3 Ekim 2010 Pazar

Trabzonspor 1 - 0 Beşiktaş


Ligde topla oynamayı seven iki ekibin karşılaşmasıydı. Seyir zevki açısından da güzel bir maçtı. Beşiktaş'ta Quaresma, Trabzon'da Giray ve Glowacki eksikti. Bu şartlarda oynanan maç ve kaybedilen 3 puan...

Kazandığında rotasyon iyidir, kaybettiğinde bu ne iş demek doğru değil. Schuster rotasyonu sever ve Alman Hocayı bu şekille kabullenmek gerekir. Bugün Holosko sahadaydı, Bobo kenarda; Yattara karşısında Üzülmez daha mantıklı görünüyordu ama Köybaşı onbirdeydi. Aurelio olmasa Necip olsa da şaşırmazdım...

Hataydı... Bobo'nun kenarda olması büyük hataydı. Schuster'e göre de haftada 3 maç yapan takımda Bobo arada dinlenmeliydi belki. Taktik, Holosko ile defansın arkasına sarkmak, Nobre ile gezgin ve baskı yapan hücum kurmaktı. Ortasaha çok maçta olduğu gibi kalabalıktı. Sağ taraf ise tamamen Hilbert'e emanetti...

Holosko, takımın futbol zekası ortalamasını düşürüyor. Hızlı, süratli, topla iyi ilerliyor ama oyun zekası oldukça zayıf. Zaten gelişen tüm ataklar da sağdan geldi. Bu takımın en önemli eksiğidir. Sağ bek problemi ise savunması zayıf olmasına rağmen Hilbertle çözülebilir...

Gol pozisyonu fauldu, penaltı verilmedi, Trazon'un pozisyonu ofsayt diye kesildi... Bunlar tartışılabilir ama tartışılmayacak tek şey Teo'nun yumruğu. Önce tokat, sonra yumruk cezası sarı kart. Komik. Son döemlerde gördüğüm en net yumruktu...

2 Ekim 2010 Cumartesi

Rijkaard'a sabretmek


Barış'ın sağ açık oynamayacağını ben de biliyorum. Ekrem'den ne kadar sol bek olursa Kewell'dan da o kadar forvet olur. Cana şimdilik tutmadı gibi görünüyor zira adam 2 metreden pasın şiddetini ayarlayamıyor. Geçen yıl o kadar kavga gürültü bu Ali Turan için miydi diye sormadan edemiyor insan, İbrahim Kaş'ı yaşamış bir Beşiktaşlı olarak çok iyi anlıyorum Galatasaray taraftarını. Defansa koyacak adam yokken Servet krizi patlak veriyor ve Gökhan Zan - Ali Turan ikilisiyle oynamak zorunda kalıyor takım. Aydın Yılmaz kurtarıcı olarak oyuna giriyor. Belki B planı gerçekten yok, hatta A planının işlerliği bile tartışılır. İstedikleri alındı mı alınmadı mı bilmiyorum ama alınanlar pek de iç açıcı değil. Transferden anlamıyor damgası vurana da laf etmiyorum...

Terazinin dengesi sizden yana. Elimde sunabileceğim tek done var. Schuster...

Sene başında Ferrari ile olmaz dediğinde ortalığı birbirine kattık ama şimdi görüyoruz ki gerçekten olmuyormuş. Hızlı forvet istedi, elindekiler neci dedik, görüyoruz ki lazımmış. Alman'ın önerileri kısa zamanda ortaya çıktı, Rijkaard'ınki henüz çıkmadı... Ama çıkmaz diyemem..

Sabretmek gerekir. En azından ismine hürmeten sabretmek gerekir. Bu kulübün kaybettiği yıl 1 değil, 2 değil.. Her sene şampiyon oluyor da değil. Bırakın 1 yıl daha olmasın. Bu seneyi de Rijkaard'a bırakın. Denedik olmadı deyin sene sonunda. Bence bu kadarına hakkı var. Ben bir Beşiktaşlı olarak Del Bosque'ye, Tigana'ya, hatta belki Ertuğrul'a sabretmediğimiz için çok geriye gittik diye düşünüyorum. Yarın aklınızda soru işaretiniz kalmaz en azından...

