM BİR NEFES”
17 Kasım 2013 tarihinde düzenlenecek olan Avrasya Maratonunda AKUT, Adım Adım Oluşumu ile birlikte, “HER ADIM BİR NEFES” sloganı ile koşuyor.
Sadece koşmayan, koşarken başkalarına da yardım etmeyi ilke edinmiş gönüllülerden oluşan Adım Adım, Türkiye’nin ilk yardımseverlik koşu grubudur.
AKUT, Arama Kurtarma Derneği, gönüllülük, karşılıksız yardımseverlik, insan hayatına değer vermek, dürüstlük ve güvenilirlik ilkeleri ile Türkiye’nin yanı sıra, dünyanın büyük afetlerinde de ülkemizi temsil etmiş ve Birleşmiş Milletler’in dünya afetleriyle mücadele gücüne dâhil edilerek Türkiye’nin Birleşmiş Milletler tarafından akredite edilmiş ilk ve tek, gönüllülerden oluşan arama kurtarma ekibi olmuştur. 1996 yılında kurulduğu günden bu yana gerçekleştirdiği 1.434 operasyonda, 1.812 insanın hayatını kurtarmıştır. Yaşamı kutsal ve en değerli olarak kabul eden AKUT gönüllüleri, aynı zamanda 111 operasyonda 225 hayvanın da kurtarılmasını sağlamıştır.
Doğal afetlerde, enkazda, doğada, karda, kışta, gece gündüz demeden zor durumda kalan herkese hatta tüm canlılara yardımcı olan AKUT, Adım Adım’la Avrasya Maratonu’na katılarak zor durumda kalan daha çok yaşama nefes aldırabilmek, daha fazla hayat kurtarabilmek için duyarlı vatandaşlarımızı bağış yapmaya davet ediyor.
“HER ADIM BİR NEFES” sloganı ile koşacak - yürüyecek olan gönüllüler, doğal afetler sonucu binlerce insanımızı yitirdiğimiz felaketlerde AKUT için destek oluşturacaklar. Elde edilecek bağışlar, arama ve kurtarma çalışmalarında kullanılan araçlar, tıbbi ve teknik malzeme gibi önemli operasyonel lojistik ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacaktır.
Siz de, Adım Adım ile AKUT için “HER ADIM BİR NEFES” projesini destekleyin, nice hayatlar kurtarılmasına yardımcı olun, küçük bir destekle bir hayat da siz kurtarın...
Desteğin için gerekli banka hesap detayı:
Banka Havalesi:
AKUT Arama Kurtarma Derneği
Türkiye İş Bankası
Şube : Gayrettepe Şubesi (1080)
Hesap no : 801384
İban no : TR47 0006 4000 0011 0800 8013 84
Kredi Kartı : http://www.akut.org.tr/bagis-yap
Açıklama : AA/AdınızSoyadınız/BağışcıAdSoyadı
Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.
6 Kasım 2013 Çarşamba
Nice – Fransa 1.gün
THY’nin bagajımı İstanbul’da unutmasını ve söz verdiği
günden 1 gün sonra göndermesini bir kenara bırakırsak Fransa’nın ilk günü güzel
başladı. Eylül sonu olmasına rağmen hava güzeldi. Ulaşım kolaydı ve her şey
tatil için elverişliydi.
Place Massena’ya giden yol İstiklal Caddesi’nin az kalabalık
olanıydı. Hoş, hemen hemen her şehir hikâyesinde İstiklal Caddesi’ne benzetilen
bir yer olur. O olmazsa olmazdır. Ben de bu fırsatı boş geçmeyeyim.
Place Massena öyle aman aman bir meydan değil. Daha doğrusu,
çok şehirde görebileceğimiz, sıradan bir günde bir anlamı olmayan bir meydan.
Muhtemelen özel günlerde çok daha alımlı ve şaşaalıdır. Benim açımdan en güzel
yanı meydanı çevreleyen binalar ve pencerelerdeki çiçeklerdi.
Çiçek demişken Nice’in çiçek pazarlarına da değinmemek
olmaz. Rengârenk çiçeklerin süslediği pazardan çiçek olmasa da, tohum almamak
olmaz. Olmaz dedim ama ben almadım mesela. Sonra alırım dedim, sonra da
unuttum. Çiçek her yerde çiçek nasıl olsa diye de kendimi avuttum.
Pazarın önünden geçtikten sonra yine bir meydana çıkılıyor.
Ben gördüğüm geniş yeri meydan diye nitelendirdim ama aslında meydan değil.
Geniş bir alan diyelim. Orada Afrika kökenli kardeşlerimiz gönüllerince
eğleniyorlardı. Zaten kapı gıcırtısı olsun onlara hemen dans etmeye, ritim
tutmaya başlarlar. Çoğunun üstünde yerel kıyafetleri vardı ama belli ki günlük
kıyafetin üstüne, şov olun diye giymişlerdi. O beyaz eteğin altında bildiğin
kumaş pantolon, kösele ayakkabı vardı.
