12 Kasım 2010 Cuma

İyi kaleci


Kaleci mühimdir. Hatta 11 oyuncu bireysel değerlendirildiğinde en mühimidir. Bugün Arsenal bunun sıkıntısını ziyadesiyle yaşıyor. İyi bir kalecileri yok ve bu şampiyonluk için büyük bir handikap. Örneğin son dönemlerde Şampiyonlar Ligi'ni alan takımların hep kalecileri çok iyi olmuştur. Bir tek Barça'nın kalecisi üst düzey değildi. Onun dışında Julio Cesar, van der Sar, Reina, Dida hepsi iyi kaleciydi...

Bir süredir İngiliz basını Reina'nın ayrılmak istediğini yazıyor. İş ciddi gibi görünüyor. Sözü edilen zaman sezon sonu bile değil. Ocak ayında gitmek için izin istediği yazılıyor. ManU ve Arsenal kapıda. Arsenal'in çok ihtiyacı var, ManU'da yıl sonunda van der Sar'dan boşalacak yeri doldurmayı planlıyor. Liverpool, Reina'yı ikna edemezse onlar da listesinde üç isim barındırıyor. Neuer, Stekelenburg ve Shay Given...

Son olarak bir ricam var, Schwarzer'ı da biri düşünsün artık...

11 Kasım 2010 Perşembe

Gaziantep BB 1-0 Beşiktaş


Dibe iniş devam ediyor. Gaziantep BB'nin evinde bilmem kaç maçtır gol yememesi, bilmem kaç maçtır puan kaybetmemesi hikaye. Beşiktaş, Gaziantep BB'yi yenmek zorundadır. Bu maçın bahanesi olamaz...

Çıkan kadroyu çok eleştirmek doğru olmaz. Türkiye Kupası maçlarına yedek ağırlıklı bir kadro ile çıkmak mantıklı. Ernst'i dinlendirmek bu noktada zaruret. Tüm maçlarda top koşturan adamın da bir hafta arası da olsa dinlenmeye ihtiyacı var. Guti'nin ve Aurelio'nun da olmayışını eleştirmiyorum. Hatta daha yedek bile çıkılabilirdi...

Quaresma'nın formsuzluğunu da isteksizliğe değil, uzun süredir futbol oynamamasına bağlıyorum. Quaresma'nın takımdan farklı bir isteksizliği yok. Diğer oyuncular kadar istekli. Bu noktada aslında problemin kaynağını göreibliyoruz. Takım genel olarak sene başındaki istekli futbolu oynamıyor. Bunda moral bozukluğu baskın faktör. Takımı eski moralini getirecek olan da galibiyettir. Bu bağlamda Kasımpaşa maçı önemliydi...

Schuster mutsuz. Bazı şeylerden ümidi kesmiş görünüyor. Takımın, onun istediği oyunu sahaya koyamaması canını sıkıyor. Schuster'in takıma bir an önce moral aşılaması lazım. Beşiktaş'ın sorunu moralsizlik...

Beşiktaş

Oyunun iki yönünü oynayan Gerrard ile Oyunun iki yönünü de oynayamayan Erhan Güven'den sonrasına devam edelim...

Sahada dönmekten yönünü bulamayan adam...


Sahada ayakta duramayan adam...


Sahaya çıkamayan adam...


Hatalı çıkan adam...


Hatadan ders çıkaran adamlar...


Performansını üst seviyeye çıkaramayan adam...


Üst seviye adamlar...


Üstüne çok şey koyması beklenen, beklentilerin yüksek olduğu adam...


Birşeyler beklenen adam...


Bekleyen taraftar...

9 Kasım 2010 Salı

İki yönlü oyun

Oyunu iki yönüyle oynayan adam...


Oyunun iki yönünü de oynayamayan adam...


