4 Aralık 2010 Cumartesi

Ganalılar


Dünkü Babacar postunda İtalyanın adı geçmişti... Inter'de futbolundan çok çıkardığı sıkıntılarla gündeme gelen Balo, Man City'de de geleneğini sürdürüyor. Antrenmanda Boateng ile atışmış. Jerome Boteng, Balotelli'ye sert girince ortalık karışmış, diğer oyuncular araya girip gençleri yatıştırmış. O anı hayal ediyorum.. Muhtemelen Gareth Barry araya girip, Şener Şen misali "O senin kardeşin Mario..." demiştir.

İkisinin aslında ortak bir özelliği var, biri İtalya diğeri Almanya milli takımında oynuyor ama ikisi de Gana asıllı...

Diğer taraftar AC Milan taraftarı Balotelli kavga sonrası "Milan'a gitmek istiyorum" dese hiç şaşırmazdım. Gerçi Mario orda da rahat edemeyebilirdi zira Jerome Boteng'in kardeşi Kevin-Prince Boateng'de orda oynuyor..

Çok karışık bir ilişki yumağı oldu...

3 Aralık 2010 Cuma

Balotelli'den farklıyım


Khouma Babacar ismini önümüzdeki dönemlerde çok daha fazla duyacağız. Henüz 17 yaşında ve ve geçen yıldan beri A takım ile antrenmanlara çıkıyor. Prandelli ona ilk şansı veren hocasıydı, Mihaijlovic de Prandelli'nin mirasına sahip çıkıyor. Senegalli genç, sahip çıkılmayacak gibi de değil...

2007 yılında Çizme'ye ayak basan oyuncuyu, Viola 1 yıl sonrasında Pescara'dan aldı. O dönemde ManU, Barça ve Real'in de takibindeydi ama Floransa ekibi fırsatı kaçırmadı. 1 yıl sonra da A takıma çıkardı. O da çıktığı ilk maçında golünü bulmuştu...

Genç Afrikalı performansından ve hocasından memnun. Herşey yolunda gidiyor onun için ama tek bir şikayeti var Balotelli ile karşılaştırılmak. Bu karşılaştırmadan oldukça rahatsız, onun gibi değilim diyor.

Babacar'ın Fiorentina ile 5 yıllık daha sözleşmesi var ama 5 yıl sonra hala Mor menekşelerde olacağını düşünmüyorum...

2 Aralık 2010 Perşembe

CSKA Sofya 1-2 Beşiktaş


İzlediğim maç Beşiktaş maçı olmasa 2. yarıyı beklemeden kapatırdım. Futbol adına berbat bir ilk yarı vardı. CSKA'nın bizim Anadolu takımlarından farkı yoktu. Kaznamak zorunda olan ve evinde kapanan bir takım. Beşiktaş golü arayan taraftı ama ilk yarının en önemli pozisyonunu kaçıran Bulgarlardı...

İkinci yarıya da ilk yarıda bıraktıkları gibi başladılar. İlk yarıdan tek farkı Cenk-Hakan ve Nobre-Ali Kuçik değişiklikleriydi. Cenk'in muhteşem kurtarışı sonrası sakatlanması üzdü, umarım durumu ciddi değildir. Çünkü onun durumu ciddi olursa, bizim durum da ciddi olabilir. Hakan olayın ciddiyetini 45 dakikada gösterdi...

Kaptan Guti'nin ortası ve Zapo'nun kafası. Bu dakikadan sonra CSKA katı savunmayı bıraktı, 5 dakika içinde de kaleci M'Bolhi bombayı bıraktı. 100. gol Holosko'ya nasip oldu. Bir yanım Ali, bir yanım Guti diyordu ki aradan sıyrılan Holosko oldu. Helal-i hoş olsun diyelim...

2-0 olunca Avusturya'dan beklentiler değişti. Porto alsın derken bir anda kendimizi Rapid tribününde bulduk. Ordan gelen haber yüzümüzü güldürmedi. Yüzümüzü güldürmeyen bir başka isim ise Hakan Arıkan'dı. Boş geçmedi, istikrar abidesi...

2011'i Şubat'ını gördük. En son ne zaman görmüştük hatırlamıyorum...

