5 Eylül 2010 Pazar

Kadroya giremeyen 11'e girer


Carlos Queiroz çok iyi bir ikinci adamdır ama asla iyi bir teknik direktör değildir. Portekiz Milli takımının kalitesinin altında futbol oynamasının en büyük sebebi de Portekizli Hocadır.

Ronaldo'nun sakatlığı sonrası takıma dahil edilen Quaresma'nın üst düzey performansı dün Portekiz gazetelerinde geniş yer bulmuş. Zaten internette dolaşan videoyu da izleyen aynı şeyi söylerdi. Oyuncu tanıtımı için gösterilecek videoyu 1 maçta tamamlamış Q7.

Ben işte bu işi anlamıyorum. Bir oyuncunun yerine sonradan kadroya dahil edilen bir başka oyuncu nasıl ilk 11 oynar. Oyun ne cüretle onun üzerine kurulur. Madem o sakatlandığında, bu oyuncuya sarılacaksın, al o zaman kadroya, oturt yedek kulübesinde...

3 Eylül 2010 Cuma

Adnan Polat


Dün %100 futbolu izleme fırsatım olmadı, Adnan Polat'ın katıldığı programa dair haberleri ve konuşmaları bu sabah okudum. Adnan Polat'ın açıklamaları mantıkla açıklanamayacak kadar yanlı. Sözleri tamamen subjektif ve duygusal...

Şampiyonlukta rakiplerinin Fenerbahçe olduğunu ve Beşiktaş ile diğer takımların geride kalacağını söylemiş. Bunun altını doldurabileceğini düşünmüyorum. Düşüncesini tezlerle kesinlikle savunamaz. Galatasaray ve Fenerbahçe ne kadro olarak, ne de form düzeyi olarak Beşiktaş'tan ileri. Fenerbahçe daha derli toplu ama Galatasaray bugün bu iki takımın da, Bursaspor'un da gerisinde. Adnan Polat'a bu düşüncesinin motivasyon kaynağını sorsak eminim ki "İçimden bir his öyle diyor" cevabını alırız...

Fenerbahçe'ye toz kondurmaması ve onları rakip görmesinin de sebebi tamamen psikolojik. Büyük bir takımı kendi safına çekmek psikolojisi ile açıklanabilir...

Gelelim Quaresma hakkındaki düşüncelerine. Bu konuda Adnan Polat'ı haklı ama yine yanlı buluyorum. Quaresma'yı çok abartmak için henüz erken. Hatta belki 7. hafta bile erken olabilir. Quaresma şu anda çok formda ve Beşiktaş için çok faydalı ama ligi tek başına götürür, tek başına şampiyon yapar demek için erken. Ancak unutulmamalı ki bu, Cana için de, Misimoviç için de, Niang için de, Stoch için de geçerli. Geçtiğimiz yıl Elano ve Keita için çabuk havaya girip, Quaresma için olgun düşünmesi enteresan...

2 Eylül 2010 Perşembe

Galatasaray'ın resmi site komedisi


Önceki gün Galatasaray resmi sitesinde Atletico Madrid'den gelen teklifi reddettiğini ispatlarıyla(!) kamuoyuna sunmuştu. Bugün olayın kurmaca olduğuna dair dedikodular çıktı. Bu iddialara kesinleşmeden kimseyi yargılayamayız. İddialar doğruysa, Adnan Polat kulübün kapısına kilit vursun zaten...

Gelelim sitedeki açıklamaya. Galatasaray bugüne kadar kaç kere kendilerine ulaşan resmi bir teklifi sitesinde yayınladı? Ben ilk kez şahit oluyorum. Daha önce de bilmem kim şu oyuncumuzu istedi ama reddettik açıklaması olmuştur belki ama fax, mektup vs. belgeleri sitede yayınladığını hatırlamıyorum...

İki noktada problem var. Birincisi mektubu neden yayınlarsın? Resmi sitede yazacağın şeylere inanırım zaten. İspatlamana gerek yok. Sen, Arda'ya Atletico Madrid 100 milyonluk teklif yaptı elimizin tersiyle ittik desen de inanırım. Çünkü sen resmi sitesin zaten...

