31 Mart 2011 Perşembe

Balotelli'ye özel yelek


Mario Balotelli bu bloga en fazla konuk olan adamlardan biridir. Aynı zamanda kendisi İngiltere'de en fazla dalga geçilen oyunculardan da biridir. İngiliz medyasında, sık sık Balo ile alay eden haberlere raslayabilirsiniz. İtalyanlar bunu geç farketti ama İngilizler açıklarını affetmiyor. Gerçi Balo da, her an malzeme verebilecek potansiyele sahip.

Birçok futbolsever, Man City -Dinamo Kiev maçını muhtemelen Balo'nun vahşi fauluyle hatırlayacak ama İtalyan oyuncu asıl bombayı yelek giyerken, daha doğrusu giyemezken bıraktı. Chelsea maçı öncesi ısınırken Dzeko, takım arkadaşıyla sağlam dalga geçti. Dzeko, Balo'nun Kiev maçında yaşadığı yelek krizine takım arkadaşına inceden dokundurarak değindi.

Peki bununla kurtulabildi mi Balotelli? Hayır. İngilizler Balo için yelek yapmışlar. Üzerinde neresinin önü, neresinin arkası olduğu yazıyor. Neresinden giyildiği de tabi. Omuzlarında neresinin sağa, neresinin sola geleceği bile yazıyor. Muhtemelen Mario, bunu giymeyi becerir.

29 Mart 2011 Salı

Türkiye 2-0 Avusturya


Puan kaybında dükkanı kapatacağımız maçtı. Kuralar çekildiğinde 3 puan yazdığımız maçtı ve günü kurtardık. Gereğini yerine getirdik. Hala Azerbaycan maçı telafi edilmiş değil yani.

Bu galibiyetle Avusturya'yı altımıza aldık. Belçika bugün muhtemelen kazanacaktır (yazıyı yazarken Belçika 3-1 öndeydi). Bir maç fazlasıyla 1 puan önümüzde Belçikalılar.

Çıkan kadro defansifti. Hiddink, kaza çıkmasın istemişti. Ortasaha aşırı kalabalıktı. Nuri, Selçuk İnan, Mehmet Ekici ile üçlü bir ortasaha vardı. Sağda Hamit -ki o da ortasahaya oldukça fazla yardım eden bir oyuncu- solda Arda ve tek forvet Burak. Takımın en ilerisindeki adam, kendi takımında bile tam olarak santrfor oynamıyordu. Üstelik ilk 11'deki tek forvet oyuncusu.

Maça iyi başladık. Arzulu başladkı ama gelmeyen gol sıkıntıya sebep olacaktı. Bir süre sonra olmaya da başladı. İlk yarım saati devirmek üzereyken Arda'nın ekstra golü geldi. İlk yarı da başka ciddi bir atak olmadı. Maçın başında Burak'ın kaçırdığı pozisyon, Arda'nın golü ve Alaba'nın şutu ilk yarınnı özetidir.

İkinci yarı da ilk yarıdan farksız başladı. İlk 15 dakika Türkiye topa sahip olan ancak pozisyon üretemeyen taraftı. 60'tan sonra Avusturya risk almaya başladı ve hücuma çıktı. Oyuna Semih girene kadar skorun değişmesine yönelik realist bir temennim yoktu. Dakika 77'de Semih'in ara pasında Gökhan Gönül golü buldu. Bu kez ekstradan golü bulan Gökhan'dı. İki bireysel golle galibiyete gidiyorduk.

83. dakikada penaltı olduğunu düşünmediğim bir pozisyonda, hakem beyaz noktayı gösterdi. Volkan Demirel penaltıyı çıkardı. Volkan'ın penaltılarda iyi olduğunu söylemek zor değil. Penaltıcı kaleci özellikle turnuvalarda çok iş yapar.

Skor tatmin edici, oyun değil. Gereği buydu ama daha dişli bir rakip karşısında bu oyun yeterli olmayabilir. Hucümu çeşitlendirecek oyuncu sayısı oldukça az. Arda'dan başka oyuncu sayamıyorum. Nuri, çok beğendiğim ve çok sevdiğim bir oyuncudur ancak milli takımın bu sisteminde Dortmund'daki performansını beklemek doğru olmayacaktır. Gökdeniz'in de kadroya alınması gerektiğini düşünüyorum, Tuncay'ın da performansına bağlı olarak kadroya girmesi gerekiyor. Bu oyuncular hızlı, kolay adam eksiltebilen ve takıma dinamizm kazandırabilne oyunculardır. İyi bir Kazım da kadroda yer bulabilir ve kullanılmalıdır.

Genç oyuncular ve yeni yapılanma gelecek adına umut veriyor. Umarım Hiddink ile birlikte iyi bir jenerasyon ve sistem kazanırız.

Geçici körlük


İnsanın geçici körlük yaşaması bu olsa gerek. Milan Baros, İspanya maçında topu havada ararken yerde buldu...Pozisyonun linki için tıklayın.

