9 Mayıs 2012 Çarşamba
Fikstür Karmaşası
Önümüzde 2012 Avrupa Şampiyonası var ve ilk günden son güne kadar hangi gün, nerede, saat kaçta kimin maç yapacağı bellidir. Bu üstelik turnuvaya 1 ay kala da kesinleşmedi. Aylar öncesinden herkes biliyordu. Bu sadece UEFA'nın düzenledği turnuvalar için geçerli değil. FIFA'nın organize ettiği Dünya Kupası'nda da durum böyledir. FA'in organize ettiği İngiltere Premier Lig'de de.
Peki bizde durum nedir? Bizde durumun özetini geçen hafta Lig TV'de izledik. Zaten rezalet olduğunu biliyorduk da, pazar günkü "o an" ile tekrar şahitlik ettik. Şenol Güneş, Beşiktaş maçının cuma günü oynanacağını canlı yayında öğrendi. İlk tepkisi de enfesti: "Neden cuma? Cuma namazı var diye mi?"
Benim iki tane sorum var. Birisi neden cuma olacak ama asıl sorum neden adam bunu pazar öğreniyor? Bu neden önceden planlanmıyor? Bu adam tüm programı buna göre yapmayacak mı? Bu umursamazlık da neyin nesi? Birisi şu fikstürle ilgilensin Allah aşkına!
İkinci sorum da neden cuma? Eyvallah şampiyonluk maçını cumartesiye koymak mantıklı. Bence de cumartesi olmalı. Bırakın şampiyonluğu ertesi gün tatil olacak şekilde doya doya kutlasın şampiyon. Peki Beşiktaş - Trabzonspor maçı neden oynanıyor? UEFA Avrupa Ligi için. Bursaspor, Avrupa Ligi grubunu lider bitirirse ne olacak? Şampiyonluk grubunun 4. sü ile Bursaspor'un UEFA Avrupa Ligi katılımı için maç yapmasına gerek kalmayacak. Yani Bursaspor maçı, bu maçı doğrudan etkileyecek. E o halde bu maçlar neden aynı saatte oynanmıyor?
Kimin umrunda? Kimsenin... Maçlar oynanıyor işte bir şekilde...
8 Mayıs 2012 Salı
Mutlu Yıllar Sarı Fırtına
Küçükken tek poster asma hakkım vardı. Valide hanım böyle istiyordu. Kadının haklı gerekçesi de vardı aslında. Poster duvarda iz yapıyordu. Annemle, o tek posterin pazarlığını yaptım mı hatırlamıyorum. Muhtemelen Beşiktaş sevdamı görmüş ve o kadarına izin vermişti. Oysa benim sevdam, duvar görünmeyene kadar evi posterlerle donatacak kadar çoktu. Bunu güzel annem de biliyordu aslında...
Bunu, annem de biliyordu ve bugün de biliyor. O posteri hala saklıyor annem. Memlekete gittiğimde açıp bakıyorum. Kenarları bantlı, uçları biraz yırtılmış, 3 kez katlanmış o poster. Beşiktaş'ın sanırım 96-97 sezonu posteri. Belki de 95-96...
Mrmiç, Yankov, Sergen, Recep, Alpay, Amokachi, Orhan, Şifo Mehmet, Gökhan, adını hatırlamadığım siması aklımda genç bir oyuncu ve Metin Tekin. Belki Mutlu da vardı kadroda tam hatırlamıyorum. Metin ayaktaydı. Poster de hafif yüksekte. Ona ulaşabilmek için yatağın üzerine çıkmam gerekiyordu. Çıktığımda, oturanlar kafamın hizasına geliyordu.
Beşiktaş gol attığında, golü atan kimse, ben onu öperdim posterden. Kağıdı öperdim ama gol sevincimi böyle paylaşırdım kendimce. Öyle mutlu olurdum ben de. Şifo gol attığında sıkıntı yok, oturuyor ve kafamın hizasında ama ya Metin? Metin gol attığında zıplar öperdim onu. Dudağım patlasa bile...
Benim hayalimde kalan Metin Tekin bu. O, çocukluğumun en güzel insanlarından biriydi. Şifo'yu, Rıza'yı, Mutlu'yu, Ertuğrul'u, Amokachi'yi, Madida'yı severdim. Daha bir sürü oyuncuyu severdim ama ben Metin Ali Feyyaz'ı bir başka severdim. Bu takımı tutmamı belki onlar sağlamadı ama bu takımı bu kadar çok sevmemi onlar sağladı. Metin ve diğer güzel ağabeylerim...
O güzel insan bugün hala çok güzel. Bugün hala çok seviyorum onu. Beşiktaş'ın sarı fırtınası o. Fuleli koşuların ne anlama geldiğini bilmeden ondan öğrendik biz. Teknik, taktik bilmezdik ama Metin koştuğunda ona kimsenin yetişemeyeceğini bilirdik. O, siyah beyaz formayı giydiğinde kazanacağımızı da bilirdik. Beşiktaş'ı en az bizim kadar sevdiğini de...
İyi ki doğdun Metin Tekin. İyi ki varsın. Sen çok güzel Beşiktaşlısın...
7 Mayıs 2012 Pazartesi
Beraber Batıyoruz
Şike sürecini, ilk gününden beri yakından takip etmedim. Beşiktaş işin içinde olunca, iddianameden o bölümü okudum sadece. Onu da bambaşka bir gözle okudum. Ahan da şike yapmamışız biz, temiziz, mis gibi kokuyoruz da demedim hiç. Çünkü baştan beri savunduğum tek şey vardı: Bırakalım bunun kararını hakim versin ya da ilgili kişi kimse o.
Trabzonspor, Fenerbahçe ile aynı puanda ligi bitirmiş ve şampiyonluğu averajla kaybetmişti. Hal böyle olunca ve Fenerbahçe'nin adı da iddianamede sağlam geçince Trabzonspor'a gönül verenler "Şampiyonluk bizim, şike yapmışsınız" savunmasına geçti. Fenerbahçelilerin de bir kısmı yapmadık, bir kısmı sadece biz yapmadık, bir kısmı da geçmişte siz de yaptınız savunmasını oluşturdu. Galatasaraylılar sürecin dışındaydı ve kafa kısmen rahattı. Onların da büyük çoğunluğu "Fenerbahçe şike yapmıştır." düşüncesindeydi. Beşiktaşlılar biraz kendi dertlerindeydi ve Fenerbahçe-Trabzonspor arasındaki husumete pasif dahil oldular.
Rolleri değiştir, insanların düşünceleri değişir. Fenerbahçe - Trabzonspor rekabetinde şampiyon Trabzonspor olsa ve Trabzonspor hakkında sağlam şike iddiaları olsa bu sefer Fenerbahçeliler şike yapmışsınız şampiyonluk bizim diyecekti. Trabzonsporlular, bugün Fenerbahçe taraftarı nasıl düşünüyorsa öyle düşünecekti. Galatasaraylılar belki taraf değiştirecekti, Beşiktaşlılar da diğerlerinden farklı olmayacaktı.