İkinci nokta ise yapılan açıklamanın son kısmı. "Galatasaray Spor Kulübü yönetimi ile aynı çizgide ve aynı düşüncede olan kaptanımız Arda Turan; Galatasaraylılığını ve Galatasaraylı duruşunu bir kez daha kanıtlayarak maddi manevi kulübünün ve renklerinin hizmetinde olduğunu belgelemiş ve bu kararımızın yanında yer almıştır."

Ne Galatasaraylılığından ne duruşundan bahsediyorsunuz Allah aşkına. Arda'yı Atletico Madrid değil de, Real Madrid isteseydi. Arda da gitmek isteseydi, duruşu bozuk mu olacaktı? Galatasaraylı değilmiş mi diyecektiniz? Komik açıklamalar bunlar...

Alacaklarına karşılık sözleşmesi feshedilenler


Son dönemde Beşiktaş'tan ayrılan Tello, Delgado ve Uğur'un ayrılıklarında ortak bir özellik var. Üçü de alacaklarına karşılık sözleşmesi feshedilenlerden.

Bu noktaya takılmış durumdayım. Her giden adamın alacağı varsa, kalanların da alacağı olma ihtimali yüksek. Her oyuncunun mu alacağı olur kulüpten? Yarın, "Tabata'nın sözleşmesi alacaklarına karşılık feshedildi" açıklaması yapılırsa şaşırmam...

Ya da bir başka yol gönderilmesi planlanan oyuncuların paraları ödenmiyor. Sonra alacaklarına karşılık bonservisi veriliyor. Mesela Yusuf takımdan gönderilip gönderilmeyeceğini bu yolla algılıyor belki de..

31 Ağustos 2010 Salı

Sirk


Ibrahimoviç sonrası şimdi de çok büyük ihtimalle Robinho AC Milan'ın kadrosuna dahil oluyor. "Heyt be ne takım oldu ama.." "Bekle Inter, bekle Juve Ronaldinholu, Robinholu, Ibralı Milan geliyor" diyenin alnını karışlarım...

AC Milan, Robinho transferi sonrası sirk haline gelir. Milano ekibini özetleyen tek kelime budur: Sirk

Hücumda takıma 3 top lazım... O 3 topun herhangi biri kaybedildiğinde toplayacak adam lazım ama yok. Ambrosini, Gattuso, Pirlo artık emekli. Flamini, tek başına 3 bebeğin altını temizleyemez.

Allegri'nin işi, Leonardo'dan daha zor... Bu takımın tek eksiği Balotelli. O da City'de tutunamazsa seneye gelir. Dörtlüyü tamamlarlar...

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Sakat sakat oynayanlar


Yeri geldiğinde Türk futbolcusu profesyonel değil diye veriyoruz ayarı ama sanırım bu işin Türk'ü yabancısı yok...

Gökhan Gönül geçen sene şampiyonluk için sakat sakat oynadı. Ben de dahil bir sürü kişi kızdı. Ben, İbrahim Toraman'ın sakat sakat oynamasını istemem mesela. Bence onun sağlığı, takımın o günkü ihtiyacından daha önemlidir. Çok uç bir durum olmadığı sürece oynamasın...

Bu, Baros için de geçerliydi -ki kafasını kullandı oynamadı-. Her ne kadar o dönem Hakan Ünsal'ın Türk futbolcusu olsa takımı için sakatlığı göze alıp oynar, yabancı futbolcu oynamıyor işte eleştirilerine maruz kalsa da, Çek oyuncu doğru olanı yapmıştı...

Kaka ve Robben. Onlar da yazın oynamış olmanın cezasını şimdi çekiyorlar. Kaka, sakat olduğu halde Dünya Kupası'nda boy gösterince sakatlıktan kurtulamadı ve sezona başlayamadı. Bunu kendi de açık açık söyledi..

Robben ise devreyi kapattı. O da benzer şekilde Hollanda Milli Takımı için sakatlığına rağmen oynamıştı.