Liverpool'a çalışanlar


Karabükspor'da Deumi, sezonda kendi kalesine üç gol attı diye kızıyoruz. Emre Toraman bir maçta kendi kalesine iki gol attı diye yadırgıyoruz. Al sana Jamie Carragher... Liverpool'a en çok gol atmış 3. oyuncu. 1. 11 golle Andy Cole, 2. 8 golle Henry ve 3. sırada 7 golle Carragher. Kendisini tebrik ediyorum. Bir not, geride bıraktığımız 15 sezonda rakip fileleri de toplamda 5 kez sarsabilmiş İngiliz stoper.

28 Mart 2011 Pazartesi

Ruslar ateşle oynuyor


Bloga bir süredir yazamadım. Bu sefer benim tembelliğim değildi, mahkeme kararı ile bloguma giremememden kaynaklanıyordu. Hal böyle olunca eski haberler birikti. Anzhi forması giyen Roberto Carlos'a, Zenit taraftarının muz uzatması muhtemelen medyaya da yansımıştır. Rus yerel basınında yankı uyandırmış bir fotoğraf, Carlos şaşkın. 37 yaşındayım ve ilk kez böyle bir durum ile karşılaşıyorum dedi Brezilyalı futbolcu.

Rusya'da bu ilk değil. Bu sezon Lokomotif taraftarı eski oyuncuları Odemwingie'yi böyle uğurlamıştı. Ruslar ateşle oynuyor. Ülkede muhtemelen, siyahi oyunculara karşı ırkçılık çok fazla değil ve taraftar da bu durumun hassasiyetinin farkında değil. İngiltere'de olsa sağlam cezalar gelirdi.

Sir Bobby Charlton


Sir Bobby Charlton'a büyük saygım vardır. Ancak şu fotoğrafı görünce fikirlerimi bir kez olsun gözden geçirmeye karar verdim. N'aptın Sir?

21 Mart 2011 Pazartesi

Farklı ve farkında


Valencia, Japonya'da meydana gelen tsunami felaketini farklı bir biçimde andı. İspanyol ekibi Sevilla maçına futbolcu isimleri Japonca yazılmış formalarla çıktı. Farklı olana, farkında olana saygım sonsuz...

20 Mart 2011 Pazar

Beşiktaş 4-2 Kayserispor / Kayseri'ye 4 yıllık gol


Beşiktaş lige hatta Şampiyonlar Ligi'ne havlu atmış olsa da Kayserispor maçı büyük önem taşıyordu. Alman hocanın kadrosu, Alman hocadan yoksun ilk maçına çıkacaktı. Üstelik rakip de dişli Kayseri'ydi...

Schuster'in gidişiyle ilgili olarak yazacak çok şey var. Yoğunluktan, fırsat bulup yazamadım ama ilk fırsatta yazmayı deneyeceğim. Sarı Melek gitmiş yerine eski kaptan, Mustafa Denizli ve Schuster'in yardımcılığını yapmış, camiada çok sevilen Tayfur Havutçu gelmişti. Tayfur görüntü itibariyle, geçiçi süre ile işbaşındadır. Ligin geri kalanında ağzıyla kuş tutsa dahi gelecek yıl için düşünüleceğini sanmıyorum.

Tayfur'un çıkaracağı kadro merak edilmiyor değildi doğrusu. Rüştü - Cenk değişikliği ile altına imza atılabilecek bir kadro. Savunmada, oyun stratejisine göre Ferrari & Sivok değişikliği de yapılabilirdi. Yabancı kısıtlaması olmasa Hilbert de yer bulabilirdi ancak bu şartlar altında Ernst'ten feragat etmektense Hilbert'in yerine Ekrem'i oynatmak çok daha akıllıcadır.

Kayserispor bilindik sistemiyle oynuyor. Savunma güvenliğini bırakmıyor. Ortasahada basıyor, hücumda da Zalayeta'nın ayağına bakıyordu. Şota'nın taktiği 22. dakikada iş gördü. Topa Beşiktaş hakim olsa da, ciddi pozisyon üretmesini engellediler ve bir taç atışı ile başlayan atakta golü Zalayeta ile buldular. İnönü halkının Bobo'dan beklediği golü Zalayeta atmıştı, üstelik bir Bobo stiliyle. Kaleye arkası dönükken, bir anda döndü ve topu ağlara bıraktı. Kayserispor maç içinde ilerleyen dakikalarda da benzer bir taktikle kaleye yaklaştı ama çok etkili olamadı. Sırtı dönük forvete atılan top ve o topu oyalarken ceza sahası içine yerleşen Kayseri takımı. Bir kaç maç izleyen bu taktiği çok rahat görecektir.

İlk yarının geri kalan bölümlerinde yine Beşiktaş topa hakim olan taraftı ama yine gol yollarında etkili olamıyordu. Öldürmeyen darbe Kayserispor'u güçlendiriyordu. Bobo, gününde Beşiktaş ilk yarıda da eşitliği yakalayabilirdi ama tek forvet tatsız olunca takım da tarsız oluyordu. Stadı dolduran 15,000 civarında taraftar futbol resitali izlemek için oyunun ikinci perdesini beklemek zorundaydı.


