17 Kasım 2009 Salı

Laurent Blanc'in geleceği


Genelde bir hocanın geleceği hakkında konuşurken o hocanın durumu pek iyi olmaz. Ancak Blanc için durum çok farklı. Kariyeri çok parlak olan Fransız, Guardiola'dan sonra 45 yaşın altındaki en iyi hoca olarak görülüyor. Ferguson sonrası için planlar yapan United için de bir numaralı tercih olacak Fransız hoca. Hatta Blanc Bordo'yu ligde 2. yapmasından sonra 2008 yazında Ferguson Portekiz Milli takımının başına geçen Queiroz 'un yerine 2. adam olması için teklifte bulunmuş. Blanc bunu reddetmiş ancak Ferguson bıraktığında gelecek teklif reddededilmez bir teklif olacak. Ferguson'un onu veliahtı gibi görmeside önemli bir avantaj.

Blanc'in diğer seçeneği ise Fransa milli takımı. Raymond Domenech ile bu dünya kupasından sonra yolların ayrılcağı kesin gibi. Şuanda en iyi fransız hoca olan Blanc haliyle bu pozisyon için en büyük aday ancak ben Blanc'in böyle bir teklifi kabul edeceğini düşünmüyorum. Klüp takım kariyeri çok iyi durumda olan ve önü çok açık olan bir hoca milli takıma gitmez.

Diğer bir seçenek ise Real Madrid. Blanc'in eski takım arkadaşı Zinedine Zidane'ın Başkan Perez'e Blanc'i tavsiye ettiği konusunda haberler var. Pellegrini'nin durumuna göre aday hocalardan biri olacaktır.

Blanc'in seçenekleri Fransa milli takımı hariç Mourinho içinde geçerli. Bence bu iki takımın başlarına Mourinho ve Blanc gelecek ama hangisi hangisine gidicek işte bunu kestirmek hiçte kolay değil.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Ziraat Türkiye Kupası


Yeni adıyla Ziraat Türkiye Kupası kuraları çekildi. Eşleşmelere gelmeden önce kupa hakkında her yıl tekrarladığımız bir iki şeyi tekrarlayalım...

UEFA Kupası'ndan devşirme formatı hala devam ettirmenin mantığını anlamış değilim. UEFA bile değiştirdi formatını ama bizimkiler yaya kaldı. 5 takımlı deplasmansız grubun mantığı ne? Doğrudan grupsuz eleme yapsak bundan daha iyi.

Formatın bir imzası yok. Eğer daha az sürpriz olsun, genel olarak güçlü kazansın derseniz grup ve çift maçı tercih edersiniz. Tam tersini düşünüp, kupada bari sürprizler olsun derseniz grup yapmazsınız, hatta abartıp tek maçlı elemeler yaparsınız. Kimin sahasında olduğuna bile kura ile karar verirsiniz. İşi biraz da şansa bırakırsınız yani. Hangisinin iyi olduğu tartışılır. Ancak bu formatın hangisi olduğu tartışılmaz. Çünkü hiç biri. Kişiliksiz bir format...

Gelelim eşleşmelere. Sivasspor'un ilk 4'e girmesi hep Trabzon'a patladı. Geçen sene Beşiktaş ile bu sene Galatasaray ile aynı gruptalar. Grubun diğer üyelerinin çok dişli olduğunu söyleyemeyiz.

A grubu geçen seneki eşleşmeden çok farklı değil. Yine Eskişehir, Fenerbahçe ve Tokatspor aynı grupta. Diğer iki takım da fena değil. En çekişmeli grup A grubu olacak gibi. C Grubunda Sivasspor formsuz olunca grubun ağır takımı Bursaspor olmuş. Denizli ve Sivas da çok şanssız sayılmaz aslında ama bu gruptan bir sürpriz çıkacak gibi geliyor bana.