Ben buna milliyetçilik, vatanperverlik diyemem. Düpedüz aptallık. Orda iki maç çıkacağım diye ekmek paranı kazandığın takımdan ayrı kalıyorsun, daha da önemlisi takım senden ayrı kalıyor...

29 Ağustos 2010 Pazar

Ibra - Barça - Serie A


AC Milan yıllar önce bir benzerini Ronaldinho için yapmıştı. Aynı font, aynı simülasyon, farklı isim...

Milano'da mutluluk var bugün. Geçen sene 40 milyonun üstü bir bonservis ve üzerine Eto'o gibi bir golcü karşılığında transfer olan Ibra'yı, 1 yıl bedava kiralık ve 24 milyon € satın alma opsiyonu ile transfer ettiler. Ronaldinho'yu da tahmin edilen ederinin çok altına almışlardı, o aşı tutmamıştı ama Ibra, Brezilyalıdan çok daha farklı...

Olan Katalanlara oldu. Barcelona altyapıdan devam etsin zira transfer konusunda oldukça beceriksiz. Aynı transfer sezonunda iki patlak. Chygrynskiy'den sonra Ibra'da da büyük zarar var. Geçtiğimiz yıl sözleşme uzatmayacağından çekinerek Eto'o'dan, bu yıl da sorunlarından dolayı Ibra'dan vazgeçtiler. Ibrahimoviç, oyun sistemi için çok büyük kumardı, Pep kaybetti...

Ibra'nın Serie A'ya dönüşü ise ligin geleceği açısından önemli. Yıldızı sönük ligi canlandıracak, izlenir kılacak adamlara ihtiyaç var. Üstelik bu yıl, uzun süreden beri Inter ilk kez açık ara favori değil. Roma, Juve ve Milan daha derli toplu, Inter ise Mourinho ile Benitez arasındaki fark kadar farklı...
Son olarak Ibra transferiyle ikinci kez kapı önüne koyulan Huntelaar ve Man City'den ayrılacak olan ve Barça'dan haber bekleyen Robinho... Hareketli günler yaşayacaklar...

Trezeguet Hercules'de


Gol krallığı... Yılın futbolcusu ödülü...FIFA 100 listesi... 2'si elinden alınmış 4 Serie A şampiyonluğu.. UCL Finali... David Trezeguet'nin Juve'de geçirdiği 10 yıla sığanlar... Küme düşürülmemiş olsalar belki çok daha fazlası olacaktı..

Fransız oyuncu dün kulüp ile anlaşarak sözleşmesini feshetti ve ispanya'ya, Hercules'e gitti... Bazı oyuncular satılmaz bilirdik, bilmediğimiz şeyler de varmış. Gönül, Trezeguet'nin Juve'de jübile yapıp futbolu bırakmasını isterdi ama olmayacak.

Raul, Guti, Trezeguet... Bayrak adam bildiklerimiz bir bir gidiyor... Bu yıl da var bir şey...

28 Ağustos 2010 Cumartesi

La Liga Başlarken...


La Liga'da tatil bitti. İspanya Ligi bugün başlıyor. Gönül Barça ya da Real'i bugünden izlemek isterdi. 1 gün daha sabretmek gerekiyor...

Geçtiğimiz yıl büyük transferlerle lige başlayan Real ve kadrosunu Ibra ile güçlendiren Barça ligi domine etmişti. Öyle ki Öyleki lig 2.si Real, en yakın rakibi Valencia'ya tam 24 puan fark atmıştı. Geçen yılın özeti Barça-Real herkesi yendi. Barça ekstradan Real'i de yendi ve şampiyon oldu...

Bu yıl da geçen yıldan farklı görünmüyor. Yine en pahalı 5 transfer Real&Barça ikilisinin. Üstelik bunlardan biri, hatta birincisi geçen sezon ligi 3. tamamlayan Valencia'nın en etkili silahı. Villa 40 milyon € karşılığında bu yıl Nou Camp'ta. Bu transfer bile ligi özetliyor aslında...


