1 Ocak 2013 Salı

EPL'de İlk Yarının Göze Batan Transferleri



İngiltere'de geride kalan 20 haftalık periyodu değerlendirdiğimizde yazın takımlarına katılan bazı oyuncuların farklarını gösterdiklerini, bazılarının ise hayak kırıklığına sebep olduklarını söyleyebiliriz. Sıralamalı bir liste yapmaktansa iyi ve kötü tarafta öne çıkan oyuncuları değerlendirelim.

CAZORLA
Arsenal yazın 3 büyük oyuncu ile anlaşmıştı. Giroud, Podolski ve Cazorla. Cazorla'nın, diğerlerine nazaran takıma çok şey kattığını söyleyebiliriz. Bu yazın en iyi transferlerinden biri Cazorla görünüyordu. İspanyol oyuncu bunu daha ilk yarıda gösterdi.

PODOLSKI
Lukas, Cazorla kadar büyük etki yapmadı takıma ama aldığı rolle takım için önemli bir parça haline geldi. Alman oyuncu bugün için Wenger'in vazgeçmediği isimlerden biri. Kendisi için ödenen 13 milyonun karşılığını veriyor. Yine de performansı milli takım performansının yanına yaklaşamaz.

BENTEKE
Aston Villa adına ismini anabileceğimiz bir isim. Benteke inişli çıkışlı bir grafik sergiledi ilk yarıda. Takımın iyilerinden olmasına karşın çok başarılıydı diyemiyoruz. 9 milyon €'luk bir bonservisi vardı. İngiltere için çok değil aslında. Bu performans 9 milyon etmez ancak yaşı henüz küçük ve potansiyel taşıyor.



OSCAR
Chelsea yazın en hareketli takımıydı. Bir çok oyuncu kattı kadrosuna ve iyi de para harcadı. Ooscar da 32 m € karşılığında Internacional'den alınmıştı. İlk yarı performansı 32 etmez. Oynama şansı da buldu aslında ama çok da farklı olduğunu şu ana kadar gösteremedi. Potansiyeli var mı? Buna söylenecek söz yok.

MARIN
Bremen'den 8 milyon € karşılığında alınan genç oyuncu net bir hayal kırıklığı.Belki çok büyük beklenti de yoktu ama o da hiç varlık gösteremedi. Hatta şu anda onun Chelsea'de oynadığını hatırlamayan bir sürü insan vardır.

HAZARD
Chelsea'nin yazın patlattığı en büyük bomba. Belçikalı harika bir giriş yapmıştı lige. Sonrasında biraz durdu ama bugün de takımın hücum hattının en önemli adamlarında biri, belki de birincisi. 40 milyonluk yıldız Di Matteo'nun da, Benitez'in de vazgeçmediği adamlardan.

PIENAAR
Bonservisi bu sene alınan Güney Afrikalı, Everton için yeni sayılmaz. Hatta yıllardır orada oynuyormuş gibi. Pienaar, Moyes'un sistemi için kritik bir eleman. Oynadığı futbolla ve hücuma kazandırdığı zenginlikle geçer not almış durumda.

BERBATOV
Fulham için müthiş iyi bir transfer. Manchester'da Sir Alex'in çok tercih etmediği bi isimdi. Kalabalık ManU hücum hattında artık çok fazla fırsat bulamayabilirdi. Tüm bunlar Bulgar golcüyü Fulham'a götürdü. O da 6 gol 4 asistlik performansıyla hocasını mutlu etti.

RODWELL
Everton'un genç potansiyelini sene başında City kaptı. Bu transferin ardından Mmoyes kasaya 15 milyon € koydu. City ise haneye hiçbir şey yazdıramadı. Rodwell şu ana kadar kesinlikle hayal kırıklığı.



JAVI GARCIA
City için patlak transfer bitmez. Parası var ve yedek tutacağı adama 20 milyon verebilir. Kulübeye 20 milyon gömerse de bu listeye bir şekilde girer. Sene başında Benfica'dan alınan Garcia tek tük oynama fırsatı bulabildi. Ancak hata oynatılmaması değil, transfer edilmesi.

ROBIN VAN PERSIE
Ezeli rakip Arsenal'den koparılan Hollandalı an itibariyle de gol kralı. Onu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu ligin en temiz golcüsü ve affı yok.

BASSONG
Norwich'in Tottenham'dan aldığı savunmacı şu anda takımın en iyi oyuncularından biri. Kamerunlu savunmada olduğu kadar hücumda da takımına destek verebiliyor. Özellikle duran toplarda şu ana kadar büyük katkı sağladı. Bassong ilk yarının iyilerinden.

SNODGRASS
İlk yarının bir başka iyi ismi. Leeds'ten alınan ortasaha oyuncusu takıma hücum anlamında iyi katkı sağladı. Pilkington  ve Holt ile beraber Norwich hücum hattını yönetiyor.

JI-SUNG PARK
Manchester'da ara ara şans bulabilen ve oynadığında takıma katkı yapan Koreli yeni takımında eski performansından çok uzak kaldı. QPR'ın çok pahalıya gelmeyen ama formuyla üzen oyuncularından biriydi.



NZONZI
Küme düşen Blackburn'den 4.5 m € karşılığında alınan oyuncu ilk yarıdaki formuyla, sezonun en iyi transferlerinden biri olabileceğini gösterdi. Fransız oyuncu, Stoke orta alanı için vazgeçilmez biri artık. Stoke için zor olan onu elde tutmak olacak.

FLETCHER
Net bir başka golcü. Geçen sene Wolves forması giyen İskoç forvet bu sene O'Neill'in takımında gollerine devam ediyor. Onun için ödenen 15 milyon çok değil. Sezonun iyi transferlerinden.

MICHU
Sezonun fiyat performans gözüyle bakıldığında en iyi transferi. Takıma inanılmaz bir katkı yaptı. Sir Alex onun için ''Swansea'ye gelmeden önce böyle bir oyuncunun varlığından haberim yoktu, sanırım scout ekibimle oturup bu konuyu konuşmalıyım'' dedi. Swansea bugün bu kadar iyiyse bunda en büyük katkı İspanyol oyuncunun.

VERTONGHEN
Sene başında Arsenal ve Tottenham arasında transfer savaşına sebep olan Belçikalı Spurs savunma hattında yerini aldı. İlk yarının iylerinden biri de o.


 

DIAME
Wigan'dan West Ham'a bonservissiz gelen Senegalli sakatlık yaşayana kadar takımın en iyilerinden biriydi. Eski formunu yakalayabilir mi bilmiyorum ama şu na kadarki performansı büyük takdir topladı.

KONE
Sene başında Levante'den makul bir ücret karşılığı alınan Fildişili şu ana kadar iyi gidiyor. Bitti denilen adam tekrar çıkıyor.


31 Aralık 2012 Pazartesi

Jelavic'in hedefleri


İngiltere'nin tartışmasız en iyi hocalarından biridir David Moyes. Everton ile yıllardır iyi iş çıkarıyor. Evet şampiyonluğa oynamıyor ama bütçesi belli bir takımla başardıkları gözardı edilemez.