Beşiktaş 1-1 Kasımpaşa

Yazacak çok birşey yok aslında. Gün geçtikçe kötüye giden bir takım. Son iki maç yazımda bahsetmiştim, telafisi olmayan maçlar bunlar. Sivas maçı moral açısından önemliydi kazanıldı ama gelecek adına umut vermedi, Porto maçı önemliydi berabere bitti, iyi sonuçtu. Bu maçta Kasımpaşa'ya puan kaybedildi.
Kasımpaşa'nın şimdiye dek 2 puan alabildiğini bilmek acı. Ligin santra yapma konusunda en tecrübeli takımı olduğunu bilmek acı. 85 dakika o takıma gol atamamak, atamamayı geçtim ciddi pozisyon bulamamak ayıp.
Tek tek oyuncu değerlendirmesi bu aşamada anlamsızlaşıyor. Rüştü'ye yediği gol için kızsam ne kızmasam ne. Hadi o bir tane yedi, at iki tane, ne ikisi dört tane, beş tane at...
Bu yılın en kötü futbolunu izledim desem, bu kaçıncı baskı olacak bilmiyorum. Gün geçtikçe kötüye gidiyoruz. Yakalabileceğimiz bir seriyi Kasımpaşa maçıyla bozuyoruz. Dibi görmek istiyorum artık.

7 Kasım 2010 Pazar

Trabzonspor 2-0 Galatasaray


Yeni teknik direktör için zor fikstür şanssızlıktır. Bu bağlamda Hagi oldukça şanssız diyebiliriz. Fenerbahçe maçıyla geldi, hem Galatasaray'a ters gelen hem de formda Antalya ile oynadı ve şimdi de Trabzon deplasmanındaydı. Zor maçtı hepsi...

Galatasaray'ın Trabzon'a kaybetmesi beklenmedik bir sonuç değil. Galatasaray'ın galibiyeti sürpriz olurdu. Bu yüzden öncelikle Hagi'yi eleştirmek doğru olmaz. Kendi kurmadığı bir kadro var elinde, önemli oyuncuları sakat ve fikstürü zor. En masum insan Hagi'dir...

Trabzon, form düzeyi yüksek ve Glowacki dışında ciddi eksiği olmayan bir takım. Kadro olarak da bugün rakibinden daha iyiydi. Maça da iyi başladı. Daha maçın başında önemli pozisyonlar buldular ama değerlendiremediler. İlerleyen bölümlerde maça denge geldi. Maç seyir açısından sıkıcı bir hal aldı...

İkinci yarıda da maça Trabzon iyi başladı ve Umut ile önemli bir pozisyon buldu. Sonrasında Galatasaray oyunda tekrar dengeyi kurdu. Son 15'e girilirken spikerin Giray'dan beklediği bombayı Servet bıraktı ve Engin',n pasında Umut topu ağlara gönderdi. Bu pozisyondan sonra Galatasaray'ın baskısı arttı. Son dakikalarda önce Pino çok rahat bir pozisyonda topu ıskaladı, sonrasında Insua efsane bir gol atacakken direğe takıldı. Maçın son saniyesinde ise Umut farkı 2'ye çıkardı.

Galatasaray'ın bu kadro ile kazanması çok kolay olmazdı. Bugün sarı kırmızılıların kurtaraileceği tek şey 1 puandı. Galatasaray maçın hiç bir anında galibiyeti düşündüğünü göstermedi. Beraberlik üzerine kurulu bir sistem vardı. Diğer taraftan bu sonuçla Trabzonspor liderliğe yükseldi. Bugünkü formu itibariyle şampiyonluğun en güçlü adayı...

Fenerbahçe 4-2 Eskişehirspor


Fenerbahçe Eskişehirspor maçının daha çekişmeli geçeceğini düşünüyordum. Özellikle Niang'ın yokluğunda Fenerbahçe'ye karşı, Eskişehirspor'un katı savunma yaparak gol arayacağını öngörmüştüm. Ancak erken gelen gol Eskişehirspor adına tüm planları alt üst etti...

Fenerbahçe bu sezon geçtiğimiz yıllara göre çok daha kolay gol atabiliyor. Bunda geçen yılı Guiza ile geçirmiş olmanın etkisi var, bunun yanı sıra Fenerbahçe'nin Stoch, Topuz, Alex, Dia, Emre gibi hücuma katkısı yüksek oyuncularla oynuyor olması da etkili. Bu maçta Baroni savunmaya dönük sayılabilecek tek ortasaha oyuncusuydu, o olmadığında ise savunmaya dönük ortasaha oyuncusu olmaksızın oynuyor Fenerbahçe. Bu sistem çok pozisyon ürettireceği gibi, rakibin de fazla pozisyona girmesine imkan verir ancak Yobo Lugano ikilisi bu noktada çok etkili oluyor...