Çünkü bu pisliğin içinde taraftar kimliklerimizle bakıyoruz olaylara. Bugün Fenerbahçe taraftarının %90'ı şike sürecinde aynı fikirde. Trabzonspor taraftarının da %90'ı aynı fikirde. İşin ilginç tarafı bu çoğunluk fikirler birbirinin zıttı. Bunu mantıkla izah edemeyiz. Burada bir yanlışlık var. Kimse bana Fenerbahçeliler aynı fikirde, o yüzden Fenerbahçeli diyemez. Fenerbahçeli oldukları için aynı fikirde...
Tüm hassasiyetleri anlayabiliyorum. Süreç yanlış yönetildi Fenerbahçeli dostum, bunu kabul ediyorum. Suçlu oldukları dahi kesin olmayan bir sürü adam içeride yattı. Maalesef bu sadece futbolun sorunu da değil. Sağlam iddilarar ver ve gerçekten hakkınız yenmiş, şampiyonluğunuz elinizden alınmış olabilir Trabzonlu dostum. Sürece aktif dahil olmasan da temiz bir lig istemek senin de hakkın Galatasaraylı dostum. Bu karmaşada iki günde bir maç yapmak zorunda kaldın, sen de mağdursun Beşiktaşlı dostum. Şu an neden maç yaptığınızı dahi bilmiyorsunuz Ordusporlu, Gaziantepsporlu, Manisasporlu dostum. Bugün hepimiz mağduruz ama hala birbirimizi yiyoruz.
Bugün cezalar açıklandı. Zaten buna benzer cezaların geleceği belliydi. Buna benzer karar çıkacağını hepimiz biliyorduk. Göz göre göre o kadar çok şey yaptılar ki, hangi çirkinlikten bahsetsem bilemiyorum. Mesela 58. madde neden değiştirildi? Bunu biri de çıkıp mantık çerçevesinde açıklamadı. Madem kulüpler temiz, neden değiştirdik ki o maddeyi?
Mesela kişiler ile kurumların ayrılması ne demek? O zaman kulübe neden saha kapatma cezası veriyorsun ki? Ya da kulübe neden para cezası veriyorsun? Suçlu kimse ver ona cezayı.
İbrahim Akın şike yaptıysa kendi başına mı yaptı mesela?
Madem bu kadar adam suçsuz neden aylardır içerideydi bu adamlar? Bunun hesabını kim verecek?
Madem ortada suç yok. Hergün gazetelerde okuduğumuz kayılar ne alaka? Neyin kayıtları onlar?
Lütfen savunmaya çekilmeyin. Bugün Fenerbahçe'nin adı geçer yarın Beşiktaş'ın, Galatasaray'ın. Elbette takımlarımızı da çok seviyoruz ama bu takımlar futbol var diye varlar. Biz bu oyunu seviyoruz aslında. Yanyana, omuz omuza olmamız gereken zamanda karşı karşıyayız. Biz bu kavganın içindeyken neler oldu biliyor musunuz?
Yıldırım Demirören bugün TFF başkanı.
O Ümit Karan şimdi Lig TV'de yorumcu.
Bülent Uygun, liderken kovulan Elazığspor'un hocasının yerine takımın başına geldi ve seneye bu ligde.
Play-off denen deli saçması bir sistem geldi.
Aykut Kocaman, Sadri Şener, Şenol Güneş ve daha bir sürü kişi artık ülkenin sevilmeyen figürleri oldu.
Futbolun değil saha dışının konuşulduğu programlar popüler oldu.
Dün siyaset tartışan adamlar bugün futbol tartışır oldu.
Daha bir sürü soru sıralayabilirim.
Bu uykudan uyandığımızda çok geç kalmış olabiliriz. Biraz daha duyarlı olmaya ihtiyacımız var.
Hakem Kurbanı Emenike
Hakemleri anlamak bazen çok güç olabiliyor. Bazen mi? Pardon, hakemler çoğu zaman anlaşılmaz oluyor. Rusya Ligi'nden tanıdık bir isim: Emenike. 84'te Spartak, onun golüyle Zenit karşısında skoru 2-2'ye getiriyor. Adam da kolunu göstererek seviniyor. Hakem, hareket çekiyor sanıp çıkarıyor kırmızıyı. Hayır o kart çıkmış bir kere, anlatamazsın da ne olduğu...
Filmin sonu güzel ama. Spartak 89'da galibiyet golünü buluyor. Galibiyet golünü atan oyuncu olsam, golü hakeme armağan ederim.
6 Mayıs 2012 Pazar
Galatasaray 2--2 Beşiktaş / Mücadele!
Süper finalde her hafta farklı bir hikaye üzerinden konuştuk. Daha başlarken, Galatasaray Saraçoğlu Stadı'na şampiyon gidebilir deniyordu. Sonra orada şampiyon olacak dendi. 4. Hafta Galatasaray, Trabzonspor'a puan kaybedince, Fenerbahçe Beşiktaş'ı yener ve Avni Aker'de şampiyonluk bekler dendi. Beşiktaş, İnönü'de kazanınca ibre tekrar Galatasaray'a döndü, TT Arena'da şampiyonluk bekledi taraftar. Daha maçın başında Fenerbahçe golü bulunca, umutlar kısmen söndü. Bir ara Burak'ın golüyle tekrar umutlansa da, istedikleri olmadı. Her anı başka bir heyecan içinde 90 dakika geçirdik.
Galatasaray - Beşiktaş maçını tek başına irdelemek ne kadar doğru olur bilemiyorum. Diğer maçın gidişatı, bu maçı net etkiliyordu. Taraftarı etkiliyor ama futbolcuları etkilemiyor demek yanlış olur. Skor 2-2'ye geldiğinde, diğer maç 3-1 olduğu için Galatasaraylı oyuncular kendi yarı sahasından çıkmadı. Çünkü 3-2 kazanmak ile 2-2 arasında bir fark yoktu ama 3-2 kaybetmek ipleri Fenerbahçe'nin eline verirdi.
Beşiktaş maça, Fenerbahçe karşısında kazanan kadro ile çıktı. Savunmada Hilbert-Toraman-Egemen-İsmail önlerinde Ernst-Veli-Fernandes, kanatlar Q7 ve Simao ve forvette Almeida. Toraman Sivok değişikliğiyle savunmanın ideal 5'lisi oluşturulabilir. Orta üçlü için de çok farklı alternatif yok bugün. Necip sakat, Aurelio'nun ciddi maç eksiği var. Diğer üçlü değiştirilmeye daha müsait. Simao ya da Almeida yerine Pektemek düşünülebilir. Hatta düşünülmeli. Bu sezon için geç, önümüzdeki sezon takımın ne olacağı belli değil. Kadronun ciddi değişebileceğini düşünüyorum.