Gelelim Beşiktaş'ın grubuna. 4 Süper Lig ekibi var ama Beşiktaş'ın çıkmasını engelleyecek kalitede değiller. Beşiktaş çok büyük ihtimalle lider çıkacaktır...

Tahminim : Fenerbahçe, Eskişehir, Galatasaray, Trabzon, Bursaspor, Giresun&Tarsus, Beşiktaş, Manisa...

De Nigris hayatını kaybetti


Haberi az önce Golatankaleye blogundan Mustafa Taha'dan öğrendim. De Nigris kalp krizi sebebiyle hayatını kaybetmiş. Larissa'nın resmi web sitesindeki haberde ölüm nedeninin kesinlik kazanması için Larissa Üniversitesi Hastanesi'nin otopsi sonucunun beklendiğini yazmışlar.

Yarı Antepli olmamın da etkisi vardır elbette; De Nigris'i çok severdim. Hatta gönderilmesine de anlam verememiştim. Ankaragücü sonrası adını duymadın, ne yapıp ne ettiğini bilmiyordum. Böyle öğreneceğime öğrenmeseydim...

Haberi duyunca şok oldum. Söylenecek çok fazla bir şey yok sanırım. Ailesine sabır diliyorum...

Nedved dönüyor


Pavel Nedved dönüyor ama bu sefer futbolcu olarak değil tabi. Juve, eski yıldızını kaybetmek istememiş. Tuttospor'un haberine göre gelecek yıldan itibaren Nedved, siyah beyazlıların teknik kadrosuna giriyor. Yeni görevi futbolcular ile yönetim arasındaki köprü olmak. Görevinin detaylarını önümüzdeki günlerde Sportif Direktör Secco ile görüşecek...

Nedved gibi değerleri kaybetmemek adına güzel hamle bunlar. Hele hele benim gibi Nedved hayranı Juveliler için oldukça heyecanlandırıcı. Beşiktaş'ın bir zamanlar Ali Gültiken ile denediğini Pavel Nedved ile deneyecek Bianconeri. Beşiktaş tutturamadı, daha doğrusu bir başkası geldi Ali Gültiken'in yetkileri değişti, azaldı vs. Benzer problemlerin Juve'de olacağını sanmıyorum...

15 Kasım 2009 Pazar

Enke'nin intihar nedeni


Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Robert Enke'nin intihar etme sebebini babası Dirk Enke açıkladı: Psikolojik problemler...

Elbetteki intiharın arkasında çok büyük ihtimalle psikolojik problemler olacaktır. Peki neymiş bu problemler..

Enke'nin babası Dirk Enke'nin spor psikoloğu olması oldukça enteresan geldi bana. Oğluyla kariyeri boyuca resmi olarak ilgilenemediği gerçeğini de göz önünde bulundurmak gerekir.

Baba Enke, oğlunun kaleci psikolojisinin eskiden beri bozuk olduğunu söylemiş. Robert Enke'de, kaleye geçememe korkusundan, gol yeme korkusuna kadar her türlü korku mevcutmuş. Gol yeme korkusundan dolayı antrenmanlara bile gitmek istemiyormuş. Kalenin içinde top görmeyi hayal dahi edemiyormuş.

Enke'nin menajeri ve yakın arkadaşı Jorg Neblung da Dirk Enke'yi destekler açıklamalar yapmış. Bu sıkıntıları sadece Almanya'daki dönemlerinde değil Barcelona'daki dönemlerinde de sıkça rahatsız etmiş Alman kaleciyi...

Konuyla uzaktan yakından alakalı değilimdir ama özellikle sinir sistemiyle ilgili akıl almaz hastalıklar var. Bu da onlardan biri olsa gerek, tabi babası ve menajeri doğru söylüyorsa. Yalan mıdır bilmiyorum ama inanmak gerekir an itibariyle...

Şimdi düşünüyorum da, adamı Fenerbahçe'den yaka paça götürdüler. O dönemde Enke'yi gönderen yöneticilerden biri olmak istemezdim. Psikolojisi bu halde olan birine yapılacak en son şey sanırım...