Fenerbahçe dün bu yılki klasik futbolunu oynadı. Rahat gol buldu. Kalesinde de pozisyon gördü. Lugano kırmızı kartla çıkınca Bilica'yı stopere çekti Kocaman. Bilica için ilk geldiği günden beri şunu söylüyorum. Hem kalite olarak, hem de izellikle kişilik olarak Fenerbahçe'ye yakışmayan bir oyuncu. Kadıköy'de barınabiliyor oluşu ilginç geliyor bana. Bilica'nın bıraktığı bomba maçı Eskişehirspor lehine çevirebilirdi belki ama kalesinde Ivesa gibi bir oyuncu olunca bu pek mümkün olmadı. Ayrıca dün Lugano'nun da en az Bilica kadar hatalı olduğu unutulmamalı. Biri saha içinde hata yaptı, diğeri takımını sebepsiz yere 10 kişi bıraktı...

Ivesa'yı bu sezon bir kaç maç izledim. Ben beğenmiyorum. Çok kalitesiz diyemem ama daha kalitelisinin de bulunabileceğini düşünüyorum. Alçak toplarda zayıf, en güçlü olduğu yer yüksek toplar. Dün, tıpkı geçen seneki Fenerbahçe maçında olduğu gibi yine çok hatalı goller yedi. Eskişehir adına sahanın en kötüsüydü. Boyundan utan sözü bugünler için söylenmiş olmalı...

Bursaspor ve Kayserispor'un puan kaybettiği, Galatasaray ve Trabzon'dan birinin daha kaybedeceği haftada alınan 3 puan Fenerbahçe için oldukça değerli. Maç için tek olumsuz nokta Lugano'nun kırmızı kart cezalısı olması.

Dünkü maçın benim için duygusal bir noktası vardı. Kadıköy'deki sis bana Della Alpi'yi hatırlattı.. Ne güzel günlerdi...

6 Kasım 2010 Cumartesi

5 Kasım 2010 Cuma

Langırt oynuyoruz


Porto-Beşiktaş maçında en çok dikkatimi çeken olay Guti'nin rakip yarı sahadayken, etrafında 4 Beşiktaşlı olmasına rağmen top verecek adam bulamaması. Sebebi Guti'nin kabiliyetsizliği ya da takım arkadaşlarını görememesi değil. Sebebi diğerlerinin stabil oyun anlayışı.

Bu sadece Beşiktaş'ın sorunu değil. Bu, küçük büyük tüm takımlarımız yaşadığı bir problem. Avrupa'daki başarısızlıklarımızda da etkili bir problem.

Biz yerleşik düzenli futbol oynuyoruz. Düzenli oynadığımız tartışılır ama yerleşik oynadığımız kesin. Pas veren, tekrar almak için hareketlenmiyor, topsuz alanda çok az koşu yapılıyor. Pas alışverişleri için dahi hareketlenen oyuncu çok az.

Ülkemize gelen futbolcuların bir sonraki yıl, ilk yılki performanslarını gösterememe sebebi de bu. Alışıyorlar, yeni düzene alışıyorlar, çünkü bu daha kolay, daha az yorucu. İlk yılında net olarak diğer oyunculardan ayırabiliyoruz, bu adam iyi diyoruz, top alıyor, veriyor diyoruz ama bir sonraki sene fark atan bu özelliklerini kullanmayınca bizleşiyor...

Üstelik bu düzenle, bu mentaliteyle başarı bekliyoruz...

Porto 1-1 Beşiktaş


Dün internetimdeki problemden dolayı yazamadım, bugün de çorba parası peşinde koşunca Porto maçı değerlendirmesi bu saate kaldı.

Kısa notlarla değerlendirelim maçı:

İlk yarı berbat bir futbol. Savunmada çok sık hata yaptık. Artık beklenmedik hata diyemiyorum çünkü çok hata yapıyoruz. Bunda savunma oyuncularının belli olmamasının da sebebi var. Rotasyonun defosu böyle durumlarda ortaya çıkıyor.