En pahalı 5 transfer ise Villa (40m €) - di Maria (25m €) - Mascherano (22m €) - Mesut (15m €) ve Khedira (12m €). Real-Barça için artık 3. bir takım yok. Aralarındaki rekabetin üst düzey olması ikisini de başarı için her şeyi yapmaya zorluyor. Transfer konusunda ikisi de oldukça bonkör. Barça ekonomik problemlerine rağmen transferlerde elibol davranıyor. Real ise hocasının istediği her futbolcu için kesenin ağzını açıyor...

Sezonun en büyük değişikliği Real'in Hocası Mourinho gibi görünüyor. La Liga'yı geçen yıldan farklı kılabilecek tek insan. Hem popülaritesi, hem demeçleri, hem de sistemiyle farklı bir Real ve farklı bir La Liga izletecek bize. Bizim için bir başka farklı nokta ise Türk asıllı Mesut'un Real Madrid forması giyecek olmasıdır. Real Madrid tarihindeki ilk Türk futbolcuyu izlemek bizlere nasip olacak.

Real-Barça ekseninden biraz çıkalım ve alt taraflara doğru inelim. Geçtiğimiz yılı üçüncü sırada bitiren Valencia büyük kan kaybetti. Villa-Silva-Zigiç üçlüsünü tam 75 milyon € bedelle gönderdi. Ekonomik krizden kurtulabilmek için bu hamle gerekiyordu. Transferde ise Fransa pazarına yöneldi. Daha genç ve gelecek vaadeden oyuncular ile anlaştı. Mehmet Topal da bu hamlenin bir parçası.

Geçtiğimiz yılı 4. sırada tamamlayan Sevilla önemli oyuncusu Adriano'yu Barcelona'ya verdi. Bu transfere Sevilla kanadının üzüldüğünü düşünmüyorum zira onlar için oyuncu yetiştirilip satılan bir varlıktır. Doğru transfer hamlelerini sıklıkla gördüğümüz Sevilla için Adriano, Ramos, Alves gibi bir oyuncudur. Yarın Capel'i de, Navas'ı da satmaktan çekinmeyecektir. Sezona az transferle giren Sevilla'nın aldığı en kritik oyuncu ise Valencia'dan ayrılan Alexis. Squillaci'nin boşluğu Alexis ile dolacak...


Geçen sezonu 5. bitirmesine rağmen finansal problemlerinden dolayı Avrupa Kupası'na alınmayan Mallorca da sezonu sakin geçirenlerden. Bir çok oyuncusunu elden çıkaran Mallorca adına sezonun en flaş transferi Bordeaux'tan kiralık gelen Cavenaghi. Arjantinliyi La Liga'da izlemek zevkli olacak. Mallorca'daki en büyük değişim ise yeni Hocası Michael Laudrup olacak. Ligi de yakından tanıyan ve zamanında bu ligde başarılı olmuş Danimarkalı Hoca, doğru bir teknik direktör tercihidir.

Ligdeki en büyük değişimlerden birine Malaga imza attı. Geçtiğimiz yıl küme düşmekten yırtan mavi-beyazlı takım teknik direktörlüğe Porto'nun eski Hocası Ferreira'yı getirdi. Başarılı Hoca, geçtiğimiz yıl başarısını tekrar edemeyince Porto'dan ayrılmıştı.


Ronaldo, Messi, Kaka, Xavi gibi yıldızlar elbette ön planda olacaktır ancak bu ligde bunların dışında izlenesi bir çok adam var. Yıldızları bunlar kadar parlak olmasa da performansını merak ettiğim yeni oyuncular da katıldı La Liga'ya. Atletico Madrid'in Villarreal'den transferi Godin, yine Madrid ekibinin Deportivo'dan aldığı Filipe, Gijon'un Rangers'dan transferi Novo, Hercules'in Standard'dan transferi eski Galatasaraylı Sarr ile Dortmund'dan transferi Paraguaylı Nelson Valdez, Levante'nin Valencia'dan kiraladığı eski Chelsea'li Asier del Horno, Malaga'nın Al-Sadd'dan kiraladığı bir dönemlerin yıldız adayı Owusu-Abeyie, Mallorca'nın yeni transferi Cavenaghi, Racing forması giyecek olan Kennedy Bakırcıoğlu, yeni sezonda Sociedad forması giyecek olan Raul Tamudo, Valencia'nın yeni Fransızı Feghouli ve Mehmet Topal. Son olarak da Zaragoza'ya giden Leo Franco...