Yıllardır koruduğu istikrarında, yaptığı transferler de etkili. Takımda neredeyse atıl diyebileceğimiz oyuncu yok. Kadrosundan oldukça iyi faydalanıyor. Her oyuncu takıma katkı yapabilecek düzeyde. Fellaini, Pienaar gibi isimler bu yıl biraz daha ön plana çıkıyor ama he geçen sene hem de bu sene takıma müthiş katkı yapan forveti de unutmak olmaz.

Nikica Jelavic, Moyes'un memleketten getirdiği golcüsü. Rangers'dan 5.5 milyon £ karşılığında alınmıştı. Bugün değeri kesinlikle bu fiyatın üzerinde. Geçen seneki katkıdan sonra bu yıl da kötü gitmiyor. İlk yarıda rakip fileleri 6 kez havalandırdı. Hedefi ise 15 gole ulaşabilmek.

Jelavic, EPL'de olmaktan ve takımından memnun. Takım olduklarını ve her oyuncunun yokluğunu bir şekilde kapatabileceklerini söylüyor. Fellaini'nin olmadığı süreçteki pozitif futbollarını da buna örnek gösteriyor.

Jelavic'in hedefi Şampiyonlar Ligi. Kolay bir hedef değil ama Everton da yabana atılır bir takım değil. 

27 Aralık 2012 Perşembe

Newcastle'da Ba sorunu

 
İngilizler lige pek ara vermese de Ocak ayı yaklaşınca tranfer konuşmaya başlarlar. Bu sene İngiltere içinde gündem Demba Ba. Senegalli golcü Newcastle formasıyla bu sezon 11 gol 3 asistlik bir performans sergiledi. Newcastle, geçen yılki formunun gerisinde olsa da, Ba geçen sene ilk yarısındaki ritmini yakaladı.

Ba ile sene başında Galatasaray da ilgilenmişti. Galatasaray nasıl alsın Ba'yı? 7.5 milyon £ veren herkes alabilir. Senegalli yıldızın kontratında böyle bir madde var ve bu da golcü ihtiyacı olan takımların iştahıı kabartıyor. Arsenal, PSG ve QPR şu ana dek ilgisini belli edenler.

Alan Pardew ise bu durumdan oldukça rahatsız. Newcastle'ın hocası bu madde yüzünden yarınlarının belli olmadığını düşünüyor. Düşünmekte haklı da. Zira Ba da kalmak için can atmıyor ve iyi bir teklifi muhtemelen değerlendirmek isteyecektir. Newcastle, böylesi formda bir oyuncusunu İngiltere standartlarında düşük bir bonservis bedeliyle elden çıkarmak istemez.

Pardew devre arasında Ba'yı elde tutmaya çalışacak. Eğer tutabilirse yıl sonu ya yeni sözleşme imzalayıp, kontrat fesih bedelini değiştirecek ya da satacak.

24 Aralık 2012 Pazartesi

Chelsea forvet avında

Geçen sezonun Şampiyonlar Ligi şampiyonu Chelsea, sezona iyi başlamış olmasına rağmen,  ilk yarının ortalarındaki düşüşle birlikte hoca değişikliğine kadar gitmişti. Caretaker olarak görevi alan Di Matteo, yazı hareketli geçirdi ama kurduğu takımla yarım sezon bile mücadele etme fırsatı bulamadı.

Sezon öncesi yazın en fazla konuşulan 2-3 transferinden birine imza atmışlardı. Eden Hazard, EPL'ye Chelsea forması altında giriş yaptı. Hazard dışında Marko Marin, Oscar, Azpilicueta ve Moses gibi kaliteli genç isimleri de kadrolarına kattılar. Diğer taraftan takımın eskileri ise artık mavi forma altında değildi.

Rus patron, sorumluluğu Rafa'ya verdikten sonra devre arasında biraz da onun için yatırım yapmayı planlıyor. İilk hedef Falcao. Atletico 40 milyon verdiğinde ölü yatırım diyen vardı ama aynı adama bugün 60 milyon isteyecekleri kimsenin aklına gelmezdi. İspanyollar 60 istiyor, Chelsea 50 milyonu gözden çıkardı. Değer mi? Değer.

Bir başka hedef de Shakhtar'ın yıldızı Willian. Sezon başında da istemişlerdi ama Luce onun için iyi para istedi. Hazard'dan daha kötü oyuncu değil, en az ona ödenen kadar isteriz demişti. Muhtemel bir transferde Ukrayna ekibinin kasasına 35 milyon girebilir.

Bu ikiliye toplam 85 milyon ayrılmış görünüyor. Zaten hali hazırda 50 milyonluk bir forvetleri var. 18 milyonluk bir yetenek de kiralık. Toplamda 150 milyon civarında bir forvet hattı var. Üstelik Hazard, Mata gibi forvet görünümlü ortasahaları düşünmüyoruz bile.

23 Kasım 2012 Cuma

Beşiktaş 3-1 Akhisar Belediyespor


 
Samet Aybaba geldiğinde benim de ciddi soru işaretlerim vardı. Bazıları hala var, bazıları konusunda da ön yargılı davrandığımı düşünüyorum. Yanıldığım kısmı, sahaya yansıyan kısım. Bu takım şu anda muazzam bir hücum gücüne sahip ve son dönemlerde izlediğim en iyi Beşiktaş hücum hattı.

Akhisar maçının görece kolay geçmesi bekleniyordu. Samet Hoca, önceki maçların aksine Uğur’u yedek kulübesine almış yerine Emre Özkan’ı koymuştu. Maç öncesi açıklamasında İsmail’in sakatlığına da işaret ediyordu. O blgede iyiden iyiye sıkıntı olacağa benziyordu ve Emre’yi orada görmek istiyordu. Onun dışında ideal 11 ile sahadaydı Beşiktaş.

Daha dakika 3’dü ki Holosko’nun güzel golü geldi. Bu golden 4 dakika sonra yine Holosko sahnedeydi demeden önce McGregor’un çıkardığı toptan bahsetmek gerekir. O an 1-1 olabilirdi ancak İskoç kaleci iyi çıkardı. Bu pozisyondan saniyeler sonra da Holosko ikinci kez sahneye çıktı.

Bugolden sonra dolğal olarak oyunun temposu biraz düştü. 2-0’ın rahatlığı hücumu kafada 2. Plana attı. İlk yarıda son 15’e girilirken yine klasik Beşiktaş maçına dönmüştü maç. Karşılıklı hücumlar ve pozisyonlar. Fernandes, Almeida derken Hilbert sahnedeydi. Almeida’nın müthiş uzun pasında Hilbert topu iyi sürdü ve iyi vurdu.

İkinci yarı Beşiktaş daha durgundu. Hücum hattı düşmüştü. Bunda skorun da etkisi vardı elbette. Özellikle Fernandes’in de oyundan çıkmasıyla pozisyon zenginliği neredeyse tamamen bitti. Diğer taraftan Akhisar ilk yarıdakine benzer bir performans sergiliyordu. Pozisyona girmiyor değildi. Zaten ilk yarıda net iki pozisyonları da vardı ki McGregor çıkardı. 63’te Mustafa’nın golüyle ümitlense de devamını getiremedi.

