15 Eylül 2010 Çarşamba

Valencia'nın bacağı....




Valencia'nın bacak fena gitmiş. Manu'da işler yolunda gitmiyor artık tüm yük Nani'nin üzerinde olacak gibi..

14 Eylül 2010 Salı

Juve taraftarının ırkçılık sınavı



Bu hafta Avrupa liginde Juve-City maçı var.İzlenesi güzel bir maç olur tabi Balotelli ye ırkçı tezahüratlar yapılmazsa.. Eski bir İnter-Juve maçında juveliler "zenci italyan olmaz" diye tezahürat yapmışlardı. Jean-Claude Blanc bu maçta böyle birşey olmayacağını söylesede açıkcası ben pek güvenmiyorum. 2. resimde görüldüğü üzere Zlatan'a "rezil çingene" demişlerdi. İlk resimdeki olayda ise faşist Dinamo taraftarlarına yasak getirilmesi üzerine Dinamo taraftarlarına desteklerini pankartlar ile gösteriyorlar.Tabi burada Juve taraftarlarının tamamından bahsetmiyoruz sadece temizlenmesi gereken ve her takımda olabilecek ırkçı taraftar grubundan bahsediyoruz. Umarım Blanc'ın tahmin ettiği gibi hiç bir çirkinlik yaşanmaz.

Çakal


Real Madrid taraftarı işte. Skor beğenmez, futbol beğenmez. Osasuna maçında da alışık olduğumuz tavırlarına devam ettiler. 1-0 kazanmalarına rağmen takım ıslıklandı. Ronaldo, dün yaptığı açıklamada biraz kırgındı. Ben ve takım arkadaşlarım elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Taraftar bu konuda bize biraz daha fazla yardımcı olmalı dedi. Cristiano'nun açıklamaları rahatsız edici değildi, biraz kırgındı o kadar...

Ama diğer taraftar Mourinho'nun açıklamalarına bakalım. Taraftar para veriyor ve iyi futbol seyretmek onların hakkı. Onları mutlu etmek için daha çok çalışmalıyız dedi Portekizli... Peki gerçekten böyle mi düşünüyor? Hiç sanmıyorum. Ancak akıllı adam, huyuna gitmesini bilir. Taraftar ile ters düşmemesi gerektiğini de. Nabza göre şerbeti veriyor işte. Bu adam şeytana pabucu ters giydirir.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Yıldızları toplamak


Miami'nin, Bulls'a ait olan 72 maçlık rekorunu kırıp kıramayacağı tartışılıyor. Bir süre önce LeBron ve Bosh'un, Miami'ye geçişi tartışılıyordu, sonrasında şampiyon olup olamayacakları ve şimdi de rekoru kırıp kıramayacağı. Bu sene Miami daha çok konuşulacağa benziyor...

Haftalar önce tartışılan konuda NBA'in bir çok efsane ismi bu üçlünün aynı takımda toplanmalarını eleştirmişti. Özellikle LeBron, bu eleştirilerden nasibini fazlasıyla almıştı. Ben bu düşünceyi anlamıyorum. Messi-Xavi-Iniesta gibi yıldızların arasına Ibrahimoviç gelirken, onlara Villa eklenirken ya da Kaka, Ronaldo aynı takımda buluşurken kimse itiraz etmiyor da bunlar aynı takıma gelince mi kötü çocuk oluyorlar.

Roberto Carlos, Figo, Zidane, Ronaldo, Beckham gibi yıldızları Barnebeu'da toplayan Real'in bir kez olsun bu transfer politikası sebebiyle eleştirildiğini hatırlamıyorum. Fakat Miami'yi eleştirmemek radikal bir seçim olmuş görünüyor...

12 Eylül 2010 Pazar

Metrobüste kim oturur?


Futbolla yatıp futbolla kalkınca, olaylara bu gözle bakmaya başlıyorsun. Saçma gelecek ama bugün metrobüs beklerken aklıma geldi. İstanbul'da yaşayanlar metrobüse binmenin zorluklarını bilir. Belediye otobüslerinde de bazı hatlarda ve duraklarda benzer zorluklar vardır. Örneğin benim gibi Yıldız'da okumuş bir öğrenci için sabah saatlerinde Mecidiyeköy'den 30M'ye binmek ölümdür. Benzer şekilde ilk durak hariç herhangi bir duraktan 500T'ye. Bu liste farklı güzergahlar için uzar gider...

Metrobüse iş çıkış saatinde biniyorsanız, binemezsiniz. Akbiliniz yoksa öyle bir kuyruğa girersiniz ki, inanın Beşiktaş-Fenerbahçe derbisindeki bilet kuyruğunu aratmaz. Hadi öğrenci adamsınız, akbiliniz var diyelim...