CSKA maçı öncesi Avrupa karnesi


CSKA deplasmanı öncesi Beşiktaş'ın bu sezonki Avrupa karnesine bakalım. 3 tane ön eleme turu oynaması sebebiyle bol galibiyetli, bol pekiyili bir karne var. Porto maçı öncesi de yazdığım gibi pekiyiler genelde kredisi düşük derslerden. En başarılı sınavları ise Porto ve Rapid deplasmanında aldığı puanlar...

Bu sezon ligde olduğu gibi Avrupa'da da 10 maçın tamamında oynayan tek oyuncu Ernst. Ersnt'i 8 ilk 11 ve 2 yedekten maçla Bobo izliyordu -ki bu maçta yok-. 3. sırada ise 8 maçla Hakan var... Bir diğer dikkat çeken nokta da Ekrem'in ve Cenk'in oynadığı tüm maçların kazanılmış olmadı. Cenk 2 maç oynadığı için referans olamaz ama Ekrem'in oynadığı 5 maçta 5 galibiyet alınması enteresan olmuş.

Takımın en golcüsü 4'er golle Bobo ve Nihat. Bobo 4 golün tamamını sağ ayağı ile atmış, Nobre ise burda da ayaklarını kullanmamış. Tek golü var o da kafayla, tıpkı ligdeki 4 golünde olduğu gibi. Biri Nobre'ye futbolda ayakların kullanılabileceğini hatta football kelimesinin ayaktopu anlamına geldiğini söylemeli. Takımın en çok asist yapan oyuncusu ise Guti. 4 asistli Guti'yi 3'er asistle Tabata ve Q7 izliyor.

Takım genelinde bakarsak, bu yıl öne geçilen hiç bir maç kaybedilmemiş. 6 maçta ilk golü bulan Beşiktaş, bu maçların tamamını kazanmış. İlk golü yediğinde ise 1 kez maçı galibiyete çevirmiş, 2 kez maç beraberlikle sonuçlanmış, 1 kez de maç kaybedilmiş.

Bir de totemcilere tüyo verelim. Beyaz forma ile maç kaybedilmemiş. 3 galibiyet 1 beraberlik. Çubuklu forma ile tek galibiyet var, siyah forma ise 3 galibiyet, 1 beraberlik, 1 de mağlubiyet getirmiş...

1 Aralık 2010 Çarşamba

5'i 5 kuruştan 5 yumurta kaç kuruş eder?


Galatasaraylılar Schuster konusunda biz Beşiktaşlıları anladıklarını söylüyor. Haklılar da... Biz de Adnan Polat konusunda onları anlayabiliyoruz... Polat'ın bugünkü açıklaması bana yıllar öncesini hatırlattı. Holosko'nun ilk gelişini. Biz Holosko'yu 5 milyon € + Burak Yılmaz + Koray Avcı karşılığında almıştık. Yani değer olarak kaç olduğu net olarak bilinmese de 5 milyondan fazla olduğu aşikar. Ancak Sinan Engin öyle demiyordu o dönemde. Burak ile Koray'ın yıllık alacağını 5 milyondan çıkarıp, bize 3 milyon civarında bir değer sunuyordu. Tabi komikti...

Şimdi benzer açıklamalar Polat'tan geliyor. Elano'yu 2.9 milyon €'ya sattı Galatasaray. Oysa 7 milyon €'ya almıştı. Paranın bugünkü değeri hesabına girmezsek ortada 4 milyon civarında bir zarar var...

Polat 5.1 milyon € kar ettiklerini iddia ediyor. Bence Polat yanılıyor. Messi'nin bugünkü değeri 250 milyon €. Galatasaray Messi'yi almadı. Yani Elano gidince, yerine Messi'yi almayarak 255.1 milyon € kar etti...

Yok artık David Beckham!


Avrupa'da Beşiktaş'ın Beckham ile ilgilendiği iddiaları var. Haberin kaynağı maynağı çok belli değil. Balon olma ihtimali yüksek...

Bilindiği üzere Beckham kış ayları gelince ABD'deki dükkanı kapatıp Avrupa'da bir kulübe geliyor. 2 yıldır bu tercihi AC Milan'dı. Milan ile o kadar özdeşleşti ki eminim şu an Becks'i Milan'ın futbolcusu sanan bir çok insan vardır. Milano ekibi bu yıl için henüz herhangi bir girişimde bulunmadı...