Maçı izlemeyen biri, Holosko eski günlerine döndü haberini yutar. Ben Holosko’nun bugün de dahil takıma çok faydalı olduğunu düşünmüyorum. Attığı goller elbette çok değerli ve önemli ancak 7. Dakikadan sonra onu iki ya da üç kez görebildik. Sahada kayıp, pozisyonlarda yok.

Diğer taraftan Olcay da tam tersi. Gol yollarında çok başarılı değil belki ama muazzam mücadele ediyor ve hemen hemen her pozisyonun içinde. Hücum hattını oluşturan diğer 3 oyuncu ise ortalamanın üzerindeydi bugün. Oğuzhan, Fernandes ve Almeida çok iyi bir gün geçirmese de, vasatım üzerindeydi. Fernandes’in Olcay’a çıkardığı pas ise günün en güzel anıydı. Yarın Holosko’nun golünü hatırlamayacağız ama bu pas hafızalarımızda kalacak.

Bir adım daha geriye gelelim: Necip. Her hafta üzerine koyuyor. Hem savunmada, hem hücumda iyi. Kendine güzeni geldi ve doğru işler yapıyor. Beşiktaş iyi bir oyuncu kazandı. “Evlat” oldu...

Sıkıntılı bölge sol bekte Emre vardı bugün. İyi ya da kötüydü diyecek kadar oynama fırsatı olmadı. Akhisar’ın sağdan atakları vardı ve bu ataklarda çok iyi savunma yapmadı açıkçası ancak beklemek gerekir. Uğur Boral’ı bekleyeceğine Emre Özkan’ı beklemeli Beşiktaş.

Eleştirilen bir başka isim McGregor. Ben kesinlikle kötü olduğunu düşünmüyorum. Hatalı gol yemiyor mu? Yiyor. Yediğinde de savunmuyorum ama eldeki en iyisi. Cenk’in daha iyi olduğunu düşünmüyorum. Cenk, İskoç kaleciden çok daha fazla hata yapma potansiyeline sahip maalesef. Cenk oynatılırsa dagenç ve yerli olduğu için oynatılır. Yerli savunmasıyla oynatılmasına ses etmem, diğer taraftan potansiyel görülüp oynatılmasına da ses etmem ama daha iyi olduğu için oynatılması anlamsız olur.

Bir de maç boyunca spikerin dillendirdiği “yedek kaleciyi zinde tutma” olayı var. Neden? “Gregor sakatlanırsa, Cenk hazır bulunsun.” Bu son derece saçma bir öneri. Cenk, McGregor sakatlansa da, sakatlanmasa da bugün hazır değil, yarın da hazır olmayacak. O ilk maçı bugün oynatacağına, bırak Gregor olmadığında oynat. O acemiliği bugün geçirtmekle, yarın geçirtmek arasında fark yok. Diğer taraftan 60’dan sonra kaleci değiştirilmez sevgili Melih.

Hakemi iyi bulmadım. Türk futbolunun kötü iki tarafı hakemler ve sert oyun. Hakemlerimizin Avrupa maçlarında iyi performans göstermesi ise enteresan. Bunda yöneticilerimizin de parmağı olabilir. Hakem kararları belki de bize yansıyan yanıdır, işin arka planı nedir bilmiyorum.

Almeida Ankaragücü maçında yok. Genelde böyle günlerde Beşiktaş hep birini kazanmıştır. Mehmet Akgün, Oğuzhan gibi isimler yokluktan çıkmış isimler. Umut ediyorum, gelecek hafta bir forvet kazanmış olalım.

8 Kasım 2012 Perşembe

Liverpool

Liverpool, Anfield Road'u gömleğe taşımış... Ceketin altından bu çıkınca biraz abes olur ama yaz günü maça giderken giyilmez değil. Merak edenler için fiyatı: 40£

Marco Materazzi

28 Ekim 2012 Pazar

Sevdiğim Beşiktaş

 
Kasımpaşa Beşiktaş maçını izleyemedim. İzleyememiş olmam bir kenara 4 takımı farklı gün oynatabilmek için fikstürde takla atılmasını anlamsız buluyorum. Koy cumartesi öğleden sonraya. Hem nostalji yaşayalım, hem de gün yüzüyle takımımızı görelim...

Maçı izleyemedim ama özeti bile beni mutlu etmeye yetti. Skordan bağımsız yazıyorum bunları. Yenilseydik de aynı şeyleri yazar mıydım? Yazardım.

Oğuzhan'ın sahada oluşu: Arsenal'den sezon başında umutlarla alınmıştı ama Trabzonspor maçına kadar pek izleyememiştik. Son 15 dakikada giren adam Messi, Ronaldo değilse kendini gösteremiyor. Seyircide iz bırakmıyor. İmzasını atamıyor. Bu yüzden şimdiye kadar değerlendirme fırsatımız olmamıştı. Trabzon maçında çok iyiydi, bu maçta da özetlerden anladığım kadarıyla çok iyiymiş. Umarım kendine güveni her geçen gün artar. Türk futboluna ve Beşiktaş'a böyle bir yetenek kazandırmak büyük mutluluk verir. Samet Hoca'nın sözleri de çok anlamlı. İki maçla göklere çıkarmamamız gerektiğini söylüyor. Sonuna kadar haklı. İki maçla abartmayalım, yarın bir maç kötü oynayınca da yerin dibine sokmayalım.

Necip'in kaptanlığı: Necip, öve öve bitiremediğimiz ama meyvesini de yiyemediğimiz altyapımızın son yıllardaki nadir meyvelerinden. Mesela Batuhan da Beşiktaş altyapısından çıkma, genç ve yetenekli bir isim ama çoğu Beşiktaşlı için Necip kadar değerli değildir. Çünkü Necip yetenekli, azimli, çalışkan oluşunun yanı sıra efendi oluşuyla ve ağır başlılığıyla da sevilen bir oyuncu. Benim gözümde örnek bir insan. Bu çocuğa Beşiktaş kaptanlığı yakışır. Bugün çok tecrübeli değil ve henüz kaptanlık için çok olgun değil belki ama yarın bu evladın kolunda o pazubandı görmek isterim. Kasımpaşa maçında da Toraman'ın yerine oyuna girdiğinde kaptanlık pazubandını o taktı. O ana tanıklık edemediğim için çok şanssızım ama bugünleri gördüğüm için de çok mutluyum.

 
Ernst: Necip'ten topu Ernst'e atalım. Az önce bahsettiğimiz Necip'in bugünlere gelmesinde emeğinin olduğunu düşündüğüm bir isim. Denizli'nin Fabian'ı Beşiktaş'ta benim için adını unutulmazlar arasına yazdıran bir futbolcu. Takımdan gönderilişinin detaylarını çok bilmiyoruz. Fiyatında indirime gitmesine rağmen mi gönderildi, yoksa indirim mi yapmak istemedi bilmiyoruz. Her ne ise o günlere dönmenin anlamı yok. Necip'in kaptanlığını göremediğim için şanssızım belki ama Ernst'in başka forma altında bize karşı oynadığını görmediğim için de bir o kadar şanslıyım.

