6 Eylül 2008 Cumartesi

Futbol bir Lükstür


Belçika maçının bilet fiyatları:
Maraton Alt: 110 YTL, Maraton Alt Sarı ve Lacivert Tribünler: 55 YTL, Maraton Üst: 55 YTL, Fenerium Alt: 110 YTL, Fenerium Üst: 66 YTL, Migros ve Telsim Tribünleri: 27,50 YTL, Misafir Seyirci: 27,50 YTL

110 ile 27.5 YTL arasında değişen fiyatlar. Üst limite bir şey demiyorum zira oralarda oturmaya pek alışık değilim. Lafım alt limite, 27.5 YTL. Bu fiyatı kim belirliyor; para kime gidiyor bilmiyorum ama zaten ne tribünde ne de TV'de maç izleyemez olduk bari milli maçı ucuz yapın da gidelim.

Vatandaşın gelir düzeyine bakılmaksızın; sadece para kazanmak amacıyla belirlenen kombine ve tek maç bilet fiyatları yüzünden tribüne derbiler dışında -ki asıl o maçlarda takıyorlar; ama elimiz mahkum gidiyoruz işte- uğrayamaz olduk. Türkiye ligi şifreli olunca kendimizi Avrupa liglerine vermiştik bu sene ona da kota koydular. UEFA kupası elimizden alındı; sıra da Şampiyonlar Ligi var. Türkiye Kupası desen bambaşka bir hikaye. Peki milli maçtan ne istediniz? Yap 10-15 YTL, gitsin izlesin vatandaş...

Parası olmayana futbol lüks oldu bu ülkede...


5 Eylül 2008 Cuma

Konsere giderim, kapısından dönerim!


Koca bir yaz daha muhteşem konserlerle geçti gitti. Kylie’den, Travis’e, Haris Alexiu’dan Scorpions’a ve hatta Metallica’ya. Kimse bu yaz “Ben konsere gitmedim arkadaşım.” diyemez kanımca. Gitmedim diyen varsa bu cümleden sonra yazıyı okumasın zaten. Çünkü yazının sonunda vereceğim mesaj: Konsere gitmeyin, gidenleri de uyarın! olacaktır.

Hep yakınıp durduk senelerce, niye gelmiyorlar bunlar diye? Niye Türkiye’de bu devleri getirecek organizastörler yok diye. Bu yaz artık yakınmayın kardeşim dediler bize. “Biz getiriyoruz, siz de gidin konsere izleyin o zaman.” Bir çoğuna gittik izledik, hepsi de hakkını verdiler, sonuçta ne oldu? “Yine gelsinler, yine giderim.” Oldu canım, ben de para babasıydım zaten. İşin bir de karaborsası var onu açmıyorum bile. Madonna’yı getir, ne pahasına giderim demek bile gelmiyor artık içimden. Yine de eminim Madonna gelirse, biletler 2 ay önceden bitecektir. Tabi konser Ali Sami Yen’de olursa o başka.

Cap Space for Football?


Bildiğiniz gibi para babaları Ruslar,Amerikalılar ve Araplar futbola para döküyorlar. Sayıları gittikçe artıyor bu babaların. Transfer piyasasını alt üst ediyorlar. Sınırsız kaynakları olduklarından aç kurtlar gibi her tarafa saldırıyorlar. Tabi böylece rekabetin içine ediyorlar.

NBA'de rekabetin korunması içn bildiğiniz gibi Cap Space adında bir sistem var. Kabaca anlatmak gerekirse; yıllık olarak oyuncularınıza ödediğiniz toplam maaşın belli bir sınırı var. Tam olarak rakamı bilemiyecem ama yaklaşık olarak 55 milyon $ civarında olması gerek. Bu sınırı geçen takımlar bir sene boyunca MLE(6 Milyon $) dışında para harcıyamıyorlar. Böylece sınırsız güçler ortadan kalkıyor ve rekabet sağlanmış oluyor.

Futbol içinde böyle bir sistem düşünülebilir açıkcası. Platini'nin bu tarz projelerinin olduğunu duymuştum ancak sistemi yerleştirmesi hiçte kolay olmayacak.