Yeni sezonda La Liga'da izleyemeyeceğimiz iki efsane ise... Raul ve Guti... Neyse ki birini ligimizde izleyebiliyoruz...

Milli Takım Aday Kadrosu

KALECİLER: Hakan Arıkan, Onur Kıvrak, Sinan Bolat
SAVUNMA: Gökhan Gönül, Sabri Sarıoğlu, Ömer Erdoğan, Servet Çetin, İbrahim Toraman, Gökhan Zan, Hakan Balta, İsmail Köybaşı
ORTA SAHA:Hamit Altıntop, Kazım Kazım, Mehmet Aurelio, Selçuk İnan, Selçuk Şahin, Emre Belözoğlu, Nuri Şahin, Arda Turan, Özer Hurmacı
FORVET: Tuncay Şanlı, Semih Şentürk, Sercan Yıldırım, Nihat Kahveci, Halil Altıntop

Milli takımımızın Kazakistan ve Belçika maçları için aday kadrosu. Sıradan bir kadro değil, yeni hocamız Hiddink'in ilk kadrosu. Daha 3 gün önce gelmiş olsa ilk kadrosunun da çok önemi olmazdı ama tamamı fiilen de olmasa da, yaklaşık 5 aydır Hocamız olduğu için kadro önemli... Hiddink'in tercihlerini görmemiz açısından önemli...

Tercihler benim için büyük bir hayal kırıklığı. Kadroda nasıl olduklarını anlamadığım bir çok oyuncunun yanısıra, neden giremediklerini de merak ettiğim bir o kadar oyuncu var...

Öncelikle şunu söylemekte fayda var. Mesela formda da olsa, 2 aydır topa vurmamış da olsa bazı oyuncular Hocaların vazgeçilmezidir. Teknik direktörün sisteminin vazgeçilmez parçasıdır ve o hep bir şekilde değerlendirilir. Buna anlayış gösteririm. Hiddink'in arada böyle tercihleri de olacaktır ve bu olgunlukla karşılanmalıdır...

Egemen, Ceyhun Gülselam, Volkan Şen, Ozan İpek, Ali Tandoğan bu takımda oynamanın gururunu yaşamak için daha fazla ne yapmaları gerekiyor. Ali Tandoğan değil mi bu ligin en fazla asist yapan oyuncularından biri? Ceyhun Gülselam bugün üç büyüklerin de hayır diyemeyeceği oyuncu değil mi? Volkan Şen, Ozan İpek değil mi transfer piyasasının en çok istenen adamları?

Trabzon'un değişmeyen savunmacısı Egemen kadroya giremezken Gökhan Zan'ın orada oluşu. Sakat yatan Sabri'nin, Fenerbahçe ile antrenmana çıkıp çıkmadığını bile bilmediğimi Kazım'ın, Beşiktaş taraftarının kendi evlatları olmasına rağmen artık dayanamayacak kadar kötü gördükleri Nihat'ın, Sahada çoğu zaman ne yaptığını kendisinin de unuttuğu Selçuk Şahin'in kadroda olması içimi acıtıyor...

Tercihlerin çok net olarak üç büyük eksenli. Emre Güngör bugün kadroda neden yok dersiniz? Giydiği forma hala sarı-kırmızı değil diye...

Son olarak klavyemden iki de olumlu yazı çıksın... Kaleci tercihlerinde, Cenk olmadığı Hiddink'i kutluyorum. 2 maç iyi oynayan adam bu kadar kolay Milli takıma seçilmemeli. Biraz sabredilmeli...

Ve Nuri Şahin... Artık Milli Takımımızla bütünleşsin bu güzel çocuk...