FM diliyle metrobüse binip, şanslıysanız oturmayı anlatayım... Öncelikle "anticipation" özelliğiniz çok iyi olmalı. Metrobüsün nerede duracağını, kapının nereye denk geleceğini iyi kestimeniz gerekir. Bununla beraber "Positioning" özelliğiniz de iyi olmalı ki öngördüğünüz yerde yer tutabilesiniz. "Marking" özelliğiniz de iyi olursa tuttuğunuz yerde sapasağlam kalırsınız. Eğer "Tackling" özelliğiniz de varsa o kapıdan ilk giren siz olursunuz. Ancak bu özellik biraz risklidir, eğer güçlü kuvvetli değilseniz, dayak yiyebilirsiniz. Ben güçlü kuvvetli değilim derseniz, o zaman "Acceleration" ve "Pace" özelliklerinizin iyi olması şart...

Şimdi metrobüsten içeri girdiniz. İçeri girdikten sonra da bazı özelliklere ihtiyacınız olacaktır. Öncelikle az önce belirttiğin "Acceleration" ve "Pace" özellikleri burada çok ihtiyaç duyulan yeteneklerdir. "Decision" da göz ardı edilmemesi gereken bir özelliktir."Stamina" "Agility" ve "Strength" hem metrobüs dışında hem de içinde ihtiyaç duyulan bazı özelliklerdir.

Eğer sizde "Determination" ve "Bravery" özellikleri de az çok varsa mümkün değil ayakta kalmazsınız...


Şimdi gelelim bu konudan çıkaracağımız hisseye... Açalım FM'yi bakalım. Kim metrobüste ya da otobüste ayakta kalmaz...

Bendeki sürümde Essien, Ferdinand, Puyol ve Friedrich her türlü ilk binen ve oturan olur çıktı. Essien muhtemelen dolu metrobüste bile birilerini kaldırır oturur... Defans ve defansif ortasaha oyuncuları daha başarılı olur gibi. Aklıma bunların dışında Materazzi geliyor... Başka kim olabilir mesela?

Beckenbauer 65 yaşında


Özellikle Bayern Münih oyuncularının takımlarına gösterdikleri sadakate daha önce değinmiştik. İki yıldır transfer piyasasında adı geçen Schweinsteiger, bir kez olsun kulüpten ayrılmak istediğini söylemedi. Bastian ile birlikte Müller ve Lahm da her koşulda kulüpte kalmayı yeğleyenlerden. Futbolcuların takımda kalmasının büyük etkenlerinden biri de geçmişteki örnekler.

Çoğu, Beckenbauer, Maier, Schwarzenbeck, Gerd Müller olmak istiyor. Bir bakıma Bayern Münih ile efsaneleşmek istiyor. Dün bu efsane isimlerden birinin 65. yaş günüydü. Doğum günü Allianz Arena'da kutlandı. Rumennigge onun için Bayern tarihinin en önemli kişisi. Hiç kimse bu kulübün tarihine onun kadar şekil vermedi dedi...

Bu büyük insan, bundan tam 51 sene önce, 9 yaşındayken kapısından girdiği Bayern Munih kulübüne hala hizmet ediyor... Allah her kulübe böylesini nasip etsin..

Kaiser ülkemizde bu kadar popülerse bunda Şener Şen'in de emeği çoktur. Boş geçmeyelim...

http://video.google.com/videoplay?docid=3460471254428428641#

Beşiktaş 4 - 0 Ankaragücü


Fenerbahçe'nin kaybettiği haftada alınacak 3 puan önemliydi... Bursaspor'un kazandığı haftada farkın açılmaması için alınacak 3 puan önemliydi... Bu geyiği bir türlü anlamamışımdır... Rakip kaybetse de kazansa da o 3 puan hep değerli olur ama her onun değeri rakibin skoruna göre vurgulanır...

Gelelim maça... Önümüzde iki zorlu maç var, hafta arası CSKA ve haftasonu Fenerbahçe. Dolayısıyla bu maç biraz onların gölgesinde geçti...

Diziliş 4-3-3'e yakındı. Dörtlü defansın önünde Ernst onun önünde sola yakın Necip ve sağa yakın Guti. Onların önünde Nobre-Nihat ve Bobo'dan oluşan 3 lü forvet hattı. Bobo sola yakın kaldı genelde. Nihat ağırlıklı ortada oynadı. Nobre sağ ağırlıklı olmak üzere gezgin forvet görüntüsündeydi.