Beckham muhtemelen 6 aylığına Avrupa'ya dönecek. Talipleri arasında Everton var. Everton'dan başkası da isteyecektir elbet. Yaşı otuzbeşmiş, kırkmış farketmez. 2 senedir taş gibi oynuyor. Sağdan kestiği ortalar yeter...

Beşiktaş'ın ilgilenmesi beni şaşırtmaz ama kiralayabilmesi sürpriz olur...

30 Kasım 2010 Salı

Soykırım!


Ben böyle bir derbi hayatımda görmedim. Barcelona Hitler'in yaptığını yapıp resmen Real'in kökünü kazımaya çalıştı. Allahtan maç 90 dakikaydı.

Öncelikle Mourinho'nun sahaya sürdüğü onbir doğru bir onbir değildi. Dünya kupasında Almanların Khedira, Mesut ve Schweinsteiger üçlüsünün İniesta, Xavi ve Busquets'e karşı nasıl ezildiğini unutmuş sanırım Mou. Schweinsteiger yerindeki Xabi de farzla bir sertlik katacak oyuncu değil. Ancak bunun bir eleme maçından ziyade lig maçı olması ve üstelik son haftalarda olunmamasından ve Real'in haftalardır kazanan takımını bozmamak için Mou aynı onbirle devam etti. Telafisi olmayan bir maç değil tabi ki ama sonuçlarıda çok kırıcı oldu.

Ancak Barcelona'da dün Pep ile birlikteki zamanlarının en iyi futbolunu oynadı. Yani Hiddink de gelip Mourinho'ya yardım etse ve ellerinde Barcelona dışındaki tüm oyuncu havuzu olsada yine barca bu oyunla kazanırdı sanki.

Real de kimseyi ayırmadan herkes kötüydü demek istiyorum ancak savunma ve artık bir el classico klasiği olmaya başlayan kötü casillas sonucun bu noktaya gelmesinde önemli bir faktördü. Ayrıca cüceler takım barca'ya karşı hava toplarında etkili birçok oyuncusu olan Real'in kornerleri bu kadar kötü kullanması da büyük bir avantaj sağladı barca'ya.

Şimdi biraz da çirkinikler hakkında konuşalım. Pep'in Ronaldo'ya karşı 2-0 galipken yaptığı hareketi Levante'nin hocası bile yapmaz. Ronaldo'nun yaptığı belki yanlıştı ancak proveke edeni unutmamak lazım. Pep de sütten çıkan ak kaşık değil demek ki. Bu arada o pozisyonda kalesinden deli dana gibi kopup gelen Valdez'de geçen sene Mourinho Nou Camp da sevinirken onu ittirmemiş miydi ?

Messi'nin yaptığı artistliğide es geçmemek lazım. Busquets'den öğreniyor sanırıım bunları

Ramos'un yaptığı da tam bir kendi kurtarma ve kahraman olma çabası. Puyol'a yaptığı da çok çirkin. Barça'lı bir oyuncunun aynısını Casillas'a yapmasını nasıl karşılardı acaba ?

28 Kasım 2010 Pazar

Galatasaray 1-2 Beşiktaş


Ali Sami Yen'deki son maçta alınan galibiyet moral açısından önemlidir. Şampiyonluk çok büyük ihtimalle kaçtı zaten. Trabzon ile arasındaki puan farkı kapanabilir. Mesela sene başında fırtına gibi esen Chelsea bugün ligde 2. sıraya düştü. Trabzon'un da bu gidişi bir yerde durabilir ancak tek rakip Trabzon değil. Fenerbahçe, Bursaspor ve Kayserispor da bu yolda ilerliyor. Beşiktaş'ın potaya ciddi anlamda girebilmesi için tüm hepsinin tökezlemesi lazım. Bu da çok muhtemel görünmüyor ama imkansız da değil...

Maç dengeli başladı. Daha takımlar birbirini tartarken Ali Turan Holosko'yu indirdi ve Guti penaltıdan attığı golle Beşiktaş'ı öne geçirdi. Penaltı pozisyonu özelinde birşey söylemek gerekirse açıkçası Ali Turan, Holosko'yu indirmese o pozisyon en iyi ihtimalle aut olurdu. Bu dakikadan sonra ikinci yarının ortalarına kadar Galatasaray atak oynadı. Savunmada Ersan, Toraman ve Köybaşı çok hata yaptı. Bireysel hatalardan çok pozisyon buldu Galatasaray. Pino birkaç pozisyonda forvet orjinli olmamasının cezasını ödedi. Yanlış pozisyon tercihleri Beşiktaş'ın işine yaradı. Pino'nun yanı sıra hücumda Kewell da bildiğimiz Kewell'dan uzaktı...