Yunanistan futbol piyasası


Nasıl oluyor bilmiyorum ama burnumuzun dibindeki Yunan takımları transfer konusunda bizden hep bir adım önde ilerliyor. Türkiye'ye gelmediği, bilmem ne kadar para istediği söylenen oyuncular söylenen rakamdan daha ucuza Yunanistan'a gidebiliyor; üstelik bizim ligimiz Avrupa'da daha kaliteli kabul edilirken.

Bizden daha iyi oyuncular getiriyorlar demiyorum; ama iyi oyuncuları bizden daha ucuza çok rahat alabiliyorlar ve gelecek vaadeden oyuncuları kapabiliyorlar.

Bu sene yine son derece iyi transfer yaptı komşu takımları. Özellikle Yunanistan'ın üç büyükleri ucuza kaliteli oyuncu alma konusunda Türk takımlarından 2 gömlek üstün.

AEK, daha önce Beşiktaş'ın da istediği Sotirios Kyrgiakos'u Eintracht Frankfurt'tan aldı. Son derece iyi bir transfer. Fizikli, tecrübeli ve gol yollarında da etkili iyi bir savunma oyuncusu. Galatasaray ile adı bütünleşen Angelos Basinas hiçbir ücret ödenmeksizin AEK yolunu tuttu. Hazır İspanya'ya gitmişken Juanfran'ı da bağlayıp gelmiş Yunan ekibi. Adı önce Beşiktaş ile anılan sonra Trabzon için yazılan Daniel Majstorovic AEK'e imza atan bir başka oyuncu.


Tümer Metin'in de geçen sezon forma giydiği Larisa Laurent Robert, Florin Cernat ve Mbo Mpenza ile anlaştı. Bu oyuncular çok iyi demiyorum ama Larisa Türkiye'de hangi takım ayarında? Sivasspor'dan daha mı iyi? Elbette değil ama Sivasspor bu oyuncuların ayarında kaç transfer yaptı.


Olympiakos, Yunanistan liginin bu yılki en pahalı transferini gerçekleştirdi ve 9 milyon € karşılığında Diogo'yu renklerine bağladı. Daha bugün Diogo ile Chelsea'nin ilgilendiğini okudum. Chelsea Türkiye'den hangi futbolcuyla ilgileniyor?

Ligin en pahalı 2. transferi yine Olympiakos'tan CSKA'dan Dudu. 6 milyon € ödemişler. Bir de bizim gururumuza yedirip de yapmadığımızı yapıp Liverpool'dan Leto'yu kiralamışlar.

Panathinaikos en büyük bombayı Arsenal'den Gilberto Silva'yı alarak patlattı. Fenerbahçe istese alamaz mıydı? Diğer transferleri de yine Brezilya ağırlıklı. Rodrigo Souza, Gabriel. Bunlara bir de Salzburg'lu Andreas Ivanschitz'i ve Trabzon'un anlaşamadığı Ante Rukavina'yı eklemiş.

Panionios Alvaro Recoba'yı alarak taraftarını ziyadesiyle mutlu etmiştir zaten.


PAOK, Atalanta'dan Zlatan Muslimoviç'i 600,000 €'ya kapmış ve bir de Porto'dan Vieirinha kiralamış.


Özetle iyi transfer sezonu geçirmişler. Türkiye'de denk gördüğümüz takımlar ne yaptı peki? Yunan takımları kısıtlı bütçeyle boyundan büyük işler yapmış. Anadolu'ya iyi geceler diliyorum...

Fiorentina hucum hattı


Mutu, Gilardino, Osvaldo, Santana, Pazzini ve Jovetic. Fiorentina'nın 67 Milyon Euroluk hücum hattını oluşturuyorlar. Üstelik yaş ortalaması da 24. Viola, yeniden eski günlere dönüyor gibi. Takımın diğer bölgeleri de iyi; Frey, Dainelli, Donadel, Vargas, Montolivo, Jorgensen, Pasqual ve Semioli. Kimsenin onlardan şampiyonluk beklediğini sanmıyorum; ilk 3 te yer bulmaları Floransa'da taraftarı mutlu etmeye yeter.