Beşiktaş erken gol yedi ama aslında maça kötü başlamamıştı. Melo'nun kornerden gelen golünde hem savunmada adam paylaşım hatası, hem de Cenk'in hatalı çıkışı vardı. Gol, elbette hatalardan gelecektir. Önemli olan bunları sık yapmamak. Sezon başında duran topların en iyi takımı görünen Beşiktaş, sezon sonuna doğru hem hücum anlamında, hem de savunma anlamında çöktü.
İki takımın da birbirine üstünlük kuramadığı ancak Galatasaray'ın oyunu kontrol ettiği bir maç izliyorduk. İlk yarının çok büyük bir bölümü böyle geçti. İlk golün ardından en ciddi pozisyonu yine Galatasaray buldu. Emre Çolak'ın şutunu Cenk iyi çıkardı. Beşiktaş hücumda çok etkili olamıyordu. Oysa çok önemli bir silahı vardı ve bunu iyi kullanamıyordu. Almeida'ya şişirilecek topların yarısından çoğu ciddi pozisyon sağlayabilirdi. Ancak bunu iyi kullanamadı.
Özellikle ilk yarıda hakemin de büyük hatasıyla Beşiktaş top oynayamaz hale geldi. Zaten nazlanarak oynayan bir takım vardı, hakemin de etkisiyle topa dahi vuramaz hale gelmişti. Hatta bir zamandan sonra artık hakemle oynamaya başlamış ve maçtan hepten kopmuştu. Maçın özetini izleyen biri hakemi neden eleştirdiğimiz anlayamaz. Bunun için maçın tamamını izlemek ve oyunu nasıl yönlendirdiğini görmek gerekir. Beşiktaş'ın sadece ilk yarıda 3 ciddi kontra atağı kesildi. Birinde sarı kart çıktı ama bunu daha sonra da çıkarabilirdi, zira sakatlık yoktu. Bunlar ince çalışılmış hatalardı. Bir de anlamsız sarı kartlar. Simao'nun, Veli'nin, Egemen'in sarı kartları saçmalıktı. Bülent Yıldırım'ın bir gün heykeli yapılsa, elinde sarı kartla yapılırdı. Simao'nun pozisyonunu izleyenler için önemli bir not düşelim: Eboue çok şükür hayatta...
İlk yarının sonlarında bir frikik ve Selçuk'un ortasında Almeida'nın kafası. 2-0 Beşiktaş için oldukça kötüydü ve Galatasaray için ise büyük bir rahatlama. Artık beklenen gol için kulaklar Avni Aker'deydi. Üstelik Burak Yılmaz'ın golü de gelmiş ve umutlar yeşermişti.
İkinci yarı için Tayfur hoca büyük bir risk aldı. Fernandes ve Simao çıktı, yerine Holosko ve Pektemek girdi. Bir nevi diziliş değişmişti. Fernades'i çıkarmak büyük kumardı ve son dakikalarda gelen goller sayesinde kazanan Tayfur hoca oldu. Üstelik gollerin birini Holosko atmış, diğerini de Pektemek attırmıştı.
İkinci yarı top oynayan taraf Beşiktaş'tı. Galatasaraylı oyuncular artık golü Avni Aker'den bekliyordu. Beşiktaş gol arıyordu ama bu baskılı bir futbol anlamına gelmesin. Quaresma, daha derli toplu oynuyor ve Hilbert ile birlikte sağdan pozisyon arıyordu. Sol ölü taklidi yapınca, tutnacak tek dal sağ taraf kalmıştı. Beşiktaş gol ararken ciddi pozisyon bulamıyordu ama kalesinde bu bölümde ciddi bir pozisyon gördü. Elmander'in 57. dakikada kaçırdığı pozisyon, savunmaya soru işareti koydurmuştu.
Son 15 dakika Beşiktaş iyice canlandı. 77'de Quaresma'nın müthiş ortasında Pektemek boş pozisyonu değerlendiremedi. Bu bir sinyaldi ama çok geç kalındığını düşünmüştüm. Bir tane atar, 2-1 bitiririz diye düşünüyordum. 85. dakikada aranan gol geldi. Ernst'in akıllı pası, Quaresma'nın iyi ortası ve Holosko'nun kafası. Beşiktaş 2-1 yaptı. Benim, o aranan tek golüm buydu. Ancak daha bu golün tekrarını seyretmemiştik ki bu sefer soldan Pektemek geldi ve Ujfalusi'nin ters vuruşu ağlarla buluştu. Bu sefer gerçekten 2-2 olmuştu. Fenerbahçeliler'in sevinci bu gole değil Baroni'nin attığı goleydi ama. Skor 3-1 olmuştu.
Bu skorlardan haberdar olan Galatasaraylı oyuncular da önceliği haklı olarak gol yememeye verdi. Son dakikalar artık, bitse de gitsek havasındaydı. Taraftar da elde kalmasın diye şampiyonluk kutlaması için getirdiklerini ortaya çıkarmıştı. Hatta skor Beşiktaş'a da yarasa bir Strum Graz maçı daha izlemiş olurduk. Sonra mahkemelerde bu maç seyredilirdi artık.
Beşiktaş bugün muazzam bir mücadele örneği koymuştur. Hentbol ve sonrasında özellikle basketbolda gelen sağlam mücadele ve başarının ardından futbolda da galibiyet gelmese de taraftarı memnun edecek bir skor geldi. Önümüzdeki hafta içeride Trabzonspor maçı var. Kazanan Avrupa Ligi'ne direkt katılır, beraberlik Trabzonspor'a yarar. Bursaspor galip gelirse, maç gazozuna maça döner. Zaten Beşiktaş ve Trabzonspor bu Süper Final'in fasulyeden takımları değil mi?
5 Mayıs 2012 Cumartesi
Aile Bağları #1
Bülent Korkmaz ile Mert Korkmaz kardeşleri hepimiz hatırlarız. Galatasaray'ın Adrian İlie'sine karşı Fenerbahçe'nin Sabin İlie çıkışını da. Real Madrid'in Gonzalo Higuain'i ile Beşiktaş'ın Federico Higuain'ini de... Futbolda kardeşler, baba&oğullar, kuzenler çok fazladır. Yazdıkça aklıma bir başkası geliyor. Muhtemelen yazıyı bitirdiğimde de aklıma yenileri gelecek. Hatırlayamadığım ama sizin hatırladıklarınız da olacak.
İlk örnekler için torpil geçip Machester'a gidelim. Manchester'ın Brezilyalı ikizleri: Rafael ve Fabio. İki bek, biri ağırlıklı sağda oynuyor, diğeri solda. Solda oynayan, Evra'nın arkasında kalınca sağa da yöneliyor haliyle. Şimdilik ikisi de Old Trafford'da ama büyük ihtimalle Fabio gelecek yıl takımda olmayacak. Daha önce hiç ayrı kaldılar mı bilmiyorum ama zor olacağı kesin.