1 Ekim 2010 Cuma

Rapid Wien 1 - 2 Beşiktaş


Avrupa'da bu sezon alınan 7 galibiyet 1 beraberliğe kanmamak lazım. Henüz çok ciddi bir maç yapmadık. CSKA ve Rapid oynadığımız diğer takımlara nazaran daha derli toplu bir takımdı ancak bunlar da Beşiktaş'ı test edecek takım değil. Porto bu bağlamda ciddi bir sınav olacak...
Rapid beklediğim gibi çıktı. Maç öncesi bir çok kişi küçümserken, ben daha temkinli baktım rakibe. Bu eski dönemlerden kalma Beşiktaş'ın sağı solu belli olmaz düşüncesinin bilinç altı yerleşimi olabilir. Avrupa'da en basitinden en zoruna kadar tüm maçlara temkinli yaklaşıyorum...

Dün Beşiktaş iyi oynadı. Maçın ilk 5 dakikası Rapid daha çok topla oynasa da sonraki yarım saat oyuna ağırlığını koyan Beşiktaş'tı. Özellikle Quaresma ile iyi atak buldu. Ancak Quaresma'nın sakatlığı ve oyundan çıkışı sonrası biraz daha duruldu.

Bu sene Beşiktaş'taki değişimlerden biri de bu noktada dün kendini bariz bir şekilde belli etti. Bocaladığı dönemlerde dahi topla oynayan taraf Beşiktaş. Bunda Ersnt-Aurelio ikilisinin büyük payı var. Ortasahadaki top kazanma savaşlarında hep fazla adamla pozisyonda oluyoruz. Bu isimler de Aurelio-Necip ya da Ernst oluyor. Bu dinamolar topa Beşiktaş'ın hükmetmesini ve oyunu Beşiktaş'ın yönlendirmesini sağlıyor.


Yediğimiz golde hata aramadım ama benzer bir kaç pozisyona daha müsade etmemiz bu konuda ciddi problemlerimiz olduğunu gösteriyor. Kurulu savunmada bile araya adam kaçırıyoruz. Bu büyük bir handikap. Ayağa top yapan rakipler karşısında canımız acıyabilir. Bu noktada önlem alınması gerekiyor.

Rapid bu sezon Beşiktaş'a karşı hücum yapmak isteyen ilk takımdı. Biraz Plzen bunu denemişti onun dışında topla oynamak isteyip, maçı kontrol etmek isteyen bir rakibi olmadı Beşiktaş'ın. Rapid bunu yapmak için oyunu daraltmayı denedi ve savunma oyuncularını açtı. Bu durumdan iyi yararlanan Beşiktaş oldu. Holosko 3 defa kaleciyle karşı karşıya kaldı. Biri gol oldu diğer ikisinde ise Slovak oyuncu bencilliğine kurban oldu. Benzer bir başka pozisyonda da Bobo'nun golü geldi.

Açık oynayan takımların Beşiktaş karşısında işi oldukça zor. Guti - Ernst ve Tabata araya iyi top atan oyuncular ve Holosko, Quaresma bu pozisyonlarda defansın arkasına iyi sarkıyorlar. Bobo ve Nobre de bunu yapabilir ancak hızlı toplarda çok etkili olamayacaktır.

Maçı kazandık ve 2'de 2 yaptık. Ancak Quaresma'nın sakatlığı buruk bir sevinç bıraktı. MR'ı bugün çekilecek ve sakatlık süresi belli olacak. Kendi MR sonucummuş gibi merak ediyorum. Muhtemelen Trabzon maçında oynamayacak. Üzücü...


Son bir nokta ise Guti. Guti'nin Bobo'nun golü sonrası sevinci ve hırsı. Guti'nin bu takım için hırslanması, sevincimi bir kat daha arttırıyor...