Bu arada karşılaştırmak açısından Repubblica Juve ve Roma'nın da bilgilerini vermiş. Juve'nin hücum hattı 50 milyon Euro değerinde ve 30 yaş ortalamalı, Roma'nınki de 50 milyon Euro değerinde ve 27 yaş ortalamalı.

Floransa'da mor menekşeler açsın tekrar...

Alvaro Recoba Panionios'da


9 yıl terlettiği ya da terletemediği Inter formasından geçen yıl Torino'ya kiralık giderek ayrılmıştı. Bu yıl da Mourinho'nun takımında yer almak kısmet olmadı Uruguay'lıya. Oynadığında döktüren ama pek de oynamayan bir oyuncu olarak kaldı hafızalarda. Bir türlü istikrarı tutturamadı. Moratti, şu dünyada ondan çok kime para vermiştir acaba...

Olmadı işte. Torino'da da olmadı. Yaşı da geldi geçiyor zaten. Panionios ile anlaşmış. 2 yıllık anlaşma karşılığı yılda 1 milyon Euro alacakmış. Ağustos sonu Trabzon'un kapısından döndü haberleri duyulmuştu. Mahal vermemiştim. Panionios transferinden sonra doğrudur dedim.

9 yıl Inter'de oynayınca elbette eski bir takım arkadaşı da çıkmış Recoba'ya Panionios'da. Lampros Choutos. Onun kredisi Recoba kadar değildi elbette; bekledi bekledi; olmayınca yol aldı.
İyi olduğunu, başarılı olacağını savunmuyorum ama Panionios'a gidene kadar Kayseri'ye, Gaziantep'e gelseydi de; Recoba'yı izleseydik; kötü mü olurdu?

Ronaldo


Gazetelerde boy boy kilolu fotoğrafları yayınlanmıştı. Yüzü saklı bu göbek hangi ünlü futbolcuya ait sorusunun cevabıydı. Son sakatlığından sonra Berlusconi "o bizim için hala genç bir oyuncu; sakatlığı geçtikten sonra devam edebilir" dese de; Ronaldo'nun göbeği pek öyle demiyordu.

Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olurmuş. Bizim kurt kocamadan, şişmanlayınca maskara oldu basına. Pek de umrunda değildir diyordum; Ronaldo'nun sabrı da buraya kadarmış.



"There's nothing strange going on, I haven't played for six months so it's normal I am overweight, but I've been a professional footballer for 16 years so I know what I'm doing,"

6 aydır oynamıyorum bu yüzden fazla kilolarım çok normal demiş. Üstüne de eklemiş 16 yıldır profesyonel futbolcuyum ve ne yapacağımı biliyorum.

Ronaldo'yu eleştirecek değilim. Şanssız sakatlıklar belini büktü; yata yata sonunda tosuncuk oldu. Bir daha futbola dönüp dönmeyeceğini de bilmiyorum. Heralde dönmez artık diyordum ama bu demeç yeniden dönme sinyali gibi...

Kilolara gelince 6 ay oynamayan futbolcuyu bir kenara bırakın emekli memur için bile çok...

4 Eylül 2008 Perşembe

Nereye Kadar?


Amerikalı, Rus, Uzak Doğulu derken şimdi de Araplar girdi futbol piyasasının içine. Hem de Abramovich gibi deli gazıyla girdiler. Üstelik 8 kat fazla servetle. Önlerine gelene saldırdılar. Transfer sezonu 2 hafta uzasa ortalığı yakıp yıkacaklar...

Chelsea ilgilenirken Robinho'yu alarak "Biz istersek alırız!" dediler. Sonra da Ronaldo, Nistelrooy, Messi, Berbatov falan filan. Aklınıza gelebilecek en üst düzey oyuncular City ile anılmaya başladı. Her gazetede bir köşede rastlamak mümkün oldu Dubaililere.