Manchester da beklerin kardeş olması neredeyse gelenek haline gelmiş görünüyor. Gary & Phil Neville kardeşler uzun yıllar Manchester'da beraber oynamış diğer kardeşler. Phil, kariyerine Everton'da devam ederken Gary jübilesini kırmızı forma altında yaptı.
Bir başkası Burdisso kardeşler. Ağabey Burdisso'yu hepimiz biliriz. Nicolas Burdisso, İtalya'da yıllarca oynamış sağlam oyuncudur. KardeşAğabeyinden 8 yaş küçük kardeş piyasaya yeni yeni çıkıyor. Geçen yıl Roma'da kiralıktı, bu yıl Arsenal de Sarandi'de. Potansiyeli sağlam, adını duyuracaktır.
İlk bölümde Higuain kardeşlerden bahsetmiştim. Gonzalo Higuain, bugün dünyanın en underrated golcüsüdür. Saf golcü dedikleri insandır. Federico Higuain ise bir dönem Beşiktaş'ta da forma giymiş, bence erken gönderilmiş, az şans verilmiş biridir. Bu gençlerin babaları da futbolcuydu. Jorge Higuain, Boca, River gibi büyük takımlarda oynamış ve kariyerine bir süre Fransa'da devam etmiştir. Higuain'lerin çifte pasaportunun hikayesi de burada başlamıştır.
Bir dönem Borussia Dortmund forması giyen Klimowicz'in kardeşi Javier Klimowicz de Ekvador'un Emelec takımında forma giyiyor. Diego ise Klimowicz'lerden şanslı olanı. O, kariyerini Lanus, Wolfsburg, Dortmund gibi takımlarda süsleme fırsatı buldu.
Milito kardeşler, ikisi de ünlü olan kardeşlere en iyi örneklerden biridir. Bir dönem Barcelona'nın stoperi olan Gabriel Milito ve Zaragoza, Genoa ve sonrasında Inter'de büyük çıkış yakalayan, muazzam sistem adamı Diego Milito. Biri savunmacı, diğeri hücumcu. Küçükken biri savunma, biri hücum yapıyor olsa gerek.
Şimdi örnek biraz karışık. Karışık olunca benim daha çok hoşuma gidiyor açıkçası. Özellikle "Ne alaka!" diyeceğimiz örnekler. Baba ile başlayalım. Jorge Solari, kariyerini Arjantin'de geçirmiş, Velez, River ve Estudiantes formaları giymiş bir futbolcu. Oğlu Santiago Solari ailenin ünlüsü. Atletico Madrid, Real Madrid ve Inter formaları giymiş ve büyük başarı göstermiş emektar futbolcu. Santiago Solari'nin kuzeni Esteban Solari ise hala APOEL forması giyiyor. Geldik finale: Fernando Redondo, Jorge Solari'nin damadı. Yani Santiago Solari'nin kızkardeşiyle evli. Enteresan bir detay da Solari'nin Madrid'e transfer olduğu 2000 yılında Fernando Redondo'nun Real Madrid'den Milan'a transfer olması. 2004 yılında Redondo futbola veda ederken, bir yıl sonrasında Solari ezeli rakip Inter'e transfer oluyor.
Gelelim bir başka sağlam akrabalığa. Mark Viduka'nın kuzeni? Bilmiyorsanız mümkün değil tahmin edemezsiniz. Avustralyalı birini düşünürsünüz ama yanlış yerde ararsınız. Mark Viduka'nın kuzeni Luka Modric. Uzaktan muzaktan, bildiğin kuzenler. Bu da benden tüyo olsun. Enteresan futbol muhabbetleri için müthiş örnek.
Birinci bölüm burada bitsin. Tamam biliyoruz Maldini ailesi var, devamı gelecek...
Eto'o ve Roberto Carlos'tan rap
Anket Sonucu / Yılın 11'i
Play-off'lar başlarken anketimizi koymuştuk yan tarafa. "Aa biz oy vermeyi unuttuk" diyorsanız çok geç. "Vay efendim bu adam olmaz mı?" demek için de geç. Kısacası artık sonuçlar belli. İlk anketi koyduğumda da dediğim gibi, listede olmayan biri çıkar takımına şampiyonluk getirirse, alkışlarız.
Kalede Muslera'nın olması şaşırtıcı değil. Bu yılın en başarılı kalecisiydi. Tolga ve Volkan da iyiydi ancak Uruguaylı bir adım öndeydi. Stoperler de seçilebilecek 3 stoperden ikisi. Yobo düşünülebilirdi. Hadi o da yedekleri olsun. Sağda günahım kadar sevmediğim Eboue. Sevmesem de yılın en iyi sağ beki olduğunu kabul edebilirim. Solda Eskişehirspor'un Dede'si. Ziegler de onun yedeği olsun.
Orta ikili Selçuk ve Fernandes. Hücumcu olmuş biraz ama takım sahaya çıkıp maç yapmayacağından bir sakıncası yok. Selçuk istatistik olarak da bu yılın en iyi ortasahasıydı. Fernandes de, kötü dönem geçiren Beşiktaş'ın ayakta kalan ender isimlerindendi. Play-off'ta kontak kapatmış olsa da normal sezonda oldukça formdaydı. Onu Portekiz milli takımında da yazın izleriz diye düşünüyorum.
Sol kanat Stoch. Tartışmaya gerek yok. Quaresma bir var bir yoktu. Çoğunlukla da yoktu. Galatasaray'ın o bölgesi zaten sıkıntılıydı, Beşiktaş'ta solda daha sık oynayan Simao etkisizdi. Sağda ise sürpriz bir isim Grosicki. Henüz çok genç ve gelecek vaad eden oyunculardan biri. Bu adam ileride daha büyük takımlarda oynar.
Forvet ikilisi Elmander ve Burak. Gol kralı ile en iyi servisçi.
Kadroda 5 Galatasaraylı, 2 Beşiktaşlı bulunuyor. 1'er tane de Fenerbahçe, Trabzonspor, Eskişehirspor, Sivasspor oyuncusu var. Oyuncuların 8 tanesi yabancı, 3 tanesi Türk. 5 oyuncu bu ligde ilk kez oynarken 6 tanesi daha tecrübeli ancak 7 oyuncu şu andaki takımlarına yeni transfer olan oyuncular.
Kalede Muslera'nın olması şaşırtıcı değil. Bu yılın en başarılı kalecisiydi. Tolga ve Volkan da iyiydi ancak Uruguaylı bir adım öndeydi. Stoperler de seçilebilecek 3 stoperden ikisi. Yobo düşünülebilirdi. Hadi o da yedekleri olsun. Sağda günahım kadar sevmediğim Eboue. Sevmesem de yılın en iyi sağ beki olduğunu kabul edebilirim. Solda Eskişehirspor'un Dede'si. Ziegler de onun yedeği olsun.