Maçı benim için anlamlı kılan şeyler bunlar. Onun dışında Fernandes'in formda oluşunu görmek, Olcay'ın takıma katkısının her geçen gün arttığını, Ersan'ın oynadığını bilmek güzel... Sol bekte Uğur'u görmek de kötü. Onun kazanılmaya çalışılması da anlamsız. Bu ısrarın sebebi bu sene alınmış olması ve transferin haklılığını gösterme isteği olabilir. Bu ısrar hocanın mı, yönetimin mi bilmiyorum.

Kazanmak ya da kaybetmek çok önemli değil. Etkisi bir gün sürüyor ama futbolun içindeki futbol dışı şeylerin etkisi daha uzun sürüyor. Tıpkı maçtan 2 gün sonra bana bu yazıyı yazdıran şeyler gibi...

Manchester 12 kişiyle

 
Lider Chelsea ile Manchester United'ın maçının başlamasına 1 saat kala Merseyside derbisinde Suarez’in nizami golü ofsayt gerekçesiyle sayılmıyordu. İngiltere’de haftanın kapanacağı gün hakem hatasıyla başlamıştı. Liverpool’un ligdeki konumu belki bu hatayı manşetlere taşımaya yetmezdi ama ligin zirvesindeki iki ekibin maçında da benzer hatalar olunca konuşulacak konu kesinleşti.

Maç öncesi Chelsea 22 puanla liderlik koltuğunda otururken, Manchester, Londra ekibini 4 puan geriden takip ediyordu. Zirvedeki ikiliye ortak son şampiyon City vardı. Manchester’ın sessiz çocukları, Kırmızı Şeytanlar ile aynı puanda girdiği haftayı galibiyetle kapatmıştı. Chelsea kazandığı takdirde Manchester ile arasındaki puan farkını yediye çıkaracaktı ki; 9 hafta sonunda hiç de azımsanmayacak bir fark olacaktı. Manchester’ın kazanması durumunda ise zirve 3 ortaklı olacaktı.

Maça Manchester 1-0 önde başladı. Henüz 4. dakikada van Persie’nin direkten dönen topu Luiz’e çarptı ve ağlara gitti. Luiz’in şanssızlığı, topu direkten dönen RVP’nin şanssızlığından fazlaydı. Golün şokunu üzerinden atmaya çalışan Maviler kalelerinde 2. golü gördüklerinde dakikalar 12’yi gösteriyordu. Ashley Cole’un boşalttığı kanattan iyi gelen Valencia çizgiye indi, ceza sahasındaki van Persie’yi gördü ve Hollandalı farkı ikiye çıkardı. Valencia’nin uzun mesafeli asistine orta demek biraz abes olacaktır, zira orta değil düpedüz ayağa pastı.

Chelsea henüz 12 dakika geçtiğinde evinde 2-0 mağluptu. İstatistikler bu maçın dönmeyeceğine işaret ediyordu. Manchester 2-0’dan maç vermemişti. Sadece istatistikler değil sahadaki futbol da Manchester’dan yanaydı. Sir Alex’in talebeleri 35.dakikaya kadar topun hakimiydi ve orta sahada rakibini eziyordu. Skorun verdiği rahatlıkla birlikte iyi top çeviriyorlar ve rakibe topla oynama fırsatı vermiyorlardı. 35’ten sonra Maviler biraz olsun toparlandı. Evans’ın direkten çıkan ters şutu sonrası Cahill’in kafası, ardından Torres’in kaçırdığı... Chelsea 10 dakikada 3 ciddi pozisyona girmişti. İlk yarının böyle bitmeyeceği belliydi. Zaten bitime 1 dakika kala Mata’nın frikik golü geldi. Maçta olmadık topları çıkaran de Gea yanlış yer tutmuştu.

İkinci yarıya Chelsea, ilk yarıda bıraktığı yerden başladı. Ataklar devam ediyordu. Manchester orta sahada top kazanmakta zorlanıyor, kazandığını da verimli kullanamıyordu. 53. dakikada Ramires’in golü gelene kadar sahanın hakimi Chelsea’ydi. Skor 2-2 olmuştu. Moralli olan taraf da Chelsea’ydi.
Bu dakikadan sonra Manchester biraz olsun oyuna ortak olmaya başladı. 63. dakikada kontrayı faulle kesen Ivanoviç kırmızı kart ile oyun dışında kaldı. Sir Alex hemen oyuna cezasahası golcüsünü aldı. Hernandez RVP’nin yanına ikinci forvet olarak geldi. Di Matteo ise sağ beke Azpilicueta’yı çekerken oyundan çıkan isim Oscar’dı.

69. dakikada bu sefer Torres son adamdı. Rakibini geçerken düştü ve oyun durdu. Olası bir faul kararında kırmızı görecek isim Evans’tı ama kart Torres için çıktı. Clattenburg, İspanyol oyuncuya, hakemi aldatmaya yönelik hareketten ikinci sarıyı çıkardı. Karar, teorik olarak doğru olabilir ama maçın seyrini ve standartını düşündüğümüzde yanlıştı. En azından ikinci sarı olarak sert bir karardı.
Clattenburg’un bu kararı bir şekilde hakem yorumu olarak kabul edilebilir ama 75’teki Hernandez golü kabul edilemez bir hataydı. Meksikalı golcünün ofsayt olduğu pozisyonda yan hakem pozisyonu iyi süzemedi ve golü verdi. Bir bakıma Liverpool’un golü Manchester’a yazılmıştı.

Maç bu skorla sona erdi. İngiltere’de şimdi gündem hakem hataları. Ada’nın Serhat’ına, Gökmen’ine, Erman’ına iyi malzeme çıkmıştır.

3 Eylül 2012 Pazartesi

Curva Nord ve Zeman



  İnter Taraftar grubu Curva Nord'un Zeman için açtığı pankart 

                                                   Onurlu Zeman, Temiz Futbolun İkonu 

1 Eylül 2012 Cumartesi

İngiltere'de son gün heyecanı


Transfer sezonunun son gün heyecanı başkadır. Tek bir gün, tüm transfer sezonu kadar heyecanlı geçebiliyor bazen. Dün İngiltere için de böyleydi. Herkes kendi ekmeğinin peşindeydi. Bir transfer oluyor ve domino etkisi görebiliyorduk.

Güne, sabahıyla başlayalım. Günün ilk saatlerinde Dempsey’in ertesi gün Fulham forması giymeyeceği konuşulmaya başlanmıştı. Verilen referanslar Martin Jol’ün ağzındandı. Öte yandan Bendtner ile Juve’nin ilgilendiği yazılıyordu.

Günün ilk somut olayında Stoke City imzası vardı. Charlie Adam, saat daha 9 olmadan sağlık kontrolü için Stoke’daydı. Adam, sağlık kontrolünden geçerken sıcak bir gelişme de Watford’da yaşanıyordu. Watford, sağlam bir oyuncuya kancayı atmıştı ama İtalyan Iaquinta’nın menajeri bu transferden vazgeçtiklerini açıklıyordu. Gün bitiminde Vincenzo, Cesena’ya kiralanacaktı.
 
