31 Aralık 2009 Perşembe

Mutlu Yıllar


2008'in Temmuz ayında bir hevesle başlamıştık bu işe... O günden bugüne toplam 732 post olmuş. Bu da 733. sü...

Ben bugün Eskişehir yolcusuyum, dönüşte 2000li yıllarda neler olduğunu yazacağım. Deepman yakında askerden dönüyor. At yarışı ve voleybol konularında bizleri aydınlatır, tabi askerde takip etmeye fırsat bulabildiyse. Turiaf, buralar sana emanet dostum...

Hepinizin yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım. 2010'da sağlıklı, sıhhatli, başarılı bir yıl geçirmeniz dileğiyle...

P.S. "Yenilsen de Yensen de" Bugün 16.00'da NTVSpor'da. Gece 01.00'de tekrarı var. Ben hafta içi olması sebebiyle katılamayacağım; iş güç işte... Konular çok eğlenceli, kaçırmayın derim...

3. kaleci?


3. kaleci ilk 2 kalecinin sakat, cezalı ya da formsuz olduğu bir dönemde forma şansı bulur. Ortasahada mevkiinin 3. oyuncusu gibi değildir, rotasyonda yer bulamaz veya son 10 dakika şans bulamaz. Önündeki kaleciler bir sorun yaşamadığı sürece 3. kaleci olarak kalır. En fazla 2. kaleci olur. Bazen sezonu tek maça çıkmadan bitirir...

Rüstü ve Hakan'ın sakatlıkları Korcan'ı birinci kaleciliği taşıdı. Sakatlıklar bir müddet daha sürecekti ve Korcan önümüzdeki 3-4 maça ilk 11 çıkacaktı ama olmadı. Beşiktaş Hoffenheim'dan Ramazan'ı kiraladı...

Olaya Korcan açısından bakmayacağım. O yönden de bakmak gerekebilir ama biraz duygusallıktan arınıp mantıklı düşünelim...

Korcan bildiğim kadarıyla 4 yıldır Beşiktaş'ın alt takımlarında forma giyiyor. Bu sene 3. kaleci olarak gördük hep. Madem Korcan'a 3. kaleci olarak güvenmeyeceğiz neden bu adamı kadroda tutuyoruz? Yol verelim gitsin... Boşa masraf yapmayalım. Korcan değil başka biri olsun onun yerine. 3. kaleci olarak güvenebileceğimiz biri...

Altyapıya yatırım yapmak güzel ama bunları zamanı geldiğinde kullanmak da gerekli. Yoksa boşa masraf yapmaya gerek yok...

30 Aralık 2009 Çarşamba

Tanıdık isimler


Teknik Direktörler için Dünya Kupası vizesi alamamanın cezası büyük ihtimalle takımdan ayrılmaktır. Çok azdır herhangi büyük bir turnuvaya katılamamış ama hala takımın başında olan Hoca. Bosna bile Hoca'sının ipini çekti. Bile diyorum daha önce büyük turnuvalarda görmeye pek alışık olmadığımız için ancak elbette tarihinin en iyi jenerasyonunu yakalamış bir ülke için katılamamak acı ve hayal kırıklığı... Hazır Bosna'ya gelmişken söz, yeni Hocalarını takdim edelim. Safet Susiç. Türk futboluna çok uzak değil, hatta bizden biri denebilecek kadar yakın. Değerini bilemedik demeyeceğim, zaten bu muhabbet de beni fazlasıyla sıkıyor...

Ukrayna kanadına geçelim. Play-Offlarda Yunanistan'a elenen takımın yeni Hocası çok büyük ihtimalle Mircea Lucescu olacak. Resmi açıklama yapıldıysa kaçırdım. Yine tanıdık bir isim bizim için. Luce, Milli takım için Dünya'daki en akılcı isimlerden biriydi. Türk Milli takımı olarak kesinlikle peşinde koşulması gereken bir isimdi, olmadı...

Son olarak geçen haftaya gidelim. İskoçya'nın da Milli takım Hocası olarak Dundee Utd. 'dan ayrılan Craig Levein ile anlaştığını hatırlatalım. Çok şükür tanımadık bir isim...

Biz neyi bekliyoruz peki... Tahminim Dünya Kupası sonrasını bekliyoruz...