30 Eylül 2010 Perşembe

Vieira & Krasic


Bu akşamın en sağlam maçı Man City - Juve... Maç için mikrofonların uzatılabileceği iki önemli isim var. Biri Vieira, diğeri Krasiç. İtalyanlar Vieira ile röportaj yapmayı atlamamış. Ne de olsa eski Juveli...

Fransız oyuncu eski kulübüne sallayanlardan değil. Juve'nin zamana ihtiyacı olduğunu, henüz bir takım olamadığını, performansı henüz zirvede olmasa da Juventus'un her zaman Juventus olduğunu söylemiş. Sizin için özel bir maç mı sorusuna da hayır cevabını vermiş. Gerekçe net: Torino'da sadece 1 yıl geçirdim. Haklı da... Zaten ben de onu hiç bir zaman bir Juveli olarak görmedim...

Maç için kritik bir diğer isim de Krasiç. Onunla bu maç için yapılmış herhangi bir röportaja rastlamadım ama Krasiç ismini bu maç için önemli ve özel kılan Mancini'nin açıklamaları. İtalyan Hoca, hem Inter'deyken hem de Man City'deyken Krasiç'i çok istediğini ama alamadıklarını söyledi. Bu bağlamda Sırp oyuncu için de farklı bir maç olacaktır...

Maç için tahminim yok. Juve'ye güvendiğimi söyleyemem. Hatta güvenmediğimi söyleyebilirim. Ama umut işte. Galibiyet alırlarsa hepsini her yerinden öperim...

29 Eylül 2010 Çarşamba

Piknik


Bugün bir arkadaşım "Ya Yusuf, piknik yapsak ne güzel olurdu değil mi?" gibi benimle uzaktan yakından alakası olmayan bir soru sordu. Yanlış adama sorduğunu anlaması 1 dakika sürdü...

Piknik yapmayı sever misiniz bilmiyorum ama ben hiç sevmem. Benim için külfetten ibarettir. Öncesinde bir sürü hazırlık. Onu al, bunu al, kilim al, su al, kömür al, mangal al, şunu al, bunu al... Al al bitmez. Herşeyi aldım sanırsın ama kesin bir şeyler unutmuşsundur. Pikniğin olmazsa olmazıdır evde birşeyler unutmak. Sonra gidersin, bir yer bulursun, hem gölge olsun, hem yeşillik olsun, düz yer olsun, herkesten uzak olsun, su varsa suya yakın olsun falan filan. Bunların bazılarından feragat edersin elbette...

Bunlar tamamen stres benim için. Bununla bitti mi? Tabi ki hayır.. Getirdiğin yiyeceklerin bir kısmına böcek gelir, karınca gelir, bazılarından karınca ayıklanır, bazıları çöpü boylar... Sonrası daha dertli herşeyi hazırlarsın, pişirirsin, afiyetle yemek için oturursun... Hooop arı gelir. Arı en beteridir, karınca gibi uzaklaştırılmaz, biri gider biri gelir. Düşünmek dahi istemiyorum...

Bu arada asıl dertlerden biri sudur. Bulunduğun ortamda su yoksa çiledir. Suyu tasarruflu kullanmak zorundasın. Elin kirlenir yıkayamazsın, içmek istersin bardağa böcek gelmiştir içine sinmez, derken susuzluğu yeğlersin. Bir başka dert ise tuvalet. O bölgeye yakın tuvalet yoksa direkt eve dön. Varsa da umuma açık tuvalet ne kadar hijyenik olurki...

Sonra akşam eve dönersin bir yorgunluk çökmüştür. İşte bomba burda... Yıllardır şu hikeyeyi dinleriz. "Temiz hava yordu." Al sana temiz hava. Deli gibi çalıştığın için yoruldun, temiz havayla ne alakası var...

Son olarak konuyu futbola bağlayayım. Pikniğe bir şartla giderim: Maç... Hacım maç yaparız mis gibi derseniz ben de arabaya atlarım...

Galletti bıraktı...