İkinci yarı da iyi oynadık diyemem. Maçın 10 dakikalık süresi haricinde oyuna hükmeden Porto'ydu. Rakibin 10 kişi kaldığı bölümde etkili olabildi Beşiktaş. Bu bölümde çok ciddi pozisyonlar bulmamız olumlu bakılabilecek bir nokta. Kısa süre içinde iki direkten dönen top ve bir gol vardı. Üstelik çok da son topa kadar getirilmiş atak organizasyonu.

Ersan savunmada iyiydi. Bir hata yaptı, bir topu çizgiden aldı, bir topa da son anda araya girdi. 2 maçtır iyi. Bence oynatılmalı. Uzun vadeli düşünüp Ersan'ı sisteme uydurma yoluna gidilmeli. 2 maçla göklere çıkarmıyorum. 3-4 maç daha iyi performans göstersin bu adam bu takımın stoperi olur diyelim.

Nihat dün önceki maçlara göre biraz daha iyiydi. Golü çok güzeldi. En son Sociedad'da atıyordu böyle golleri. Villarreal'de azaltı, Beşiktaş'ta dükkanı kapadı. Arşivden güzel bir gol sundu bize. Nihat'ı da bir maçla abartmayalım. Oynasın, alsın gönlümüzü...

Bobo'nun golü girse efsane olacaktı. Hayır, Bobo zaten efsane oldu şimdiden ama golü de hatırlanacaktı...

Stoper bu kadar kolay sarı görmemeli. Toraman şu müdahaleleri hafifletmeli...

Guti bir pozisyonda etrafında 4 adam Beşiktaşlı olmasına rağmen pas verecek adam bulamadı. İsim Guti olmasa ona sallarım ama adama bu saatten sonra pas vermeyi bilmiyor deersen futbol bilgin sorgulanır. Durarak oynuyoruz.. Bu bambaşka bir yazının konusu olsun.

Bence aleyhimize verilen penaltı, penaltı değildi. Görünen o ki hakem iyi olmadığı sürece 40 hakemle oynasan fayda etmez.

Bu galibiyet 1 puandan çok daha öteydi. Takımın morale ihtiyacı var. Tekrar kazanan bir takım olmalı. Özgüven gelmeli. Bu bağlamda Kasımpaşa maçı da 3 puancan çok fazlasını barındırıyor...

Rapid-CSKA maçı bize yaradı. Komşi sağolsun...

4 Kasım 2010 Perşembe

Beşiktaş'ın Avrupa karnesi ve Porto maçı


Porto sınavı öncesi Beşiktaş'ın bu sezonki Avrupa karnesine farklı bir açıdan bakalım. Sezon başından beri hem ligde hem de Avrupa'da çeşitli istatistikler tutuyorum. İstatistikler tek başına bir anlam ifade etmez ama bazı olaylara da farklı açıdan yaklaşabilmemize imkan sağlar...

Beşiktaş'ın Avrupa karnesi şöyle yorumlanabilir. Matematik ve Fizik dersleri zayıf ama onun dışında Beden Eğitimi, Resim, Müzik, Coğrafya gibi az kredili derslerinin hepsi 5 maşallah.

Bu sezon Beşiktaş Avrupa kupası maçlarında öne geçtiği tüm maçları kazandı. İlk golü rakibin attığı maçlarda ise bir galibiyet, bir beraberlik ve bir de mağlubiyet aldı.

Avrupa'daki maçların tamamında oynayan tek futbolcu Ernst. Ernst aynı zamanda ligdeki tüm maçlarda da ilk 11 başlayan tek futbolcu. Bu sene Avrupa kupalarında puan kaybı yazamayan futbolcular ise şöyle: Cenk (2), Ferrari (4+2), Onur Bayramoğlu (0+1), Ekrem Dağ (4+1), Guti (4), Holosko (2+3) ve Aurelio (1). Parantez içindekiler sırasıyla ilk 11 başladığı ve yedekten girdiği maç sayısı. Aurelio, Cenk ve Onur referans olamaz. En sağlam referanslar Ekrem ve Ferrari görünüyor. Bunlar da sezon başındaki şaaşalı dönemde forma giymişlerdi. Sonraki maçlarda sakatlıkları sebebiyle forma giyemediler. Holosko'nun istatistiği de kötü görünmüyor. Onun olması Nihat'ın olmaması manasına geldiğinden böyle bir istatistik çıkmış olabilir.