İkinci yarı bambaşka bir Beşiktaş izledik demek doğru mudur, yanlış mıdır karar veremedim. İlk yarıda da oynayan taraf Beşiktaş'tı, ikinci yarıda da. Belki ikinci yarıda çok daha baskılı oynadı demek daha doğru olacaktır. Kayserispor, oynamadan ve oynatmama üzerine kurduğu oyun felsefesini harfiyen uyguluyordu. Disiplinden kopmayan takımı için övgüleri hakeden Şota'nın bu felsefesinin, Yücel İldiz'in bir maç savunma oynattığı zaman yerildiği yerde, övülmesi anlamsız. Başarıya götüren sistem budur ancak güzel futbol bu değildir.

Beşiktaş ikinci yarının ilk 15 dakikasında Kayseri savunmasını bunalttı. İsmail soldan, Ekrem sağdan hücuma destek verdi, dönen topları Necip topladı. Necip için "bu çocuk olacak" sözü artık bir anlam ifade etmiyor. Necip oldu artık... İkinci yarı tek kale bir maç izliyorduk. 59'da Bobo'nun yerine oyuna giren Almeida, Quaresma'nın kestiği topta eşitliği sağladı. Portekizli için bir golden fazlasıydı aslında. Ligdeki ilk golünü atması muhtemelen onu rahatlatacaktır. 1-1'den sonra da golü arayan taraf Beşiktaş'tı. 69. dakikada Simao'nun serbest vuruşta kestiği topa ceza sahası içinde Fabian Ernst vurdu ve Beşiktaş 2-1 öne geçti. 2-1'in ardından da golü arayan taraf değişmedi. 3 oyuncu değişikliğini tamamlamış olan Şota'nın yapacağı birşey yoktu. 76. dakikada Guti ile paslaşan Quaresma, sağ ayağının dışıyla köşeyi gördü ve enfes bir golle farkı ikiye çıkardı. Kayseri savunması dağılmış, takım motivasyon olarak çökmüştü. Bu golden 4 dakika sonra, yan hakem yarım metre ofsaytı atladı, ceza sahası içinde Ersnt'in müdahalesinden Kayserispor penaltı kazandı. Bu pozisyonda hakem Halis Özkahya da Ernst'in ikinci sarısını atladı.


Bunlar aslında alışık olmadığımız durumlar da değil. Beşiktaş'ın özellikle ikincii yarıdaki bir çok maçında skoru fazlasıyla etkileyen hakem hataları oldu. Beşiktaş'ın lehine de, aleyhine de çok karar çıktı. Beşiktaş'a karşı bir oyun yapılıyor demiyorum ama hakemlerin Beşiktaş maçlarına motive olarak geldiğine de inanmıyorum. Hakemlerimizin yetenekli olduğunu söylemek zor. Cüneyt Çakır'ın başarısını hepsinin ortak başarısı gibi gösteremeyiz. 2000 yılında Galatasaray'ın UEFA Kupası'ndan yola çıkarak Türk takımları 2000 yılında Avrupa'da çok başarılıydu demekten farksız. Hakemler daha iyi motive olmalı ve özellikle, futbolcuların da birer insan olduğunu bilmeli.

3-2'den sonra Kayserispor 3. golü ararken Beşiktaş bulduğu kontrada Quaresma'nın pasında Almeida ile farkı ikiye çıkaran golü buldu ve maçı 4-2 kazandı. Bu skorla aslında, Kayserispor'a neredeyse 4 yılda atacağı golü tek maçta attı.

Tayfur Havutçu için büyük moral olduğunu düşünüyorum. Kendine güveninin gelmesi bakımından iyi bir galibiyet oldu. İşte Beşiktaş bu, artık böyle huzur dolu, baskılı oynarız demek için ise çok erken.

17 Mart 2011 Perşembe

Johan Djourou


Djourou'ya sakatlık yaramış mı desem, yaramamış mı desem bilemedim...Youtube'dan videosuna ulaşılabiliyor. Link sadece üyelere açık, linki kopyalayamadığım için şimdiden özür dilerim.

11 Mart 2011 Cuma

Manisaspor 0-0 Beşiktaş


Nostaljik bir maçtı. Schuster, maç sonunda 26. hafta muhabbeti de yaparsa, hafta içi Cihangir'de takıldığı konusunda emin olacağım.

Beşiktaş, bugün kazanmaya dünden daha yakındı ama anlamı var mı? Tek pozisyon vermeden maçı tamamladı. Ferrari eski günlerdeki gibiydi, savunma sağlamdı. Bekler çıkmıyordu, Aurelio ortasahanın bir adım ilerisine çıkmadı. Bobo eski günlerdeki gibi yalnızdı, gerçi eski günlerdeki gibi golcü değildi.