Luciano Galletti ismini çoğumuz ilk olarak 2005'te oynanan Zaragoza Fenerbahçe maçında duymuştuk. Zaragoza'nın Fenerbahçe'yi 2-1 yendiği maçta takımın sivrilenlerindendi, hatta ilk golü atan da oydu. O dönemde bugün Barça forması giyen Villa ve Milito ile birlikte Zapater, Ponzio, Aranzabal ve Savio gibi önemli oyuncuları kadrosund barındıran Zaragoza'da dönemin en parlak isimlerindendi Galletti. Bir önceki yıl finalde Real Madrid'e karşı kazandıkları Copa Del Rey'de de galibiyet golüne imzasını atan da aynı isimdi. 2005 yılında 4 milyon € karşılığında Atletico Madrid yolunu tutan da...

Kariyerinin ilerleyen yıllarında çok başarılı olamadı. 2005'te yakaladığı çıkışı sürdüremedi ve Olmpiakos'a transfer oldu. Komşu'da yaşadığı 2 şampiyonluğa ek olarak bir de gol krallığı ünvanını aldı. Herşey iyi gidiyor gibi görünse de 30 yaşında yeşil sahalara veda etti. Böbrek rahatsızlığı Galletti'nin futbol hayatına nokta koydu. Luciano, Yunanistan'dan ayrılmıyor. Olmpiakos'da scout olarak görevini sürdürecek... Üzücü, ne diyelim..

27 Eylül 2010 Pazartesi

Maydonoz Pique


Pique'ye hepten kıl olmaya başladım. Fabregas'ın muhtemel Barça transferi konusunda yeterince boş konuşmuştu. Şimdi de Torres ile ilgili konuşuyor. Daily Star Sunday'e verdiği röportajda Fernando ve Liverpool hakkında saçmalamış...

"Fernando ile Liverpool transferi öncesi konuşmuştuk, oraya kazanmak için gitmişti.. Rooney ya da Messi'yi Europa League'de izleyemezsiniz ama onu şimdi Europe League'de izliyorsunuz. Liverpool bugün kazanan bir takım değil ve Fernando Torres sadakat gösteriyor. Kulübü onun transferine izin vermeli."

Öncelikle sanane Pique... Sonrasında takım kötü diye futbolcu satacak mı takımı? Liverpool'u eski günlerine kavuşturmak ve onu başarılı kılmak öncelikle Torres'in görevi değil mi? Liverpool UCL'de oynamıyorsa bunda Torres de sorumludur ve bunun karşılığında Europe League'de oynamak zorundadır...

Barça iki yıl kötü gitse Pique ayrılacak mı?

Batman & Robin

26 Eylül 2010 Pazar

Abdullah Avcı ve Galatasaray


Galatasaray - İBB maçının skorunu farklı yorumlayanlar var. Telegol'de konuşuluyor mesela. Kim iyi, kim kötü oynadı, sistemler nasıldı konuşulmuyor maalesef. Futbolun masabaşı konuşuluyor. Konuşurken de biz böyle bir şey ima etmek istemiyoruzla başlıyor her söz. Su bulandırılıyor işte...

Abdullah Avcı'nın Galatasaraylı olduğu alenen bilinir. Bu normaldir. Futbolun içinde birisi ve elbette bir takım tutacaktır. Bu da Galatasaray'dır. Ancak taraftarlıkla iş bambaşka şeyler. Galatasaray'ı hiç yenememiş olmasının altında birşeyler aranmamalı. Bunun altını deşenler kendi kişiliklerini yargılasın. Abdullah Avcı'nın böyle bir haysiyetsizlik yapacağını düşünenler, kendi vicdanlarını sorgulasın...

Bu ilk değil ve son da olmayacak. Komplo teorileri futbolla birlikte sürüp gidecek. Mehmet Özdilek'in Antalyaspor'u Beşiktaş'a kaybettiğinde de, farklı renkli aynı zihniyetli küçük insanlar bunu ön plana çıkarmaya çalışmıştı. Benzer şekilde Rıza Çalımbay, Beşiktaş'a karşı kaybettiğinde de. Üstelik yeri geliyor bu hocaların takımlarının taraftarları bunu ortaya koyuyor...