Beşiktaş ortasahasının Galatasaray ortasahasına üstünlük kuracağını düşünüyordum ama bu öngörümde yanıldım. Ernst ve Aurelio oldukça etkisizdi. 60. dakikadan sonra Beşiktaş biraz daha çıkmaya başladı. Pozisyonlar Holosko'nun kontrasından değil Guti'nin pasıyla hareketlenen Hilbert ile geldi. Bu dönemde Nobre'nin attığı bir gol de sayılmadı. Pozisyon net goldü.

Holosko'nun şutunu da yazmadan geçmemek gerekir. Çataldan dönen top Beşiktaş adına bu yılın en güzel gollerinden biri olabilirdi. Nobre maç boyu en çok eleştirdiğim oyuncuydu. Hiç bir kontrada yoktu. Hep topun gerisinde kaldı. Çift forvet için eyvallah denebilir ama Nobre kesinlikle tek forvet değil...

Cenk'in son dakikada yediği gol nazar boncuğu olsun. Cenk'te iyi kaleci kumaşı var. Israrla oynatılmalı. Maç sonu yaptığı açıklama da mantalite olarak da iyi olduğunu gösterdi. Hilbert bugün takımın en iyisiydi. Özellikle hücumda Beşiktaş'ın en etkili ismiydi. Bunun dışında adını anabileceğim bir başka oyuncu da 1 gol ve 1 asistle oynayan Guti'ydi...

Bursaspor maçı ligin gidişatı bakımından Beşiktaş için büyük önem taşıyor...

Newcastle United 1-1 Chelsea


Ligin ilk haftalarında dolu dizgin giden Chelsea son 5 EPL maçında 11 puan bıraktı. Bugünkü NU maçı öncesi son 4 lig maçında 3 mağlubiyet alan Londra ekibi, bugün 2 puan daha kaybetti...

Chelsea'de kötü gidiş sürüyor. Hatta bu hafta itibariyle liderliği ManU'ya teslim ettiler. Üstelik 3. Arsenal ile de aynı puana sahipler...

Kötü gidişe dur demek için çıktığı maçta, daha maçın başında Alex'in hatasıyla yenik duruma düştüler. Hatayı affetmeyen Carrol'dı. Terry, Essien ve Lampard'ın yokluğunda Maviler'in sıkıntı yaşayabilecekleri anormal değil. Savunmayı toparlayan kaptan Terry, ortasahadaki dinamo ve savunmadan top çıkaran Essien ve oyun kurucu Lampard... Eksikler ciddi. Bunlar olmayınca sene başındaki rakibi ezen oyun da olmuyordu.

Chelsea bugün Ramires-Obi Mikel ikilisinin önünde Malouda, Anelka, Kalou ve Drogba ile çıktı. Kalou golü atmasına rağmen oldukça etkisizdi. Malouda da sene başındaki formundan çok uzaktı. Anelka Drogba ikilisinin de formsuzluğu devam etti. Chelsea topa sahip görünse de oyunu koparacak futbolu oynayamadı. Bunda Essien'in yokluğu büyük etkendir...

NU'da Nolan ve Barton'suz ortasahanın Chelsea'ye karşı direnemeyeceğini düşünüyordum ama beklediğimden daha direnli çıktı. İlerde Carroll ve Ameobi ile gol aradı. Golü bulduktan sonra Carroll'u çok defa savunmaya yardım ederken izledik. Maçın en iyi adamı Jonas'dı. Bitmek bilmeyen enerjisiyle bugün Bosingwa'yı harcadı. Bosingwa hem hücumda hem de savunmada rakibine ezildi...

Chelsea için sıkıntılı günler devam ediyor. Sakatlar dönmeden de bugünler geçeceğe benzemiyor. Newcastle ise lige renk katmaya devam ediyor...

25 Kasım 2010 Perşembe

Valencia 6 - 1 Bursaspor


Bursaspor'un maç başındaki motivasyonunun UEFA Avrupa Ligi'ne katılma fırsatı olduğunu düşünmüyorum. Bence, futbolcuların aklında, Avrupa Ligi'ne katılma fırsatı için İspanya deplasmanında alınacak bir galibiyetten çok, atılacak ilk gol ve alınabilecek ilk puan vardı.