29 Aralık 2009 Salı

The Expendables ve Machete



İki filmde 2010'da gösterime giricek. Expendables yazın Machete ise bahara doğru beyaz perdeye düşecek. İki filminde ortak yönü enterason oyuncu kadroları.

Machete'de De Niro'ya eşlik edecek isimler; Jessica Alba, Lindsay Lohan ve Steven Seagal. Bunların yanında Lost'dan tanıdınık yüzler; Michelle Rodriguez (Ana Lucia) ve Cheech Marin (David Reyes) kadroda bulunmakta.

Sylvester Stallone'nin yazdığı, yönettiği ve oynadığı The Expendables'da ise ona şöyle bir kadro eşilk edecek ; Jason Statham, Jet Li, Bruce Willis, Arnold Schwarzenegger, Mickey Rourke, Eric Roberts ve son olarak geçen hafta bu hayata veda etmiş Brittany Murphy (RIP).

Açıkcası iki filmin kadrosuda çok renkli ama bu renkler filmlerin kalitesine nasıl yansıyacak açıkcası hiç bilemiyorum.

Petrescu Rusya'da


Dan Petrescu'nun Unirea'ın başından ayrılmasının bir sebebi olmalıydı zaten. Unirea, UCL'de son 16'ya kalmayı son maçta elinden kaçırdı; Yola Europa Cup'ta devam ediyor. Eyvallah zor bir kura çektiler Liverpool geldi, buna diyecek lafım yok. Lige baktığımızda da tablo yine kötü değil. Lider Cluj ile aynı puandalar. E o zaman neden?

Olayın iç yüzünü çok iyi bilmiyorum ama görünen tablodan para nelere kadir demek zor değil. Eski Chelseali Petrescu, Unirea'dan ayrılıp Rusya'da bu yıl küme düşen Kuban Krasnodar takımıyla anlaştı. Alacağı para yıllık 1.5 milyon €. Romanya'da kazandığının 3 katı.

Para mı kariyer mi konusunda seçimi net olmuş Romen Hoca'nın. Hedefi artık Liverpool'u elemek değil, Kuban'ı Rusya Premier Ligi'ne taşımak. Kolay gelsin, ne diyelim...

Kendini Unirea taraftarının yerine koydum. Hocam beni sezon ortasında bu şekilde bırakacak. Ağzını burnunu kırarım, sonra yollarım Rusya'ya...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Kundakta transfer


Özellikle son bir kaç yıldır bonservis bedellerinin hatırı sayılır rakamlara ulaşmış olması kulüpleri kundakta transfere zorluyor. Avrupa'nın önde gelen kulüpleri oyuncuları genç yaşta keşfedip renklerine bağlama işini daha sıkı tutuyorlar. Brezilya ve Arjantin kökenli oyuncuları Porto'dan önce, Afrika ve Fransa kökenlileri Lyon'dan önce keşfetme telaşındalar. Haklı telaşlarına diyecek lafımız yok...

Diğer taraftan son dönemlerde gelişme içinde olan Doğu Avrupa futbolu meyvelerini vermeye başladı. Slovenya, Slovakya, Hırvatistan, Sırbistan son dönemlerde daha fazla genç oyuncu çıkarmaya başladılar.

Juve ve Milan, bir adım geride kalan İtalya futbolunu yeniden canlandırmak için yöneldiği altyapı ve genç oyuncu bulma çalışmalarında sık sık birbiriyle karşılaşır oldu. Adiyah ve Hottor'dan sonra iki dev şimdi de Triglav Kranji, Zan Benedidic için karşı karşıya geldi... Benedidic henüz 14 yaşında, bıyıkları terlememiş bir Sloven...

Çocuktaki egoyu siz tahmin edin...

24 Aralık 2009 Perşembe

FM 2010 Tüyoları


Chao Grey'in verdiği tüyolara bende bir kaç ekleme yapayım dedim.

Şimdi öncelikle sistem ile başalyalım;

Savunma: Savunmada kritik nokta kesinlikle bekler. Bekleri 2-0 yada 2 farklı skorlarla yenik durumda olmadığınız sürece atak yapmayın. Maça support olarak başalsınlar ve siz 2 farkı yakaladığınızda yada son 10 dakikada istediğiniz skorda iseniz savunma olarak değiştirin.