Bu konuyla ilgili antitez üretmeye gerek var mı? Bence yok...

Diptekiler: Bundesliga - Serie A - Ligue 1


Bundesliga ve Ligue 1'i yıllarca, hep farklı takımları vitrine çıkarmasıyla tanıdık. Ligue 1'i Lyon bir dönem bozsa da tekrar eski günlerine kavustu Fransızlar. Bu iki lige bu yıl İtalya da eklendi. Bu yıl Alman ve İtalyan ligi çok farklı. Öyle ki ligin altı ile üstünü tanımakta zorluk çekiyorum. Hatta ikisinde de lig bugünkü konumunun tam tersi olsa daha mantıklı karşılardım. Muadilleri kadar keskin olmayan Fransa'dan başlayalım...

Fransa'da lider St. Ettienne... Onu Rennes, Toulouse, Caen ve Marsilya takip ediyor (Hepsini orjinal ismiyle yazarken Marsiya'yı neden Marseille diye yazmayız bilmiyorum, bununla ilgili bir yazı gelecek). Şampiyonluk adayları Bodeaux 13 ve Lyon da 19. sırada. Evet Lyon 19. sırada. Tek geçebildiği takım Arles.


Gelelim asıl bombalara. Almanya.İlk 4 sıra: Mainz, Dortmund, Hoffenheim, Leverkusen. Son 4 sıra Stuttgart, Schalke, MGB ve Köln. İlk 4, son 4 yer değiştirse daha normal karşılardım açıkçası. Wolfsburg 6, Hamburg 8, Munih 9 ve Bremen 12. sırada...

İtalya: İlk 4 Inter, Lazio, Chievo, Brescia... Son 4 Udinese, Juventus, Lecce, Roma. Allah aşkına bu ne? Hangi 4'lü ilk 4'e daha yakışır? Milan 5. Palermo 13. Fiorentina 14, Parma 15, Genoa 16. sırada. Şu andaki son 8'den 7'si lige en az Avrupa Ligi parolasıyla başlamıştı...

Beşiktaş 2 - 1 MP Antalyaspor


Beşiktaş için zor maçtı diyemem, Antalyaspor bu ligin en zayıf takımlarından biri. Savunmasında Deniz var, gerisini konuşmaya gerek yok diye düşünüyorum...

Hocanın kale tercihinde Hakan'ı kullanmasının altında iki neden var. En azından benim tahmin ettiğim iki neden. Birincisi Fenerbahçe maçında sakatlanmış ve hatalı gol yemiş bir kaleciye moral vermek. İkincisi kalede iki oyuncuyu formda tutmak istemesi. Rotasyon seven hoca olduğu için Schuster'i çok yadırgamıyorum. Ben böylesini tercih etmezdim. Bir takımın birinci kalecisi belli olmalı...

Savunmanın sağında oynayan Hilbert, yediğimiz golde Hakan ile hatayı paylaştı. Top sürekli hücumda olduğu için savunması iyi ya da kötü diye değerlendirmek sağlıklı olmayacaktır. Bu takımın sağ beke ihtiyacı var. Göz göre göre bu giderilemeyecektir. Türk statüsünde oynayabilecek böyle bir oyuncu yok...


Aurelio-Ernst-Necipli hat elde ne var ne yok ortasahaya yapılmış bir yatırımdı. Tabata'nın da bu üçlüye yanaşması ortasahada rahat top kapmayı sağladı. Antalyaspor'un atak geliştirememesinin en büyük nedeni Beşiktaş'ın kalabalık ve top yapabilen ortasaha hattıdır. Schuster muhtemelen Hilbert'e yardımcı olması için Necip'i biraz daha sağda, Aurelio'yu daha savunmacı ve Ernst'i iki yönlü kullandı. Önlerinde Tabata ve her iki kanatta da Quaresma'yı kullandı. Bobo tek forvet gibi görünse de sık sık kanatlara gelip top aldı. Geçen maçlara nazaran daha savunmacı ve drençli bir takımdı...