Savunma hattı kurulurken Ernst, Ferrari ve Toraman'ın yanına yanaştı, Nihat ortasahaya geldi. Görüntü olarak, net olarak belli olmasa da ideal bir 4-3-3'e yakın bir takım sahadaydı. Beşiktaş'ın temel sorunu paslaşarak oyun kuramaması ve Schuster de bunun farkında. Bu sorun çözülürse, çok daha zevkli ve kaliteli maçlar izleyeceğimizden eminim...

Quaresma'nın yokluğunda yük Guti'deydi. İspanyol oyuncu da görevini fazlasıyla yerine getirdi. Oyunu açıyor ve araya çok iyi top atıyor. Beşiktaş'ın buna ihtiyacı var. Forvetler de Guti'ye alıştığında bunu çok daha fazla izleyebiliriz.

Tabata oyuna girdiğinde 4-2-2-2 dizilişine yakın biz dizilişe döndü. Dörtlü savunma önlerinde Ernst-Aurelio, onların önünde Tabata-Guti ve ileride Bobo-Nobre. Kanatsın ve göbekten bir oyun. Bekler savunmada iyi olduğu sürece etkili bir taktik. Quaresma'nın olmadığı maçlarda kesinlikle denenmesi gerekiyor. Tabata-Guti ikilisi o bölgede etkili olur.

Eksiklerin başında savunma geliyor. Göreceli olarak az da olsa, çok hata yapıldı. Ağır savunma hattıyla kontraatak oynayan takımlar karşısında zorlanırız. Sivok'u bekleyeceğiz...

Skor olumlu. Futbol çok iyi olmasa da tatmin edici. Quaresma'sız maçlarda, forvetlerden biri kesilip, Tabata'ya şans verilip 4-2-2-2 oynatılmalı...

Bu güzel oyunun ardından maçtan galip ayrılan 83-82 ile Türkiye oldu...

8 Eylül 2010 Çarşamba

6 Eylül 2010 Pazartesi

Klose ve Inzaghi Müller'in peşinde


Klose, hedefinin Gerd Müller'in Milli takımlar bazında attığı gol rekorunu kırmak olduğunu açıkladı. Klose'nin önünde 15 gol var. Müller 62 maçta 68 gole imza atmıştı. Klose ise şu anda 53 golle 2. sırada. Alman forvet 53 golü 102 maçta attı. Normal olan da zaten bu. 62 maçta 68 golatan Müller'inki biraz insanlık dışı olmuş. Klose bugün 32 yaşında ve rekora gidebilmesi için biraz şanslı olması gerekiyor açıkçası. En azından bir turnuva daha görmesi ve elemelerde sürekli ilk 11'de şans bulması lazım...

Bu günlerde Gerd Müller'le derdi olan tek forvet Klose değil. İtalyan golcü Filippo Inzaghi de bu aralar Gerd Müller'le yatıp kalkanlardan. 37 yaşındaki golcü geçen sezon Marsilya'ya attığı golle Müller'le Avrupa Kupalarında attığı golü eşitlemişti. Bu yıl bir başka Fransız Auxerre'ye gol aarak Müller'i geçmeyi planlıyor. 37 yşına rağmen Lippo'nunki daha realist bir hedef görünüyor. 45 dakikada golle buluşur Inzaghi...

Yarının takımı Belçika


Yarınki Belçika maçını fırsat bilip, gelişen Belçika futbolu üzerine bir kaç satır yazayım. 90'ların Scifo'lu, Wilmots'lu, Verheyen'li, Nilis'li, Deflandre'li Belçika'sı o dönemlerde biraz kıpırdanma gösterse de 90'ların sonuyla birlikte tamamen düşüşe geçmişti. Dibi görmüş olacaklar ki, o Belçika bugün tekrar pozitif yönde ivmeleniyor...

Milli takımlar bazında yaş ortalaması en düşük takımlardan biridir Belçika. Şu andaki kadronun en yaşlı ismi 33 yaşındaki Simons. 26 yaşının üzerinde Simons ile birlikte 4 oyuncu var. Üstelik genç oyuncular da, takımı genç kurmuş olmak için alınmış değil. Bu gençlerin bir çoğu yarın Avrupa'nın büyük liglerinde boy gösterecektir, bir kısmı göstermeye başladı bile...