Ortasaha: Bakalava yada diamond ortasaha denemedim şimdiye kadar ama ortanın boş kalması veya kanatsız sistemin pek verimli olacağını düşünmüyorum. Kanatların ilerde olmasıda pek bir yarar sağlamıyor. Klasik dörtlü ortasaha düzeninde kanatlar winger attack modunda, tackling özelliği yüksek bir oyuncu ball wining midfelder modunda,Onun yanındaki MC özellikli oyuncunun eğer playmaker özellikleri iyi ise Advanced Playmaker ve support modunda yada Central Midfielder ve support modunda olmalı. DMC ve MC pozisyonlarındaki oyuncuların heading ve jumping özellikleri bu oyunda önemli kılınmış. Skor avantajı yakalandığında kanatlar wide midfielder ve support moduna getirilmesi yararlı olur. Onun dışında daha çok savunma yapmak isterseniz forvetlerden birini çıkarıp defansın önüne bir dm koyup onu anchor man modunda oynatmakda önemli katkılar sağlıyor.

Forvet: Forvetler arasında Complete ve poacherlar ön plana çıkıyorlar. Determination özelliği bu oyun için önemli o yüzden finishing,off the ball, heading ,jumping, pace ve acceleration'ın yanında bu özelliği de filtreye eklemek gerekiyor. Ayrıca bu oyunda tek forvetli sistemler pek işe yaramıyor. 4-3-3 de merkez forvetin yanındaki kanat forvetler yeteri kadar destek olamıyorlar. Bu yüzden çift forvetli sistemler tercih edilmeli.

Taktik ayrıntıları; Ben genellikle attack ve fluid modunda maça başlıyorum. Defans çizgisi ortada. Narrow ve düşük tempoda oynuyorum. Tackling more cautious. Öne geçincede Control moduna geçiyorum.

Oyuncu Önerileri;

Kaleci; Danut Coman(çok yönlü bir kaleci zaten siz almazsanız City kapıyor hemen) Federico Vilar (Coman'ın bir alt versiyonu o da oyun başında alınmazsa Barça'ya gidiyor)
Bek; Masilela (Sol bek için gayet makul bir fiyata (max 1.5 milyon) alınabilecek iyi bir oyuncu)
Stoper; Sergiy Krystov (ucuz (max 2.5 milyon) genç ve harika bir defans oyuncusu), Michael Turner, Brede Hangeland
DM; Annan (gerçekten harika tam bir ball wining midfielder)
MC: Tim Cahill (tam bir advanced playmaker), Papa Bouba Diop (FM 2007'de inanılmaz oyunuyordu bizim Papa ve bu oyunda ona benzer bir performans gösteriyor. Yine uygun fiyata alınabiliyor. Heading,tackling ve long shot özelliklerinin hakkını sonuna kadar veriyor)
MR; Barnetta ( oyunda ciddi biçimde sağ kanat eksikliği var ve Barnetta'yı kapmak önemli. Çok pahalı değil ve çift kanattada oynaması çok büyük avantaj. Bol bol kewell tarzı gollerinide görmek mümkün)
ML; Di Maria (4 milyona alabileceğiniz bargain bir topçu. Avrupa passaportu olmasıda önemli bir avantaj)
Forvet: Artem Milevskiy (Oyunun neredeyse en iyi forvetlerinden biri. Güçlü,hızlı ve bitirici. Aradığınız her özellik bu elemanda var. 7-9 milyon arası bir fiyatı var) Ronaldo (Gerçek Ronaldo'nun finishingi 19 ve bunun hakkını ilk sezon için oldukça veriyor. max 2 milyona alınır. 2008'in Zampagnası gibi tek sezonluk harika bir performans gösteriyor)

Ayıptır!


Dün gecenin en çok konuşulan maçı Ajax'ın 14-1 aldığı maç olsa gerek. 14 çok hocam. Rakip amatör. Bırak bir yerde. 6-7 olsun... Çek takımını geriye hoca. İlla taban mı göstermek lazım?

22 Aralık 2009 Salı

Conan Out Seinfeld In?


Bildiğiniz üzere Conan O'Brien Jay Leno yerine Tonight Show'u sunmaya başlamıştı 6-7 ay önce. Leno 22:30 saatinde yeni showuna başladı bu sezon yine NBC'de. Conan'ın boşalttığı 00:30'daki Late night show'u ise Jimmy Fallon sunmaya başlamıştı.