Sportif Direktör Conceiçao


Okan ile Emre'nin Inter'de oynadığı dönemden sonra adını duymaz olduk. Porto, Lazio ve Parma kariyeri sonrası zirve yaptığı Inter'in ardından düşüşe geçti. Sonrasında bandı geri sardı ve sırasıyla Lazio, Porto ve Standart'da oynadıktan sonra emeklilik hayatına geçiş yaptı. Zamanında büyük takımda oynamış her oyuncunun izlediği yolu izledi ve Katar'dan yolu geçti. Katar dönüşü Avrupa öncesi, Yunanistan'a uğradı, orda da kaldı.

Yunan takımlarının iyi transfer yaptığını hep söylemişimdir. Hakkında 1 dakika konuşacak kadar fikrimizin olmadığı PAOK kaptı Portekizliyi. Bu, Yunanistan'daki 2. yılı; Yaşı da futbol için pek de müsait olmayan yaşlara geldi. Sene sonu futbolu bırakıyor. Fenerbahçe'nin Carlos'la yapmaya çalıştığını PAOK Conceicao ile yapıyor. Gelecek yıl sportif direktör olarak kulüpte kalacak. PAOK iyi iş çıkarmış...

14 Kasım 2009 Cumartesi

Futbolun yorduğu adam: Tevez


Futbolu bizler seviyoruz, peki ya futbolcular. Elbette çoğu severek başlamıştır bu spora, hatta hemen hemen hepsi. Küçükken sevmeyen birinin futbola yetenekli olması pek olağan bir durum değil. Babası maç yapmasına izin vermeyen çok gördüm ama babasının zoruyla bizimle maç yapan arkadaşım olmadı şimdiye kadar...

Küçükken sevip, bir zaman sonra sevmeyen insan gördüm. Maç izlemeyen futbolcu bile biliyorum. Hatta mecbur olmasan topa hayatta vurmam diyeni bile... Hafızam beni yanıltmıyorsa Nordin Jbari futboldan nefret ediyordu. Sükse yapmak için yapılmış bir açıklama olabilir tabi, çok net hatırlamıyorum...

Carlos Tevez bugünlerde futboldan iyice sıkılmışa benziyor. Henüz çok genç. Ne ara oynadın da ne ara sıkıldın. Ama sıkılmış işte. Arjantinli ailesiyle daha fazla zaman geçirmek istiyormuş. Homesick teşhisi koydum ben. Okuduğum 4 satılık açıklamadan anladığım bu. Nerden vardın bu kanıya derseniz... Bu adamı Avrupa'ya bin nazla getirdiler zaten, şimdiki açıklaması da özetle ailemle zaman geçirmek istiyorum, belki Boca'da futbola devam edebilirim şeklinde. Bende puzzlelar yerine oturdu. Cevabım: Homesick...

"I am under contract with City until 2014, but I could retire after the 2010 World Cup if I win it with Argentina. I am a bit tired of football and I would like to spend more time with my family. But, sometimes I think about returning to Boca Juniors and keep playing - I don't know. I will think about all that".

Güney Amerika'lılar iyi hoş da, futbol kafası zayıf be hocam..

13 Kasım 2009 Cuma

İrlandalıyım...


Dünya Kupası playoff maçlarında sürprizim İrlanda. Fransa'nın elinden bileti alıp Güney Afrika biletini alacaklarına inancım sonsuz. Trapattoni, Ranieri ile birlikte en sevmediğim iki İtalyan Hoca'dan biridir. İtalyan Hoca'ları genelde severim ama Trapattoni'ye kanım ısınmadı işte...

Fransa'nın gitmesini bir yandan istemiyor değilim. Ribery, Evra, Gourcuff, Lass, Henry, Benzema, Gignac sevdiğim oyunculardandır. Kadroya giremese de Trezeguet yıllarca Juve'ye hizmet etmiş olması sebebiyle gönlümü kazanmıştır. Ancak Domenech herşeyi silip süpürebilecek kadar itici geliyor bana. Eminim sizlere de...