Transfer sezonu boyunca bekleyen City’de son gün hareketli saatler yaşanıyordu. Scott Sinclair, Manchester’a ulaşmıştı. Swansea’de geçen sezon harika bir performans sergileyen kanat oyuncusu, önümüzdeki yıl Manchester City forması giyecekti. Bu görüşmeler aslında bir iki gün önceden başlamıştı.

Saat 10 olduğunda flaş gelişme, Fulham’ın, Aston Villa’nın Dempsey teklifini kabul etmesiydi. Liverpool, Tottenham derken, Amerikalı Aston Villa’ya gidiyordu. Londra’da ise bir yolcu vardı. Rafael van der Vaart, Hamburg yoluna düşmüştü. Sağlık kontrolünden geçecekti.  Bu iki gelişmenin yanı sıra Everton, Kopenhag’dan Brian Oviedo ile anlaşmıştı. Dempsey konusunda ses çıkmayan Liverpool’da ise Jay Spearing, Bolton’a kiralanıyordu.

Saat 11 olduğunda, Mancini, Scott Sinclair ve Richard Wright’ı transfer etmeye yakın olduklarını açıkladı. Bu açıklama bitmemişti ki Stoke City’den resmi açıklama geldi. Charlie Adam gelecek yıl Stoke City forması giyecekti. Saatler geçtikçe hareket artıyordu. Aston Villa’dan transferi bitirdik açıklaması beklenirken, Dempsey transferinden vazgeçtik açıklaması geldi. Villa, hedefe Wilfried’i almıştı. Dempsey gündemi meşgul ederken Zigic Mallorca’ya, Richardson da Fulham’a transfer oluyordu.

Saat 12’de heyecan iyice artmıştı. Vaart, Hamburg’a ulaşmıştı. Krkiç, Milan’a yaklaşmıştı ve Scott Sinclair için resmi açıklama gelmişti. Vaart’ı kaçıran Spurs de Moutinho için tekrar harekete geçmişti. Stoke City, Charlie Adam ile 4 yıllık anlaşma yaptıklarını açıklamıştı. Bonservis olarak da 4 milyon £ ödeme yapacaklardı. QPR, Marsilya’dan Mbia’yı transfer ederken, Afellay Schalke’ye, Danny Rose da Fulham’a kiralanıyordu. QPR için Joey Barton’ın gözden çıkarılması anlamına geliyordu. Oda Marsilya’ya kiralanıyordu. Emre, Fenerbahçe’den ayrılmamış olsaydı Barton & Emre savaşı izleyebilirdik.

Saatler 1’i geçmişti ki İnter Milan, Maicon’un Manchester yolunda olduğunu açıkladı. Brezilyalı City’e transfer olacaktı. Forvet arayan Malaga, City’den Santa Cruz’u almak için girişimlere başlamıştı. Oviedo konusunda ise Everton’dan resmi açıklama gelmişti. Öğleden sonranın dedikodularının başında N’Zonzi geliyordu. Blackburn’lü oyuncu Fulham’a gidebilirdi. Fulham bu dedikodular devam ederken Wolfsburglu Ashkan Dejagar’ı sağlık kontrolüne almıştı. Fulham hakkında bir dedikodu daha çıkmıştı: Michel Bastos.

 
Saat 3 olduğunda Vaart artık Hamburg’luydu. Spurs’de ise Lloris heyecanı yaşanıyordu. Lyon vermek istemiyordu ama İngilizler gözü karartmıştı. Yine sessizliği bozan bir Fulham haberi oldu. Dimitar Berbatov ile anlaşma sağlandı. Manchester City de ikinci anlaşmasını yapmıştı. Tecrübeli kaleci Richard Wright ile anlaştılar. City, hemen ardından Maicon ile de anlaşmaya vardı.

Saatler 4 olduğunda Tottenham hızını arttırmıştı. Moutinho için ısrar ediyordu. Liverpool’un Benayoun ile ilgilenmeye başlaması ise taraftarı ayağa kaldırmıştı. Sinclair’i kaptıran Swansea, yine bir La Liga’lıya merhaba diyordu. Valencia’lı Pablo Hernandez ile 5.5 m £ karşılığında anlaşmaya varıldı.

Juventus, forvet arayışlarını sürdürüyor ve Bendtner ile ilgileniyordu. Saatler 5.30 olduğunda açıklama geldi. Bendtner artık Juventus forması giyecekti. Öğleden sonrayı sessiz geçiren Dempsey ise tekrar gündeme geldi. Liverpool ve Tottenham savaşı yeniden başlamıştı.

Saatler 6 olduğunda Kakuta, 1 yılını Hollanda’da geçirmek üzere Vitesse’ye gidiyordu. Liverpool ise Dempsey’in yanı sıra Leandro Damiao ile ilgileniyordu. Saat 7’de Chelsea, Atletico Madrid maç kadrosu açıklandı ve Essien’in kadroda olmadığı dikkat çekti. Sturridge ise yedekler arasındaydı. Bu sırada Southampton büyük bir transfere imza atıyordu. Gaston Ramirez ile anlaştıklarını duyurdular.

Man City, Benfica’yı Javi Garcia konusunda 16m £’a ikna ediyordu. Diğer taraftan Liverpool ile Fulham, Dempsey konusunda anlaşamamıştı. Liverpool 4m £ önermişti, oysa Fulham’ın Aston Villa ile anlaştığı rakam 5+2m £’du.  Saatler ilerledikçe resmi açıklamalar da geliyordu. Malaga, Santa Cruz’u resmen duyurdu. Lloris ise sağlık kontrolündeydi.  Aston Villa ise Benteke için kulübüyle anlaşmaya varmıştı. Peşinde İngiliz takımları da olan Edison Cavani ise Napoli ile yeni sözleşme imzaladı.  
Transferin bitimine 3 saat kala Lloris resmi sözleşmeyi imzalamıştı. Lass’ı Anji’ye veren Real Madrid ise Essien için Chelsea ile görüşüyordu. Gün boyu en çok konuşulan isim olan Dempsey, Londra’ya gelmişti ve sağlık kontrolünden geçiyordu. Transferin bitimine 2 saat kala Amerikalı da, Tottenham ile anlaştı.

Liverpool’un da bir süre ilgilendiği Benayoun West Ham ile resmi sözleşme imzalarken, transferin bitimine 1.5 saat kalmıştı. Bundan yarım saat sonra Real Madrid, Essien için Chelsea ile anlaştı. Gana’lı 1 sezon kiralık oynayacaktı. Dempsey’i kaptıran Fulham ise Dejagah ile resmi sözleşme imzaladı. Sürenin bitmesine dakikalar kala Javi Garcia da City’li oldu.

Bir gün böyle geçti. Arsenal, Chelsea ve Manchester’ın sessiz olduğu, City’nin ve Tottenham’ın hareketli günüydü... Transfer bitti, artık oyuncular sahada konuşacak.
 