Bu üçlü arasında favorim kesinlikle Conan'dır. Jimmy Fallon'ı kaale almam tamamen bir hayal kırıklığı. Leno ise Conan ve Kimmel'dan sonra en çok sevdiğim talk show sunucusudur.

Amerikan izleyici ise ilgin bir biçimde Conan'ı yeteri kadar seyretmiyor. Tonight Show'un Leno'dan Conan'a geçmesi ile reytingler ciddi bir biçimde düşmüş. Late Night Show için durum daha da kötü. Leno'nun yeni show'u da beklenen ilgiyi görmemiş. Açıkcası 22:30 izleyicisi talk show izlemek istemiyor. 23:30 izleyicisi için Conan biraz uygunsuz kaçıyor. Fallon'u nereye koysan bişi olmaz zaten.

Aslında Conan neden izlenmediğini pek anlamıyorum ama heralde Conan'ın espirileri daha çok gençlere yönelik olduğundan kendisi için 00:30 saati daha uygun gözüküyor.

Reytingler yerlerde sürününce herkes NBC'den bir hamle yapmasını bekliyor ve en son çıkan dedikoduda NBC'nin favori yüzlerinden biri olan Jerry Seinfeld'in ismi ön plana çıkmış. Kendisini ne kadar çok sevsek de açıkcası Seinfeld'in bir late night show'u tarzına pek uyacağını sanmıyorum. Ancak Amerikada yapılan ankette Seinfeld %73 gibi büyük bir yüzde ile Conan'a tercih ediliyor.

Aslında Fallon kovulup yerine Conan getirilse Leno eski saatine dönse Seinfeld'de Leno'nun saatinde bir program yapsa işte o zaman nbc tadından yenmez.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Çay kupam var, onu da vereyim mi?


Barcelona'yı günahım kadar sevmem. Kraldan çok kralcıyımdır İspanya'da.

Barça'yı sevmediğim gibi oyuncusunu da sevmedim. Yıllarca yüzümü ekşiterek baktım Ronaldinho'ya, Milan'a gitti kanım ısındı. Zaragoza taraftarı kadar net olmasam da Eto'o için bir gün olsun iyi şey söylemedim. Henry gitti, sildim. Irlanda maçındaki hareketini bile Barça ile bağdaştırdım içten içe. Son olarak Messi mi Ronaldo mu tercihim zor olmadı açıkçası. Messi'ye de bir gün kötü demiş de değilim ama. O kadar da değil yani...

Herneyse. Puyol'un kolları kupa kaldırmaktan kas yaptı ama bu takım kazanmaktan bıkmadı...

ManU zamanında ıskalamıştı ama bu sefer Barça 12'den vurdu. Alayını süpürdüler...

Elimde, çayımı yudumladığım kupam var; Guardiola görse kupa için PES'te maç teklif eder.
Neyse bize düşen tebrik etmektir. Darısı başımıza diyelim...

Aşağıdaki kare tören sonrasından. Hazır Messi'yi yakalamışken bağlamışlar...

19 Aralık 2009 Cumartesi

Mutlu yıllar Dortmund


Alman futbolu bazılarına büyük zevk verir. Benim için pek öyle değildir. Şampiyonluğa oynayan takım sayısı 5'ten az olmaz, kalite olarak çok takım birbirine eşittir. Bu yıl şampiyon olanın gelecek yılı garanti değildir, 2. ligden gelen şampiyonluğa oynayabilir vs. Her şey olumlu, her şey tatlı ama sevmiyorum o ligi işte. Yıldızının olmaması benim için en büyük etkendir.

Alman futboluna, Alman milli takımına, Bundesliga'ya mesafeli olsam da Borussia Dortmund'u severim. Sevgimin temelinde ateşli tribünleri yatar. Aralarında en sempatik gelendir bana. Her ne kadar aldıkları tek UCL'yi Juve'nin elinden almış olsalar da...

Dortmund bugün 100. yılını kutladı.
Mutlu yıllar Borussia Dortmund...
6 Bundesliga titles,
2 DFB German Cups,
3 German Supercups,
1 European Cup Winners' Cup,
1 Champions League
1 Intercontinental Cup

Lemerre Ankaragücü'nde


Ankaragücü benim için Ankara'nın sevilen takımıydı. Ankaraspor-Ankaragücü münasebeti tiksindirdi. Hikmet Karaman olayı midemi bulandırdı. Yönetimi tamamen antipatik...