En golcü oyuncumuz Bobo. En çok asist yapan oyuncumuz da Quaresma. Q7'nin 4, Guti ve Tabata'nın da 3'er asisti var. Q7 ve Guti kendini belli ediyor ama Tabata aradan iyi sıyrılmış.
Yabancı oyuncu tercihlerine bakılırsa. Schuster defansta ortalama 1.44 yabancı ile oynamış. Yani bir maçta tek, bir maçta çift defans oyuncusu tercih etmiş. Ortasahayı ise yabancılardan kurmuş genelde. Ortalama 3.89 görünüyor. Necip dışında zaten bu bölgede Türk yok. Forvette ise ortalama 1 yabancı ile oynamış. Bu da çoğu zaman Bobo.


Bugün için de bir paragraf yazalım. Porto UCL ayarında bir takım. İlk maçtan önce küçümseyenler, tanınmış tek oyuncusu yok diyenler bu maçta artık çok oyuncu tanıyorlar. Maçın mutlak favorisidir, aslarını saklasa da öyledir. Porto net olarak Beşiktaş'tan üstün bir takımdır. Beraberlik iyi sonuç. Rapid- CSKA maçı da ayrı bir öneme sahip. Gönlümüz Bulgarlarla...

3 Kasım 2010 Çarşamba

Dün gecenin güzelleri


Gareth Bale... Geçtiğimiz UCL haftasında hat-trick yapmıştı. Dün Inter'e karşı yine muhteşem bir performans sergiledi. Özetleri izlerken ağzım açık izledim Bale'i... İngilizler maçın skorundan çok Bale'i konuşuyor bugün... Dün tribündeki Spurs taraftarı "Taxi for Maicon!" diye inletti White Hart Lane'i... Bu güzel insanı izleyebilmek güzel...


Dün gecenin bir başka güzeli Bursa'daydı. Sahadaki 11 değildi. Tribündeki onbinlerdi. Peki izleyebildik mi? Hayır... Şampiyonlar Ligi kanalıyız diye övünen Star dün gecenin en güzelini göstermedi bize. Üstelik spikerin dünyadan haberi yoktu. Bursa taraftarının şov yaparken sahaya arkasını dönmesini "Evet kale arkası seyircisi sahaya arkasını döndü, hah şimdi tekrar döndüler" diye aktardı...

2 Kasım 2010 Salı

Bursaspor 0-3 Man Utd


Burda Man Utd'ı anlatmaya gerek yok, hepimiz az çok biliyoruz. Man Utd maçı içerde de olsa dışarda da olsa zordur... Burda alınabilecek 1 puan olabilirdi, olmadı. Bugünü kötü kılan aslında bugünkü sonuç değil. Öncesinde kazanılamayan puanlar bugünü kötü kıldı...

Maçın hiç bir anında Bursaspor oyuna hikmeden taraf değildi. Man Utd oyunu istediği gibi kontrol etti. Manchester tek kale mi oynadı? Hayır. Kazanacak kadar oynadı. Ortasahada da olsa oyuna hakim olarak oynadı. Tempoyu ayarlayarak, top yaparak...

Bursa bulduğu bir kaç pozisyonu değerlendirseydi belki de en azından bugün hala gol atamadı demeyecektik.

Diğer taraftan Valencia, Rangers'ı Soldado'nun 2 ve Costa'nın golleriyle 3-0 yendi ve büyük bir avantaj yakaladı. Bursaspor'un en yakın rakibi 5 puanlı Rangers. Matematiksel olarak şans devam ediyor demek istemiyorum...

1 Kasım 2010 Pazartesi

Wohlfahrt & Ribery-Robben-Oliç


Türkiye'de bir oyuncu ciddi sakatlansa adres Munih'in doktoru Wohlfahrt. Ahmet Dursun'un yıllardır gittiğini bilirim. 10 yaşındaki çocuğa sorsanız bilir onu. Wohlfahrt öyle bir nam salmıştır ki Gerrard, Klinsmann, Ronaldo, Owen, Kewell gibi isimlerin tedavisinde de yardımcı olmuştur. Hatta futbol sınırlarını da aşıp Maurice Green, Usain Bolt ve U2'nun solisti Bono'yu bile tedavi etmiştir. Özetle bu adam tıp camiasının bugünkü Hipokratı...