Maç dengeli başladı. Hatta Bursaspor ilk bölümlerde net pozisyonlar da buldu. Beklenen oldu ve Sercan harcadı. Sercan için düşüncelerim değişmedi. Bundan çok önce Sercan'ın kapasitesinin belli olduğunu ve uzun süredir tek adım ilerlemediğini yazmıştım. Sercan'ın abartılacak hiç bir yanı yok. Gol yeteneği çok zayıf. Herhangi bir defans oyuncusu kadar. Takımın savunmasında görev alan Ömer Erdoğan, Sercan'dan daha golcü. Sercan sıradan bir oyuncu...

Penaltı pozisyonunu tartışmaya gerek yok. Net penaltıydı. Golden sonra Valencia rahatladı ve 5 dakika içinde 2. golü buldu. Rakip yarı alanda çok etkili oynuyor, üçgenleri çok iyi kuruyorlardı. Bu da ilk yarım saatte 3. golü getirdi. Oyunun sonraki bölümlerinde de değişen birşey yoktu. Ayağa iyi pas yapan İspanyollar rahat aldı maçı. Bursa'nın UCL'de attığı ilk golün skoru 5-0'dan 5-1'e getiren gol olması ise acıydı. Bursaspor şu anda UCL'nin en etkisiz takımı görüntüsünde...

Ertuğrul Sağlam, Beşiktaş'tan sonra Bursa ile de Avrupa'da hüsran yaşıyor. Ertuğrul Sağlam, oyuna müdahale konusunda çok yetersiz. Dün 60'da Ricardinho oyuna girseydi filmin sonunu size anlatırdım...

22 Kasım 2010 Pazartesi

Gelişen Türk Futbolu (!) - Kayserispor


Schuster'in Konyaspor maçı sonrası yaptığı açıklamada Alman Hoca'yı haklı buluyorum. Ülkemizde çok takım 60'ların futbolunu oynuyor. Ancak bu Schuster için bir bahane olamaz. Schuster işine bakmalı ve eğer 60'ların futbolu oynanıyorsa onu yenecek bir oyun oynatmalı takıma...

Türk futbolunun ilerlediğini, geliştiğini söylemek yersiz olur. Ülke futbolumuz gelişmiş falan değil, gelişiyor da demek için çok nedenimiz yok. Biz kendimizi 5. büyük lig sayarken, Avrupa'dan durum hiç de öyle görünmüyor. Bunu da bilelim...

Diğer taraftar Kayserispor'a gelelim. Ligin üst sıralarında üç Anadolu takımının oluşu ligi gelişmiş kılmaz. Sebebini anlayamadığım bir şekilde Kayserispor'un da her hafta kayırılması ve Kayserispor hakkında olumsuz haber yapılmaması da Kayserispor'u yüceltmez...

İki hafta önce Kasımpaşa maçında, bu hafta Galatasaray maçında bariz biçimde kollandı Kayserispor. Galatasaray'ın çok net iki penaltısının es geçilmesi gözardı edilebilecek bir durum değil. Bunlar Kayserispor'un başarısına gölge düşürmekten başka bir işe yaramaz. Patates tarlasından farksız saha zeminini kimse görmezken her hafta Kadir Has Stadının yüceltilmesi komik. O zemin futbol oynamak için uygun değil. Bu çok net... Sene başında İnönü'nün zemini de kötüydü ve eleştirildi -ki eleştirilmeli, ben de eleştirdim- ancak Kayserispor için ağzını açan yok. Beşiktaş zemini nasıl düzelttiyse, Kayserispor da düzeltmek zorunda... Tribün yapmayla gelişmez futbolumuz...

21 Kasım 2010 Pazar

Beşiktaş 2-2 Konyaspor


Geçen hafta tatilde olduğum için Gençlerbirliği maçının değerlendirmesini yapamamıştım. Yağsaydım muhtemelen yazıyı Konyaspor maçının önemine dikkat çekerek bitirirdim. Ligde kolay maç yoktur, her maç zor safsatasından dolayı değil, Beşiktaş'ın bu dönemde morale ihtiyacı olduğundan... Sivasspor galibiyeti sonrası Kasımpaşa'ya kaybedilen puan ve şimdi de Gençlerbirliği galibiyeti sonrası Konyaspor'a bırakılan 2 puan. Bir türlü düzlüğe çıkılamıyor ve bu da durumu gittikçe daha vahim hale sokuyor...