Kardeş türkülerini dinledikten sonra sahile indik. Promenade
des Anglais sahil yolu muazzam bir yer. Plajın ucu bucağı görünmüyor. Hatta
görebilmek için şatoya çıktık. Evet, biz de çıkarken “vay anasını, şatoya
çıkıyoruz” dedik ama hiç de öyle filmlerdeki gibi şato falan değil, bildiğin
park alanı. Göçmen kardeşlerin fazlalığı oluşturduğu park alanında annemi
gördüm. Bir sürü annemin aynısı kadın vardı orada. Tek farkla, saklama
kabındaki kısır değildi.
Parkta ne Pogba’lar, ne Kondogbia’lar yetişiyor. Ergen
dersin ama çocuğun boyu maşallah 1.80, fizik desen fit. Saç modeli yaşını ele
veriyor tabi. Kenarları 3’e vurulmuş, jilet atılmış, üst taraf horoz ibibiği.
Hepsi öyle olduğu için birbirlerini hiç yadırgamıyorlar.
Şehirde dikkatimi çeken bir başka şey de kaktüsler. Bir ömür
görmediğim kaktüsü orada gördüm. Daha 10 yıl kaktüs görmesem, bana mısın demem.
Kaktüs suyu sevmez diyenin ağzına somuncu küreğiyle vururum artık. Yıllarca
bizi yemişler. Nem değeri %99, suyun dibi kaktüs coşmuş. Hatta o kadar büyük
kaktüsler vardı ki, “ bilmem kim was here” mealinde onlarca yazı vardı üstünde.
Neyse kaktüse karşı bir düşmanlığım yok. Hareketsiz canlıdan
çekinmem. Ona bulaşmadıkça, o da sana bulaşmaz nasıl olsa. Ben şehre döneyim.
Şehrin en güzel yanlarından biri de dükkânların tabelaları. Bizdeki gibi Pepsi’nin,
içi florasanlı plastik tabelasına “Keklikçi Gıda” yazmamış adam. Kendi fontunu,
kendi yazı stilini bulmuş karizmasıyla yürümüş. En tırt dükkân bile adam olmuş
böylece.
Ve antin kuntin adamın seveceği pazar yeri. Pazar deyince
hemen aklınıza meyve sebze geldiyse Türk’sünüz. Pazar demeyelim de kitapçı
diyelim o zaman, devletine vergisini de ödüyorsa sahaf diyelim. Palais de
Justice önündeki alanda yaklaşık 1 saat geçirmişizdir. Dön dolaş bir daha gez.
Eski kitap bakmak kadar zevkli bir şey yoktur herhalde. Popüler bir kitap bulsam
alacaktım ama bulamadım. Hatıra olsun diye de bilmediğim kitap almadım. Bir de
ağırlık anlamında yük tabi. Yük alıyorsan, değecek bir şey alacaksın. Kitap
değil ama resim ya da fotoğraf alacaktım ancak tam istediğim gibi bir şey
bulamadım. Bu iyiymiş dediklerim de hep çok pahalıydı. En azından beğendiğim
şeyin değerli olması, bu konuda zevkli olduğumu gösterir diyerek konuyu
değiştiriyorum.
Turistik amaçlı bir yazı olduğu için gecelerine çok fazla
yer vermeyeceğim. Ancak Nice özelinde konuşacak olursak, öyle aman aman bir
gece hayatı yok. Hatta çoğu yer 12 olmadan kapanıyor. “Baba sen bulamamışsındır”
derseniz hak veririm. Nice’in gece hayatını çok araştırmadan gittim, orada da
çok fazla kasmadım.
Nice’in birinci günü böyleydi. İkinci gün modern sanatlara
doydum. Bir de futbola. Onu da ikinci yazıya saklayalım.
Kediye, Civcive, Bebeğe Gülmüyorsan Aranan İnsansın!
Yavru kedi videolarını komik bulmuyor musunuz? Hapşıran panda videosu gördüğünüzde "Dislike" butonuna basanlardan mısınız? Beğeni seviyeniz yüksek mi? İzlediğiniz videoların izlenme oranlarından etkilenmeyip, dislike verebilir misiniz? Cevabınız evetse, Viplay'in Sahibi sizi arıyor olabilir.
Viplay'i yüksek zevklere hitap eden video içerikleriyle beslemek istediklerini söyleyen Viplay'in Sahibi, geçen hafta kısa bir film ile Viplay ekibinin başına geçecek bir kişiyi işe almak istediğini söyledi. Film çekimi sırasında eğitimli köpeklerini yanından ayırmayan iş adamı, çekim bittikten sonra prodüksiyon ekibine binayı terk etmeleri için 10 saniye tanıdı ve üzerlerine köpeklerini saldı :)
Alınacak kişiye rüya gibi bir teklif ve ayrıcalıklı bir hayat sunulacağından bahseden filmi izlemek ve başvurmak isteyenlere: http://bit.ly/16SrOaF
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