Ara transfer için şimdiden bir sürü şey yazılmaya başlandı bile. Para var alırlar; ama nereye kadar. Kimi alabilirler?

Elbette ki kadroları geçmiş yıllara göre çok daha iyi olacaktır. Kısa zaman içinde Messi, Ronaldo gibi oyuncuları getirmelerinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Kaleye bir Buffon, Cech, Casillas alamaz. Sergio Ramos gitmez City'e, tıpkı Ronaldinho'nun gitmediği gibi. Puyol'u satın alacak para bilmiyorum ben. Terry, gelen teklife gülüp geçerken; Ferdinand teklif kabul etmez.

İngiltere'de 4 büyüklerin hegemonyasına son verecekmiş. Yavaş gel saçın dağılmasın derler adama. Bu sene şampiyon olmaları mümkün değil; gelecek 5 yılda da olabileceğini aklım kesmiyor.

City'nin yeni sahiplerini Şişko Nuri'ye benzetiyorum. Sadece parası olan ve başka hiç birşey bilmeyen ve "Ohh yaa!! ayıcam, vuyucam kıybacı" diyen insanlar.

3 Eylül 2008 Çarşamba

Memleket neresi birader?


Mohamed Tchite. Bir insan 3 farklı ülkenin pasaportunu taşır mı? Taşır, taşıyor...

Ruanda, Kongo, Burundi vatandaşlığı var. Üstüne bir de Belçika vatandaşlığı ekleyince, Belçika milli takımı Santanderli futbolcuyu milli takıma davet etmiş. Hal böyle olunca diğer ülkelerin futbol federasyonları FIFA'ya başvurmuş. Ruanda Tchite'nin kendi ülkesinin milli takımında oynaması gerektiğini savunmuş. Belli ki federasyon üyeleri futbolu yıllardır takip etmiyorlar. Diğerleri ne diye şikayet etmiş haberim yok.

Tchite'nin Belçika vatandaşlığına geçmeden önce 5 yıl süreyle bu ülkede oturduğunu ispat etmesi halinde 6 Eylül Cumartesi günü oynanacak Belçika-Estonya ve 10 Eylül Çarşamba günü yapılacak Türkiye maçında forma giyebilecek.

Tchite eşeğin kulağına suyu kaçırmış...

Castilla


Real Madrid transfer sezonunda hüsrana uğrayınca kendini altyapıya verdi. Yıllardır A takımı Cambiasso, Canizares, Casillas, Guti, Alfonso Perez ve Raul gibi oyuncularla besleyen Castilla'ya yöneldi. Calderon kendi yıldızlarını kendi içinden çıkarmak istemiş. Edouard Kabamba (Standard Liege) Adam Szalai (Stuttgart), Christopher Schorch (Hertha Berlin), Gary (Danubio) ve Santiago Villafane (Boca Juniors) gibi geleceği parlak olduğunu düşündükleri oyuncuları Castilla kadrosuna dahil etmişler.

Madrid taraftarı bu durumdan ne denli memnun bilinmez ama Galactico'yu özlemiş olsalar gerek...

Don LaFontaine R.I.P


Fragmanlar eskisi gibi olmayacak. Ünlü seslendirici Don LaFontaine vefat etti.

2 Eylül 2008 Salı

Old Firm @ Amsterdam


Avrupa yolculuğuna çıkarken bir maç düşürebilir miyiz acaba? sorusuyla yola koyulmuştuk. Hadi maç olmadı bir antreman yakalasak o da bizi keserdi. İtalya'da hafta içi olunca maç yakalamamız mümkün olmadı. Haftasonu Amsterdam'a kısmetmiş. Gidip Hollanda ligi maçı da izleyesim yoktu açıkcası.

Futbolu unutup, Amsterdam sokaklarında gezinirken Irish Pub'tan gelen gürültüye kulak verdik; Tv de Celtic-Rangers, ekran başında İskoçlar. Kapıda bekleyen Adalılar'a canlı olup olmadığını sorduk; cevabı duyar duymaz daldık içeriye.