İrlanda cephesine karşı da çok boş değilim tabi. Keane, adamımdır. Wolves'dan beri tutarım Robbie'yi. Roy Keane'in de hatrı var tabi. Duff, Chelsea'deyken gözbebeğimdi FIFA'da. O'Shea de Zanzi'ye inat sevdiklerimdendir...

Trapattoni 11 kişinin 10'una karar vermiş. Kalede Given, geri dörtlüde John O'Shea, Sean St Ledger, Richard Dunne ve Kevin Kilbane, solda Duff, orta ikili Glenn Whelan ve Keith Andrews, ileri ikili Kevin Doyle ve Robbie Keane. Sağ kanat hariç kadro büyük ihtimalle bu şekilde olacak. Robbie'ye güvenimiz tam. Doyle da sağlam adamdır. Sağlam diyorum ama Fransa'nın kadroya almadığı takım bile İrlanda'nın ilk 11'inden daha ünlüdür...

2002'de İrlanda'nın Almanya'ya attığı gol sonrası yaşadığım sevinci bir kez daha yaşamak istiyorum...

Moratti Messi'yi istemiş


Messi&Ronaldo eşleşmesinde safım bellidir. Manu'da olduğu için olsa gerek gönlümüz Kırmızı Şeytan'dan yanaydı...

Konumuz hangisinin daha iyi olduğu değil. Ronaldo ile Messi'nin ayrıldıkları bariz bir nokta var: Transferleri... Cristiano'nun Manu'dan bir gün ayrılacağı belliydi ama aynı şeyleri Messi için söylemek zor. Akıllardaki düşünce Messi'nin futbolu Barça'da bırakacağıdır. Şu an öyle görünüyor en azından ama bunu zaman gösterecek tabi...

Corriere dello Sport Laporta'ya sormuş. Yaz döneminde Ibra - Eto'o derken samimiyeti arttıran ikili arasında Messi diyaloğu geçti mi? Moratti, Laporta'dan Messi'yi istemiş. Tabi olumlu cevap alamamış ama bence böyle bir girişimde bulunmak bile büyük iştir.

Sonuna kadar Ronaldocuyumdur ama Messi'nin satılamaz olduğu gerçeğini de görmezden gelemem. Bazı oyuncuların değerleri parayla ölçülmüyor işte, Ronaldo bu oyunculardan biri değil ama Messi onlardan...

Ankaragücü Fiyaskosu #3


"I have all my bags packed. My heart tells me to stay here and play football for the fans but my bags are all packed and I wonder sometimes whether I should go back home. But tomorrow I hope somebody will explain to me what is happening and we can resolve the situation.

"I'm not sure [if I will return to England]. It's difficult. First of all I don't speak the language so I can't hear anything that's happening."


"Today there was a problem, there was no training today and there was different communications. Some people thought there was training, some people thought there wasn't.
"

"I know there has been a change of ownership and perhaps that is part of the problem. Until everybody is organised and everyone is settled down perhaps it will be like this.


"My heart tells me I must stay here and play here. The fans made a big deal for me to come here and play and I can't abandon them now because I love football and I love playing football here in Turkey and I am sure my future is here."

Getirdiniz o kadar adamı bari kaybetmeyin. Neyseki adam oynamak istiyor ve taraftarı önemsiyor.

Ankaragücü Fiyaskosu #2


Dışarıda durum nedir bilmiyorum ama bizim ülkemiz böyle işte; dayın kralsa sen de kralsın.. Ahmet Gökçek kimdir, necidir bilmiyorum. Buralara nasıl geldi en ufak bir fikrim yok ama Melih Gökçek'in oğlu olmasaydı bugün nerede olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Nerede olacağını bilmiyorum ama nerede olmayacağını biliyorum. Bugünkü konumuda olmazdı, Ankaragücü başkanı olamazdı...