Sene başında oynayan ve kazanan, bir kaç hafta sonra oynayan ve kaybeden, bugün de oynayamayan ve kazanamayan Beşiktaş. Belli ki Alman hoca da 60'ların futboluna, 60'ların futboluyla karşılık vermek istedi. Verebilir de, bugün kazanamadı ama yarın kazanacaktır da. Fakat bu kazanç yine kısa vadeli olacaktır. Bu futbolla gelecek yıl şampiyon olabilir ama uzun vadede kazanan olmayacaktır.

Maça bir paragraf ayıracak olursak. Değer mi diye düşünmüyor değilim. Oldukça sıkıcı bir mücadeleydi. Manisa sinsi kontraları bekledi ama Beşiktaş açık vermeyince tek gol yolu da kapandı. Kaleyi tutan tek şutu olmadan maçı bitirdi. Beşiktaş'ta oyunu yönlendirecek isim Guti'ydi ama o da 60 dakika etkisiz kaldı. Simao kanatlarda değil göbekteydi. Bu gol yollarında paslaşacak adam ihtiyacından kaynaklanan bir tercihti. Sol kanat boş, sağ kanatta da Hilbert etkisiz olunca Beşiktaş Simao'nun ayağına baktı. Simao tam bir takım oyuncusu, müthiş bir kanat oyuncusudur ama oyunu üzerine kurulacak bir adam değildir. Guti'nin kötü gününde, Quaresma'nın yokluğunda, Bobo'nun Guizalığı tutunca gol de çıkmadı. Savunmadaki dörtlü başarılıydı, Aurelio da savunmada hata yapmadı, Fernandes ise sıradan bir gün geçirdi. Takımın ateşlenmeye ihtiyacı vardı, bugün bunu becerebilen oyuncu yoktu.

Bugün kaybedilen iki puandan çok, kaybedilmeye yüz tutan yarına üzüldüm...

Alternatif Snood


Snood modasının FIFA'nın engeline takıldığını yazmıştık. İngilizler sağlam yerden vurmuşlar. Barcelona'nın modaya farklı bir bakış açısı getirdiğini ve FIFA'ya, snood ile ilgili alternatif öneriler sunacağını söylemişler.

Manuel Fernandes



Beşiktaş'ın Portekizli yıldızlarından Quaresma ve Simao'nun kısa pantolonla gezdiği günleri biliriz. İkisini de daha 17 yaşındayken izliyorduk, biliyorduk. Hugo Almeida ve özellikle Manuel Fernandes hakkında çok bilgi sahibi değiliz açıkçası. Almeida'nın boyuna kanıp, ondan kafa golü bekleyenler çoktur mesela. Oysa Portekizli forvet kafasının aksine ayağına hakim bir oyuncu. Diğer Portekizli Fernandes'i ise nerdeyse hiç tanımıyoruz.


Adının dahi doğru yazılmadığı, bırakın spor yazarlarını, kulübün bile adını doğru yazamadığı, bir oyuncudan bahsediyoruz. Manuel Fernandes kimdir?



Fernandes, tipik bir yeni jenerasyon Portekiz ortasahası elemanıdır. Moutinho, Meireles, Veloso ve Fernades. Dördü için de ne tam olarak defansif ne de tam olarak ofansif diyebiliyoruz. Bunlar, Xavi ve Iniesta ile dilimize dolanan ve her ortasaha muhabbetinde konunun temas ettiği oyunu iki yönüyle oynayan adamlar. Meireles biraz daha hücuma yatkın, Veloso biraz daha savunmaya yatkın olmasına rağmen, tipik birer forvet arkası ya da defansif ortasaha değiller. Fernandes, oyun stili olarak Moutinho'ya benzeyen ve genel özellikleriyle çalışkan, mücadeleci ve top tekniği iyi bir adam. Milli takım konusuna da açıklık getirmek gerekirse, Arjantin ile oynanan hazırlık maçında kadroya dahil edilmemiş olması gösterge değildir. O maçta teknik direktör Paulo Bento 20 kişilik kadro kurdu ve Fernandes'i kesti. Hem maçın hazırlık maçı olduğu düşünülürse, hem de normalde oluşturulacak kadronun 23 kişi olacağı düşünülürse Fernandes için milli takım yolu açık görünüyor. Muhtemelen kadroya alınacak ancak kulübede başlayacaktır.