Ankaragücü, Hoca olarak kimi alsın diye sorsalar. Bülent Uygun derdim. Sevmediklerim bir alana toplansın isterdim. Olmadı, gittiler Fransa'dan sevmediğim bir adam buldular... Domenech olmadı ama Lemerre oldu... Teşekkürler Gökçek...

Oğlum sana söyleyeyim babam sen anla...

Lemerre'in kariyerine laf edecek değilim. Ancak kulüp takımlarıyla arasının da pek iyi olduğu söylenemez. Tıpkı medyayla olduğu gibi...

17 Aralık 2009 Perşembe

Açmış ağzını yummuş gözünü


Nicolas Anelka. Yüzü pek gülmez, içinde fırtınalar kopuyorsa da belli etmez. Sessiz, sakin biliriz onu. Türkiye'de kaldığı dönemde öyle sivri açıklamalar yapmışlığı yoktur, varsa da ben hatırlamıyorum.

Chelseali forvet Fransa hakkında konuşmuş. Biraz da ağır konuşmuş. Bizde herhangi bir oyuncu benzer demeç verse Kuvayi Milliye sınırlarından içeri zor girer.

"I am fine in England. I will never return to France. The taxation system is foolish there - I am not going to lose 50% of my income. .... I do not appreciate football fans in France. They do not welcome French players who play abroad like me. They did not even support the French national team when we faced Ireland last month. .... France is full of hypocrites".

Fransa'daki saçma vergi sisteminden dolayı kazancımı yarı yarıya düşüremem demiş. Fransız futbolseverlerin de Fransa dışında oynayan Fransızlara karşı olumsuz tavırlarından bahsetmiş. Son olarak da tüm Fransa'ya gitmiş laf. Irlanda karşısında desteklemediler, Fransa iki yüzlü insanla dolu...

Sert olmuş biraz Nicolas...

Hoca maç seçiyor


ManU'nun haftasonu Chelsea maçı olsa ve bunu düşünerek Wolves maçına yedek oyuncularla çıkma; Ardından Fergie "Haftasonunu düşünerek bazı oyuncularımı dinlendirdim" dese hiç birimiz şaşırmayız. Ancak Wolves haftasonu Burnley maçını düşünerek ManU maçına yedeklerle çıkınca algılayamıyor insan. McCarthy'nin açıklaması çok mantıksız değil ama tuhaf. Mick McCarthy "Bizim rakibimiz ManU değil, asıl rakibimizle haftasonu oynayacağız" mantığıyla 10 oyuncusu dinlendirdi. Yani bir nevi mağlubiyeti peşinen kabullendi...

Uzun vadeli plan için bu çok eleştirilecek bir durum değildir aslında. McCarhy çıkardığı tabloda Manchester maçının karşısına "0" yazmıştır zaten, hal böyle olunca "Ulan zaten yenileceğiz, bari haftasonu kazanalım" diye düşünmesini çok yadırgamıyorum. Tabi olaya taraftar açısından baktığımızda aynı şeyleri söylememiz pek mümknü değil. Takımını desteklemek için gelen taraftar hocanın mağlubiyeti kabullendiğini görürse çıkdırır. Parasını da ister fazlasını da. ManU maçına giden taraftara bir kıyak yaparlar heralde...

14 Aralık 2009 Pazartesi

Hamburg

Bayramda yolumuz Hamburg'a düşmüştü. Postun birinin sonunda bahsetmiştim, yakalayanlar St. Pauli atkılarını aldılar (Gökhan senin atkın aklımda)...

Yazmaya bir türlü fırsat bulamamıştım. Bugüne kısmetmiş. Gezdik gördük el memleketini; Büyük umutlarla gitmiştim. Her duyan Reeperbahn'dan bahsetmişti gözümüzde büyüttük haliyle...

Hamburg beni büyük tesadüflerle karşıladı; Detayına girmeye gerek yok...