Dün yaptığı açıklamalardan hemen sonra yazmak istedim ama denizin biraz durulmasını beklemenin daha iyi olacağını düşündüm. Deniz duruldu derken yeni bir dalga daha geldi ve gelecek de...

Ahmet Gökçek'in açıklamaları oldukça komikti. Kulübün hocası olarak Hikmet Karaman'ı istemediklerini ancak sözleşmenin ağır olması sebebiyle yolları ayıramadıklarını ima etti(Karaman'ı bu konuda tebrik ediyorum; sonunda kafası çalışan bir adam görmek güzel). Yolları ayıramayınca hocayla bir şekilde anlaşmak yerine sözleşmenin geçerliliğini sorgulamak da ilginç tabi. Aileden gelen bir alışkanlık olsa gerek bu da. Son noktada araştırılmış ve eski başkanın imza yetkisi olmadığına karar verilmiş. Burası gerçekten komik ve komik olduğu kadar sinir bozucu...

Başkanın imza yetkisi yoksa kimin var?

Madem imza yetkisi yok, o dönemde yapılan bütün anlaşmalar geçersiz mi? O dönemde alınan futbolcular bugün elini kolunu sallayarak gidebilir mi?

İmza geçersizse TFF Hikmet Karaman'a nasıl çalışma lisansı verdi?

İmza mı geçersiz yoksa Hikmet Hoca mı istenmiyor?

Ki bugün yapılan açıklamada bunlara açıklık getirildi ve imzanın geçersizliğinin sözkonusu olmadığı söylendi. Elbette Ahmet Başkan'ın buna verecek cevabı vardır...

Bunlar gerçekten mide bulandırıcı şeyler. Yönetim Hoca ile çalışmak istemeyebilir. Bu en doğal hakkı. Ancak sözleşme neyse odur. Bunu eski yönetim yaptı demek manasız. Yeni yönetim eski yönetimin imzaladığı herşeyi kabul ederek gelir. Yeni yönetim geldiğinde ben bu futbolcuları istemiyorum bu anlaşmalar geçersiz olsun diyemez.

Yönetimin uyguladığı yöntem çok amatörce ve etik değil. Antrenman saatini değiştirmek, gayrı resmi yollardan hocaya istenmiyorsun demek. Hoca gitsin diye onu yıldırmaya çalışmak. Sözleşmede eksiklik aramak...Bunlar sıradan...

Umarım Hikmet Karaman davasından vazgeçmez.

TFF de artık olaya el atsın... Biri durdursun artık...

Cudicini hastanede


İtalyan dün motosikletiyle bir araca çarpmış ve ardından hastaneye kaldırılmış. Bileğinde kırık, karnında yaralanma...

Cudicini sevdiğim kalecilerdendir, 10 yıllık Chelsea kariyerine bu yıl son verdi hedefi yedeklikten kurtulmak mıydı bilmiyorum ama burda da Gomes'e takıldı. Kaleci dediğin şanslı olmalı...

11 Kasım 2009 Çarşamba

NBA All-Star 2010


Dallas'da yapılacak olan 2010 NBA All-Star maçı için adaylar belirlendi. Açıkcası Duncan ve Gasol'un forvet olduğu oylamada Amare kendi takımında da forvet oynamasına karşı nasıl pivot olarak gösterilir anlamıyorum. Oylamayı şuradan yapabilirsiniz.

Benim seçimlerim

Batı: Deron Williams - Kobe Bryant - Kevin Durant - Pau Gasol - Andrew Bynum
Doğu: Derrick Rose - Dwyane Wade - LeBron James - Chris Bosh - Dwight Howard

Write in : Dj Mbenga

Cap, Enke, Bavetta


Kareem Abdul-Jabbar kan kanserine yakalanmış. Geçen sene Aralık ayında teşhis konmuş ancak biz yeni öğrenebildik. Dualarımız seninle Kareem sen bu kanserin üstünden bir skyhook atarsın.