İyi bir oyuncu ülkemize geldiğinde, karşılaşılan soru hep aynıdır. İyiyse neden geldi buraya? Everton'dan neden ayrıldı? Valencia'dan neden ayrıldı? Mehmet Topal'ın kestiği adam değil mi bu? Hikayeyi biraz geriden başlayarak anlatalım. İngiltere'de kiralık oalrak geçirdiği yıllarda başarılı performans gösterdi ve Avrupa'dan ciddi teklifler aldı. Benfica satmak istemedi ancak Valencia'nın önerdiği yüksek bonservis bedeki, Portekiz ekibini ikna etmeye yetti. O dönemde Manuel için İspanyolların kasasından 18 milyon € çıktı. 2008-2009 sezonunda Valencia forması giydi ve başarılı bir performans gösterdi. Hatta 209-2010 sezonunun ortasında Inter'in yılsonunda alma girişimi oldu ama o dönemde sakatlığından dolayı Inter transferden vazgeçti. Bir önceki yıl Emery'nin kadrosunda yer bulan oyuncu sakatlık sonrası hocanın da gözünden düştü ve yedek kaldı. Sonrasında devre arasında Türkiye'nin yolunu tuttu. Mehmet Topal ile karşılaştırma konusuna gelince. Bu oldukça hatalı bir yaklaşımdır. Aynı bölgede oynayan bambaşka özellikte iki futbolcunun karşılaştırılması oldukça yanlış.



Fernandes'in en iyi özelliği uzaktan sert ve isabetli şutları. Ayrıca pozisyon zekası da oldukça iyi. Daha önceki bölümde bahsettiğim üzere teknik olarak da oldukça iyi durumda. Zayıf yanı da istikrarsız oluşu. Sakatlık yaşamadığı takdirde başarılı olmaması söz konusu dahi değil. Ben Fernandes'in gelecek yıl takıma kazandırılması gerektiğini düşünüyorum. Avrupa'da hala piyasası olan bir adam ve oyun stili Beşiktaş'a uygun. Ortasahada mücadele edecek ama teknik kapasitesi de iyi oyuncular özellikle bizim ligde iyi işler yapabilir.

6 Mart 2011 Pazar

Beşiktaş 1-2 Trabzonspor


Takımın misyonsuz kalması büyük maç dahi olsa motivasyonu etkiliyor. Beşiktaş bugün herhangi bir amaç için mücadele etseydi daha farklı olurdu. Bu sadece bugün için de geçerli değil. Yarın oynayacağı bir çok maç da aynı şekilde olacak.

Schuster'in, Quresma'nın yokluğunda çıkardığı kadro kale haricinde iyiydi. Fernandes yerine Ernst, Necip yerine Aurelio olsaydı yine iyi bir kadro diyecektim. Ortasahada bir savunmacı, bir hücumcu ve bir tane de iki yönlü oyuncu. Sağ bekte formda isim Ekrem, önünde savunmaya da yardım edecek Hilbert. Sol açıkta Simao, arkasında İsmail ve forvette Bobo. Kalede Cenk'in olmasını tercih ederdim. Alman hoca muhtemelen maç eksiğini düşünerek Cenk'i yedek bıraktı.

Maça Beşiktaş hızlı başladı. Daha maçın 3. dakikasında Guti'nin pasında Simao'nun şutu dışarı çıktı. İlk 20 dakikalık bölümde oyun ortasaha mücadelesi şeklinde geçti. Maçın ikinci ciddi pozisyonu yine Trabzon kalesindeydi. Bu sefer Simao, Bobo'yu kaçırdı ama Giray Bobo'dan hızlı davranarak pozisyonu engelledi. Bir kaç dakika sonra Simao bu kez soldan kaçırdı Brezilyalı oyuncuyu ancak Brezilyalı en çok gol bulduğu pozisyonlardan birinde bu kez dışarı vurdu. Beşiktaş son haftaların aksine kalesinde pozisyon vermiyor ve gol pozisyonlarına giriyordu.

İlk yarının sonlarında Serkan Balcı'nın Beşiktaş atağını kesmesi pahalıya maloldu ve Trabzon on kişi kaldı. Schuster, Trabzon'un on kişi kalmasını değerlendirmek adına oyuna Nobre'yi aldı. Fernandes'in çıkmasıyla ortasahada bir kişi az, hocumda bir kişi fazla oynamaya başladı Beşiktaş. Beşiktaş'ın tek önlibero ile devam etmesine rağmen eksik Trabzon atak olgunlaştırmakta zorlanıyordu. Öyle ki ilk ciddi pozisyonunu 55. dakikada bulabildi. Umut savunmanın arkasına iyi sarktı ama sonrasında başarılı olamadı. Ekrem araya girerek topu dışarı attı. Bundan beş dakika sonrasında Beşiktaş'ın net golü verilmedi. Simao'nun attığı gol ofsayt gerekçesiyle sayılması ancak pozisyon temizdi. Bu dakikadan sonra hakem Tolga Özkalfa oyunun kontrolünü kaybetti.


66. dakikada Hilbert'in ortasında Bobo'nun golü geldi. Beşiktaş oyunu kontrolü altına aldı derken Trabzonspor Ceyhun ile 1-1 yaptı. Beşiktaş yine duran toptan gol yedi. Bu takım bir kaç ay sadece duran top çalışsa yeridir. Oyunculara bakıldığında hava hakimiyeti yüksek ancak takım savunmada ve hatta hücumda pozisyon alamadığı için hep rakibe kaptırıyor topu. Toraman, Sivok, Bobo, Nobre gibi hava hakimiyeti yüksek oyuncular var ama her duran top tehlike.