Kadroya davet edilen ve 17 yaşında olmasına rağmen 4 kez Milli takım forması giymiş olan Romelu Lukaku, Real Madrid ve Juventus'un takibinde. Bunun yanında 19 yaşındaki Eden Hazard'ın bonservis bedelini, Lille 30 milyon € olarak açıkladı. Son dönemlerde gelişen Belçika futboluna büyük katkısı olan Standard'ın iki ortasahası Defour ve Witsel de geleceği parlak oyuncular arasında gösteriliyor. Şimdiden ülkesinin dışına çıkıp büyük liglerde boy göstermeye başlamış oyuncular da azımsanacak sayıda değil. Dembele, Fulham; Fellaini, Everton; kaptan Vermaelen, Arsenal; Kompany, Man City ve diğerlerine göre daha yaşlı olan van Buyten, Bayern forması giyiyor.

Takımın bugünü için çok iddialı değilim. Önümüzdeki Avrupa Şampiyonası'na katılamamaları sürpriz olmayacaktır ancak bu yapıyı devam ettirirlerse bir sonraki turnuva için daha oturaklı bir takım konumuna gelecekler. Bugün genç olarak nitelendirdiğimiz oyuncular, 4 yıl sonra futbol için en verimli çağlarında olacaktır.

5 Eylül 2010 Pazar

Sistem değişiyor


İtalya'nın 3 büyüğü de bu yıl yeni teknik direktörleriyle başladılar Serie A'ya. Son şampiyon Inter Mourinho'yu Real'e kaptırınca yerine Rafa Benitez'i, AC Milan Leonardo aşısının tutturamayınca Allegri'yi, Juventus ise Zaccheroni'den boşalan koltuğa Del Neri'yi getirmişti. 3 yeni hoca, 3 yeni sistem anlamına geliyor bir bakıma...

Inter geçtiğimiz yıl Mourinho ile ligde 4-2-3-1'e yakın bir sistemle mücadele etti. Tam olarak bu sistemle oynadığını söylemek güç ama Portekizlinin dizilişine en yakın yapı buydu. Benitez bu yıl muhtemelen 4-3-1-2 gibi bir sistemle mücadele edecek. Julio Cesar-Maicon, Lucio, Samuel, Chivu-Stankoviç, Cambiasso, Zanetti-Sneijder-Milito, Eto'o dizilişi İspanyol hocanın aklındaki yapı gibi görünüyor.


Şehrin Kırmızı-Siyahlı takımında ise takım bu kadar net değil. Allegri henüz sistemini tam olarak netleştirebilmiş değil. 4 hücumcusundan birini kesecek gibi görünüyor. Muhtemelen o isim de Ronaldinho olacak. Pato ise hala işin gırgırında. 4'lü hücum oynayabileceklerinden bahsediyor. Gönlü Ibra, Ronaldinho ve Robinho ile birlikte oynamaktan yana. Mücadelenin doruk noktaya ulaştığı Serie A'da, takımda savunmayı kim yapacak sorusuna ise cevabı vardır heralde...

Sistem konusunda sıkıntılı bir diğer takım da Juve. Geçen yıl Diego'nun takımdaki varlığıyla forvet arkalı bir sistemde mücadele eden Torino ekibi bu yıl klasik 4-4-2'ye dönüş yapacak. Yaptığı transferler bu sisteme dönüşe işaret. Muhtemelen kanatlarda Pepe ve Krasiç görev alacak orta ikilide de Aquilani ve Sissoko oynayabilir. Bu bölgede takım zengin olduğundan bu ikilinin yeri garanti olmayacaktır. Del Neri'nin, forvette de Quagliarella ve Amauri ya da Iaquinta ikilisini oynatacağını düşünüyorum. Del Piero bu yıl kesik yiyecektir...

Kadroya giremeyen 11'e girer


Carlos Queiroz çok iyi bir ikinci adamdır ama asla iyi bir teknik direktör değildir. Portekiz Milli takımının kalitesinin altında futbol oynamasının en büyük sebebi de Portekizli Hocadır.

Ronaldo'nun sakatlığı sonrası takıma dahil edilen Quaresma'nın üst düzey performansı dün Portekiz gazetelerinde geniş yer bulmuş. Zaten internette dolaşan videoyu da izleyen aynı şeyi söylerdi. Oyuncu tanıtımı için gösterilecek videoyu 1 maçta tamamlamış Q7.

Ben işte bu işi anlamıyorum. Bir oyuncunun yerine sonradan kadroya dahil edilen bir başka oyuncu nasıl ilk 11 oynar. Oyun ne cüretle onun üzerine kurulur. Madem o sakatlandığında, bu oyuncuya sarılacaksın, al o zaman kadroya, oturt yedek kulübesinde...