Beşiktaş'ın grubu


Gündeme dair yazacak çok şey var. Bir yerden başlamak gerekir düsturuyla Beşiktaş'ın rakiplerinden başlayalım...
1. HAFTA: Beşiktaş-CSKA Sofya (16 Eylül),

2. HAFTA: Rapid Wien-Beşiktaş (30 Eylül),

3. HAFTA: Beşiktaş-Porto (21 Ekim),

4. HAFTA: Porto-Beşiktaş (4 Kasım),

5. HAFTA: CSKA Sofya-Beşiktaş (2 Aralık),

6. HAFTA: Beşiktaş-Rapid Wien (15 Aralık)

Öncelikle UEFA'ya 0 bay geçmeli; Kimisiyle içerde, kimisiyle deplasmanda oynamalı saçma sapan sistemden vazgeçtiği için tekrar teşekkür ederim. Geçen sene ile birlikte dönülen yanlış, bize bu sistemin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gösterdi...

Beşiktaş zor bir kura çekmedi. Kurayı zorlaştıracak olan 3. ve 4. torba takımlarından ortalamaları seçti. 1. torba için de benzer bir durum söz konusu...

1. torbadan Liverpool, A.Madrid, Sevilla ve Juventus'un gelmesini istemedim. Porto, kolay bir rakip değil. Kadrolarına baktığımızda aman aman bir yıldız göremiyoruz ama Hulk, Falcao, Meireles, Varela bugün adı çok popüler olmasa da çok can yakabilecek kalitede oyuncular. Grubun favorisi Porto'dur...

3. torbadan gelen CSKA'yı Sabri'ye sormak gerekir. O konuda üstad odur.

4. torbadan gelen Rapid Wien'i CSKA'dan çok da farklı görmüyorum. Aynı kalitede iki ekip. Ortalama bir 4. torba takımı. Beşiktaş bu iki takıma üstünlük kurup, gruptan çıkacaktır muhtemelen.

Kura, şeker değil... Beşiktaş, henüz tam oturmadığı için 3 tane 4. torba takımı gelse bile rahat eleriz, basarız geçeriz diyemiyorum. Takımın gidişatını görmek gerekir. Kağıt üzerinde gruptan kesin çıkar. Üstelik yıllar önce bizi vuran adam da bizdeyken Porto'nun önüne de geçebilir...

27 Ağustos 2010 Cuma

UEFA gecesi

Dünkü maçların ardından artık Avrupa'da yola 2 takımla devam ediyoruz. Trabzonspor için fazla birşey söylemeye gerek yok. En zor rakiplerden birini çektiler. Gerrard, Torres olmasa bile Liverpool büyük takımdır. Trabzon iyi mücadele etti ama olmadı... Şenol Hoca'yı ve takımı kutlamak düşer bize...
Fenerbahçe, ilk maçtaki skorun dezavantajıyla geldi. Kadro yapısı itibariyle elemesi gereken bir takımdı ama eleyemedi. Young Boys ve PAOK iki şanssız kuradır bence. Formda ve dişli iki takımla oynadı ve ikisine de kaybetti. Maçın en güzel yanı köşe bayrağına formasını saran Muslimoviç'in formasını verip, bayrağı eski yerine diken ve taraftardan özür dileyen Lino'nun örnek hareketidir. Büyük oyuncu Muslimoviç değil Lino'dur...
Galatasaray kötü kadrosuyla bu kadarını yapabildi. Son dakikada gelen gol ve sonrasında yenen gol. Tur geldi gitti. Sevinç 2 dakika sürdü. Balta, yıllar önce Üzülmez'in sırtıyla yaptığı asisti hatırlattı...
Beşiktaş 4-0 kazandı ama bence 2-1 kaybetti. Maçın hakkı bu değildi. Beşiktaş çok iyi oynamadı. Çok pozisyon veriyor. Ligde bunu affetmezler. Savunmaya önlem alınmalı...

Bursaspor'un grubu


Biz Türkler, maalesef bunu hep yapıyoruz. Bizden iyi takımı, dişimize göre; Bizimle denk takımı, çantada keklik; Zayıf takımı, şeker gibi kura olarak nitelendiriyoruz...

Yine öyle oldu... Bursaspor, ManU, Valencia ve Glasgow Rangers ile eşleşti. Ertuğrul Hoca, makul açıklamalar yaptı. Eyvallah... Ama Bursaspor'un yönetim kurulu üyeleri Selçuk Eren ve İlhan Uslu bol keseden sallamışlar...