Sivok'un kırmızısına gelince. Ferrari'ninkinden ne farkı var. Tamamen düşüncesizlikten gelen bir kart. Ferrari, Lugano'yu indirmiş kırmızı yemişti. Affedilecek yanı yok ama "o an sinirlendim ve vurdum" diyerek kendini savunabilir. Ancak Sivok'un ilk sarısı gereksiz. Faul yaptın, git. Topa vurduğubda sarı yiyeceğini biliyorsun. İkinci sarı yine hatalı. Adamı indirme. Atağı kesersin ama sarı kartın yoksa. Sarı kartının olduğunu bile bile atağı kesmemelisin.

Sivok'un çıkışıyla birlikte stopere Necip geçti. Aurelio alınıp, stopere çekilebilirdi. Maçın son 15 dakikasına girilirken, bu kez Burak savunmanın arkasına sarktı. Rüştü'yü zorlanmadan geçti ve yerde kaldı. Hakem oyunu durdurdu ve sarı kart itirazı yapan Rüştü ile kendini aldattığını düşündüğü Burak'a sarı kart verdi. Pozisyon penaltı. Hakem görmedi. Pozisyondaki Burak değil Alanzinho olsa muhtemelen verirdi. Burak kendini bu kadar çok atarsa, olacağı bu. Adı çıkmış adam sorun yaşar. Sonrasına gelelim. Hakemin oyunu durdurması anlamsız. Devam ettir, sonra sarı kartı verirsin. Kart işareti yapan Rüştü'ye sarı çıkması daha da anlamsız. Avrupa'nın hiçbir yerinde buna kart verilmiyor. Artık bu kuralı değiştirelim. Oyuncular da bunu bilerek o hareketi yapıyor. Onlar da yapmasın denebilir. Yapsın istiyorum. Alakasız yerde, maç bitmek üzereyken yapsın. Artık bu saçma kural kalksın.

88. dakikada ceza sahasına yapılan ortada top Burak Yılmaz'ın önünde kaldı. Burak bu sefer doğru olanı yaptı ve skoru 2-1'e getirdi. Son bölümlerde Beşiktaş iki pozisyona daha girdi ancak golü çıkaramayınca üç puanı Trabzonspor aldı.

Bugün takımın en iyisi Necip'ti. gerek ön liberoda gerekse stoperde oldukça başarılıydı. Beşiktaş ve Türk futbolu çok değerli bir çocuk kazanıyor. Beşiktaş adına bu maçtan çıkarılması gereken en büyük ders duran toplar. Bu yılın bir anlamı kalmadı. Taraftar da bunun farkında. Beşiktaş bu yıl 5. de olsa, 7. de olsa, 4. de olsa çok farketmez. Bundan sonra yapılması gereken hatalardan ders çıkarmak ve en önemlisi kupayı kazanmak. Kupa kazanılmadığı takdirde 4. olma zarureti doğuyor ve bu da kolay bir hedef gibi görünmüyor. Bu maçın benim adıma özeti: Duran top çalışın. Duran topları durdurun artık!

Yassah!


FIFA, bir süre önce Galler'de toplanıp futbolda tartışmalı bazı konuları karara bağlayacağını açıklamıştı. Bunlardan biri topun çizgiyi geçip geçmediğini algılayabilen teknoloji, diğeri ise futbolcuların boğazlarına taktıkları 'Snood' idi.

Ülkemizde olduğu gibi Avrupa'da da bir çok futbolcu snood kullanmaktadır. Volkan Demirel, Dia, Arda ülkemizdeki başlıca futbolcular. Avrupa'da çok daha kalabalık bir liste var. Tevez, Yaya Toure, Nasri, Reina, Chamakh, Jo, Balotelli... Sırf Premier Lig'den bile kabarık bir liste çıkar. Bugün snood ile Tevez o kadar bağdaşmıştır ki karikatürünü çizmek isteseniz snood ile birlikte çizersiniz.

Tabi Sepp Blatter'in bakış açısı farklı. Moda falan umrumda olmaz. Maalesef çıkan karar olumsuz. Futbolcular için tehlikeli olabileceği için yasaklanmış. Son noktada da farklı bir yorumu var Başkan'ın: "Neyini tartışıyoruz ki, formanın bir parçası mı?"

Tehlikeli olduğu konusunda emin değilim. Takıldıkları ve üzerinde durdukları nokta bir başka futbolcunun çekmesiyle futbolcunun zarar görebilecek olması. Evet hayvanın biri arkadan yapışırsa sıkıntı olur ama aynı hayvan formanın üst tarafına yapışırsa yine "sıkıntı var" demektir. FIFA muhafazakar takılıyor.

3 Mart 2011 Perşembe

2013 FIFA U-20 Türkiye'de


2013 FIFA U-20 Dünya Kupası'nın Türkiye'de gerçekleşecek olması, ülke için büyük bir kazanım. İşin ekonomik kazancı, bu vesileyle stadyumların yenilenecek olması bir tarafa, geleceğin yıldızlarını bu topraklarda izleyecek olmak tarifsiz. Ülkemizde bu turnuvanın değeri fazla bilinmiyor. Belki de farkında değiliz. Oysa geçmişe baktığımızda geleceğin yıldızlarını izleyeceğimizi söylemek güç değil.