Orta ikili Selçuk ve Fernandes. Hücumcu olmuş biraz ama takım sahaya çıkıp maç yapmayacağından bir sakıncası yok. Selçuk istatistik olarak da bu yılın en iyi ortasahasıydı. Fernandes de, kötü dönem geçiren Beşiktaş'ın ayakta kalan ender isimlerindendi. Play-off'ta kontak kapatmış olsa da normal sezonda oldukça formdaydı. Onu Portekiz milli takımında da yazın izleriz diye düşünüyorum.
Sol kanat Stoch. Tartışmaya gerek yok. Quaresma bir var bir yoktu. Çoğunlukla da yoktu. Galatasaray'ın o bölgesi zaten sıkıntılıydı, Beşiktaş'ta solda daha sık oynayan Simao etkisizdi. Sağda ise sürpriz bir isim Grosicki. Henüz çok genç ve gelecek vaad eden oyunculardan biri. Bu adam ileride daha büyük takımlarda oynar.
Forvet ikilisi Elmander ve Burak. Gol kralı ile en iyi servisçi.
Kadroda 5 Galatasaraylı, 2 Beşiktaşlı bulunuyor. 1'er tane de Fenerbahçe, Trabzonspor, Eskişehirspor, Sivasspor oyuncusu var. Oyuncuların 8 tanesi yabancı, 3 tanesi Türk. 5 oyuncu bu ligde ilk kez oynarken 6 tanesi daha tecrübeli ancak 7 oyuncu şu andaki takımlarına yeni transfer olan oyuncular.
4 Mayıs 2012 Cuma
EPL'nin en güzel 3 golü
Premier Lig tarihinin en güzel 3 golü seçildi. Birinci %26 oy alan Rooney. Geçen sene Man City'e attığı efsane gol. İkinci sırada herkesin en az bir kez karşısına çıkmış, böyle gol mü olur dedirten Bergkamp'ın Newcastle United'a 2002 yılında attığı gol. Bu gol de %19 oy almış. 3. gol ise Henry'nin 2000 yılında Manchester'a attığı gol.
3 Mayıs 2012 Perşembe
Beşiktaş 1-0 Fenerbahçe / Kimin için oynadı?
Fenerbahçe'ye yatmakla Galatasaray için oynamak arasında kalınmış bir maçtı. Haftasonu oynanacak Galatasaray maçı da aynı havada geçecektir. Başroldekiler değişecek ama figüranlar(!) aynı kalacaktır. Bugün Beşiktaş kimsenin umrunda değildir. Şu ana kadar play-off'un en iyi futbol oynayan takımı Beşiktaş'tır ama hiç kimse için önemli değildir. Fenerbahçe ilk maç iyi performans gösterdiğinde, Fenerbahçe döndü, play-off'ta bambaşka bir Fenerbahçe izlenecek dendi. Galatasaray hep iyiydi zaten. Peki Beşiktaş için tek şey söylendi mi?
Beşiktaş'ın problemi bellidir. Golcüsü yok. Galatasaray'ın 3 forvetinden herhangi biri Beşiktaş'ta olsa bugünkü konumundan çok daha farklı olurdu. Maçlarda kötü oynamış da değil. Trabzonspor maçında ilk yarı vasattı ama onun dışındaki tüm maçlarda iyi top oynamıştı. Gol atamadığı için kaybetti. Önemsiz, sıradan mı? Hayır. Çok önemli elbette. Gol atamazsan 90 dakika top tutmuşsun önemi yok. Ama maçı okurken de, yazarken de bunu görerek, bilerek davranmak gerekir.
Bu haftanın kurbanı Rüştü'ydü. Cezası kesildi. Kale Cenk'e emanetti. Hoş bence zaten sahibi Cenk'ti. Savunmada Tayfur Hoca'nın manevi evladı Toraman'ın yeri zaten garantiydi. Yanında cesur yürek Egemen ve bekler Hilbert ile Köybaşı. Toraman'ın oynadığı ve gol yemeden geçilmiş ilk maç sıfatını hatırlamışken ekleyeyim. Köybaşı'ya da bir soru işareti koyalım. İsmail'den beklenti büyük ve gereken fırsat da veriliyor. Bunu iyi değerlendirmek zorunda. Eğemen ise bugün net maçın adamıydı. Bakalım Lig TV'nin maçın en iyi savunmacısı ödülünü kim alacak (!). Ortasahada üçlü bozulmamıştı: Ernst-Fernandes-Veli. Ernst, yarım Alex'in peşindeydi ve Brezilyalı'yı iyi kilitledi. Fernandes, play-off'ta tezgahı toplamıştı ve bugün de pek hevesli değildi. Veli'den beklentim büyük olmadığı için, çektiği anlamsız şutlar dışında sorun yoktu. Ortasahada koştu. Bunu birinin yapması gerekiyordu ve o yaptı.
Hücumda da Quaresma, Simao ve Almeida vardı. Simao, Beşiktaş'a birşey verecek durumda değil. Quaresma ise en azından EURO 2012 niyetine az top oynamalı. Bugün eski günlere göre daha iyiydi ama çok eski günlere göre daha kötüydü. Almeida ise attığı gol dışında sahnede yoktu. Baskılı oynandığında doğru adam olabilir ama oyunu rakip yarısahaya yıkamamış bir takım için gerekli özelliklere sahip değil. Sadece top sürebilen Holosko tercih edilir.
Bugün Beşiktaş kazanmak için oynadı diyemiyorum. Futbolcuların akıllarında galibiyet vardı belki ama sahadaki futbol bunu göstermedi. Kaznamak için sahaya çıkan, rakibini ısıran bir takımdan ziyade. Sistemsiz sahaya çıkan ve golü bulduktan sonra yemeyelim diye savaşan bir takım vardı. Holosko değişikliğinde çok geç kalındı. Diğer taraftan Ekrem'in oyuna girişi ise komediydi. Daha da komiği harcadığı pozisyondu. Gelecek sene takımda kesinlikle olmaması gereken oyunculardan biri de Ekrem'dir.
Sahada çok iyi olmayan ama kötü de olmayan bir Beşiktaş. Kenarda takımdan daha kötü bir hoca vardı. Peki nasıl kazanıldı bu maç? Daha kötü bir rakip ve inanılmaz kötü bir hocası vardı. Semih, Beşiktaş'ın tüm forvetlerinden daha zayıf bir oyuncu ve 90 dakika sahadaydı. Bienvenu, Higuain değil biliyorum ama sahadaki de Semih...
Alex sakatlıktan yeni çıkmış bir oyuncu ne kadar oynayabilirse o kadar oynadı. Hücumda gözler Stoch ve Baroni'deydi ama onlar da gününde değildi. Özellikle Stoch, beklentilerin çok altındaydı. Hücumun zayıflığının yanında savunma da oldukça zayıftı. Yobo, Bekir ikilisi sezon boyunca en uyumsuz maçlarından birini geçirdi. Çok daha fazlasını yiyebilirlerdi ancak Volkan yine Volkan'dı.
Bugün 10 Beşiktaşlı'dan 7'si Dia'dan çekinir ama Aykut Kocaman bunu gerçekten göremiyor. Dia oynadığı her Beşiktaş maçında büyük sıkıntı yaşatmıştır ama onu görecek, hatırlayacak hoca lazım.