Enke'de intihar ederek bütün futbol dünyasını şoka soktu. Dün gece Ntvspor'u izlerken görmüştüm ancak kanalın sesi bazen benim televizyonda gittiğinden ne olduğunu anlamamıştım. Sabah haberi izlerken şok oldum.Fenerbahçe'den kötü ayrılsada iyi bir kaleci olduğunu biliyordum ve bunu kendiside kanıtladı. Yazın milli takımla dünya kupası heyecanı yaşamak varken yapılır mı bu? Bir futbolcunun önünde bu kadar heyecan verici bir turnuva varken intihar edebiliyorsa açıkcası içinde bulunduğu ruh halini düşünemiyorum. Geride bıraktığı ailesine Allah kolaylık versin...


Neyseki iyi bir haber var. 69 yaşındaki NBA hakemi Dick Bavetta 32 sezon hakemlik yaptıktan sonra bu sezon sonu emekli olabileceğini söyledi. Giderken yanında Joey Crawford'ı da götürse bari.

Ankaragücü Fiyaskosu

Ankaragücü gerçekten 100. yılında Türk futboluna unutulmaz anlar yaşatıyor. Önce Vassel transferiyle adından bolca söz ettirdi, sadece bizim basın değil yabancı basın da bu sayede Ankaragücü'nü tanımış oldu. Her ne kadar İngiliz basını Vassel'in karşılanma töreniyle çok dalga geçse de, iyi ya da kötü bir şekilde Ankaragücü'nün varlığından haberdar oldular. Öyle ki kulübünden ayrılma noktasına gelen Maniche'nin adı Ankaragücü ile anıldı...
Her şey güzel derken, sene başında bir türlü birleşemeyen iki kulübü birleştirme derdine düştüler. Ankaraspor yavaştan Ankaragücü çatısı altına girmeye başlamıştı bile. Sonra bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde ellerine yüzlerine bulaştırdılar ve Ankaraspor küme düşürüldü. Melih Gökçek'in de istediği bir yerde buydu aslında. Aaa pardon Melih Gökçek ile ne alakası var olayın değil mi? O iki kulüple de en ufak bir bağı bulunmayan birisi. Mahkemeye neden çağırıldığını bile bilmiyor oysa ki...

Sonra dağılan Ankaraspor'un oyuncuları Ankaragücü'ne entegre edildi. Ankara'nın köklü kulübü 40 kişilik geniş bir kadroya sahip oldu böylece. Antrenmanlara iki otobüsle gider oldular.


Bu olayın üzücü yanı her hafta bir takımın bay geçmesi ve ligden soğuması. Ankaraspor maçını bay geçen takımın bir sonraki hafta rakibinin Beşiktaş olması avantaj ya da dezavantaj, o konuya hiç girmeyeceğim. Fenerbahçe milli takım haftası da denk geldiği için 21 gün maç yapmamış olacak, Trabzon da farklı değil...


Şimdi de hocayı yollamak isteyen yönetimin, tazminat da ödemeden hocayı yıldırma şekliyle karşı karşıyayız. Futbolculara haber verilmiş ve hocadan habersiz antrenman saati değiştirilmiş. Bunun açıklamasını çok merak ediyorum. Ne cüretle değiştirebilirsin. Yönetimi anlamak mümkün değil. İyice aile şirketi tadı verilmiş yılların Ankaragücü'ne...


Futbolcular da yönetimin bu oyununa alet olmaktadır. Bizi aradılar gelmeyin dediler çok basit kaçar. Yönetimin mi yoksa hocanın mı yanında olmaları gerektiğine çoğu doğru karar verememiş bence.

Yönetim göndermek istiyorsa Hikmet Hoca'yı oturur, anlaşır. Bu yollara başvurmak niye? 100. yılında böyle mi anılacaktı köklü (!) Ankaragücü..