Ben şehirde önce tarih ararım. Tarih kokusunu almıyorsam eksiktir o şehir benim için. Bunu Hamburg'da tadamadım. 2. Dünya savaşı silmiş süpürmüş şehri. Bugünlere kalan Rathaus, Warehouse district, St. Michaelis, St. Nikolai Landungsbrücken. Arkadaşlarınıza hediye etmek için alacağınız hediyelik eşya sayısı 3 bilemedin 4. Turizmden anlamadıklarından değil, ellerindeki 2 paralık şeyi 10 paraya pazarlamasını çok iyi biliyorlar. Olmadığından... Hediye edecek zımbırtı olmadığından. Kupa, Tişört, şapka benim nezdimde hediyelik değildir...

Liman... Şehrin en güzel şeyi bu olsa gerek. En azından öyle olduğunu düşünen onlarca insan biliyorum. Deniz aşığı bir insan değilseniz -ki ben değilim- bir liman ne kadar güzel olabilir ki?

Spor... Almanların bayan profesyonel sporcu sayısı bizim toplam profesyonel sporcu sayımızdan daha fazla. Bu yeterince açıklıyordur sanırım konuyu. Spor deyince ilk akla gelen elbette ki futbol ama diğer sporlarla da araları hiç fena değil açıkçası. Spor mağazasına girdiğinde 5 katlı mağazanın 1 katı futbol için, gerisi bisiklet, jogging başta olmak üzere diğer spor dalları için. Gittik oralara ama şansımıza Hamburg Mainz deplasmanındaydı... St Pauli'nin iç saha maçı vardı sanırım, onu da ben kaçırdım maalesef... Ha bir de St Pauli sevilen takımdır. İşçi takımıdır, emekçi takımıdır... Hamburg da Almanya'nın az sevilenlerindenmiş, genelde dazlaklar severmiş.. Borges'e sormak lazım...

Reeperbahn... İnsanlar öve öve bitiremeyince bir satır açma gereği duydum. Amsterdam'ın yandan yemişi diyelim. Hatta yandan falan değil, bodozlama önden yemişi. Amsterdam'a, Red Light'a ilk gittiğimde ortam çok hoşuma gitmişti ve gerçekten başka bir dünyada olduğumu düşünmüştüm, aynı hisleri, aynı olması zordu ama yakın hisleri dahi yaşamadım. Çok çakma geldi bana... Orjinal havayı solumadım...

Reeperbahn ve Futbolu birleştirip sevgili Alman kardeşlerime bir eleştiri de bulunayım isteyim. Hiçbir barda Real-Barça maçı verilmez mi arkadaş. El Classico deyince hayat durur. Bundesliga özetlerinin bile arkasında kalmamalıydı...

Şehir soğuk, insanın sigara içesi geliyor resmen. Nehir kenarında ama Ankara soğuğu. Ayaz, kuru soğuk... O sıcak şarapları neden bu kadar çok sevdiklerini daha iyi anlıyorum...

Toparlayacak olursak. Almanya'ya haksızlık etmek istemem. Berlin ve Munih'in gerçekten gezilesi yerler olduğunu söylediler. Yine büyük umut bağlamamak gerekir tabi. Hamburg'dan raylı sistemi ve gece hayatını çek Samsun. İkisi de yeşil, şirin, hoş vs. Kız güzel mi sorusuna verilen kaçamak "sempatik" cevabı gibi... İstanbul ile karşılaştırmak bu şehre saygısızlık olur...

Daha önce Roma'ya, Milano'ya ve Paris'e de gitmiştim ve gerçekten büyülenmiştim. Güzel şehirdi hepsi, farklıydı, imzaları vardı, orjinaldi... Hal böyle olunca olumsuzlukları göremiyordum. Oysa ki olmalıydı.. Her şey mükemmel olamazdı. Hamburg'da bunları da görme fırsatım oldu. En önemli gözlemim insanlar. Yaşlıların çok çok büyük kısmı yalnız. Sokakta yaşlı çifte rastlamak zor, ya da tesadüftür ki bana denk gelmedi. Neden yalnızlar? Elbette aralarında eşleri ölmüş olan vs. de vardır ama aile bağlarının zayıf olması ve bu düzensiz hayatın sonu bu... Sonra herkesin köpeği var ne güzel derken düşünmek gereken başka bir şey var aslında. İşte insan böyle yalnız olunca, bir zaman sonra hayat arkadaşı bir köpek oluyor... Vesselam...

P.S. Kardeşim Numan'a ve Mustafa ağabeye benimle ilgilendikleri için, bana zaman ayırdıkları için ve bana kapılarını açtıkları için çok teşekkür ederim...