26 Ağustos 2012 Pazar

Yarım Kalan Aşk: Quaresma

 
Ertuğrul Sağlam ile Moldova’nın Sheriff ve İsviçre’nin FC Zurich takımlarını eleyen Beşiktaş, gruplarda zor kura çekmişti: Liverpool, Marsilya ve Porto. İşte hikaye bu grup maçlarıyla başladı.

3 Ekim 2007 Porto, İnönü’ye geliyordu. Bosingwa, Bruno Alves, Assuncao, Meireles, Lucho, Lisandro ve Quresma’lı kadrosuyla Porto, her sezon olduğu gibi yeniden yapılanma (!) içine giren Beşiktaş’a konuk oluyordu. O yıllar Quaresma’nın ismini “Kuarezma” diye okuduğumuz yıllardı. Daha Portekizce bu diyarlara pek uğramamıştı.

Beşiktaş, hiç de fena oynamadığı maçı 90’da yediği golle kaybetmişti. Taraftar maçtan sonra takımı alkışlıyordu. Takımla birlikte bir kişi daha alkışlanıyordu: Ricardo Quaresma. O gün, 3 puanı Porto’ya götüren golü atan adam.
Quaresma, o maçta büyülemişti Beşiktaş taraftarını. Öyle ki şampiyon olunan sezon sonrası bile taraftar onun ismini sayıklayacaktı. Kanattan bindirmeleri, seri çalışmları, o dönemler adını bilmediğimiz trivelaları ile bu fuleli adamı izlemeye doyum olmuyordu. Fena mı olurdu kapalının önünde koşsa, canlı canlı, doya doya izlesek bu adamı? Fena mı olurdu Beşiktaş’ın çubuklu formasıyla görsek onu?... Sonu fena oldu...

Ricardo Quaresma bir sezon daha Porto’da kalıp, Mourinho’nun Inter’inin yolunu tuttu. Inter’de pek isteneni veremedi. Devre arası Chelsea’ye kiralandı. Ertesi sezon tekrar Inter’e döndü ve geçen 1 sezonun ardından transfer listesindeydi. Portekizli, Inter’de olmamıştı. Yıllar önce Barcelona’da da olmamıştı ama o zamanlar daha çok gençti. Inter kariyeri, verimli olması gereken çağda bitiyordu.
Bu topraklarda da “Fenerbahçelileşmeye” çalışan bir Beşiktaş vardı. Takımın kimyası umrunda olmayan ve yıldızları birer birer taraftarın yüzüne çarpan bir başkan. “Yeter” nidaları, “yetmez”e dönmüştü bile. Başkan, taraftarın zayıf noktasını biliyordu. Yıllar önce aşık olunan o adamı, o da farketmişti. Inter’den kopma noktasına gelen Quaresma ile Beşiktaş ilgileniyordu. Olacak, olmadı, vazgeçtik, ilgilenmiyoruz derken Quaresma İstanbul’a geldi. Havaalanı dolup taşıyordu. Beşiktaş, tarihinin en kariyerli futbolcularından birine kavuşuyordu.

Qauresma ve arkasından Guti geldi. Raul da neredeyse geliyordu. Beşiktaş bir anda başka bir takım oldu. Sıkıcı futbol oynayan Beşiktaş’a futbolun kitabını yazmış iki adam gelmişti. Tek başına rakip devirebilecek Quaresma ve önündeki adamı zorla gol kralı yapabilecek Guti. Aslında fena da başlamadılar. Avrupa kupası maçları başta olmak üzere ligin özellikle ilk yarısında hiç de fena oynamadılar. Özellikle Quaresma ilk geldiğinde muazzam futbol oynuyordu. Kapalı’da onu izlemek çok başkaydı. Guti adrese teslim ediyor, o da önüne geleni geçip gidiyordu.
Bu sefer taraftar değil başkan “Yetmez!” dedi ve Quaresma’nın ekürilerini getirdi. Fernandes, Almeida ve Simao. Bu transferlerin detayına hiç girmeyelim ama sıradan bir transfer olmadığını da unutmayalım. Sıradan olmayışı oyuncuların kalitesinden değil, “bayram değil, seyran değil neden bu adamlar bir anda geldi?” sorusundan kaynaklanıyor.

 
Quaresma her geçen gün biraz daha düştü. İlk geldiği günle, bugün arasında çok fark vardı. O da farkındaydı aslında. Sahada istediklerini yapamıyordu. Çalımlar olmuyordu artık. Olmayınca sinirleniyordu. Onun siniri, Beşiktaş’a patlıyordu. Tam düzeldi derken, eski formunu yakalamaya ramak kalmışken yine sakatlanmıştı. Ülkesine gitti ve uzun bir süre oralardaydı. Geldiğinde eksiği yok fazlası vardı. Televizyon onu şişman göstermiyorsa sıkıntı büyüktü. Zaten istenildiği gibi dönemedi bir daha.
Q7’deki düşüşü anlamanın tek yolu Beşiktaş da değildi üstelik. Portekiz milli takımıyla Avrupa Şampiyonası’na gitti ama Portekizliler onu tanıyamadı. Öyle ki hazırlık maçlarında dahi ıslıklandı. Bu adam onun formasını giymiş başka biriydi.

Bu sezon başı Beşiktaş ekonomik olarak ne durumda olduğunu farkedince muslukların ağzını kısmaya başladı. Avrupa Kupası’ndan bile ihraç edilen bir takım için bundan daha doğalı olamazdı zaten. Takımın en çok kazananını göndermek istedi. Zaten verim de alamıyordu.
Bu noktada Beşiktaş’ın, hataları da olmadı değil. Samet Aybaba’nın gelir gelmez Quaresma’yı istemiyorum demesi oldukça hatalıydı. Satmak istediğin bir oyuncuya, bu şekilde muamele yaparsan satışı da zorlaştırırsın. Elin zayıflar. Herşey bir kenara hala sözleşmeli futbolcun olan bir adam hakkında böyle konuşmak bile yakışık almaz. Bilemeyiz, yarın kadroya alırsın, yüzüne bakarsın. Burası Beşiktaş, böyle şeyleri çok gördük buralarda.


Diğer taraftan “FEDA” kampanyası dahilinde Quaresma’dan da indirim istendi ama olmadı. Portekizli, oldukça profesyonel bakıyordu. Bu fiyata anlaştık ve bu fiyata oynarım diyordu. Burada da suçlayamam onu. 2 yıl önce bu şekilde imza attın ve adamın artık hakkı. Haketmiyor mu bu parayı? Onu imza atarken düşüneceksin.

Taraftar ise ikiye bölünmüş durumda. Ligin ilk haftası Quaresma diye tezahürat edenler ve onun takıma yük olduğunu düşünenler. Bir kere bugünkü maaşıyla Beşiktaş’ın maaş politikasının kesinlikle dışında kalıyor. Şu an takımın en çok kazananı olan Fernandes’in 2 katına yakın maaşı var. Bu kabul edilebilir bir para değil. Bunun savunması şu olabilir: “Bir tane oyuncun da bu sınıfın dışında kalsın, özel olsun.” Bu tartışılır ama kabul edilebilir bir gerekçe. Diyelim ki kabul ettik bunu ve bugünkü maaşıyla Quaresma takıma döndü. Peki o bizim özlediğimiz Quaresma mı?