Son 3 maçta ikisi son dakikada olmak üzere maçı son dakikalarda çeviren bir takım izledik. Bardağın boş tarafı yumurtanın kapıya dayanmasını beklememiz, dolu tarafı azimli ve kararlı bir takım görüntümüz...

Kazanmak güzel ancak çıkarmamız gereken dersler var. Kaleci tercihi önemli. Cenk bugün kaleyi hakeden kişidir. Sağ beke ihtiyaç var. Bobo çok sevdiğim ve beğendiğim bir oyuncu. Herşeyden önce gözünü bizimle açmış bir oyuncu. Ancak bizim daha hızlı bir golcüye ihtiyacımız var...

Gecenin adamı attığı 2 golle Bobo olsa da Ernst gölgede kalmamalı. Şu ana dek tüm lig maçlarında sahada yerini alan ek oyuncu. Tek vazgeçilmez. Beşiktaş'ın son yıllardaki en büyük kazancı. Alman disiplini, makinası gibi boş laflar etmeye gerek yok. Adam iyi futbolcu ve iyi profesyonel. Gidince ne yapacağız derdindeyim...

24 Eylül 2010 Cuma

Hedef: İlk 4


Liverpool sezonu Hoca değişikliği ile başlamıştı. Ligi ikinci plana atan, Avrupa'ya odaklanan Benitez ile yollar ayrılmış, bir önceki sezon Fulham ile potansiyelinin üzerine çıkmış Roy Hodgson ile anlaşılmıştı. erşeyden önce iyi bir kan değişikliğiydi. Premier Lig adını aldığından beri şampiyon olamamış Liverpool için gerekli bir adımdı. Üstelik tercih de iyiydi...

Ama olmadı. Belki olmadı demek için erken ama bugünkü durum iç açıcı değil. Kırmızılılar 5 maçta 5 puan toplayabildi. Chelsea'nin 5'de 5 yaptığı yerde durum vahim...

Kaptan Gerrard gerçekçi konuşmuş. Hedefimiz elbette şampiyonluk ama bunun için çok fazla şansa ihtiyacımız var. Asıl hedefimiz ilk 4 demiş İngiliz oyuncu. Ben ilk 4'ün bile zor olduğunu düşünüyorum. Man City'i geçmeleri zor görünüyor. Onu da geçtim 5. sıra için bile işleri çok kolay olmayacak.

"Ne oldu bu Liverpool'a?" Konuyla ilgili ilerleyen günlerde bir yazı yazacağım...

23 Eylül 2010 Perşembe

Rakibin rakibini desteklemek


Garip bir ülkede yaşıyoruz. Daha doğrusu aslında normal bir ülkede yaşıyoruz da pek normal davranmıyoruz... Celtic taraftarı, Rangers'ın Bursaspor'a rakip olmasını vesile bilip, rakibimin rakibi kardeşimdir mantığıyla Bursastore'dan Bursaspor forması almak istemiş ve Rangers maçında Bursaspor'u destekleyeceklerini söylemiş. Durum öyle geniş çaplı değil. 2 taraftar mail atmış vs. Ancak Rangers-Bursa maçında bir çok Celtic taraftarının gönlünün Bursa'dan yana olacağını tahmin etmek zor değil. Hatta o gün maça Bursa formasıyla gelecek Celtic taraftarı da olacaktır. Benzer şekilde yarın Celtic-Rangers maçı olsa o maça da Bursa formasıyla gelecek, Bursa pankartı açacak taraftarlar da olacaktır. Bu rekabetin doğasında olan bir şeydir. Bu ne ayıptır, ne de ahlaksız bir davranıştır.

Bundan gurur duyuyoruz ama Beşiktaş-Fenerbahçe maçına PAOK pankartı ile girmek isteyen taraftarı tutukluyoruz. PAOK'u karşılayn Beşiktaş taraftarını kınıyoruz. Neden? Renkler değişince işin rengide mi değişiyor? Onlar yaparsa sevinelim ama biz yapmayalım mı?