Önce turnuvanın formatından biraz bahsedelim. Turnuva 1977'den beri 2 yılda bir düzenlenmektedir. Turnuvayı en fazla Arjantin ve Brezilya kazanmış. Genç yeteneklerini düşününce çok da sürpriz değil aslında. Bu ikisinin dışında Portekiz 2 kez, Gana, Almanya, İspanya, Sovyet Rusya ve Yugoslavya da birer kez kazandı.

Turnuvaya 24 takım katılıyor. Ev sahibi dışındaki 23 takım farklı kıtalardan geliyor: 4 tanesi Asya'dan, 4 Afrika'dan, 4 Kuzey Amerika'dan, 4 Güney Amerika'dan, 1 tane Okyanusya'dan ve 6 tane de Avrupa'dan. 6 gruptan ilk iki sıradakiler ve en iyi üçüncü 4 takım bir üst tura yükseliyor. Kalan 16 takımla eleme usulü maçlar yapılıyor ve turnuva sonlandırılıyor.

Bir sonraki turnuva bu yaz 30 Temmuz'da Kolombiya'da başlayacak. Asya, Güney Amerika ve Avrupa kıtası katılımcıları belli. Diğer kıta katılımcıları henüz belli olmadı. Bu turnuva muhtemelen bu yaz ülkemizde daha fazla ilgi görür. Bir sonraki turnuvayı düzenleyecek olmamız turnuvaya olan medya ve halk ilgilisi artıracaktır.

Turnuvada muhtemelen geleceğin büyük yıldızlarının bir çoğunu izleyeceğiz. Geçmiş turnuvaların ön plana çıkmış oyuncuları, ilerleyen yıllarda adından çok söz ettirdi. Mesela 2009 yılında turnuva şampiyonu olan Gana, geçtiğimiz Dünya Kupası'nda bu turnuvada da forma giymiş oyuncuları da barındırdığı kadrosu ile beklentilerin üzerine çıkmıştı. Bu turnuvanın yıldız Adiyiah ise bugün Milan'ın kontratlı oyuncusu. Andre Ayew, Inkoom, Addo gibi Ganalı oyuncular önümüzdeki yıllarda adından sıkça söz ettirecektir. Bunların dışında Brezilyalı Dalton, Renan, Teixeira, İspanyol Aizpilicueta, Asenjo, Alba, Merida, Nsue büyük beklentilerin olduğu futbolcular.


2009'daki futbolcular henüz futbol piyasasında ün yapmadı ama 2007'nin yıldızları piyasada. Şampiyon Arjantin'in nerdeyse kadrosunun tamamı bugün üst düzey takımlarda forma giyiyor: Agüero, Piatti, Fazio, Romero, Banega, Zarate, Insua, Di Maria ve Acosta. Ayrıca Çek Martin Fenin, Şilili Isla, Alexis Sanchez, Vidal, İspanyol Pique, Granero, Mata, Capel, Javi Martinez bu turnuvada başarılı olmuş ve sonrasında başarılı performans sergilemiş oyuncular.

2007'de bu kez kazanan Arjantin'in yıldızı Messi'ydi. Turnuva takipçileri Garay, Gago, Zabaleta, Ustari gibi yıldızları da bu turnuvada seyretme imkanı buldu. Turnuvanın finalisti Nijerya'nın o jenerasyonundan Taiwo, Obasi, Obi Mikel gibi oyuncular bugün Avrupa'da bir çok takımın transfer listesinde bulunuyor. Bobo'nun da yer aldığı Brezilya kadrosunda ise o günlerde Rafinha, Rafael Sobis, Arouca, Diego Tardelli ve Diego vardı.

2007 öncesinde de bir çok yıldızı dünya bu turnuvada tanıdı. Bu bağlamda belki de farkında olmadan bir çok oyuncuyu bu turnuvada izleyeceğiz. Genç yetenekleri bu turnuvayla tanıyacağız.

Yıllarca Türkler altyapıda çok iyi, ilerleyen yaşlarda gelişmiyorlar tezi için en önemli kaynaklardan biri olmuş İspanya maçı bu turnuvalardan birine ait. Mesela 2005'te 2. turda eşleştiğimiz İspanya'nın kadrosundaki Llorente, Fabregas, Raul Albiol bugün iyi işler yaparken bizim kadromuzda yer alan Uğur Uçar, Yasin Çakmak, Burak Yılmaz, Gökhan Güleç gibi isimler kendilerini geliştiremedi. Üstelik bu saydıklarım kendini en çok geliştirebilenler.