Bugün için Quaresma’nın takıma dönmesi Beşiktaş’ın kazancı olmayacaktır. Bu şekilde bekletilmesi de Beşiktaş’ın yararına olmayacaktır elbette. İşin içinde Mendes olunca transferi konusunda sağlıklı şeyler söyleyemiyorum. Onu 24 saat içinde istediği maaşla, makul bir takıma pazarlayabilecek bir adamın neden sessiz beklediğini bilmiyorum. Elbette bir bildiği vardır ama bunu biz bilmiyoruz.
Quaresma ilk geldiği günden çok uzak. Bunu en son Avrupa Şampiyonası hazırlık maçlarında ve ligin son maçlarında gördük. Yeteneklerini elbette kaybetmemiştir ama tekrar eski formuna dönmesi de pek kolay görünmüyor. Bir kere, kafa olarak bu noktadan çok uzak şu anda. O noktaya gelirken de kaybeden kim olur emin değilim. Beşiktaş’ın bugünkü durumu, onu tekrar hayata kazandırma riskini alabilecek vaziyette değil.

Quaresma’yı ben çok seviyorum. Porto’dayken de seviyordum, Inter’deyken de. Oyun stilini de, apaçi şapkasını da, uzun şortlarını da çok seviyorum. Beşiktaş forması altında izlerken de çok mutlu olmuştum. Mesela takasla ya da başka bir şekilde Türkiye’de bir başka takımın formasını giymesini istemem. Bu sevgimden kaynaklanıyor. Ancak şunu da biliyorum ki artık Beşiktaş’a kazanç sağlayamaz.
Milyonlarca taraftar var ve milyonlarca fikir var. Kimseyi fikirlerinden dolayı eleştirmiyorum. Quaresma’yı isteyen onun için tezahürat yapsın, şarkılar bestelesin ama unutmayalım ki şunun onda biri Ernst için yapılmadı. Bu bile tek başına üzücü bir durum.

Quaresma 5 yıl önce başlayan bir aşktı. İnönü sakinleri onu geç buldu ve erken kaybediyor. Biliyorum, böyle bitmemeliydi ama benzer durumlara taviz verilirse yarın elimizde Beşiktaş olmayabilir. Desteğimizi keşke Quaresma’ya değil de Oğuzhan’a, İsmail’e, Veli’ye, Cenk’e versek. Bu takımı yarına taşıyacak birileri varsa, bunlar onlardır...

17 Ağustos 2012 Cuma

Ya Tamam Ya Devam


Büyük beklentiyle gelen ama buna bir türlü karşılık veremeyen oyuncular vardır. Mesela Kezman, Fenerbahçe için öyledir. Kleberson Beşiktaş için, Misimoviç Galatasaray için benzer futbolculardır. Bunların bazıları kısa süre kalır takımda ve sonra gönderilir. Bazıları ise uzun süre “olacak bu adam” diye diye bekletilir.

Bu sezon Premier Lig’de buna örnek verebileceğimiz oyuncular var. Büyük beklenti ile gelen, beklentileri karşılayamayan ama kredileri de olan oyuncular. Ancak bu yıl onların kredisi tükenebilir. Bu bağlamda, bu yıl onlar için “Tamam ya da devam” yılıdır.
Hemen süperstar ile başlayalım: Fernando Torres. 50m £’luk adam. İspanyol oyuncu büyük umutlarla geldi Stamford Bridge’e ama bir türlü bekleneni veremedi. Mavi formayı sırtına geçirdiğinde, içine Youla kaçmıştı sanki. Olmadı bir türlü. 50 milyona alınca gönderilemedi de. Beklendi ama ümitle beklendi. Bu yıl yeni bir yıl onun için. Hazırlık maçlarındaki performansı fena değildi. Işık verdi. Bu yıl oldu oldu, olmadı gelecek yıl bu forma altında görmemiz zor.
Hazır Torres’le lafı açmışken onun parasıyla alınan bir başka oyuncuyla devam edelim. Liverpool, İspanyol oyuncudan iyi para kazandı ama bunu pek de verimli kullanamadı doğrusu. Gidip o paranın hatrı sayılır bir kısmını Carroll’a ödedi. Newcastle performansı o kadar iyiydi ki, King’in gözünü boyamaya yetti. Kenny, genç olmasına da aldandı ve bastı parayı. Geçtiğimiz sezon devre arası tekrar Newcastle’a dönmesi gündemdeydi ama olmadı. Genç İngiliz için bu yıl son şans olabilir. Yeni hoca ile şansını iyi değerlendirmeli.
Sir Alex Ferguson, hep iyi transferleriyle hatırlanır. Gerçekten de çoğu transferi iyidir. İyi oyuncudan parayı esirgemez. Mesela zamanında Carrick için sağlam para ödedi ama o parayı bir şekilde çıkarmayı da başardı. Nani, aşısı biraz geç de olsa tuttu, Ronaldo zaten örnek transfer. Vidiç olsun, Rio olsun, Hernandez olsun iyi transferi bol. Ancak tüm bu iyilerin yanında bir Anderson var ki güzel resimde göze batıyor. 17m £’a genç yaşta takıma kazandırıldı, ilk geldiğinde beklenti yoktu ama artık zamanı geldi de geçiyor bile. Hala emektar Scholes o bölgede ter döküyor. Brezilyalı formayı hakkıyla bir türlü teslim alamadı.
Bir başka Man Utd forması giyen futbolcu da Tom Cleverley. Piyasaya çıkalı çok olmadı ama 23 yaşında olduğunu da unutmamak lazım. Sir Alex’in problemi ortasaha ve bu problemin doğmasının sebebi de biraz bu oyuncular. Cleverley de gözü kapalı o bölgeye monte edilemiyor. Bu yılki performansı önemli. Kendini ispatlayamazsa Chris Eagles’ın yolundan gider.
Kariyer başlangıcında, Michael Owen’ın kariyerinin böyle bir hal alacağını söyleseler, ciddiye almazdık herhalde. Liverpool’da başlayan muazzam kariyer, Real Madrid’de duraklama devri ve sonrasında düşüş. Man Utd da İngiliz golcü için ilaç olmadı. Sir Alex 7 numarayı da verdi ama Michael Owen dönemedi. Bu yıl dönerse, biz de tatlı bir heyecan yaşarız. Dönemezse çok da zorlamaz sanırım.
Bir başka isimden bahsedeceğim ama isim kendini çoktan unutturdu aslında. Bir zamanların teknik, pırpır oyuncusu artık yok. Joe Cole bu sene EPL’de tekrar deneyecek. 30 yaşındaki İngiliz, Liverpool formasıyla tekrar karşımıza çıkacak. Kendini hatırlatırsa ne mutlu bizlere.
Bir başka Liverpool’lu ile devam edelim. Stewart Downing, Boro günlerinde tam teşekküllü bir İngiliz kanat oyuncusuna örnekti ama aynı performansı Kop tribünleri önünde gösteremedi. Liverpool, ona hiç de fena para ödememişti üstelik. Hala Downing+Carroll şu kadar ediyor geyikleri döner. İngiliz için bu sene tamam ya da devam yılı gibi görünüyor.
Son isim ise Theo Walcott. Henüz genç ama Arsenal onu epeydir bekliyor. İlk çıktığı gün çok farklıydı, o günden sonra üzerine çok koyduğunu söyleyemeyiz. Hala umut var ama bu sene onun için de kritik olacaktır. Zira, Emirates sakinleri sezon sonunda umudu kesmiş olabilir.
Bu yazı http://www.tribundergi.com/haber/ya-tamam-ya-devam sitesinde de yayınlanmıştır.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Fantasy EPL

Premier Lig'in başlamasına sayılı günler kala yavaştan ısınalım.