Fenerbahçe kazansaydı liderdi. Baskı Galatasaray'ın üzerinde olacaktı ama Beşiktaş ekmeğine taş koydu. Şimdi kafa kafaya gidiyorlar. Muhtemelen de şampiyonluk son haftaya kalacak. Peki son hafta fenerbahçe'den puan silinirse ne olacak? Yani aslında boşuna mı heyecanlanıyor rakipler bugün?
Beşiktaş'ın problemi bellidir. Golcüsü yok. Galatasaray'ın 3 forvetinden herhangi biri Beşiktaş'ta olsa bugünkü konumundan çok daha farklı olurdu. Maçlarda kötü oynamış da değil. Trabzonspor maçında ilk yarı vasattı ama onun dışındaki tüm maçlarda iyi top oynamıştı. Gol atamadığı için kaybetti. Önemsiz, sıradan mı? Hayır. Çok önemli elbette. Gol atamazsan 90 dakika top tutmuşsun önemi yok. Ama maçı okurken de, yazarken de bunu görerek, bilerek davranmak gerekir.
Bu haftanın kurbanı Rüştü'ydü. Cezası kesildi. Kale Cenk'e emanetti. Hoş bence zaten sahibi Cenk'ti. Savunmada Tayfur Hoca'nın manevi evladı Toraman'ın yeri zaten garantiydi. Yanında cesur yürek Egemen ve bekler Hilbert ile Köybaşı. Toraman'ın oynadığı ve gol yemeden geçilmiş ilk maç sıfatını hatırlamışken ekleyeyim. Köybaşı'ya da bir soru işareti koyalım. İsmail'den beklenti büyük ve gereken fırsat da veriliyor. Bunu iyi değerlendirmek zorunda. Eğemen ise bugün net maçın adamıydı. Bakalım Lig TV'nin maçın en iyi savunmacısı ödülünü kim alacak (!). Ortasahada üçlü bozulmamıştı: Ernst-Fernandes-Veli. Ernst, yarım Alex'in peşindeydi ve Brezilyalı'yı iyi kilitledi. Fernandes, play-off'ta tezgahı toplamıştı ve bugün de pek hevesli değildi. Veli'den beklentim büyük olmadığı için, çektiği anlamsız şutlar dışında sorun yoktu. Ortasahada koştu. Bunu birinin yapması gerekiyordu ve o yaptı.
Hücumda da Quaresma, Simao ve Almeida vardı. Simao, Beşiktaş'a birşey verecek durumda değil. Quaresma ise en azından EURO 2012 niyetine az top oynamalı. Bugün eski günlere göre daha iyiydi ama çok eski günlere göre daha kötüydü. Almeida ise attığı gol dışında sahnede yoktu. Baskılı oynandığında doğru adam olabilir ama oyunu rakip yarısahaya yıkamamış bir takım için gerekli özelliklere sahip değil. Sadece top sürebilen Holosko tercih edilir.
Bugün Beşiktaş kazanmak için oynadı diyemiyorum. Futbolcuların akıllarında galibiyet vardı belki ama sahadaki futbol bunu göstermedi. Kaznamak için sahaya çıkan, rakibini ısıran bir takımdan ziyade. Sistemsiz sahaya çıkan ve golü bulduktan sonra yemeyelim diye savaşan bir takım vardı. Holosko değişikliğinde çok geç kalındı. Diğer taraftan Ekrem'in oyuna girişi ise komediydi. Daha da komiği harcadığı pozisyondu. Gelecek sene takımda kesinlikle olmaması gereken oyunculardan biri de Ekrem'dir.
Sahada çok iyi olmayan ama kötü de olmayan bir Beşiktaş. Kenarda takımdan daha kötü bir hoca vardı. Peki nasıl kazanıldı bu maç? Daha kötü bir rakip ve inanılmaz kötü bir hocası vardı. Semih, Beşiktaş'ın tüm forvetlerinden daha zayıf bir oyuncu ve 90 dakika sahadaydı. Bienvenu, Higuain değil biliyorum ama sahadaki de Semih...
Alex sakatlıktan yeni çıkmış bir oyuncu ne kadar oynayabilirse o kadar oynadı. Hücumda gözler Stoch ve Baroni'deydi ama onlar da gününde değildi. Özellikle Stoch, beklentilerin çok altındaydı. Hücumun zayıflığının yanında savunma da oldukça zayıftı. Yobo, Bekir ikilisi sezon boyunca en uyumsuz maçlarından birini geçirdi. Çok daha fazlasını yiyebilirlerdi ancak Volkan yine Volkan'dı.
Bugün 10 Beşiktaşlı'dan 7'si Dia'dan çekinir ama Aykut Kocaman bunu gerçekten göremiyor. Dia oynadığı her Beşiktaş maçında büyük sıkıntı yaşatmıştır ama onu görecek, hatırlayacak hoca lazım.
Fenerbahçe kazansaydı liderdi. Baskı Galatasaray'ın üzerinde olacaktı ama Beşiktaş ekmeğine taş koydu. Şimdi kafa kafaya gidiyorlar. Muhtemelen de şampiyonluk son haftaya kalacak. Peki son hafta fenerbahçe'den puan silinirse ne olacak? Yani aslında boşuna mı heyecanlanıyor rakipler bugün?
Rossi & Ljajic
Dün Cisse'nin golü gelince başka şey görmez oldu gözlerimiz. Dün geceden bugüne artan olaylar da var. Adam Ljajic oyundan çıkınca hocaya tepki gösteriyor. Genelde hocalar bunu görmezden gelir geçerdi ama Delio Rossi hıncını Ljajic'ten alıyor. Kafa göz giriyor işte...
2 Mayıs 2012 Çarşamba
Roy Hodgson Doğru Tercih midir?
İngiltere'nin turnuvaya Pearce ile gitmeyeceği belliydi. Harry Redknapp'ın ismi atıldı ortaya. Ancak Spurs'un hocası, milli takıma soğuk baktı. Olan Tottenham'a oldu o ayrı.
Birkaç güç içinde Fulham ve Liverpool'un eski hocası Roy Hodgson'ın ismi duyuldu ve işlem başarıyla tamamlandı. WBA'ın hocası teklife sıcak baktı ve turnuva için anlaşma sağlandı. Aslında bakıldığında çok mu kötü tercih? Hayır. İngiliz hoca milli takım konusunda da oldukça tecrübeli. Daha önce İsviçre ve Finlandiya milli takımlarını çalıştırdı. Kısa süreli de olsa BAE'ni çalıştırdı. Enteresan olmakla birlikte oldukça fazla kulüp takımı da çalıştırdı. CV sağlam. Sıkıntısı pik yaptığı noktada tepetaklak gitmiş olması. Geçmişten bugüne emek emek getirdiği kariyerinde Liverpool patlaması onu gözden düşürdü. Yoksa daha bir kaç yıl önce Fulham ile finale çıkmış bir adamdan bahsediyoruz. Aynı yıl EPL'de yılın hocası seçilen de oydu.