Beşiktaş'ın şampiyon olma ihtimali düşük. Bunu söylemek zor değil maalesef. Trabzonspor ve Bursaspor bu zorlu maratonda çok puan kaybedecektir, bundan şüphem yok lakin Beşiktaş istenilen seriyi yakalamakta zorlanıyor ve bu da bu yıl sonuna dair ümitleri azaltıyor...

Maç özeline gelecek olursak. Çıkan kadro iyiydi ancak saha dizilişinde ciddi problemler vardı. Mustafa Denizli'nin sık sık yaptığı mevkii dışı oyuncu oynatma geleneğini Schuster'in de yapması bilgilerimi tazelemem gerektiği kanaati uyandırdı bende. Ernst ve Aurelio'nun önündeki dörtlü Holosko-Tabata-Quaresma ve Nobre idi ancak Nobre forvet arkasında, Holosko solda, Tabata sağda ve Quaresma forvetteydi. Yani hiç biri mevkiinde değildi. Hiç biri alternatif mevkiinde de değildi...

Quaresma'yı en uçta düşünmek yersiz. Q7 golcü bir oyuncu değil. Daha çok topu ceza sahasına taşıyan nitelikte biri. Real Madrid'den örnek verecek olursak, Mourinho'ya sene başında Higuain'in ve Benzema'nın formsuz olduğu bir dönemde Ronaldo'yu forvette neden tercih etmediğinin sorulması üzerine, Portekizli ben onu daha fazla verim alabileceğim bir yerde oynatıyorum cevabını vermişti. Doğrusu da buydu. Quaresma maçın başından beri ilk kez kaçabildiği sol kanatta Beşiktaş'a golü kazandıran ortayı yaptı...

Maç 1-0 olduğunda da Beşiktaş'ın kazanacağını düşünüyorudum. Q7 çıktığında durum 2-1'di ve bu skorun korunacağını düşünüyordum. İkinci yarıda Tabata ve Holosko net pozisyonlardan yararlanamadı ve sonrasında Konyaspor'un ikinci yarıdaki ilk atağında skor 2-2 oldu. Golde Erhan'ın hatası yadsınamaz. Zayıf halka maçta kendini bir şekilde gösteriyor maalesef. 2 metreye pas atmaktan, orta yapmaktan aciz bir adamın skoru Beşiktaş lehine çevirmesi beklenemez...

2-2'den sonra ümitlerim biraz azalmıştı, çünkü sahada gole yakın ya da golü getirebilecek bir adam yoktu. Bobo-Guti-Quaresmasız gol bulmak oldukça zor...

Quaresma'nın kaybedilmesi, bırakılan 2 puan gece adına oldukça üzücüydü. Tek tesellim Ersan'ın güzel futbolu. Lucio gibi, Pepe gibi topu alıp gidebiliyor. Bonservisi 4 milyon € civarında. Çok ama alınması gereken bir oyuncu...

Galatasaray maçı hem moral açısından önem taşıyor, hem de kaybedilecek derbi 3 puandan fazlasını götürebileceğinden...

14 Kasım 2010 Pazar

Juventus 1-1 Roma


Spormax'a teşekkür ederim. Serie A heyecanını bize sunacak. Üstelik HD kalitesinde. Hoş ben o güzellikten yararlanamayacağım ama olsun. Onun tadına varacak insanların da olması güzel...

Spormax dükkanı da sağlam bir haftayla açtı. İtalya'da ilk 6 sıra birbiriyle oynuyor bu hafta. Bu maçlardan biri de Milano derbisi. Derbi bugün oynanacak. Dün Juve-Roma vardı. Ranieri sonrası soğuduğum Roma ile çocukluk aşkım Juve. Eğer-10 12 yaşlarındaysanız Del Piero'yu sevmeme lüksünüz yok...