Geleceğin Fabregas'ını, Messi'sini, Agüero'sunu izleme fırsatımız olacka. Belki bu turnuva Türk takımları için de ufuk açıcı olur. Bu kez bizim scoutlar onları izlemeye gitmeyecek. Onlar bizim ayağımıza gelecek. Bu fırsatı kaçırmayız umarım.

2 Mart 2011 Çarşamba

Sercan'ın ve Bursaspor'un tercihleri


Sercan Yıldırım'ın Bursa'da çok da uzun kalmayacağı belliydi ama İstanbul'a gitmesi beklenen oyuncunun yolu Moskova'ya düştü.

Biraz geriye gidelim. Sercan daha Sercan olmadan Man City'nin oyuncuyu istediğini yazanlar oldu. Hatta Ferguson'un da Türk oyuncu ile ilgilendiği ve izlettiği yazıldı. Ancak ne hikmetse Man Utd, Bursaspor ile eşleştiğinde Sir Alex'in Sercan'dan haberi yoktu. Oysa biz bir süre öncesinde Sercan'ın Old Trafford'ta top süreceğini dinlemiştik. Haber doğruydu yanlıştı bilmiyoruz. Muhtemelen de asla öğrenemeyeceğiz. Belki de alışık olduğumuz menajer görüşmelerinden biridir.

Bursaspor'un şampiyonluğunda büyük katkısı olduğu yazıldı çizildi. Kalecisi kadar gol atan forvet oyuncusunun şampiyonlukta ne kadar katkısı olduğunu sorgularım ben. 4 gol atan forvet oyuncusunun bu kadar çok talibinin neden olduğunu da sorgularım. Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe ile adı geçti. Hepsi de doğruydu muhtemelen.

Bursaspor bırakmadı. Bıraksaydı yaklaşık 5-6 milyon € veren çıkardı. Yani bugün sattığı paraya satabilirdi. Hatta Beşiktaş'tan Tabata, Holosko gibi oyuncuları değerinin altında takasla alabilirdi, Galatasaray'dan Servet'i koparabilirdi. Bugün kazandığından daha karlı çıkardı ama Sercan'ı rakibine vermiş olurdu. Taraftarını üzerdi. Bu bağlamda daha az kar etmesine rağmen Lokomotif Moskova'ya göndermesi, Bursaspor açısından son derece mantıklı.

Peki bir de Sercan ve Türk futbolu açısından bakalım olaya. Sercan Yıldırım bence iyi bir tercih yapmadı. Öncelikle, Rusya'da maç takvimi, Avrupa'dakinden oldukça farklı. Soğuk kış aylarında haklı olarak tatil yapıyorlar. Bu oyuncuyu başka bir takvime adapte olmak zorunda bırakır. Sonrasında olası bir Avrupa macerasında da benzer adaptasyon sürecine tekrar girmek zorunda kalacaktır. Sonrasında Rus Liginin kalitesi ve daha önemlisi Avrupa gözündeki itibarı çok iyi değil. Evet Avrupa'ya Rus liginden daha çok oyuncu gidiyor olabilir ama Türkiye'de oynayan bir futbolcu için Avrupa macerasına Rusya'ya çıkarak başlamak akıl karı değil. Bugün Rus ligine gitmiş oyuncularımız sıçrama yapamadı. Hasan Kabze, Fransa yolunu tuttu, onun dışında benzer bir transfer politikasıyla Kuzey'e giden Caner Türkiye'ye döndü. Tekke geri geldi. Gökdeniz orada ama takip edeni var mı bilinmiyor.

Eğer Sercan'ın gelecekteki hedefi Avrupa'da oynamaksa bugün yanlış bir tercih yaptı. Bundan sonra daha zor şartlarda mücadele edecek. Kendini geliştirebilmek yine onun elinde. Öncelikle son toplardaki zaafiyetini gidermeli. Bunu giderdiğinde iyi bir oyuncu olabilir. Bundan sonra Moskova'da ilk 11'de oynamanın yolunu aramalı.

1 Mart 2011 Salı

Liverpool'un mavisi


Resimdeki formanın, Liverpool'un yeni dış saha forması olduğu iddia ediliyor. Henüz sadece bir iddia. Umarım doğru değildir diyorum. Devre arasında bir kırmızıya mavi dedik zaten. Bari geri kalanı kırmızı kalsın.

Yok böyle tribün


Yemişim Çarşı'yı, Kop'u, Headhunters'ı. Bundan sonra bileğimi kessen kanım mavi beyaz akar. Bundan sonra Zulu Warriors grubuyla giderim maçlara. Bundan sonra Ridgewell için, Bowyer için, Barry Ferguson için şarkılar bestelerim. Emre Tilev'in Çarşı için dediğini, Zulu Warriors için söylüyoruz artık. Yüzlerce maç izledim, görmedim böyle tribün. Ben bloga sansürlü fotoğrafı koydum ama şimdi merak edenler de olabilir. Linki vereyim haberin detayını(!) okusunlar. Birmingham taraftarı Carling Cup'ı kazanınca sevinci büyük olmuş. Şampiyon Birmingham olsun. N'ooluuurr...