Evet Ada'da çok başarılı değildi belki ama İskandinav ülkelerinde kazandığı kupa ve şampiyonluklar, Inter ile UEFA finali, İsviçre milli takımındaki başarısı sağlam referansları. Üstelik WBA'da da bu yıl kötü değildi. Ama işte akıllarda kalan Liverpool faciası.
Acaba sıkıntı Hodgson'da mı yoksa Liverpool'da mı? Kenny Dalglish efsane hocadır, büyük Liverpool'ludur. Peki o başarılı mı? Aynı grafiği Roy sergilese hala takımın başında kalabilir miydi? Bence bunlar sorulması gereken sorular. Roy Hodgson başarısız bir hoca değildir.
İngilitere milli takımı için uygun mudur? Bu çok zor bir soru. Bugün Jose de gelse bu takım büyük başarı yakalayamayabilir. Tarihine de baktığımızda isminin çok altında bir performansa sahip olduğunu görebiliriz. Oyuncu kalitesi belli bir standardın üstünde ama oyun kalitesi ve başarı değil. İngiltere'yi başarılı kılmak kolay iş değil. Capello da bunu başaramadı -ki İngiltere tarihinin maç bazında en başarılı hocası-.
Hodgson'ın en büyük sıkıntısı şu: Futbolcuların Roy'a saygı duyduklarından emin değilim. İngiltere'nin çok saygın bir hocası değildir. Sürekli hakkında geyik yapılır. (Üstte The Sun yine makara yapmış. Hodgson'ın konuşması biraz Aziz Yıldırım'ınki gibi olsa gerek) Hele hele Liverpool'daki döneminde karikatürlerin, videoların önü kesilmiyordu. İngiltere'de hocalara saygı duyulur ve başarının temelinde de bu yatar. Bu bağlamda İngiliz hocanın işi biraz daha zor.
Birkaç güç içinde Fulham ve Liverpool'un eski hocası Roy Hodgson'ın ismi duyuldu ve işlem başarıyla tamamlandı. WBA'ın hocası teklife sıcak baktı ve turnuva için anlaşma sağlandı. Aslında bakıldığında çok mu kötü tercih? Hayır. İngiliz hoca milli takım konusunda da oldukça tecrübeli. Daha önce İsviçre ve Finlandiya milli takımlarını çalıştırdı. Kısa süreli de olsa BAE'ni çalıştırdı. Enteresan olmakla birlikte oldukça fazla kulüp takımı da çalıştırdı. CV sağlam. Sıkıntısı pik yaptığı noktada tepetaklak gitmiş olması. Geçmişten bugüne emek emek getirdiği kariyerinde Liverpool patlaması onu gözden düşürdü. Yoksa daha bir kaç yıl önce Fulham ile finale çıkmış bir adamdan bahsediyoruz. Aynı yıl EPL'de yılın hocası seçilen de oydu.
Evet Ada'da çok başarılı değildi belki ama İskandinav ülkelerinde kazandığı kupa ve şampiyonluklar, Inter ile UEFA finali, İsviçre milli takımındaki başarısı sağlam referansları. Üstelik WBA'da da bu yıl kötü değildi. Ama işte akıllarda kalan Liverpool faciası.
Acaba sıkıntı Hodgson'da mı yoksa Liverpool'da mı? Kenny Dalglish efsane hocadır, büyük Liverpool'ludur. Peki o başarılı mı? Aynı grafiği Roy sergilese hala takımın başında kalabilir miydi? Bence bunlar sorulması gereken sorular. Roy Hodgson başarısız bir hoca değildir.
İngilitere milli takımı için uygun mudur? Bu çok zor bir soru. Bugün Jose de gelse bu takım büyük başarı yakalayamayabilir. Tarihine de baktığımızda isminin çok altında bir performansa sahip olduğunu görebiliriz. Oyuncu kalitesi belli bir standardın üstünde ama oyun kalitesi ve başarı değil. İngiltere'yi başarılı kılmak kolay iş değil. Capello da bunu başaramadı -ki İngiltere tarihinin maç bazında en başarılı hocası-.
Hodgson'ın en büyük sıkıntısı şu: Futbolcuların Roy'a saygı duyduklarından emin değilim. İngiltere'nin çok saygın bir hocası değildir. Sürekli hakkında geyik yapılır. (Üstte The Sun yine makara yapmış. Hodgson'ın konuşması biraz Aziz Yıldırım'ınki gibi olsa gerek) Hele hele Liverpool'daki döneminde karikatürlerin, videoların önü kesilmiyordu. İngiltere'de hocalara saygı duyulur ve başarının temelinde de bu yatar. Bu bağlamda İngiliz hocanın işi biraz daha zor.
1 Mayıs 2012 Salı
Kozlar City'nin Elinde
Geçen hafta Manchester'ın Everton'a takılması sonrası kartlar yeniden dağıtıldı demiştim. Man City'nin Man Utd galibiyeti sonrası başlığı değiştirmek gerekiyor. Kozlar City'nin elinde artık.
Premier Lig tarihinin en önemli maçlarından biriydi. Reyting olarak birincisi. Bunda elbette EPL'nin vitrinde oluşu da etkili. Şehrin kazananı ve kaybedeni şampiyonluk için kapışacaktı. Premier Lig'e damga vuran Kırmızı Şeytanlar ve rakiplerinin başarısının gölgesinde kalmış City'liler.
Man Utd maçlarının sonradan yorumlamak gerçekten çok zor. Şurada hata yaptı demek de zor. Sir Alex olunca eleştirmekten çekiniyorum açıkçası. Ben yine de bildiğimi yazayım ama siz de çok takılmayın. Fergie'nin klasik büyük maç kadrosu yine sahadaydı. "Kalabalık ortasaha" Man Utd adına maçın anahtar tanımlamasıydı. Valencia ve Rafael kesilmiş, Jones ve Park sahadaydı. Son dönemlerde çift forvetin tamamlayıcısı Wlbeck de yedekler arasındaydı. City ise çıkabileceği en iyi kadro ile sahadaydı. Mancini'nin, Tevez Balotelli tercihini formda Tevez'den yana kullanmasını eleştirmek doğru olmaz. Kadronun geri kalanında ise olağandışı tek hamle Zabaleta'nın Micah yerine ilk 11'de oluşuydu. Micah'ın daha hücumcu olması ve son dönemlerde sakatlıkla fazla boğuşması bu kararda etkili olmuştur. City, ManU'nun kalabalık ortasahasına karşı Barry ve Yaya ile ikili ortasaha ile mücadele etti. Önlerinde ise her an gol atabilecek potansiyele sahip Nasri, Tevez, Agüero ve Silva.