Juve eski Juve değil. Belki çok uzun bir süre de olamayacak. Bunu böyle kabullenmek gerekiyor. Eldeki yağ, un, şeker ile yapılabilecek helva bu. Bazı rötüşlerle takım daha iyi hale gelebilir ama eskisi gibi olamaz. Roma daha oturmuş bir takım. Hatta geçen seneki performansın üstüne bu yıl daha yukarılarda olmalarını beklerdim. Maçın genel hakimi Roma'ydı. Bunu pozisyon sayılarına bakarak söylemiyorum, topa sahip olma, oyuna hükmedebilme yaklaşımına gidiyorum. Roma'nın ortasahasındaki Greco, De Rossi, Simplicio üçlüsü Aquilani, Marchisio, Melo'ya göre ağır bastı. Bu bölgeye hakim olan Roma daha çok top yapan taraf oldu. Roma'nın ileri üçlüsündeki Menez, Vucinic ve Totti'den hiç biri target striker değil. Hiç biri tam bir santrfor değil. Adriano bu bölge için daha doğru bir adam. Roma kalabalık ortasahasıyla daha çok top kazandı ama gol yollarında bu verimliliği gösteremedi.

Juve'de ise ileri üçlüde Pepe, Quagliarella ve Iaquinta vardı. Roma'ya göre daha gole yakın bir hücum hattı. Krasic'in yokluğu bu maçta fazlasıyla hissedildi. Sene başındaki Krasic bu maçta Juve'yi bir adım öne taşıyabilirdi. Iaquinta ise kesinlikle bu takımın santrforu değil. Çok pozisyon harcıyor ve ofsayta fazla düşüyor. Satılan Trezeguet çok daha verimli olurdu diye düşünüyorum. Quagliarella ise tam aranan kan. Akıllı, iyi koşu yapan ve iyi şut çeken bir adam...


Iaquinta'nın muhteşem golüne, Totti'nin penaltısı ile karşılık geldi. Penaltının penaltılılığı tartışılır. Bence penaltıdan biraz önce Mexes'in indirildiği pozisyon daha penaltıydı. Maçın en güzel yanı ise uzatmaların son dakikasında Juventus'un kazandığı frikikte, yarası kanayıp yüzü kan içinde kalan Chiellini'nin sahada kalmak istemesi ve hakemin onu çıkarmak istemesiydi. Chiellini bir ara çıkmak istemediği için "Madem çıkıyorum, ahan da yürüyemiyorum" deyip sahaya yatması ve sağlık ekiplerinin onu sahada tedavi etmesi amcak sonrasında sağlık ekibiyle birlikte çıkmak zorunda kalışı da görülmeye değerdi.

Maç sonu hakem Rizzoli, Chiellini ile sohbet ederken muhtemele o pozisyonu değerlendiriyorlardı. İkisi de eğlenerek o anki psikolojilerini paylaşıyordu. Aklıma Bünyamin Gezer geldi o an. Sonra kabus gördüğümü anladım, gözlerimi kapadım ve yattım.

13 Kasım 2010 Cumartesi

Conan


Conan 9 ay sonra geri döndü nihayet. Geri dönüşü de harika oldu. İlk gün bütün reytingleri alt üst etti . Daha sonraki günlerde reytingin düşmesi bekleniyordu ama yine de çok iyi bir seviyede kaldı reytingler.

Bazı kesimler için ise hayal kırıklığı oldu zira şovun haklarının sahibi olması ve kablolu yayın kanalında olması dolayısıyla daha sıradışı şeyler beklendi ama önceki late night show formatından pek birşey değişmemişti. Açıkcası bu eleştirilere bir yere kadar katılıyorum ancak bu geçişi daha yavaş bir şekilde yapması daha doğru olacaktır.

Programı geliştirmesi için Conan'ın öncelikle diğer talk showlardan bir farklılık göstermesi gerekir. Bunun en kolay yolu ise diğer talk showların da sorunu olan 2. konuğu almaması. 2. konuk genelde birinciye göre sönük olur ve izleyiciyi sıkar. Boşa vakittir yani. Bunun yerine Conan en kuvvetli olduğu alan olan skeçlerinin sayısını ve süresini arttırabilir.

Bu arada Türkiye de Conan cnbce de 22 kasım da karşımıza çıkacak. Açıkcası ben Doğan yayın gurubunun yerinde olsam Tnt kaynaklı ilişkilerimin olduğu Time Warner'ın sahip olduğu Tbs'de yayınlanan Conan'ı alır ve tnt'nin cnbce ile rekabetinde bir adım öne geçmesini sağlardım