Bu dünyanın heryerinde böyledir. Inter taraftarı Milan-Barça maçında Barça'yı tutar, Real taraftarı da Milan'ı... Bu ne ayıptır, ne yasak, ne de kötü...Bu rekabetin tadıdır. Tadını almamızı engelliyorlar...

22 Eylül 2010 Çarşamba

Yedek kaleci


Kale önemlidir. Büyük takım için de küçük takım için de kritik mevkidir. Haliyle Hocalar da kalede garanti oyuncuyu tercih eder genelde. Toschack gibi Casillas'da ısrar eden azdır. Genelde Fergie gibi garanti adamı tercih ederler.

Kuszczak'ın şanssızlığı önünde Van der Sar gibi bir kalecinin olması. Yedeksen sıkıntı var demektir. 6 yılda oynadığı toplam maç sayısı 53. Az... Yılda ortalama 10 maç bile etmiyor. ManU gibi yılda 50 maçın üzerinde oynayan bir takımda yılda 10 maç az...

Polonyalı kaleci sıkıldı artık. Solskjaer gibi kulübede efsaneleşemeyeceğini biliyor. O yolunu çizdi. Ben Foster'ı örnek alıyor. Oynayabileceği takımın kalesine gitmek istiyor... Hak vermiyor değilim. Forvet değil ki rotasyonda görev alsın. Carling Cup'ta kaleyi korumuşsun korumamışsın kaç yazar...

21 Eylül 2010 Salı

Suçlu kim?


Dün Gaziantepspor - Bursaspor maçında çıkan olaylar sebebiyle, Bursaspor 1-0 öndeyken hakem Deniz Çoban maçı tatil etti...

Muhtemelen Bursaspor 3-0 hükmen galip ilan edilecek...

Şimdi olaya iki açıdan bakalım... Biri öncesi. Olayların çıkma nedeni ve Deniz Çoban'ın tutumu. Seyircinin kopma anı Deniz Çoban'ın sahaya atılan 2.5 litrelik kola şişesini gözlemciye götürmesidir. Teorik olarak hakem haklı. Sahaya atılan yabancı maddeyi gözlemci raporlarına geçmesi için gözlemciye götürdü. Ancak bunu seyircinin gözüne soka soka yaparsa bu olaylara davetiye çıkarmakla suçlarım. Deniz Çoban bunu kasten ve art niyetle yaptı. Ben televizyonda maçı izlerken bunu net olarak hissettim. Zaten taraftar da bu olayla birlikte çılgına döndü. Deniz Çoban bunu seyircinin gözüne soka soka ypmasaydı bunlar olmayabilirdi. Bugü Gaziantepspor taraftarına yapılmıştır, yarın Sivasspor'a sonra Manisaspor'a yapılabilir. Burdas takım önemli değildir. Hakemin tutumu önemlidir. Hakem oyunu zorlaştırmamalıdır...

Burda Gaziantepspor taraftarını haklı görüyor değilim. Sahaya yabancı madde atan her taraftar suçludur ve cezalandırılmalıdır...

Bir de olaylar sonrasına bakalım... Şimdi ne olacak? Bursaspor 3-0 ya da 1-0 hükmen galip sayılırsa bu Gaziantepspor'a haksızlık olmaz mı? Tolunay Kafkas için haksızlık değil midir bu? Seyircinin taşkınlığından ve çıkardığı olaylardan takımı sorumlu tutmak ne denli doğrudur? Seyircinin suçunun cezasını neden takım çekiyor? Bu adil değil...

Cezayı seyirci çekmeli. Üstelik tüm seyirci de değil. Bu bağlamda saha kapatma cezası verilmesi de adil olmayacaktır. Bir kaç kişinin yaptığını koca bir gruba maletmek doğru olmayacaktır. Kulübün yerleştirdiği kameralardan sahaya yabancı maddeyi atan taraftar ya da taraftarlar tespit edilir ve onlar cezalandırılır. Hakem maçı tatil etmez. Gerekirse tedavii yapılır ve maç devam eder. Tıpkı Premier Ligde yapıldığı gibi...