Galatasaray'da özellikle geçtiğimiz sene sık yaşanan sakatlıklardan Galatasaray'ın sağlık ekibi de sorumlu tutulmuş ve hatta bu sene başında değiştirilmişti.

Münih'te geçtiğimiz yıl Ribery uzun süreli bir sakatlık yaşamıştı. Sonrasında Robben gitti ve hala yok. Şimdi de Oliç gitti. 6 ay yok. Ulan o meşhur Wohlfahrt değil miydi bunların doktoru?

Ya mum dibine ışık vermiyor ya da Galatasaray'ın sağlık ekibine fena patlamış...

Vurun Kasımpaşa'ya...


Dün LigTV'de günün maçları yorumlanıyor ve değerlendiriliyordu. Kasımpaşa - Kayserispor maçında (maçın özeti linkte) özellikle Yılmaz Vural'ın maç sonrası Markus Merk'den gol pozisyonlarını değerlendirme ricası üzerine gol pozisyonları değerlendirmeye alındı...

Bu olayın biraz öncesinde Kasımpaşa'nın taraftarına sitem edildi programda. Tribünler boştu, gerçekten de haklı bir sitemdi. Taraftar kötü performansa sert tepki vermişti. Maçı izlerken bir ara İBB ile dahi karşılaştırıldı İstanbul'un göbeğindeki yeni stadın hali. Programda Kayserispor ise aşırı bir ilgi gördü. Şota'ya, Kayserispor'a övgüler bitmek bilmedi. Kadir Has stadı yüceltildi ama zemininden hiç bahsedilmedi...

Pozisyonlar değerlendirilmeye başladı. İlk pozisyon topun dışarı çıktığına yönelikti, net olarak top dışarı çıkmıyordu ve Kayserispor lehine verilen karar doğruydu... (58. saniye)

İkinci pozisyon Kayserispor'un 2. gol pozisyonuydu. Pozisyonun özeti şu: Kayserili oyuncu uçan tekmeyle topa girdi. (2. dakika) Markus Merk şu yorumu yaptı: "Kayserili oyuncu rakibe doğru yükselmiyor, havaya doğru yükseliyor" Şok oldum. Nasıl yani. Abi zıplarken zaten havaya doğru zıplarsın. Adamın burnunun dibinde ayağını kaldırırsan faul değil midir? Yıllarca bize bunu böyle öğretmediler mi? Yarın benzer pozisyona faul dersen ne olacak!? Mustafa Denizli'nin yorumu işi bir kademe daha abarttı. "Kasımpaşalı topa kafasını uzatmıyor, uzatsa dahi faul olmaz." Yuh!!

Sonra bir pozisyon daha değerlendirildi. Kayserili oyuncu vuruyor, Kasımpaşalıya değdi mi değmedi mi tartışmaları var ;Çünkü o pozisyona verilen kornerden geliyor gol. (51. saniye) Şansal Büyüka şunları söyledi: "Burda bunu tartışmaya gerek yok bile, aradan 10 tane pozisyon geçmiş onra gol olmuş." Nasıl yani? O pozisyona verilen kornerden geliyor gol. Tekrar söylüyorum o pozisyona verilen kornerden geliyor gol. Mustafa Denizli ise son kontayı koyuyor : "Biz bile buradan anlayamıyoruz değdi mi değmedi mi. Hakemin açısı daha kötü nasıl anlasın?" Hakem pozisyonu net olarak görebilecek bir açıda. Tabiri caizse kabak gibi görebilir...

Kasımpaşa'ya kızmış olabilirsiniz, Kayseri'yi o gün çok sevmiş olabilirsiniz. Ancak bu sizi objektiflikten uzaklaştırmamalı. Biz sizi bu yüzden izliyor, ciddiye alıyoruz. Ha biz de insanız, kızarsak saçmalarız diyorsanız bilelim...