Bunun boxing day'i olacak. Zorlu küş şartları olacak, ligler ara verecek EPL devam ediyor olacak. Olacak da olacak. Tüm bu atmosferi beraber yaşayalım diyorsanız Fantasy Ligi'mize buyurun derim.

http://fantasy.premierleague.com/

sitesine giriyorsunuz. Takımınızı kuruyorsunuz ve 812192-203216 kodlu lige sizi bekliyoruz.

Sezon sonunda birinci olana futbola dair küçük bir şey de hediye ederiz. Atkı gibi bir şey veririm ama takım tercihini ben yaparım. Tamam Roma taraftarına da gidip Lazio atkısı vermem. Ona ayarlarız bir şeyler.

Haydi lige...

14 Ağustos 2012 Salı

Nereden çıktı Batuhan?


Batuhan Karadeniz’in ismini cisminden çok önce öğrenmiştik. Alt takımlarda, oynadığının 2-3 katı gol atan dev adamdı. Beşiktaş’ın geleceği deniyordu onun için. Daha o zamanlar Man City’ler, United’lar peşindeydi genç golcünün...
Beşiktaş geleceğini bırakmamıştı. A takıma yükseltmişti Batugol’ü. Bu bir tercihti ve bence doğru olan da buydu. Elde maden varsa işlemek lazım. Batuhan da büyük bir madendi. Türkiye’nin “Yeni Hakan Şükür” ü olur muydu bilmiyorum ama Beşiktaş’ın iyi forveti olacağı kesindi. Çok genç olmasına rağmen yaşıtlarından çok farklıydı. Hem fizik olarak sağlamdı, hem de yetenekliydi.
O zamanlar hayalimdeki ikili Batuhan & Bobo idi. İleride yalnız kovboyu oynayan Bobo, Batuhan ile birlikte daha da verimli olur diye düşünüyordum. Kağıt üzerinde olmaz gibi durmuyordu. Gayet iyi bir ikili olabilirdi. Batuhan indirir Bobo yazar, Bobo şişirir Batuhan kafayla avlar... Bobo şişirmesine şişirirdi de, Batuhan indirir miydi peki?

Kral yapmayacaksın kral olacaksın diyen adam pas verir miydi? Bu sözü söylemesine vesile olan maç pas verip vermemesi çok umrumda değil. O maçı kazanmış olsak da, kaybetmiş olsak da geçti gitti. Üzüldük, geçti. Maç içinde olur öyle şeyler. Kahraman olmak istersin, sağlıklı düşünemezsin, zaten düşünme süren 1 saniyenin altındadır, yanlış tercih yaparsın... Sorun bu değil. Sorun bu düşünce yapısı.
Kral yapmayan adam Beşiktaş’ta kral olamayacağını anlayınca Eskişehirspor’un yolunu tuttu. Yola çıkarken de geride kalanlara sallamayı ihmal etmedi. Muhtemelen geride kalanlar da, yaşına verip pek üzerine gitmediler. Gittiğinde üzülmüştüm. Aslında üzüntüm gidişi değil, böylesi bir yeteneğin Beşiktaş’a ve futbola kazandırılamayışıydı. Mustafa Denizli böyle adamlarla pek uğraşmazdı, uğraşmadı da. Teşekkür edip gönderdi. Tercih meselesi. Gönül isterdi ki Batuhan biraz ılımlı olsun, hoca yapıcı olsun ve bu yetenek kaybolmasın. Ama bu istek gönüllerde kaldı.

Batuhan’ın Eskişehirspor serüveni de Beşiktaş’tan farklı değildi. Onun için iyi yanı kral olmak için daha müsait bir ortam vardı. Taraftara kendini sevdirdi. Muziplikler, şakalar derken taraftan onun samimiyetinden hoşlandı, o da delikanlılığın verdiği coşkuyla samimiyeti taçlandırdı. Sahada fena olmayan bir Batuhan vardı ama saha dışında durumun daha da vahim bir noktaya gittiğini görebiliyorduk. O günlerde söylediğim şey şudu: “Çok şükür ki bu adam Beşiktaş forması giymiyor.”
Yeni arabasıyla İstanbul’a kaç saatte gittiğini, kırmızı ışıkta nasıl geçtiğini internetteki video paylaşım sitelerinden izliyorduk. Düşünce yapısı hala aynıydı. Kameralara, “Kırmızı ışıkta geçerim, cezası neyse öderim” diyebilecek kadar sıkıntılı bir durum içindeydi. İzledikten sonra bunu gerçekten demiş olabilir mi diye tekrar tekrar izlediğim videolardı bunlar.
Artık nötr değildi benim için. Oldukça sevimsizdi. Beşiktaş altyapısından çıkmış olması da utanç veriyordu bana. Guti’ye “Guti naber lan!” diyecek kadar basit ve Raul ile tokalaşırken terbiyesizlik yapacak kadar yakışıksız bir davranış göstermişti bu adam. Şimdi hatırladıkça duygularım yine gün yüzüne çıkıyor, yine üzülüyorum ve yine utanıyorum.
Batuhan yetenekli olabilir. Öyle de. Beşiktaş’ın bu özelliklerde bir oyuncuya ihtiyacı da olabilir. Ama Batuhan’ın Beşiktaş forması giymesi beni rahatsız eder. İsminin Beşiktaş ile anılması bile oldukça rahatsız etti. Sorun onun yetenekleri ve oyun tarzı değil. Sorun onun karakteri. Beşiktaş’a yakışıp yakışmayacağı. Herşey bir kenara, herşeyi unutalım, sadece Raul’a yaptığı terbiyesizlik bile Beşiktaş forması giymemesi için yeterli bir sebeptir.

Bırakın gelmesin, kazandıracağı puanları kazanmamış olalım. En fazla ne yapacak? Şampiyon mu yapacak? Varsın şampiyon olmayalım ama sevdiğimiz takım olsun sahada. İyi niyetinden şüphe etmediğimiz, karakterli, kişilikli takım izleyelim. Necip gibi efendi, Cenk gibi oturaklı, Muhammed gibi sevimli adamları izleyelim. Severek izleyelim...
Bu yaz Tribündergi sitesinde de yayınlanmıştır. http://www.tribundergi.com/haber/nereden-cikti-batuhan