İngilizle futbol izlemek bir başkadır. Ada halkının futbol anlayışı muhteşemdir. Hep hayalimdi İngiltere'de pub'da Premier Lig izlemek. Kısmetim Old Firm'den açıkdı bu sefer. Rangers ağır basınca maç pek zevkli olmadı tabi. Celtic taraftarı sessizce biralarını yudumladı, Rangerslılar muhabbeti koyulaştırdı.

Türkiye'de var mı acaba sabahtan akşama kadar Avrupa maçı veren Pub?

Nasıl yani?


Rafael Sobis. Geleceği parlak oyuncular listesindeydi adı. Ülke futbolu için de ciddiye alınıyor olsa gerek Olimpik milli takımda forvetler arasındaydı. 2 gün önceye kadar Betis'teydi. Peki ya şimdi...

Betis 10 milyon dolar karşılığında Al-Jazeera kulübüne vermiş. Kulüp futbolcuya da iyi para ödeyecekmiş. Peki ya kariyeri ne olacak? Ronaldinho kariyerinde bir adım geriye gitmemek için Man City'i reddederken, Eto'o dünya paraya Özbekistan'a gitmezken; Sobis kendine kimi örnek aldı acaba...

Bir başka bomba da Kerlon. Kafayla top sektiren adam olarak tanıdık onu. Brezilya U20 milli takımında da oynuyordu. Gelecek vaad eden oyuncular arasındadır. Fok lakaplu genç Brezilyalıyı artık Avrupa'da izleyeceğiz. Chievo 20'lik genci kapmış. Daha büyük bir takıma gelmesini beklerdim ama olsun. Avrupa'da olsunda nerde olursa olsun...

Manchester Show


Manu Berbatov'a kavuştu. Kırmızı şeytanlar bekledi bekledi sonunda vurdu turnayı. Dimitar Manu'yu uçurur. Sir Rooney, Tevez ve Berbatov'un üçünü birden kastırır mı bilmiyorum. Dörtlü defansın önünde tek önlibero oynarsa üçüne de şans doğar; Tevez biraz geride, çift forvet Berbatov-Rooney. Biri yedek kalacaksa bu Tevez olur bence.



Manchester'ın United tarafında Berbatov heyecanı yaşanırken; City'de transfer sezonu boyunca adı Chelsea ile anılan Robinho'yu kapıverdi. İyi para ödemişler. City için çok iyi transfer. Ne kadar ödedikleri umrumda değil; zaten parayı ödeyenin de çok umrunda değil gibi. Robinho ağladı, ağladı sonunda gitti. Bakalım ne yapacak fizikli Premier lig defanslarının arasında. Orda da ağlatmasınlar bebek Robinho'yu...

Kürkçü dükkanına dönüş


10 gün pek çabuk geçti. Daha dün gibi aklımda blogu yanlış kişiye teslim etmeye çalışmam...

Futboldan kısmen uzak; tarihle, macerayla, eğlenceyle dolu 10 gün geçti. Atina'dan Panathinaikos atkımı çaktım. Nedendir bilmiyorum ama bu renklere bi sempatim var. Celtic'i de Boston'u da çok severim. Yoncaları seviyor muyum neyim?




Atina'dan sonra yolculuk İtalya'ya oldu. Bari, İtalya'nın futbol ülkesi olduğunu gösterdi bizlere. Bari sokaklarında Beşiktaş formalarıyla dolaşırken gözler hep formalardaydı. İtalyan gençleri pek meraklı futbola. Çoğu hangi takım olduğunu kestirmeye çalıştı; kimisi tutturmuş, kimisi çıkaramamıştır heralde. Bir Cafe'nin önünden geçerken 20 yaşlarında birisi durdurdu. Beşiktaş dedi. Belli ki formayı tanımıştı. Muhabbet etmeyi çok arzu ettim ama tek bildiği dil İtalyancaydı; o da bende yoktu. Tuttuğu takım diğer konuştuğum herkes gibi Bari'ydi. Bari'de Bari tutulurmuş. Nokta.

Ahh ne olurdu; İtalyanca biliyor olsaydım. Cafe'de iki İtalyanla futbol konuşabilseydim...