3 Eylül 2010 Cuma

Adnan Polat


Dün %100 futbolu izleme fırsatım olmadı, Adnan Polat'ın katıldığı programa dair haberleri ve konuşmaları bu sabah okudum. Adnan Polat'ın açıklamaları mantıkla açıklanamayacak kadar yanlı. Sözleri tamamen subjektif ve duygusal...

Şampiyonlukta rakiplerinin Fenerbahçe olduğunu ve Beşiktaş ile diğer takımların geride kalacağını söylemiş. Bunun altını doldurabileceğini düşünmüyorum. Düşüncesini tezlerle kesinlikle savunamaz. Galatasaray ve Fenerbahçe ne kadro olarak, ne de form düzeyi olarak Beşiktaş'tan ileri. Fenerbahçe daha derli toplu ama Galatasaray bugün bu iki takımın da, Bursaspor'un da gerisinde. Adnan Polat'a bu düşüncesinin motivasyon kaynağını sorsak eminim ki "İçimden bir his öyle diyor" cevabını alırız...

Fenerbahçe'ye toz kondurmaması ve onları rakip görmesinin de sebebi tamamen psikolojik. Büyük bir takımı kendi safına çekmek psikolojisi ile açıklanabilir...

Gelelim Quaresma hakkındaki düşüncelerine. Bu konuda Adnan Polat'ı haklı ama yine yanlı buluyorum. Quaresma'yı çok abartmak için henüz erken. Hatta belki 7. hafta bile erken olabilir. Quaresma şu anda çok formda ve Beşiktaş için çok faydalı ama ligi tek başına götürür, tek başına şampiyon yapar demek için erken. Ancak unutulmamalı ki bu, Cana için de, Misimoviç için de, Niang için de, Stoch için de geçerli. Geçtiğimiz yıl Elano ve Keita için çabuk havaya girip, Quaresma için olgun düşünmesi enteresan...

2 Eylül 2010 Perşembe

Galatasaray'ın resmi site komedisi


Önceki gün Galatasaray resmi sitesinde Atletico Madrid'den gelen teklifi reddettiğini ispatlarıyla(!) kamuoyuna sunmuştu. Bugün olayın kurmaca olduğuna dair dedikodular çıktı. Bu iddialara kesinleşmeden kimseyi yargılayamayız. İddialar doğruysa, Adnan Polat kulübün kapısına kilit vursun zaten...

Gelelim sitedeki açıklamaya. Galatasaray bugüne kadar kaç kere kendilerine ulaşan resmi bir teklifi sitesinde yayınladı? Ben ilk kez şahit oluyorum. Daha önce de bilmem kim şu oyuncumuzu istedi ama reddettik açıklaması olmuştur belki ama fax, mektup vs. belgeleri sitede yayınladığını hatırlamıyorum...

İki noktada problem var. Birincisi mektubu neden yayınlarsın? Resmi sitede yazacağın şeylere inanırım zaten. İspatlamana gerek yok. Sen, Arda'ya Atletico Madrid 100 milyonluk teklif yaptı elimizin tersiyle ittik desen de inanırım. Çünkü sen resmi sitesin zaten...

İkinci nokta ise yapılan açıklamanın son kısmı. "Galatasaray Spor Kulübü yönetimi ile aynı çizgide ve aynı düşüncede olan kaptanımız Arda Turan; Galatasaraylılığını ve Galatasaraylı duruşunu bir kez daha kanıtlayarak maddi manevi kulübünün ve renklerinin hizmetinde olduğunu belgelemiş ve bu kararımızın yanında yer almıştır."

Ne Galatasaraylılığından ne duruşundan bahsediyorsunuz Allah aşkına. Arda'yı Atletico Madrid değil de, Real Madrid isteseydi. Arda da gitmek isteseydi, duruşu bozuk mu olacaktı? Galatasaraylı değilmiş mi diyecektiniz? Komik açıklamalar bunlar...

Alacaklarına karşılık sözleşmesi feshedilenler


Son dönemde Beşiktaş'tan ayrılan Tello, Delgado ve Uğur'un ayrılıklarında ortak bir özellik var. Üçü de alacaklarına karşılık sözleşmesi feshedilenlerden.

Bu noktaya takılmış durumdayım. Her giden adamın alacağı varsa, kalanların da alacağı olma ihtimali yüksek. Her oyuncunun mu alacağı olur kulüpten? Yarın, "Tabata'nın sözleşmesi alacaklarına karşılık feshedildi" açıklaması yapılırsa şaşırmam...

Ya da bir başka yol gönderilmesi planlanan oyuncuların paraları ödenmiyor. Sonra alacaklarına karşılık bonservisi veriliyor. Mesela Yusuf takımdan gönderilip gönderilmeyeceğini bu yolla algılıyor belki de..