Maçın ilk 15 dakikasında Manchester evinde oynuyormuş gibi oynadı ancak sonraki bölümde oyunun kontrolü City'e geçti ve aralardaki 5'er dakikalık bölümler dışında hiç Kırmızı Şeytanlar'a dönmedi. ManU en iyi yaptığı şeyi zaten yapamıyordu. Cezasahası etrafında rakibi cezasahasına hapsedip top çevirmek ve kanatlardan içeri girmek Ferguson'un takımının en iyi yaptığı şeydi ama top o bölgeye çok nadir geliyordu. Kontra atak da takımın iyi yaptığı şeylerden biriydi ama topun kontrolünü sağlayamadığı için bu şans da elinde yoktu. Buna rağmen kalesinde -rakibin City olduğu düşünüldüğünde- çok fazla pozisyon vermedi. Gelen gol de De Gea'nın büyük hatasında Kompany'nin kafasıyla geldi.
İkinci yarıda Welbeck Valencia gibi oyuncular oyuna girdiğinde takım biraz toparlanır ümidi vardı ama Mancini'nin hücumcuları bir bir çıkarıp yerine savunmacıları almasına kadar geçen sürede bu plan da işlemedi. Ne zaman ki Mancini'nin değişiklikleri geldi, Man Utd az biraz toparlandı. Toparlandı dediğim de oyunu rakip sahaya yıktı değil, biraz daha fazla topla oynamaya ve kısmen kalabalık çıkmaya başladı. Maç boyunca "ah o da kaçar mı?" dediğim pozisyon var mı hatırlamıyorum.
Maç bu şekilde sona erdi. City'nin istediği de buydu. Şimdi puanlar eşit. Mancini, hala şanslı tarafın Manchester olduğunu düşünüyor. Totem midir yoksa gerçek düşüncesi midir bilmiyorum. City'nin soni ki haftaya girilirken çok ciddi bir averaj avantajı var. EPL'de şampiyonluğu toplam averaj belirliyor. Son iki haftada City Newcastle United ve QPR ile oynayacak. ManU'nun takvim ise görece daha kolay. Swansea ve Sunderland. Zaten Mancini'nin ManU'yu hala favori görmesindeki etken de bu. City'nin rakiplerinden biri Şampiyonlar Ligi kovalıyor, diğeri küme düşmeme peşinde. United'ın rakipleri ise amaçsız.
Şimdi gelelim ihtimallere: City ve ManU maçlarını kazanır da şampiyon City olursa sorun yok. ManU farklı kazanıp şampiyon olursa şike iddialarını İngiltere'ye de sıçratırız. City puan kaybeder ManU kazanırsa Flash TV Karakovan balını bırakır Ferguson balı satmaya başlar.
Premier Lig tarihinin en önemli maçlarından biriydi. Reyting olarak birincisi. Bunda elbette EPL'nin vitrinde oluşu da etkili. Şehrin kazananı ve kaybedeni şampiyonluk için kapışacaktı. Premier Lig'e damga vuran Kırmızı Şeytanlar ve rakiplerinin başarısının gölgesinde kalmış City'liler.
Man Utd maçlarının sonradan yorumlamak gerçekten çok zor. Şurada hata yaptı demek de zor. Sir Alex olunca eleştirmekten çekiniyorum açıkçası. Ben yine de bildiğimi yazayım ama siz de çok takılmayın. Fergie'nin klasik büyük maç kadrosu yine sahadaydı. "Kalabalık ortasaha" Man Utd adına maçın anahtar tanımlamasıydı. Valencia ve Rafael kesilmiş, Jones ve Park sahadaydı. Son dönemlerde çift forvetin tamamlayıcısı Wlbeck de yedekler arasındaydı. City ise çıkabileceği en iyi kadro ile sahadaydı. Mancini'nin, Tevez Balotelli tercihini formda Tevez'den yana kullanmasını eleştirmek doğru olmaz. Kadronun geri kalanında ise olağandışı tek hamle Zabaleta'nın Micah yerine ilk 11'de oluşuydu. Micah'ın daha hücumcu olması ve son dönemlerde sakatlıkla fazla boğuşması bu kararda etkili olmuştur. City, ManU'nun kalabalık ortasahasına karşı Barry ve Yaya ile ikili ortasaha ile mücadele etti. Önlerinde ise her an gol atabilecek potansiyele sahip Nasri, Tevez, Agüero ve Silva.
Maçın ilk 15 dakikasında Manchester evinde oynuyormuş gibi oynadı ancak sonraki bölümde oyunun kontrolü City'e geçti ve aralardaki 5'er dakikalık bölümler dışında hiç Kırmızı Şeytanlar'a dönmedi. ManU en iyi yaptığı şeyi zaten yapamıyordu. Cezasahası etrafında rakibi cezasahasına hapsedip top çevirmek ve kanatlardan içeri girmek Ferguson'un takımının en iyi yaptığı şeydi ama top o bölgeye çok nadir geliyordu. Kontra atak da takımın iyi yaptığı şeylerden biriydi ama topun kontrolünü sağlayamadığı için bu şans da elinde yoktu. Buna rağmen kalesinde -rakibin City olduğu düşünüldüğünde- çok fazla pozisyon vermedi. Gelen gol de De Gea'nın büyük hatasında Kompany'nin kafasıyla geldi.
İkinci yarıda Welbeck Valencia gibi oyuncular oyuna girdiğinde takım biraz toparlanır ümidi vardı ama Mancini'nin hücumcuları bir bir çıkarıp yerine savunmacıları almasına kadar geçen sürede bu plan da işlemedi. Ne zaman ki Mancini'nin değişiklikleri geldi, Man Utd az biraz toparlandı. Toparlandı dediğim de oyunu rakip sahaya yıktı değil, biraz daha fazla topla oynamaya ve kısmen kalabalık çıkmaya başladı. Maç boyunca "ah o da kaçar mı?" dediğim pozisyon var mı hatırlamıyorum.
Maç bu şekilde sona erdi. City'nin istediği de buydu. Şimdi puanlar eşit. Mancini, hala şanslı tarafın Manchester olduğunu düşünüyor. Totem midir yoksa gerçek düşüncesi midir bilmiyorum. City'nin soni ki haftaya girilirken çok ciddi bir averaj avantajı var. EPL'de şampiyonluğu toplam averaj belirliyor. Son iki haftada City Newcastle United ve QPR ile oynayacak. ManU'nun takvim ise görece daha kolay. Swansea ve Sunderland. Zaten Mancini'nin ManU'yu hala favori görmesindeki etken de bu. City'nin rakiplerinden biri Şampiyonlar Ligi kovalıyor, diğeri küme düşmeme peşinde. United'ın rakipleri ise amaçsız.
Şimdi gelelim ihtimallere: City ve ManU maçlarını kazanır da şampiyon City olursa sorun yok. ManU farklı kazanıp şampiyon olursa şike iddialarını İngiltere'ye de sıçratırız. City puan kaybeder ManU kazanırsa Flash TV Karakovan balını bırakır Ferguson balı satmaya başlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









.jpg)