Bursapor %75 gruptan çıkarmış... Valencia eski gücünde değilmiş, Rangers, diğer takımlara göre daha zayıfmış...

Biraz daha realist bakmak lazım böyle kuralara. ManU puana ihtiyacı olduğu sürece içerde de, dışarda da yener Bursaspor'u... Bursaspor, puan alamaz mı? Elbette alabilir ama maçın açık ara favorisi Manchester ekibidir...

Valencia, iki büyük yıldızını sattı ancak şu andaki görüntüsüyle de kulüp zayıf diyemeyiz. Takım hala iyi. Küçümsenecek halde değil...

Rangers, grubun en zayıf ekibi falan değil. Net olarak Bursaspor'dan daha iyi bir takım. Daha başarılı ve daha tecrübeli...

Abartmayalım... Ayağımız yere bassın... Bursaspor, grubu en iyi ihtimalle üçüncü tamamlar...

26 Ağustos 2010 Perşembe

Diego - Misimoviç - Vaart


Juventus, Diego'yu 15 milyon €'ya Wolfsburg'a verdi. Juventus açısından kötü bir tecrübe oldu. Büyük umutlarla gelmişti ama olmadı. Sonrasında Brezilyalı oyuncu ait olduğu yere döndü... Bundesliga açısından büyük kazanç. Almanlar bu güzel insanı tekrar izleyebilecekler...

Bu transferle birlikte Misimoviç muhtemelen takımdan gönderilecek. Talipleri Schalke ve Galatasaraydı -ki hala öyle-. Transferde şanslı görünen Magath faktörüyle Schalke. Ancak Schalke'nin Vaart için de girişimde olduğu yazılıyor. 10 milyon € civarında bir teklif sunacaklar. İşin ilginç yanı ise o Vaart ile ilgilenen bir başka takım da Diego'yu verip domino taşlarını devirmeye başlayan Juve. İtalyanlar, Hollandalıya 14 milyon € ücret biçmişler. Teklif yapılmış, cevap beklemiyor...

Bundan daha iç içe bir başka transfer var mı?

Ibra yolcu


Geçen yılın Barcelona adına büyük transferiydi Ibra ancak tutmayacağı belli olan aşı tutmadı. Barça sisteminin en ucundaki adam Eto'o'nun boşluğunu bir türlü dolduramadı. Farklı özellikleri vardı ama o sistemin adamı değildi. Hala değil...

Bir süredir Ibrahimoviç ile Milan ilgileniyor. İmkansız bir transfer gibi de durmuyor. Zira Ibra ile Pep'in arası açık. En azından basına sızan bu. Bir kaç gün önce İsveçli oyuncunun menajeri Mino Raiola oyuncusunun kulüp ile bir problemi olmadığını ancak Guardiola ile problemli olduğunu söylemişti. Net olarak, Guardiola zor bir adam ve oyuncum ile problemleri var demişti. Son olarak da tüm bunlara rağmen Ibra'nın geleceği Guardiola'ya bağlı değil; çünkü o Barcelona'nın oyuncusu, Guardiola'nın değil diye eklemişti.

Bunun üzerine Guardiola, Ibra ile bir problemi olmadığını. İletişime açık bir insan olduğunu ve kulüpte kalması durumunda Ibra'yı değerlendirmekten memnun olacağını söyledi.

Ancak bugün Ibrahimoviç'in 6 aydır konuşmuyoruz bile, Milan'a gidip Ronaldinho ile beraber oynamak istiyorum açıklaması ipleri kopardı.

Bana göre Ibra ile Barça arasında bugünden sonra etkin bir bağ olmayaccaktır. Muhtemelen Zlatan, Milan'a gidecek, kalırsa da gideceği en kısa zamanı kollayacaktır...

Ibrahimoviç, Ronaldinho ile beraber oynamak istediğini söyledi ama Rosell bunu engellemek için elinden geleni yapacağa benziyo. Barça başkanı Ronaldinho'ya yöneticilik teklifinde bulundu...